Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî 1202'de Mekke'ye vardıktan sonra, Kâbe'nin çevresinde tavaf ederken kara taşın yönünden gelen, adını vermediği bir «Genç» ile karşılaştığını anlatır; Genç kendini «konuşan ve susan, ne diri ne ölü» gibi zıt niteliklerle tarif eder.
- Bu anlatı Fütûhât'ın ilk bölümündedir; bölümün başlığı, kitaba yazdırılanın bu «ruh»un bedeninden okunduğunu söyler, yani İbn Arabî en büyük kitabının kaynağını bu karşılaşmaya bağlar.
- İbn Arabî Genç'in kim olduğunu söylemez; TDV maddesi onu «korunmuş levha»nın bir biçime bürünmesi, Corbin ise İbn Arabî'nin «öteki ben»i olarak okur, Chodkiewicz de ilk görünüşünü Kitâbü'l-İsrâ'da bulur.
Kanca
Konuşuyor, ama susuyor. Ne diri, ne ölü. Hem tek parça, hem birçok parçadan yapılmış. Her şeyi kuşatıyor, ama kendisi de kuşatılmış.
Bu bir bilmece gibi duruyor. Oysa bir yazarın, en büyük kitabının daha ilk bölümünde, karşısına çıkan birini anlatmak için seçtiği sözler bunlar. Tarif ettiği kişinin bir adı yok. Ona yalnızca «Genç» diyor.
Merkezi soru
İbn Arabî'nin Mekke'de, Kâbe'nin çevresinde karşılaştığını anlattığı «Genç» nasıl bir varlıktı, bu karşılaşmayı nerede ve nasıl anlattı, ve neden en büyük kitabını bu karşılaşmayla açtı?
Anlatım
Mekke'de bir yabancı değil
İbn Arabî Mekke'ye hicrî 598 yılının hac ayında, yani 1202 yazının sonunda vardığında otuz yedi yaşındaydı. Endülüs'ten bu şehre uzanan yolu önceki derste yürüdük. Şimdi yolcu şehirdeydi ve binlerce hacıyla birlikte o taş yapının etrafında yürüyordu. Bu yürüyüşün bir adı var: tavaf, yani Kâbe'nin çevresinde yedi kez dönmek.
Kâbe'nin bir köşesine kara bir taş yerleştirilmiştir; Arapçada Hacerülesved, «kara taş» denir. Hacılar tavafa o köşeden başlar. İbn Arabî'nin anlattığı karşılaşma da işte bu köşenin yakınında geçer.
Karşılaşmanın hangi gün olduğunu bilmiyoruz. İbn Arabî tarih vermez; bildiğimiz, Mekke'de geçen ilk yıllarına ait olduğu. Stephen Hirtenstein, İbn Arabî'nin bu şehirde yaşadığı birkaç büyük deneyim arasında en büyük kitabının yazılmasına yol açanın bu tavaf sahnesi olduğunu vurgular.
Kara taşın yanında
Sahneyi, TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Fütûhât maddesindeki özete dayanarak aktaralım. Tavaf ederken bir genç, kara taşın bulunduğu yönden onun durduğu yere doğru gelir. Genç kendini, Kanca'da duyduğumuz o birbirine zıt niteliklerle tarif eder: konuşan ve susan, ne diri ne ölü, hem basit hem bileşik.
Sonra şaşırtıcı bir şey ister. İbn Arabî'den, kendisini bir kitap gibi okumasını ister. Ansiklopedinin özetine göre Genç, onda gördüklerini eserine geçirmesini ve bunları kavramaya hazır olanlara öğretmesini söyler. İbn Arabî, gencin kendisinde saklı olan bilgileri gözlerinin önüne serdiğini anlatır.
Ardından ikisi birlikte Kâbe'nin çevresinde yedi kez dönerler. Karşılaşmanın sonunda Genç, gördüğü bu evin kendi özünü, yaptıkları yedi dönüşün de yedi temel niteliğini temsil ettiğini söyler. Anlatımda taştan ev ile yedi tur, gencin kendisini anlatan birer işarete dönüşür.
Bir kitabın kapısı
Bu hikâye bir hatırat defterinde durmuyor. İbn Arabî onu, adını da Mekke'den alan en büyük eserinin, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye'nin, kısaca Fütûhât'ın ilk bölümüne yerleştirdi. Kitabın adı «Mekke açılımları» diye çevrilebilir. İlk bölüm, kitabın geri kalanının nereden geldiğini anlatan bölümdür.
Burada bir ölçüyü akılda tutmak gerekir. Fütûhât, İbn Arabî'nin otuz yıla yayılan bir emekle yazdığı, bugün binlerce sayfa tutan bir kitaptır. Yazar, bütün bu hacmi bir karşılaşmaya bağlıyor. Kitabı okuyan herkes, onun ilk sayfalarında yazarının şunu söylediğini görür: bu satırların kaynağı ben değilim, Kâbe'nin yanında bana okunmak üzere açılan o varlıktır.
