İçeriğe geç

Ders 3.5 · Kademe 1 · Modül 3

Musul'da Hızır hırkası

1.571 kelime · 5 kaynak pasajı · yaklaşık 7 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. İbn Arabî hicrî 601'de, miladi 1204'te, Mekke'den Bağdat üzerinden Musul'a geçti ve şehrin dışındaki bahçesinde yaşayan hocası Ali b. Abdullah b. Câmi'le buluştu.
  2. Ali b. Câmi' bu bahçede, Kadîbülbân'ın yanında Hızır'dan bir hırka giymişti; İbn Arabî'ye de onu aynı yerde ve Hızır'ın usulüyle giydirdi. Hirtenstein'a göre bu hırka bir takke biçimindeydi.
  3. İbn Arabî, Fütûhât'ta, bu giyişten önce hırka geleneğini benimsemediğini, Hızır'ın ona değer verdiğini görünce benimseyip başkalarına da giydirmeye başladığını kendisi yazar.

Kanca

Dicle kıyısındaki Musul şehrinin dışında, Muklâ denen yerde bir bahçe. Bahçenin sahibi Ali b. Abdullah b. Câmi' adında bir adam. Fütûhât'taki anlatıma göre bu bahçede bir yabancı ona bir giysi giydiriyor. Yanında bir tanık var: Musul'un tanınmış velisi Kadîbülbân.

Giysiyi giydiren yabancının adı Hızır. Yıllar sonra aynı bahçeye Endülüslü bir yolcu gelecek ve Ali b. Câmi' ona, tam o noktada durup, aynı giysiyi aynı biçimde giydirecek.

Merkezi soru

İbn Arabî Musul'da, Hızır'ı hiç görmeden, Hızır'dan geldiği söylenen bir hırkayı nasıl giydi, ve bu giyiş onun bu tür giysilere bakışını neden değiştirdi?

Anlatım

Mekke'den kuzeye

Hicrî 601 yılında, yani miladi 1204'te, İbn Arabî Mekke'deki yıllarını geride bırakıp bir hac kafilesine katıldı ve kuzeye yöneldi. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddeye göre önce Bağdat'a vardı ve orada on iki gün kadar kaldı. Sonra Dicle'yi izleyerek yukarı çıktı ve Musul'a ulaştı.

Musul o yıllarda bilginlerin, tüccarların ve yolcuların uğrak yeriydi. İbn Arabî burada şehrin âlimleriyle görüştü, sohbet etti, bazılarıyla tartıştı. Bu görüştüğü insanların arasında, onun için ötekilerden daha ağır basan bir isim vardı: şehrin dışında bahçesiyle yaşayan Ali b. Abdullah b. Câmi'.

Bahçenin sahibi

İbn Arabî, Fütûhât'ta bu adamı kendi hocalarından biri olarak tanıtır. Anlattığına göre Ali b. Câmi', Musul'un iki eski velisinin, Ali el-Mütevekkil'in ve Kadîbülbân'ın yakınında yetişmiş biriydi. Kadîbülbân Musul'da hâlâ saygıyla anılan bir addı. Ali b. Câmi' ise şehrin dışında, Muklâ'daki bahçesinde, kendi hâlinde yaşıyordu.

Kanca'daki sahneyi İbn Arabî kendi kaleminden aktarır. Hızır bu bahçede Ali b. Câmi'e bir giysi giydirmişti ve Kadîbülbân da oradaydı. Hızır'ı Endülüs'teki üç karşılaşmadan tanıyorsun (Ders 2.8): Kur'an'ın Hz. Musa'ya sabrı öğreten kulu, gelenekte ölmediğine inanılan yolcu. Musul'da ise Hızır bir giysiyle anılır.

Hırka nedir?

Önce kelimenin kendisine bakalım. «Hırka» Arapçada eski, yamalı bez parçası demektir. Zamanla sûfîlerin sade, yünden ya da yamalı bezden giydikleri üst giysinin adı oldu. Bir usta, yetiştirdiği bir öğrenciye kendi giysisini ya da ona benzeyen bir giysiyi giydirdiğinde, bu davranış bir mesaj taşırdı: seni tanıyorum, sen benim yolumdansın.

Bu giysi bazen bir cübbe, bazen bir başörtüsü ya da takke olabilirdi. Stephen Hirtenstein'ın belirttiğine göre Musul'da giyilen hırka bir takkeydi: başa konan küçük bir başlık. Böyle bir giysinin değeri, onu veren elden gelir.

