İçeriğe geç

Ders 3.1 · Kademe 1 · Modül 3

Kahire ve Kudüs üzerinden Mekke'ye (1202)

1.640 kelime · 7 kaynak pasajı · yaklaşık 7 dakika okuma · seslendirme 11 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. İbn Arabî 1201'de Bicâye'de Ramazan'ı geçirdi, Tunus'ta Mehdevî ile buluştu; 1202'de İskenderiye ve Kahire'den geçti ve Mısır'ı büyük bir kıtlığın ortasında buldu.
  2. Fas'tan gelen yol arkadaşı Muhammed el-Hassâr Mısır'da öldü; ölüm nedeni kaynaklarda yoktur. Habeşli Abdullah Bedr yolculuğa devam etti.
  3. Mısır'dan sonra Halîl'de Hz. İbrâhim'in kabrini, Kudüs'ü ve Medine'de Hz. Muhammed'in kabrini ziyaret etti; Mekke'ye Zilhicce 598'de, yani Eylül 1202 dolaylarında, hac ayında vardı.

Kanca

Mısır, hicrî 598 yılı, miladî 1202. Nil iki yıl üst üste taşmamış, tarlalar susuz kalmış. O yıllarda Kahire'de yaşayan Bağdatlı hekim Abdüllatîf el-Bağdâdî gördüklerini bir güncede yazıyor: boşalan köyler, yollarda ölenler, açlıktan dağılan bir toplum.

Bu şehre batıdan üç yolcu gelir. Biri Mürsiyeli, biri Habeşli, biri Fas'tan. Mısır'dan çıkıp kuzeye yürüdüklerinde ise sayıları ikiye inmiştir.

Merkezi soru

İbn Arabî 1201'de Kuzey Afrika'dan çıkıp 1202'de Mekke'ye varana kadar hangi şehirlerden geçti, yolda neler gördü ve yanındaki iki arkadaştan hangisi Mısır'da kaldı?

Anlatım

Batıdan son bakış: Bicâye ve Tunus

Fas'tan çıkan üç kişilik kafile, sahil şehirlerini birer birer arkada bırakarak doğuya ilerledi. İlk uzun durak Bicâye oldu; bugün Cezayir'deki Béjaïa şehri.

Bicâye'de hicrî 597 yılının Ramazan'ını geçirdi, yani 1201 yazını. Orada gördüğü bir rüyayı sonradan kendisi anlatır. Özetle anlattığına göre rüyasında gökteki bütün yıldızlarla, ardından bütün harflerle, bir evlilikte olduğu gibi birleşti. Rüyayı bir yorumcuya danıştırdı. Yorumcu, bu rüyayı görenin, gök ilimlerinden ve gizli bilgiden kendi zamanında kimseye verilmemiş bir pay alacağını söyledi.

Bir sonraki durak Tunus'tu. Burada Abdülazîz el-Mehdevî adlı bir sûfîyle yeniden buluştu; onunla birkaç yıl önce, gençliğindeki bir Tunus seferinde tanışmıştı. Mehdevî, İbn Arabî'nin hep saygıyla andığı Ebû Medyen'in öğrencilerindendi. Kaynaklar bu buluşmayı 597 ya da 598 yılına koyar; ikisi de 1201'in son aylarına düşer. Tunus'tan sonra Mağrib bir daha onun durakları arasında görünmez.

Kıtlık yılında Mısır

Fransız araştırmacı Denis Gril'e bakılırsa İbn Arabî Mısır'dan en az iki kez geçti. İlki, Tunus'tan ayrıldıktan hemen sonra, 598'de, yani 1202'de oldu. Muhtemelen karadan gelerek önce İskenderiye'ye, sonra Kahire'ye vardı.

Geldiği Mısır, Selâhaddin'in kurduğu Eyyûbî hanedanının yönettiği bir ülkeydi. Kanca'da andığımız kıtlık da tarihî bir veridir. Abdüllatîf el-Bağdâdî'nin güncesine göre Nil 1200'de ve 1201'de yeterince yükselmedi, ülke 597 ve 598 yıllarında büyük bir açlık yaşadı. İbn Arabî'nin kafilesi Kahire'ye tam bu yıllarda girdi.

Kahire'de onu şaşırtan başka bir şey de vardı. Gril'in aktardığına göre bu iki Mısır şehrinde, Mağrib'de hiç görmediği bir sûfî hayatıyla karşılaştı: vakıflarla desteklenen, dervişlerin bir arada yaşadığı büyük konaklar. Endülüs'te hocalarını çoğu zaman kendi evlerinde, bir çarşıda ya da bir mescidin köşesinde bulmuştu. Burada ise unvanları olan, resmî bir düzene bağlı bir çevre gördü. Bu çevre hakkında ne düşündüğünü birazdan kendi kaleminden okuyacağız.

