İçeriğe geç

Ders 3.6 · Kademe 1 · Modül 3

Anadolu, 1205: Konya ve Selçuklu sarayı

1.542 kelime · 6 kaynak pasajı · yaklaşık 7 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. I. Gıyâseddin Keyhüsrev 1205'in başında Konya'yı alıp ikinci kez tahta oturunca, çocukluk hocası Mecdüddin İshak'ı Farsça manzum bir mektupla başkente çağırdı.
  2. Mecdüddin'in Mekke'de tanışıp Anadolu'ya davet ettiği İbn Arabî, Bağdat, Musul ve Malatya üzerinden gelerek 602/1205'te onunla birlikte Konya'ya gitti ve sultan tarafından saygıyla karşılandı.
  3. İbn Arabî Konya'da bir dostunun isteği üzerine Risâletü'l-Envâr'ı yazdı; sultanın verdiği evi bir dilenciye bağışladığı hikâyesi ise yeri ve sultanı değişen bir menkıbedir.

Kanca

1205 yılının başında Konya surlarının önünde bir ordu bekliyor. Başında, dokuz yıl önce tahtını kardeşine kaptırmış bir sultan var: Gıyâseddin Keyhüsrev. Sürgün yıllarında Halep'ten Ahlat'a, oradan gemiyle İstanbul'a kadar kapı kapı dolaşmış, kimseden yardım bulamamış. Şimdi uç bölgelerin Türkmenlerini arkasına almış, şehri bir ay kuşatmış ve kapılar ona açılmış.

Tahta ikinci kez oturan Keyhüsrev, çok geçmeden bir mektup yazdırıyor. Mektup Farsça ve manzum, yani şiirle yazılmış. Alıcısı çocukluğunun hocası: Mecdüddin İshak. O sırada bu hoca Konya'dan çok uzakta, yanında Endülüslü bir dostla birlikte.

Merkezi soru

Bir Selçuklu sultanının hocasına yazdığı davet mektubu, Endülüslü bir gezgini nasıl Konya'ya getirdi, ve İbn Arabî sarayın gölgesindeki bu şehirde neyle meşgul oldu?

Anlatım

Sürgünden dönen sultan

Keyhüsrev, Selçuklu sultanı II. Kılıç Arslan'ın en küçük oğluydu. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki Mecdüddin İshak maddesine göre babası onun eğitimini Mecdüddin'e emanet etmişti. Mecdüddin, gencin önce şehzadeliğinde, sonra 1192'de başlayan ilk saltanatında yanından ayrılmadı. 1196'da Keyhüsrev tahtı ağabeyi Süleymanşah'a bırakmak zorunda kaldı ve dokuz yıl sürecek bir sürgüne çıktı.

Süleymanşah öldüğünde yol yeniden açıldı. Keyhüsrev 1205'in başlarında Konya'yı aldı ve altı yıl sürecek ikinci saltanatına başladı. Bu yıllarda devletin sınırları genişleyecek, 1207'de Akdeniz kıyısındaki Antalya Selçuklulara geçecekti. Tahta dönen sultan, yanında görmek istediği insanları çağırmaya başladı. Farsça manzum mektup bu çağrının en kişisel olanıydı.

Mekke'de başlayan bir dostluk

Mecdüddin İshak mektup geldiğinde Anadolu'da değildi. Hac için Hicaz'a gitmiş, orada pek çok bilgin ve derviş tanımıştı. Tanıdıklarından biri İbn Arabî'ydi. İkisinin dostluğunun hicrî 600 yılı civarında, Mekke'de başladığı, İbn Arabî'nin Rûhu'l-Kuds adlı kitabının okunduğu toplantıların kayıtlarından anlaşılır. Rûhu'l-Kuds'ü, Endülüs'teki hocalarını anlattığı o kitabı, Ders 3.1'den hatırlıyorsun.

Mecdüddin, Mekke'de tanıştığı dostlarını Anadolu'ya davet etti. Davete olumlu cevap verenlerden biri de Endülüslü dostuydu. TDV'deki İbnü'l-Arabî maddesinin anlattığı yol şöyle: bir hac kafilesiyle Mekke'den çıkış, hicrî 601'in Safer ayında, yani 1204 sonbaharında Bağdat, ardından Musul. Musul'daki bahçeyi ve orada giyilen hırkayı önceki dersten biliyorsun. Musul'dan sonra yol kuzeybatıya döndü ve iki dost 1205 yazının başında Malatya'ya vardı.

