Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Nizâm, İbn Arabî'nin 1202'de Mekke'de yanında hadis okuduğu İsfahanlı âlim Zâhir b. Rüstem'in kızıdır; İbn Arabî onu bilgisi, edebi ve güzelliğiyle anar, «güneşin ve parıltının gözü» lakabını kaydeder.
- Altmış bir şiirden oluşan Tercümânü'l-Eşvâk, İbn Arabî'nin kendi bildirdiğine göre 1214'te Mekke'de yazıldı; önsözü, kitapta anılan her ismin ve her konağın Nizâm'ı kastettiğini, ama şiirlerin ilahi anlamlara da işaret ettiğini söyler.
- Halep'te bir hukuk âlimi bu açıklamayı bir kılıf saydığında, İbn Arabî talebelerinin isteğiyle şiirlerini tek tek açıklayan Zehâiru'l-A'lâk'ı yazdı; kitaba Halep'te başladı ve 1215'te Aksaray'da tamamladı.
Kanca
Halep, 1215 yılının ilk ayları. Şehirde bir hukuk âlimi, elden ele dolaşan bir şiir kitabı hakkında konuşuyor. Kitabın yazarı dindarlığıyla tanınan bir adam; şiirler ise çöl konaklarını, göç eden kervanları ve bir sevgilinin gözlerini anlatıyor.
Âlimin şüphesi basit: bu adam aşk şiiri yazmış, sonra da ayıplanmamak için «bunlar ilahi hakikatleri anlatıyor» demiş. Bu söz, iki genç öğrencinin kulağına gidiyor. Onlar da hocalarının kapısını çalıyor.
Merkezi soru
Mekke'de tanınan Nizâm kimdi, onun adıyla açılan aşk şiirleri nasıl bir kitaba dönüştü, ve Halep'te bu şiirlere itiraz edildiğinde İbn Arabî ne yaptı?
Anlatım
İsfahanlı bir ailenin kapısı
Hikâyenin başı Halep'te değil, on iki yıl kadar önce Mekke'de. İbn Arabî 1202'de bu şehre vardığında, orada İran'dan gelip yerleşmiş, bilgisiyle tanınan bir çevre buldu. Bu çevrenin başında İsfahanlı bir âlim vardı: Mekînüddin Ebû Şücâ' Zâhir b. Rüstem. İbn Arabî, şiir kitabının önsözünde bu adamı saygıyla anar ve ondan Tirmizî'nin hadis kitabını okuduğunu söyler. Tirmizî, Hz. Muhammed'in sözlerini derleyen büyük hadis âlimlerinden biridir.
Zâhir'in yaşlı bir kız kardeşi de vardı: Fahrünnisâ, yani «kadınların övüncü». İbn Arabî ondan da hadis dinlemek istedi. Yaşlı hanım, hayatının son yıllarını ibadete ayırmak istediğini söyleyerek özür diledi. Yine de kardeşinin, kendi adına, İbn Arabî'ye bir izin belgesi yazmasına razı oldu. O dünyada bu tür bir belgeye icazet denir: bir hocanın, öğrencisine «benden duyduklarını başkalarına aktarabilirsin» diye verdiği yazılı izin.
Bu ayrıntı küçük görünebilir, ama önemli bir şey söyler. İbn Arabî bu eve bir yabancı olarak değil, bir öğrenci olarak girdi. Nizâm'ı da bu evin kızı olarak tanıdı.
Nizâm
Zâhir b. Rüstem'in bir kızı vardı. Adı Nizâm'dı; Arapçada «düzen, dizi, uyum» demektir. Ona bir de lakap verilmişti: Aynü'ş-Şems ve'l-Bahâ, «güneşin ve parıltının gözü».