Geride kalan yol arkadaşı

Kafilenin Mısır'dan neden iki kişi çıktığını artık söyleyebiliriz. Mısır'da kalan, Fas'tan gelen Muhammed el-Hassâr'dı. Merakeş'teki rüyada ona yol arkadaşı olarak gösterilen bu adam, Doğu'ya gitmeyi Allah'tan dilemiş ve kendisini götürecek kişiyi bekliyordu. Mısır'a kadar geldi ve orada öldü.

Ölümünün nedenini kaynaklar söylemez. İbn Arabî üzerine yazılmış bazı biyografik özetler, kıtlık yıllarında yayılan salgını bir ihtimal olarak anar. Bu, tarihçilerin bir tahminidir; elimizde bir kayıt olarak bulunmaz. Kesin olan şu: Doğu'yu görmek isteyen adam Doğu'nun kapısına kadar geldi, ötesini göremedi.

Habeşli Abdullah Bedr ise yoluna devam etti. Önceki dersten hatırlayacağın gibi Gril, Bedr'in 594'te Fas'ta tanıştığı bu hocasının yanından hayatının sonuna kadar ayrılmadığını yazar. Mekke'ye de onunla birlikte gidecekti.

Hz. İbrâhim'in şehri ve Kudüs

Mısır'dan sonra yol Filistin'e çıkar. Kaynaklar burada iki önemli şehrin adını verir: Halîl, bugünkü adıyla Hebron, ve Kudüs.

Sıralama kaynaklarda aynı değildir. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İbn Arabî'nin önce Kudüs'e geldiğini, sonra Kudüs'ten yaya olarak Mekke'ye doğru yola çıkıp yolu üzerindeki Halîl'e uğradığını yazar. Bazı İngilizce özetler ise Kahire'den sonra önce Halîl'i, ardından Kudüs'ü sayar. Hangi sırayla olursa olsun, iki şehir de bu yolculuğun durakları arasındadır.

Halîl, Hz. İbrâhim'in kabrinin bulunduğuna inanılan şehirdir; kasabanın adı da ona verilen «Halîlullah», yani «Allah'ın dostu» sıfatından gelir. İbn Arabî burada Hz. İbrâhim'in kabrini ziyaret etti. TDV ansiklopedisindeki kayda göre bir süre kasabada kaldı ve İbrâhim Camii'nin imamı Zâhir el-İsfahânî'den, yaklaşık üç asır önce Orta Asya'daki Tirmiz şehrinde yaşamış sûfî Hakîm et-Tirmizî'nin kitaplarını okudu. Yolda bile ders okuyan bir yolcu: Endülüs'te hocadan hocaya giden genç, Doğu'da da aynı alışkanlıkla ilerliyor.

Kudüs ise o yıllarda Müslümanların elindeydi. Selâhaddin şehri 1187'de, yani İbn Arabî'nin gelişinden on beş yıl önce Haçlılardan geri almıştı. Biyografiler onun Kudüs'te Mescid-i Aksâ'da namaz kıldığını anlatır. Ayrıntısını bilmiyoruz; bildiğimiz, Mekke'ye giden yolu bilerek peygamberlerin anıldığı şehirlerden geçirdiği.

Medine'den Mekke'ye

Filistin'den sonra yol güneye, Arabistan'ın içlerine döner. İbn Arabî Medine'ye vardı ve Hz. Muhammed'in kabrini ziyaret etti. Bu yolun haritası dikkat çekici bir çizgi çiziyor: Halîl'de Hz. İbrâhim, Kudüs'te Hz. Dâvûd'dan Hz. İsa'ya pek çok peygamberin hatırası, Medine'de Hz. Muhammed. Mekke'ye ulaşmadan önce yolcu, bir peygamber mezarından ötekine yürümüştü.

Mekke'ye varışı TDV ansiklopedisi Zilhicce 598 olarak verir; bu, miladî 1202'nin Ağustos sonu ile Eylül'üne denk gelir. Zilhicce hac ayıdır. Yani İbn Arabî şehre, dünyanın dört bir yanından gelen hacıların toplandığı günlerde girdi.

Başlıktaki tarih bu yüzden doğru, ama yolculuğun tamamını anlatmıyor. 1202, varışın yılıdır. Yola çıkış Endülüs için 1200'e, Mağrib'in son durakları için 1201'e düşer. Başlıktaki iki şehir de yolun bütün duraklarını saymaz: İskenderiye, Halîl ve Medine de bu yolculuğun parçasıdır.

Metinden

Kahire'de gördükleri, İbn Arabî'nin aklından çıkmadı. Mekke'ye vardıktan sonra, hicrî 600 yılında, Tunus'ta bıraktığı dostu Mehdevî'ye hitaben upuzun bir mektup kaleme aldı. Bu mektup sonradan Rûhu'l-Kuds adıyla bir kitap olarak okundu; Endülüs'teki hocalarını anlattığı bölümlerini Ders 2.7'de tanımıştık. Kitabın girişinde Doğu'da gördüklerine de değinir.