Böyle bir girişin bir yazar için ne demek olduğunu düşün. İbn Arabî o güne kadar da yazıyordu; Endülüs'te ve Mağrib'de kaleme aldığı kitaplar vardı. Fütûhât'ın ilk bölümü ise okura, elindeki kitabı yazarın kendi düşüncesinin ürünü olarak değil, ona gösterilmiş bir şeyin aktarımı olarak okumasını söylüyor.
Genç kimdi?
İbn Arabî bu soruya bir ad ya da bir kimlik vererek cevap vermez. Genç'in bir çarşıda tanıştığı bir hacı, Mekke'de yaşayan bir âlim, ya da bir peygamber olduğunu söylemez. Tarifi, bir insanı tanıtan bir tarif değildir; «ne diri ne ölü» diye anılan biri, Mekke sokaklarında adıyla bulunacak biri değildir.
Bu boşluğu, onu sonra okuyanlar kendi yorumlarıyla doldurdu. Bu yorumlar İbn Arabî'nin sözü değildir; her biri sahibinin adıyla anılmalı.
TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki Fütûhât maddesi Genç'i, bütün varlığın yazılı olduğuna inanılan «korunmuş levha»nın bir insan biçimine bürünmüş hâli olarak okur. Henry Corbin ise onda İbn Arabî'nin kendi ilahi benliğini, bir çeşit «öteki ben»ini görür; ona göre bu karşılaşmada iki ayrı kişi değil, insanın kendisiyle, kendi derinindeki hâliyle yüzleşmesi söz konusudur. Michel Chodkiewicz de bu gencin ilk kez Mekke'de değil, İbn Arabî'nin yıllar önce Fas'ta yazdığı Kitâbü'l-İsrâ'da göründüğünü hatırlatır; o eseri Ders 2.9'da tanımıştık. Chodkiewicz'e göre Mekke'deki sahne, orada haber verilen karşılaşmanın asıl gerçekleşmesidir.
Üç okuma birbirinden ayrılıyor, ama bir noktada birleşiyor. Hiçbiri Genç'i sıradan bir insan olarak okumuyor.
Neden bir dönüm noktası?
İbn Arabî'nin hayatını anlatan biyografilerde Mekke'ye varış, yolculuğun sonu olarak değil, bir başlangıç olarak durur. Bunun en görünür nedeni bu karşılaşmadır. Genç'in «okumak» için açtığı şey, İbn Arabî'nin hayatının geri kalanında yazacağı en büyük eserin malzemesi olarak sunulur.
Bir de öğrenme biçimi değişiyor. Endülüs derslerinde tanıdığımız hocaların hepsinin bir adı, bir evi, bir mahallesi vardı: bir ümmî usta, iki yaşlı kadın, bir filozof. Mekke'de karşısına çıkanın ise adı yoktu ve yeri, hacıların durmadan döndüğü avlunun ortasıydı. Kişilerden öğrenen yolcu, kendi anlatımına göre burada okunmak üzere açılan bir varlıktan öğreniyordu.
Metinden
Bu karşılaşmayı anlatan bölümün başlığı, bölümün kendisi hakkında pek çok şey söyler. Fütûhât'ı İngilizceye bütünüyle çeviren Eric Winkel, ilk bölümün başlığını şöyle aktarır.
Başlığı yavaşça okuyalım. İlk dikkat çeken, kitabın bir kişiye bağlanması. Başlık Genç'i «ruh» diye anıyor; yani bölümün konusu bir olay olmaktan önce bir varlık. İbn Arabî bu varlığı bilmeyi, kitabın ilk bilgisi olarak koyuyor.
İkincisi, bilginin nereden alındığı: o ruhun «biçimlenmiş bedeninin bölümlerinden». Genç konuşarak ders vermiyor, kendini bir sayfa gibi açıyor; İbn Arabî de onu okuyor. Kanca'daki «konuşan ve susan» tarifi burada anlam kazanıyor: söylenen, sözle değil, görünerek söyleniyor.
Üçüncüsü, fiilin edilgen oluşu: «yazdırılan». İbn Arabî «yazdığım» demiyor. Bu kelime, kitabın kaynağını yazarın dışına koyuyor.
Başlığın söylemediği şeyler de var. Genç'in adını vermiyor. Karşılaşmanın uykuda mı uyanıkken mi geçtiğini söylemiyor. Aralarındaki «sırlar»ın ne olduğunu da açmıyor; başlık onların var olduğunu söyleyip susuyor. Bölümün metnini baştan sona, bütün ayrıntılarıyla okumak Ders FT1.1'in işi.