Giysinin bir özelliği daha var. Her giydirilişte bir el onu bir sonraki ele geçirir. Kim kimden giydi, o da kimden giymişti? Böylece giysiyle birlikte bir de el değiştirme listesi oluşur. Musul'daki giysinin listesi kısadır: Hızır, sonra Ali b. Câmi', sonra İbn Arabî.

Aynı yerde, aynı biçimde

Ali b. Câmi', İbn Arabî'ye hırkayı giydirirken sıradan bir yer seçmedi. İbn Arabî'nin anlatımına göre onu bahçesinin tam o noktasında, Hızır'ın kendisine giydirdiği yerde giydirdi. Yalnız yer aynı değildi: Hızır'ın onu giydirirken izlediği yolu da adım adım tekrarladı.

Bu ayrıntı küçük görünür, ama anlatımın merkezi burasıdır. Ali b. Câmi' yeni bir tören kurmuyor, eski bir anı tekrar yaşatıyor. İbn Arabî o gün bahçede Hızır'ı görmedi. Onun yerine, Hızır'ı görmüş bir adamın elinden, Hızır'ın durduğu toprağın üstünde, Hızır'ın hareketleriyle giyindi.

İbn Arabî'nin bunu yazarken seçtiği vurgu dikkat çekici. Hızır'la kendi karşılaşmalarını anlatırken olağanüstü şeyler anlatmıştı: suyun üstünde yürüyen bir adam, havada serilen bir hasır. Musul sahnesinde böyle bir şey yok. Hiçbir şey uçmuyor, kimse suyun üstünde yürümüyor. Bir bahçe, bir yaşlı dost ve bir takke var.

Bu sadelik Sevilla'daki ilk karşılaşmayı hatırlatıyor. Orada Hızır, hocasıyla tartışıp çıkan genci el-Ureybî'nin kapısına geri göndermişti. Musul'da da Hızır'ın izi İbn Arabî'ye bir insan hocanın eliyle ulaşır. İki sahnede de Hızır'la yolcu arasında duran biri vardır ve o kişi atlanmaz. İbn Arabî hikâyeyi anlatırken Ali b. Câmi'i bir aracı olarak geçiştirmez; onu adıyla, bahçesiyle, dostlarıyla birlikte anar.

Önceki giyiş

Musul'daki giyiş İbn Arabî'nin Hızır'a dayanan ilk hırkası değildi. Claude Addas, onun bu hırkayı iki kez giydiğini yazar: önce hicrî 592'de Sevilla'da, sonra 601'de Musul'da. Addas, Sevilla'da hocasıyla tartıştıktan sonra karşısına çıkan yabancıyı, Hızır'ın onun hayatına yaptığı bir dizi müdahalenin ilki olarak okur ve bu dizinin iki giyişle doruğa ulaştığını söyler.

O hâlde Musul, Sevilla'da başlayan bir hikâyeyi tamamlıyordu. Endülüs'te genç bir öğrenci olarak Hızır'la karşılaşan adam, otuz dokuz yaşında, Doğu'da, Hızır'ın bir dostunun bahçesinde aynı giysiyi ikinci kez giydi.

Musul'da kalan bir kitap

İbn Arabî Musul'da yalnız bir giysi almadı. TDV'deki maddeye göre bu şehirde kaldığı süre içinde et-Tenezzülâtü'l-Mevsıliyye adlı bir kitap yazdı. Adı, kabaca «Musul'da inenler» diye çevrilebilir. Kitap, ibadetlerin sırları, yani dışta yapılan hareketlerin içte neye karşılık geldiği üzerine düşüncelerini toplar. Mekke'de başlayan yazı alışkanlığı, yol boyunca da sürüyordu.

Metinden

Bahçedeki giyişi İbn Arabî, Fütûhât'ta Hızır'a ayrılmış bölümde anlatır. Aşağıdaki satırlar Gerald Elmore'un İngilizce çevirisinden bu ders için Türkçeye aktarılmıştır.

Hızır ona hırkayı Kadîbülbân'ın yanında giydirmişti. Şeyh de onu bana, bahçesinin aynı yerinde ve Hızır'ın ona giydirirken gözettiği usulün aynısıyla giydirdi. O zamandan sonra hırkayı benimsedim ve insanlara giydirdim, çünkü Hızır'ın ona ne kadar değer verdiğini gördüm. Bundan önce, bugün bilinen anlamıyla hırkayı benimsemiyordum.