İbn Arabî kitabın girişinde, Doğu'da bazı kimselerin «şeyhlerin şeyhi» diye anılmasına şaştığını anlatır. Ona göre bu unvanı taşıyanlardan biri manevi hakikatlerden habersizdi ya da Mağrib'in yol ehli hakkında dayanaksız sözler söylüyordu. Kitabın geri kalanında ise önce kendi nefsini sorguya çeker, sonra Mağrib'de, özellikle Endülüs'te kendisine yol göstermiş kadın ve erkek hocaları tek tek anlatır.

Bu özeti dikkatle okuyalım. İbn Arabî Doğu'daki sûfîlerin tamamını ya da o büyük konakların düzenini yargılamıyor. Hedefi bir unvan ile o unvanı taşıyanın bilgisi arasındaki açıklık. Kendi hocalarının çoğunun hiçbir unvanı yoktu; bir kısmı yoksul, bir kısmı kadın, bir kısmı hiç kitap yazmamış insanlardı.

Mektubun kime yazıldığı da önemli. Mehdevî, Mağrib'de kalmış bir dosttur. İbn Arabî ona Doğu'dan yazarken, geride bıraktığı dünyanın değerini hatırlatıyor. Gril bu girişi, Mısır'daki ilk izlenimin bir izi olarak okur; bu okuma Gril'e aittir. Kitabın bir tepki olarak yazıldığını İbn Arabî kendisi söylemez.

Aslında…

Bu yolculuk hakkında iki yanlış sıkça duyuluyor.

Yaygın yanlışKanı: «İbn Arabî Kudüs'e Haçlıların elindeyken, gizlice girdi.» Selâhaddin Kudüs'ü 1187'de geri almıştı ve İbn Arabî'nin geçtiği 1202'de şehir Eyyûbîlerin yönetimindeydi; bir Müslüman yolcunun şehre girip Mescid-i Aksâ'da namaz kılmasının önünde bir engel yoktu.
Doğrusu

Yanlış, Haçlı çağının iki asır boyunca tek bir tablo gibi düşünülmesinden doğuyor: şehir bu dönemde birkaç kez el değiştirdi.

Yaygın yanlışKanı: «El-Hassâr Mısır'daki salgında öldü; İbn Arabî bunu kendisi yazar.» Kaynaklar el-Hassâr'ın Mısır'da öldüğünü söyler, ölüm nedenini söylemez.
Doğrusu

Salgın, kıtlık yıllarına bakan bazı biyografi yazarlarının ihtimal olarak andığı bir açıklamadır. Yanlış, bir tarihçinin «belki» diye kurduğu cümlenin tekrarlandıkça kesinlik kazanmasından doğuyor.

Büyük resim

Endülüs yılları İbn Arabî'nin kendi şehrinde, kendi dilinde ve kendi hocalarının arasında büyüdüğü yıllardı. 1201 ile 1202 arasındaki bu yol ise onu bambaşka bir dünyaya taşıdı: kıtlık yaşayan bir Mısır, unvanlarıyla anılan şeyhler, peygamber şehirleri ve sonunda hacılarla dolu bir Mekke. Hayatının geri kalanını geçireceği Doğu'yu ilk kez bu yolda gördü.

İddia türleri bu derste de ayrışıyor. Bicâye rüyası ve Doğu'daki unvanlara duyduğu şaşkınlık onun kendi kaleminden gelir. Mısır'daki kıtlık, Kudüs'ün 1187'deki durumu ve Mekke'ye varış tarihi tarihî verilerdir. El-Hassâr'ın salgından ölmüş olabileceği biyografi yazarlarının tahminidir; Rûhu'l-Kuds'un girişini Mısır izlenimine bağlayan ise Gril'in yorumudur. Mekke'de başlayacak hayat ise ayrı bir hikâye; o şehirde yaşanan ilk büyük karşılaşma Ders 3.2'nin, orada yazılmaya başlanan dev kitap da Ders 3.4'ün konusu.

Özet

  1. İbn Arabî 1201'de Bicâye'de Ramazan'ı geçirdi, Tunus'ta Mehdevî ile buluştu; 1202'de İskenderiye ve Kahire'den geçti ve Mısır'ı büyük bir kıtlığın ortasında buldu.
  2. Fas'tan gelen yol arkadaşı Muhammed el-Hassâr Mısır'da öldü; ölüm nedeni kaynaklarda yoktur. Habeşli Abdullah Bedr yolculuğa devam etti.
  3. Mısır'dan sonra Halîl'de Hz. İbrâhim'in kabrini, Kudüs'ü ve Medine'de Hz. Muhammed'in kabrini ziyaret etti; Mekke'ye Zilhicce 598'de, yani Eylül 1202 dolaylarında, hac ayında vardı.