İbn Arabî onu önsözde uzun uzun anlatır. Henry Corbin'in İngilizce aktarımından Türkçeye çevirirsek, onu gören herkesin bakışını büyüleyen ince, narin bir genç kızdı. Ama İbn Arabî'nin övgüsü güzellikte kalmaz. Aynı önsöze göre Nizâm bilgili, ibadete düşkün, sözüyle meclisleri süsleyen, konuşanı şaşırtan bir kadındı; İbn Arabî onu Mekke ile Medine'nin bilgili kadınları arasında sayar.
Burada bir sınırı hemen çizmek gerekir. Kaynaklar, İbn Arabî ile Nizâm arasında bir evlilik olduğunu söylemez. İbn Arabî de önsözde böyle bir şeyden söz etmez; aileyi yakından tanıdığını, kızın bilgisine ve edebine hayran kaldığını anlatır. Aralarındaki bağın ne olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz, bu genç kadının yıllar sonra bir şiir kitabının açılışına adıyla yerleşmesi.
On iki yıl sonra, aynı şehirde
İbn Arabî Mekke'den ayrıldı; Anadolu'ya, Bağdat'a, Musul'a gitti, geri döndü, yeniden yola çıktı. Şiirler ise 1214'ün sonlarında, hicrî 611 yılının Recep, Şaban ve Ramazan aylarında, Mekke'de yazıldı. Bunu İbn Arabî kendisi söyler: kutsal yerleri ziyaret ederken bu şiirleri kaleme aldığını belirtir.
Ortaya altmış bir şiirden oluşan küçük bir kitap çıktı: Tercümânü'l-Eşvâk, «özlemlerin tercümanı». Şiirlerin dili, Arap şiirinin çok eski bir dilidir. Terk edilmiş konaklar, sabah rüzgârı, deve kervanları, sevgilinin gidişi, geride kalanın ağlayışı. Önsözde ise Nizâm var. İbn Arabî, bu önsözü yazdığı sırada babası Zâhir'in artık hayatta olmadığını ve Nizâm'la tanışıklığını geçmişte kalmış bir şey olarak anlatır.
Yani kitap sıcağı sıcağına yazılmış bir aşk mektubu gibi okunamaz. On iki yıllık bir mesafeden, bir hatıranın üzerine kurulmuştur.
Halep'te bir itiraz
Kanca'daki sahneye dönelim. Birkaç ay sonra İbn Arabî Halep'teydi. Yanında iki yakın talebesi vardı: yıllardır yol arkadaşı olan Bedr el-Habeşî ve genç öğrencisi İsmâil b. Sevdekîn. Bu ikisi, şehirdeki bir hukuk âliminin sözlerini duydu. Âlim, önsözdeki açıklamaya inanmıyordu: ona göre şiirlerin ilahi anlamlar taşıdığı iddiası, dindar bir adamın aşk şiiri yazmış olmanın ayıbından kurtulmak için başvurduğu bir kılıftı.
Talebeler bunu hocalarına aktardı ve şiirleri açıklamasını istedi. İbn Arabî de oturup kendi şiirlerinin her birini, hemen her beytini açıklayan bir kitap yazdı. Adı Zehâiru'l-A'lâk, kabaca «değerli şeylerin hazineleri». Açıklamaya Halep'te başladı. Kâtib Çelebi'nin kaydına göre kitabı hicrî 612 yılında, 1215 yazında Aksaray'da tamamladı.
İbn Arabî'nin kendi anlatımına göre, bu açıklamanın bir bölümü Halep'teki konağında, şehrin âlimlerinin önünde okundu. Okuyan, sonradan Halep'in büyük tarihçisi olarak tanınacak Kemâleddin İbnü'l-Adîm'di. Aynı anlatıya göre itiraz eden âlim, açıklamayı dinledikten sonra sözünden döndü.
Bir şair kendi şiirini açıklıyor
Burada durup düşünmeye değer. Bir şairin kendi şiirini satır satır açıklaması pek görülen bir şey değildir. Şiir çoğu zaman okura bırakılır. İbn Arabî ise bir itiraz karşısında şiirin arkasında durdu ve her imgenin neyi işaret ettiğini yazdı.