Pasajın ilk yarısı bir tarif, ikinci yarısı bir itiraftır. İlk yarıda İbn Arabî yeri ve usulü aynı cümlede iki kez vurgular: aynı yer, aynı usul. Tekrarın sebebi açık. Hızır orada değildi; onun yerini tutan şey, onun izinin kılı kılına korunmasıydı.

Asıl şaşırtıcı olan son cümle. Otuz dokuz yaşındaki, pek çok ustanın yanında yetişmiş bu adam, o güne kadar giysi yoluyla bağlanmaya pek önem vermediğini açıkça söylüyor. Onu değiştiren şey bir kitap ya da bir tartışma olmadı; Hızır'ın bu giysiye değer vermiş olduğunu öğrenmek oldu. Pasaj, İbn Arabî'nin fikrini neden değiştirdiğini söyler, ama giysinin içinde ne taşındığını açıklamaz. O açıklama başka bir sorunun konusu.

Pasajın sustuğu şeylere de bak. Giyiş sırasında hangi sözlerin söylendiğini, Ali b. Câmi'in hangi hareketleri tekrarladığını, takkenin renginin ya da kumaşının ne olduğunu anlatmaz. Bir rüyadan, bir görüden de söz etmez. İbn Arabî bize yalnız sahnenin iskeletini bırakır: kim, nerede, kimin usulüyle. Gerisini hayal etmek okura kalır, ama pasaj bu hayale bir tanıklık gibi davranmaz.

Aslında…

Yaygın yanlışKanı: «Hızır, Musul'da İbn Arabî'ye görünüp hırkayı kendi eliyle giydirdi.» İbn Arabî'nin kendi anlatımında Musul'da Hızır'la karşılaşma yoktur.
Doğrusu

Hırkayı ona Ali b. Câmi' giydirir; Hızır'ın eli o sahneye yıllar önceki bir giyişten, bir aracı üzerinden ulaşır. Yanlış, «Hızır hırkası» adından doğuyor: ad, giysiyi kimin giydirdiğini değil, nereden geldiğini söyler.

Yaygın yanlışKanı: «İbn Arabî hırka geleneğinin her zaman savunucusuydu.» Kendi sözüne göre durum tersiydi: Musul'dan önce bu geleneği, bilinen biçimiyle benimsemiyordu ve onu insanlara giydirmeye bu giyişten sonra başladı.
Doğrusu

Bu kanı, sonraki yüzyıllarda onun adıyla anılan pek çok hırka zincirinin geriye doğru okunmasından doğuyor.

Büyük resim

Hızır, İbn Arabî'nin hayat hikâyesinde üç ayrı rolde görünür. Sevilla'da öğüt verir, Tunus'ta bir şey gösterir, Atlas kıyısında bir başkasının kalbine dokunur. Musul'da ise hiç görünmez; yalnız bir giysinin kaynağı olarak anılır. Bu son sahne, önceki üçünün doğal bir devamı: bir tanıklığın yerini bir miras alır.

Hirtenstein bu giyişi bir yargıcın cübbesine benzetir. Yargıç cübbeyi giydiğinde kendi adına değil, adaletin adına konuşur; hırkayı giyen de bir bakıma Hızır'ın hâlini temsil etmeye başlar. Bu Hirtenstein'ın yorumudur ve İbn Arabî'nin pasajında bu benzetme yoktur. Hirtenstein'ın notuna göre, bu giyişten sonra hırkayı giydirdiği insanlar arasında kadınlar da vardı.

Söylenenlerin kime dayandığı da önemli. Bahçedeki giyiş, Kadîbülbân'ın tanıklığı ve İbn Arabî'nin fikrini değiştirmesi, Fütûhât'taki kendi anlatımıdır. Yolculuğun tarihi, Bağdat'taki on iki gün ve Tenezzülât'ın Musul'da yazılması biyografik verilerdir. İki giyişin dizisi Addas'ın, takke biçimi ve yargıç benzetmesi Hirtenstein'ın aktarımına dayanır. Hırkanın, bağlanmanın ve el değiştirme listelerinin tasavvuftaki yeri ise ayrıca ele alınacak (Ders 21.3).