Malatya'yı, Sivas'ı ve bu yolun öteki duraklarını ayrıca konuşacağız (Ders 3.8). Burada önemli olan, sultanın mektubunun bu kafileyi bir noktada yakalaması. Keyhüsrev eski hocasını Konya'ya çağırıyordu ve Mecdüddin yola yalnız çıkmadı. İbn Arabî de onunla birlikte başkente gitti. Takvim açısından bu, hicrî 602 yılı, miladi 1205'in ikinci yarısıdır.

Başkentte bir yabancı

Konya o yıllarda henüz sonraki yüzyılların ünlü medreselerle dolu şehri değildi, ama bir başkentin bütün hareketliliğini taşıyordu. Sarayın yazı dili Farsçaydı; şehirde Türkçe, Rumca ve Ermenice konuşan insanlar birlikte yaşıyordu. Sürgününün bir kısmını Bizans'ta geçirmiş bir sultan, şehri tekrar kendi şehri yapmaya çalışıyordu. Endülüs'ün batı ucundan gelen, Arapça yazan kırk yaşında bir adam için burası her bakımdan uzak bir dünyaydı.

Yine de İbn Arabî buraya bir yabancı gibi girmedi. Yanında sultanın en güvendiği adamlardan biri vardı. Biyografi yazarları, sultanın onu saygıyla karşıladığını anlatır. Bu karşılamanın ayrıntıları hakkında elimizde İbn Arabî'nin kendi kaleminden çıkmış bir anlatım yok. Onun yerine, yüzyıllar boyunca anlatılagelmiş bir hikâye var.

Anlatılagelen hikâye: yüz bin dirhemlik ev

Sonraki kuşakların anlattığına göre sultan, misafirine yüz bin dirhem değerinde bir konak hediye etti. Misafir bir süre o evde oturdu. Bir gün kapıya bir dilenci geldi ve Allah rızası için bir şey istedi. İbn Arabî'nin elinde verecek başka bir şey yoktu. Rivayete göre dilenciye evin kendisini verdi: benim bundan başka bir şeyim yok, al, senin olsun.

Bu hikâyeyi dinlerken iki şeyi akılda tutmak gerekir. İlki, hikâyenin bir menkıbe olmasıdır, yani sevenlerin dilinde yaşayan bir anlatı; onu İbn Arabî'nin kendi kaleminden aktaran bir kaynak bilmiyoruz. İkincisi, hikâyenin kendisinin bile tek bir biçimi olmamasıdır. Bazı anlatımlarda evi veren Keyhüsrev'dir ve olay Konya'da geçer. Bazılarında ise hediyeyi, Keyhüsrev'in Malatya'da büyüyen oğlu Keykâvus verir ve olay Malatya'ya yerleştirilir.

Buna rağmen hikâyenin ısrarla anlatılması bir şey söyler. İbn Arabî'yi sevenler onu, bir sultanın cömertliğiyle bir dilencinin ihtiyacı arasında duran ve ikincisini seçen biri olarak hatırlamak istediler. Bu bir tarih bilgisi değil, bir hafıza bilgisidir: insanların onu nasıl gördüğünü anlatır.

Sarayla arasındaki mesafe

İbn Arabî'nin sultanlarla ilişkisi sonraki yıllarda da sürecek. Keyhüsrev'in oğlu Keykâvus tahta geçtiğinde ona bir mektup yazacak, ülkesini nasıl yönetmesi gerektiği konusunda öğüt verecekti. O mektubu ayrıca okuyacağız. Konya'daki ilk konaklamada ise dikkat çeken şey, sarayın yakınında yaşayan bu misafirin yazdıklarının saraydan hiç söz etmemesi.

Konya da onun için son durak olmayacaktı. Bu ilk konaklamadan sonra yeniden yollara düşecek, yıllar içinde Anadolu'ya birkaç kez dönecekti; bir yerde uzun süre kalmak ona pek göre değildi. Ama başkentte geçen bu ilk aylar, sonraki bütün dönüşlerin zeminini hazırladı.

Tarihî veriler onun bu ilk Konya günlerinde bir yandan dostlarıyla görüştüğünü, bir yandan da yazmaya devam ettiğini gösteriyor. Kalemi yolculuk boyunca hiç bırakmamıştı: Musul'da Tenezzülât'ı bitirmişti, Konya'da da yeni bir kitap doğdu. Bu kitabın konusu, bir başkentin gürültüsünden olabildiğince uzak bir şeydi.