Açıklama kitabında bir kervanın göçü, bir konağın boşalması, bir sevgilinin bakışı, hep başka bir şeye açılan kapılar olarak okunur: insanın kalbinde olup bitene, bilgiye, Allah'a duyulan özleme. Nizâm'ın adı da bu okumada kaybolmaz. Açıklamada, görünüşte Nizâm adını ve «güneşin gözü» lakabını taşıyan sevgilinin, asıl anlamda sevilen Hakk'a işaret ettiği söylenir.
Bu açıklamaların ayrıntısı, hangi şiirde hangi imgenin nasıl okunduğu, iki kitabın tanıtıldığı Ders E1.1 ile Ders E1.2'nin konusu. Kitaptaki en ünlü beyitlerden biri, «Kalbim her surete kabildir» diye başlayanı da burada; onun nasıl okunması gerektiği ise Ders 19.3'te ayrıca tartışılacak. Aşkın İbn Arabî'nin düşüncesindeki yeri de kendi başına uzun bir konu.
Metinden
Önsözün, Nizâm'ı tanıttıktan hemen sonra gelen bir cümlesi, bütün kitabın nasıl okunacağını söyler. Reynold A. Nicholson 1911'de kitabı İngilizceye çevirirken bu cümleyi de aktardı.
Cümle iki şeyi birden yapıyor. Önce gerçek bir kadını kitabın merkezine koyuyor: her isim, her konak Nizâm'a dönüyor. Şiirlerde eski Arap şiirinin geleneksel sevgili adları geçse de, İbn Arabî okura bu adların arkasında tanıdığı birinin durduğunu söylüyor.
Öte yandan cümle, şiirleri tek bir kadının hikâyesine indirmiyor. Aynı önsözde İbn Arabî, yazdıklarının ilahi bilgilere ve inceliklere işaret ettiğini de söyler; özetle, şiirin dilini bir sevgilinin diliyle kurduğunu, ama anlattığının bununla sınırlı olmadığını anlatır. Yani önsözde Nizâm hem gerçek bir insan hem de daha büyük bir şeye açılan bir kapı olarak durur.
Nicholson bir ayrıntıya daha dikkat çeker. İbn Arabî, açıklama kitabını yayımladığında önsözün Nizâm'ı anlatan bölümlerini çıkarmıştı. Okuduğumuz cümle ilk yazımda bulunur. Bu yüzden elimizde aynı önsözün iki farklı biçimi var: biri Nizâm'ı uzun uzun anan, öteki onu kısaltan. Neden kısalttığını kendisi söylemez; bu konuda yalnızca tahmin yürütülebilir.
Aslında…
Yaygın yanlışKanı: «Bu şiirler ya bir kadına yazılmış sıradan aşk şiirleridir ya da baştan sona semboldür; ikisi birden olamaz.» İbn Arabî'nin önsözü bu ayrımı kabul etmez: bir yanda gerçek bir kadını adıyla, ailesiyle, lakabıyla anar, öte yanda şiirlerin daha derin anlamlara işaret ettiğini söyler.
Yanlış, Halep'teki itirazın kurduğu seçenekten doğuyor: ya samimi aşk ya da sonradan bulunmuş bir kılıf. Önsöz ise gerçek bir insana duyulan hayranlığı, daha büyük bir özlemin dili olarak kullanır.
Yaygın yanlışKanı: «Şiirler, İbn Arabî Mekke'de Nizâm'la tanıştığı günlerde yazıldı.» Tanışma 1202'ye, şiirlerin yazılışı ise İbn Arabî'nin kendi bildirdiği gibi 1214'e aittir.
Yanlış, önsözün Nizâm'ı anlattığı canlılıktan doğuyor; oysa o önsözde tanışıklık geçmiş zamanla anlatılır ve baba artık hayatta değildir.