Özet

  1. İbn Arabî hicrî 601'de, miladi 1204'te, Mekke'den Bağdat üzerinden Musul'a geçti ve şehrin dışındaki bahçesinde yaşayan hocası Ali b. Abdullah b. Câmi'le buluştu.
  2. Ali b. Câmi' bu bahçede, Kadîbülbân'ın yanında Hızır'dan bir hırka giymişti; İbn Arabî'ye de onu aynı yerde ve Hızır'ın usulüyle giydirdi. Hirtenstein'a göre bu hırka bir takke biçimindeydi.
  3. İbn Arabî, Fütûhât'ta, bu giyişten önce hırka geleneğini benimsemediğini, Hızır'ın ona değer verdiğini görünce benimseyip başkalarına da giydirmeye başladığını kendisi yazar.

Tefekkür

Quiz

  1. İbn Arabî Musul'da hırkayı kimin elinden ve nerede giydi?
  2. Ali b. Câmi' bu hırkayı daha önce kimden giymişti ve o giyişte kim tanık olarak oradaydı?
  3. İbn Arabî'ye göre Musul'daki giyiş, hırka geleneği hakkındaki fikrini nasıl değiştirdi?
  4. Claude Addas'ın aktarımında, Hızır'a dayanan hırka İbn Arabî'ye hangi iki şehirde giydirildi?

Cevaplar

  1. Ali b. Abdullah b. Câmi'in elinden, Musul'un dışındaki bahçesinde; Hızır'ın ona giydirdiği yerin tam üstünde.
  2. Hızır'dan giymişti; o giyişte Musul'un velisi Kadîbülbân oradaydı.
  3. Önceden bu geleneği bilinen biçimiyle benimsemiyordu; Hızır'ın ona değer verdiğini görünce benimsedi ve başkalarına da giydirmeye başladı.
  4. Önce hicrî 592'de Sevilla'da, sonra 601'de Musul'da.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Musul'da İbn Arabî bir bahçede, bir dostun elinden, sessizce giyindi. Kısa süre sonra yolu çok farklı bir mekâna, bir sultanın şehrine çıktı: 1205'te Anadolu'ya geçti ve Selçukluların başkenti Konya'ya vardı. Sıradaki soru şu: bir bahçede başına küçük bir takke konan bu gezgin, Selçuklu sarayının kapısında nasıl karşılandı, ve bir sultanla bir yolcu arasında nasıl bir ilişki kuruldu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video fikri — elden ele geçen takke: ekranın ortasında küçük, sade bir takke. Onu tutan eller değişir, takke yerinde kalır: önce yüzü gösterilmeyen bir yabancının eli, sonra yaşlı bir adamın eli, sonra genç bir yolcunun başı.

Sahneler

  • Açılış: Dicle kıyısında bir şehir silueti; şehrin dışında çitle çevrili sade bir bahçe. Bahçede bir noktada toprağa hafif bir ışık düşer.
  • Geçmiş: aynı nokta, daha eski bir zaman tonu. Yüzü görünmeyen bir yabancı, bir adama takke giydiriyor; kenarda duran bir tanık.
  • Yolculuk: haritada Mekke'den Bağdat'a, oradan Dicle boyunca Musul'a uzanan bir çizgi.
  • Giyiş: aynı ışıklı nokta; yaşlı adam aynı hareketleri tekrarlıyor. Önceki sahnenin silik bir yansıması üstüne biner.
  • Sevilla ve Musul: haritada iki nokta, üstlerinde 592 ve 601.
  • Kapanış: yolcu bahçeden çıkar, harita kuzeybatıya, Anadolu'ya kayar.

Ekranda yazılacaklar: Musul, 601/1204 · Ali b. Abdullah b. Câmi' · Kadîbülbân · Muklâ'daki bahçe · Hızır → Ali b. Câmi' → İbn Arabî · Sevilla 592, Musul 601 · et-Tenezzülâtü'l-Mevsıliyye · Fütûhât.

Seslendirme: sakin, sıcak. «Aynı yerde, aynı biçimde» ifadesi yavaş okunur. Pasajdaki itirafa geçerken ses bir an bekler; itiraf vurgusuz, düz okunur.

Telif: Musul'un çağdaş fotoğrafları, türbe fotoğrafları, minyatür ya da yazma sayfası kullanılmaz; sahnelerin hepsi özgün çizimle kurulur.

Modül 3 — Bir Hayatın Romanı II: Doğu

Amaç: Öğrenci İbn Arabî'nin hicrî 601'de Musul dışındaki bir bahçede hocasının elinden Hızır'a dayanan hırkayı nasıl giydiğini, bu giysinin ona kimden ve hangi yolla geldiğini ve bu giyişin ardından hırkaya bakışının nasıl değiştiğini anlatabilir.