Aslında…
Yaygın yanlışKanı: «Genç, İbn Arabî'nin Mekke'de tanıştığı genç bir öğrenci ya da bir hocaydı.» İbn Arabî Genç'e ad, soy ya da memleket vermez; onu «ne diri ne ölü» diye, bir insana uymayan zıt niteliklerle tarif eder ve bölümün başlığında «ruh» diye anar.
Yanlış, «genç» kelimesinin gündelik anlamından doğuyor: okur, Mekke'deki bir karşılaşmayı Endülüs'teki hoca ziyaretleri gibi düşünüyor.
Yaygın yanlışKanı: «Fütûhât o gün, Kâbe'nin yanında tek oturuşta yazıldı.» İbn Arabî kitabın kaynağını bu karşılaşmaya bağlar, ama yazımı otuz yıla yayılır: kitabın ilk nüshası 1231'de tamamlandı, ikincisi 1238'de.
Yanlış, «kaynak» ile «yazım süreci»nin karıştırılmasından doğuyor; bir kitabın bir anda açılması, bir anda yazılması anlamına gelmez.
Büyük resim
Önceki derste İbn Arabî'yi Kuzey Afrika'dan Mekke'ye kadar yürüttük. Bu derste o yolculuğun neden bir varışla bitmediğini gördük: Mekke'de karşılaştığı ilk büyük sahne, hayatının en büyük kitabının kapısı oldu.
Bu derste de iddia türleri ayrışıyor. Genç'in tarifi, onu okuması istenmesi ve yedi dönüş, İbn Arabî'nin kendi anlatımıdır ve Fütûhât'ın ilk bölümünde durur. Mekke'ye varış tarihi ve yaşı tarihî verilerdir. Genç'in «korunmuş levha» ya da «öteki ben» olduğu ise yorumlardır; ilki TDV maddesinin, ikincisi Corbin'in okuması. Kitâbü'l-İsrâ ile bağı Chodkiewicz kurar.
Mekke yılları burada bitmiyor. Aynı şehirde, aynı yıllarda başka bir karşılaşma, bu kez adı olan bir insanla yaşanacak. Aynı yıllarda Fütûhât'ın ilk satırları da kâğıda dökülmeye başlayacak.
Özet
- İbn Arabî 1202'de Mekke'ye vardıktan sonra, Kâbe'nin çevresinde tavaf ederken kara taşın yönünden gelen, adını vermediği bir «Genç» ile karşılaştığını anlatır; Genç kendini «konuşan ve susan, ne diri ne ölü» gibi zıt niteliklerle tarif eder.
- Bu anlatı Fütûhât'ın ilk bölümündedir; bölümün başlığı, kitaba yazdırılanın bu «ruh»un bedeninden okunduğunu söyler, yani İbn Arabî en büyük kitabının kaynağını bu karşılaşmaya bağlar.
- İbn Arabî Genç'in kim olduğunu söylemez; TDV maddesi onu «korunmuş levha»nın bir biçime bürünmesi, Corbin ise İbn Arabî'nin «öteki ben»i olarak okur, Chodkiewicz de ilk görünüşünü Kitâbü'l-İsrâ'da bulur.
Tefekkür
Quiz
- İbn Arabî Genç ile nerede, ne yaparken karşılaştığını anlatır?
- Genç kendini hangi zıt niteliklerle tarif eder? İkisini say.
- Bu karşılaşma hangi kitabın hangi bölümünde anlatılır ve o bölümün başlığı kitabın kaynağı hakkında ne söyler?
- Genç'in «öteki ben» olduğu kimin yorumudur, ve bu yorum neden İbn Arabî'nin sözü sayılmaz?
Cevaplar
- Mekke'de, Kâbe'nin çevresinde tavaf ederken, kara taşın bulunduğu köşenin yakınında karşılaştığını anlatır.
- Konuşan ve susan, ne diri ne ölü, hem basit hem bileşik; bu tarif onun sıradan bir insan olmadığını gösterir.
- Fütûhât'ın ilk bölümünde anlatılır; başlık, kitaba yazdırılanın bu ruhun biçimlenmiş bedeninden alındığını söyler.
- Henry Corbin'in yorumudur; İbn Arabî Genç'e bir kimlik vermediği için bu okuma yorumcunun kendi açıklamasıdır.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Kâbe'nin yanındaki Genç'in adı yoktu. Mekke'de İbn Arabî'nin hayatına giren bir sonraki kişinin ise bir adı var: İsfahanlı bir âlimin kızı Nizâm. İbn Arabî onun için aşk şiirleri yazacak, yıllar sonra da bu şiirlerin ne anlattığını açıklamak zorunda kalacak. Sıradaki soru şu: Nizâm kimdi, ve bir insana duyulan aşkın diliyle yazılmış şiirler neden İbn Arabî'nin elinde başka bir şeyi anlatmak için kullanıldı?