Metinden

Konya'da yazılan risalenin adı Risâletü'l-Envâr, yani «Nurlar Risalesi». Anqa yayınevinin eser tanıtımına göre İbn Arabî onu hicrî 602'de, miladi 1205'te Konya'da, bir dostunun ve yol arkadaşının isteğine cevap olarak kaleme aldı. İngilizcesi Rabia Terri Harris'in çevirisiyle Journey to the Lord of Power adını taşır. Risalenin açılışını kelime kelime aktaramıyoruz; aşağıdaki satırlar bir özettir.

Özetin üç parçasına yavaş bak. Önce bir istek var: kitap, önceki pek çok eseri gibi, bir dostun sorusundan doğuyor. Sonra bir yolculuk var: yukarıya, bir huzura doğru. Son parçası ise en kolay gözden kaçanı: dönüş. Yolcu varıp orada kalmıyor; insanların arasına geri geliyor.

Bu özetin ne söylemediğini de görmek gerekir. Sultandan, saraydan, Konya'nın sokaklarından hiç söz etmiyor. Yazıldığı yeri ve yılı bize, risaleyi inceleyen araştırmacıların kayıtları söylüyor. Halvet sözü de burada bir tavsiye olarak geçmiyor; bir dostun sorduğu soruya verilen cevabın parçası olarak geçiyor. Kitabın ayrıntılı yolculuk anlatımı ise bu tanışma dersinin sınırlarının dışında kalıyor.

Aslında…

Yaygın yanlışKanı: «İbn Arabî Anadolu'ya sultanın davetiyle, doğrudan saraya geldi.» Sultanın mektubu İbn Arabî'ye değil, hocası Mecdüddin İshak'a yazılmıştı.
Doğrusu

İbn Arabî'yi Anadolu'ya çağıran da Mecdüddin'di; Mekke'de başlayan dostluk, Bağdat ve Musul üzerinden Malatya'ya, oradan Konya'ya uzanan bir yolla sürdü. Yanlış, hikâyenin sonundan başa doğru okunmasından doğuyor: saray en parlak durak olduğu için yolculuğun sebebi sanılıyor.

Yaygın yanlışKanı: «Yüz bin dirhemlik evin hikâyesini İbn Arabî kendisi yazmıştır; tarihi ve yeri bellidir.» Bu hikâye sonraki kuşakların aktardığı bir menkıbedir; anlatımlar evi verenin Keyhüsrev mi Keykâvus mu, yerin Konya mı Malatya mı olduğu konusunda bile ayrılır.
Doğrusu

İnsanlar bu yanlışa, hikâyenin çok güzel ve çok sık anlatılması yüzünden düşer: sık duyulan bir anlatı zamanla belge gibi gelmeye başlar.

Büyük resim

Konya, gezginin yol haritasındaki sıradan duraklardan biri olarak kalmadı. Bu şehirde kurulan bağlar, ölümünden sonra da sürecek bir etki yarattı. Mecdüddin'in birkaç yıl sonra dünyaya gelecek oğlu, İbn Arabî'nin kitaplarını Konya'da saklayıp okutacak olan Sadreddin Konevî olacaktı. Fütûhât'ın kendi eliyle yazdığı nüshanın yüzyıllarca bu şehirde durması da bu bağın sonucudur.

Söylenenlerin kime dayandığını bir kez daha ayırmak iyi olur. Keyhüsrev'in sürgünü ve 1205'te tahta dönüşü, Mecdüddin'e yazdığı mektup ve Mecdüddin'in hocalığı tarihî veridir. Mekke'den Konya'ya uzanan yol, biyografik kaynakların, özellikle TDV'deki maddelerin anlatımıdır. Risâletü'l-Envâr'ın Konya'da, bir dostun isteğiyle yazılması eserin kaydına dayanır. Yüz bin dirhemlik ev ise bir menkıbedir.