Büyük resim
Mekke yılları İbn Arabî'ye yalnızca büyük kitabının başlangıcını vermedi. Bir öğrenci olarak girdiği bir evde, sonradan kendi şiirinin merkezine koyacağı bir insanı da tanıdı. Önceki derste adı olmayan bir Genç'ten söz ettik; bu derste ise adı, babası, halası ve lakabı bilinen bir kadın var.
Anlatılanların hangisinin kime ait olduğunu ayırmak burada da gerekli. Zâhir b. Rüstem'den hadis okuması, Fahrünnisâ'nın izni, Nizâm'ın tarifi ve «her isim onu kastediyor» cümlesi önsözde, yazarın kendi ağzından gelir. Şiirlerin 1214'te Mekke'de yazıldığını ve Halep'teki okumayı da kendisi bildirir. Açıklamanın 1215'te Aksaray'da bittiği Kâtib Çelebi'nin kaydıdır. Nizâm'ı bir sevgi ve güzellik simgesi olarak okumak ise Corbin gibi modern araştırmacıların yorumudur.
Halep'teki sahne, İbn Arabî'nin hayatında bir kez olan bir şey de değil. Ölçülü sözle anlatmak gerekirse, onun yazdıkları her dönemde tartışıldı; kimi okurlar onu yüceltti, kimileri eleştirdi. Bu küçük şiir kitabı, o tartışmaların ilk görünür örneklerinden biri.
Özet
- Nizâm, İbn Arabî'nin 1202'de Mekke'de yanında hadis okuduğu İsfahanlı âlim Zâhir b. Rüstem'in kızıdır; İbn Arabî onu bilgisi, edebi ve güzelliğiyle anar, «güneşin ve parıltının gözü» lakabını kaydeder.
- Altmış bir şiirden oluşan Tercümânü'l-Eşvâk, İbn Arabî'nin kendi bildirdiğine göre 1214'te Mekke'de yazıldı; önsözü, kitapta anılan her ismin ve her konağın Nizâm'ı kastettiğini, ama şiirlerin ilahi anlamlara da işaret ettiğini söyler.
- Halep'te bir hukuk âlimi bu açıklamayı bir kılıf saydığında, İbn Arabî talebelerinin isteğiyle şiirlerini tek tek açıklayan Zehâiru'l-A'lâk'ı yazdı; kitaba Halep'te başladı ve 1215'te Aksaray'da tamamladı.
Tefekkür
Quiz
- Nizâm'ın babası kimdi ve İbn Arabî onunla Mekke'de ne okudu?
- Tercümânü'l-Eşvâk ne zaman ve nerede yazıldı?
- Halep'teki hukuk âlimi şiirlere nasıl bir itirazda bulundu?
- Zehâiru'l-A'lâk nedir ve kimlerin isteğiyle yazıldı?
Cevaplar
- İsfahanlı âlim Mekînüddin Zâhir b. Rüstem'dir; İbn Arabî önsözde ondan Tirmizî'nin hadis kitabını okuduğunu anlatır.
- İbn Arabî'nin kendi bildirdiğine göre 1214'te, hicrî 611'in Recep, Şaban ve Ramazan aylarında, Mekke'de yazıldı.
- Şiirlerin ilahi anlamlar taşıdığı açıklamasını, aşk şiiri yazmanın ayıbından kurtulmak için bulunmuş bir kılıf saydı.
- İbn Arabî'nin kendi şiirlerini açıkladığı kitaptır; talebeleri Bedr el-Habeşî ile İsmâil b. Sevdekîn'in isteğiyle yazıldı.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Bu derste on iki yıl ileri atlayıp Halep'e ve Aksaray'a kadar gittik. Şimdi yeniden 1202'ye, Mekke'ye dönüyoruz. İbn Arabî o ilk yıllarda şehirde nasıl yaşadı, kimlerle oturdu, ve Kâbe'nin yanında «açıldığını» anlattığı o büyük kitap, Fütûhât, kâğıda ilk kez nasıl dökülmeye başladı?