Özet

  1. I. Gıyâseddin Keyhüsrev 1205'in başında Konya'yı alıp ikinci kez tahta oturunca, çocukluk hocası Mecdüddin İshak'ı Farsça manzum bir mektupla başkente çağırdı.
  2. Mecdüddin'in Mekke'de tanışıp Anadolu'ya davet ettiği İbn Arabî, Bağdat, Musul ve Malatya üzerinden gelerek 602/1205'te onunla birlikte Konya'ya gitti ve sultan tarafından saygıyla karşılandı.
  3. İbn Arabî Konya'da bir dostunun isteği üzerine Risâletü'l-Envâr'ı yazdı; sultanın verdiği evi bir dilenciye bağışladığı hikâyesi ise yeri ve sultanı değişen bir menkıbedir.

Tefekkür

Quiz

  1. Keyhüsrev'in 1205'te yazdığı Farsça manzum mektup kime yazılmıştı?
  2. İbn Arabî ile Mecdüddin İshak'ın dostluğu nerede başladı?
  3. İbn Arabî Konya'da hangi risaleyi, kimin isteğiyle yazdı?
  4. Yüz bin dirhemlik ev hikâyesini neden bir menkıbe saymak gerekir?

Cevaplar

  1. Çocukluğundan beri hocası olan Mecdüddin İshak'a; sultan onu Konya'ya çağırıyordu.
  2. Mekke'de, hicrî 600 civarında; Rûhu'l-Kuds'ün okunduğu toplantıların kayıtları bunu gösterir.
  3. Risâletü'l-Envâr'ı, hicrî 602'de bir dostunun ve yol arkadaşının isteği üzerine yazdı.
  4. Çünkü onu İbn Arabî'nin kendi kaleminden aktaran bir kaynak bilinmez ve anlatımlar evi verenin kim olduğu ile olayın yeri konusunda birbirinden ayrılır.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Konya'ya birlikte gelen iki adamdan biri sultanın hocası, öteki Endülüslü bir misafirdi. Bu dostluk sadece iki kişiyle kalmadı: Mecdüddin'in oğlu Sadreddin, zamanla İbn Arabî'nin kitaplarının en yakın koruyucusu olacaktı. Sıradaki soru şu: bir dostun oğlu nasıl olup da bir öğrenciye, hatta bir evlada dönüştü, ve Mecdüddin İshak ile Sadreddin Konevî'nin hikâyesi İbn Arabî'nin mirasını nasıl şekillendirdi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video fikri — yol alan bir mektup: ekranda mühürlü, katlanmış bir mektup. Konya'dan çıkar, harita üzerinde doğuya ve güneye doğru bir hac kafilesini arar, onu yakalar ve kafileyle birlikte geri döner. Dönüşte yanında iki yolcu vardır.

Sahneler

  • Açılış: kış sonu, surlarla çevrili bir şehir; kapının önünde bekleyen atlılar. Kapı yavaşça açılır.
  • Mektup: bir masa üzerinde Farsça, satırları şiir düzeninde bir mektup (harfler seçilmeyecek kadar uzaktan, hat levhası taklit edilmez).
  • Yol: haritada Mekke → Bağdat → Musul → Malatya → Konya çizgisi; her durağın üstünde yıl.
  • Başkent: kalabalık bir çarşı; birkaç dilde konuşan seslerin uğultusu.
  • Menkıbe: kapıda bir dilenci, açılan bir kapı, el değiştiren bir anahtar. Sahne, masal tonunda, soluk renklerle çizilir ve üstünde «rivayet» yazar.
  • Risale: lamba ışığında yazı yazan bir el; sayfada yukarı çıkan, sonra geri dönen bir çizgi.

Ekranda yazılacaklar: I. Gıyâseddin Keyhüsrev · Konya, 1205 · Mecdüddin İshak · Mekke → Bağdat → Musul → Malatya → Konya · 602/1205 · Risâletü'l-Envâr · «rivayet» etiketi.

Seslendirme: sakin, anlatı tonunda. Menkıbe bölümüne geçerken ses yumuşar; «rivayete göre» açıkça vurgulanır, hikâye bitince ses yeniden düz anlatıma döner.

Telif: Konya'nın bugünkü fotoğrafları, saray kalıntılarının görüntüleri, minyatürler ve el yazması sayfaları kullanılmaz; her sahne bu video için yeniden çizilir.

Modül 3 — Bir Hayatın Romanı II: Doğu

Amaç: Öğrenci İbn Arabî'nin 1205'te Mecdüddin İshak'la birlikte Anadolu'ya nasıl geldiğini, Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev'in Konya'sında nasıl ağırlandığını ve bu şehirde yazdığı Risâletü'l-Envâr'ı, tarihî veriyle menkıbeyi ayırarak anlatabilir.