Tefekkür

Quiz

  1. İbn Arabî Bicâye'de hangi ayı geçirdi ve orada ne gördüğünü anlatır?
  2. 1202'de Mısır hangi zorluğu yaşıyordu ve bunu bize kim anlatır?
  3. Fas'tan ve Habeşistan'dan gelen arkadaşlardan hangisi Mısır'da kaldı, hangisi yola devam etti?
  4. Halîl'de İbn Arabî neyi ziyaret etti ve orada ne okudu?
  5. Mekke'ye hangi ay ve yılda vardı, bu ayın özelliği nedir?

Cevaplar

  1. Hicrî 597'nin Ramazan'ını, yani 1201 yazını geçirdi; rüyasında yıldızlarla ve harflerle birleştiğini anlatır.
  2. Nil iki yıl üst üste yükselmediği için büyük bir kıtlık yaşıyordu; bunu o yıllarda Mısır'da bulunan hekim Abdüllatîf el-Bağdâdî yazmıştır.
  3. Muhammed el-Hassâr Mısır'da öldü; Habeşli Bedr ise yolculuğa devam etti.
  4. Hz. İbrâhim'in kabrini ziyaret etti ve camiin imamı Zâhir el-İsfahânî'den Hakîm et-Tirmizî'nin kitaplarını okudu.
  5. Zilhicce 598'de, yani 1202'nin Ağustos sonu ile Eylül'ü arasında vardı; Zilhicce hac ayıdır.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Mekke'ye hac ayında giren yolcu, her hacı gibi Kâbe'nin çevresinde dönmeye başlar. İbn Arabî sonradan, bu dönüşlerden birinde karşısına çıkan birini anlatacak ve ona yalnızca «Genç» diyecek. Sıradaki soru şu: Kâbe'nin etrafında karşılaştığı bu «Genç» kimdi, İbn Arabî onu nasıl tarif eder, ve bu karşılaşmayı neden hayatının dönüm noktalarından biri sayar?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video fikri — ana görsel metafor: kuru bir nehir yatağından bir çöl yoluna uzanan tek bir çizgi. Harita Akdeniz'in güney kıyısını gösterir; üç küçük ışık noktası batıdan doğuya ilerler. Nil'in kıyısında ışıklardan biri söner. Kalan iki ışık kuzeye, Filistin'e, oradan güneye, Medine'ye ve Mekke'ye iner; her durakta yolun üzerinde küçük bir kubbe silueti belirir.

Sahneler

  • Açılış: çatlamış bir toprak, çekilmiş bir Nil; uzakta Kahire'nin silueti. Elle çizilmiş, soluk renkler.
  • Bicâye: gece göğü; yıldızlar yavaşça bir insan silüetine doğru akar, ardından harfler. Soyut bir çizim, yazı okunur değil.
  • Tunus: iki eski dostun kucaklaşması; iki gölge.
  • Kahire: büyük bir konak kapısı, önünde unvan levhası tarif edilen boş bir çerçeve; yolcu kapıdan içeri bakar.
  • El-Hassâr: kıyıda sönen bir ışık noktası; yanında kalan iki ışık bir an durur, sonra yola devam eder.
  • Halîl ve Kudüs: iki kubbe silueti; sıralarının kaynaklarda farklı verildiğini göstermek için oklar yer değiştirir.
  • Medine ve Mekke: çöl yolunda hacı kafileleri; son sahnede Kâbe'nin sade bir çizimi, çevresinde dönen küçük noktalar.

Ekranda yazılacaklar: Bicâye, Ramazan 597 = 1201 yazı · Tunus: Abdülazîz el-Mehdevî · Mısır 598 = 1202: kıtlık · Muhammed el-Hassâr † Mısır · Abdullah Bedr el-Habeşî · Halîl (Hebron) · Kudüs (1187'den beri Eyyûbî yönetiminde) · Medine · Mekke: Zilhicce 598 = Eylül 1202.

Seslendirme: anlatıcı sakin; Kahire bölümünde ağır, Mekke'ye varışta hafifçe açılan bir ton. «Ötesini göremedi» cümlesinden sonra kısa bir sessizlik.

Telif: el yazması, hat örneği, türbe ya da şehir fotoğrafı kullanılmaz; bütün görseller özgün çizimdir.

Modül 3 — Bir Hayatın Romanı II: Doğu

Amaç: Öğrenci İbn Arabî'nin 1201–1202'de Bicâye ve Tunus'tan Mısır'a, oradan Halîl, Kudüs ve Medine üzerinden Mekke'ye uzanan yolunu, yol arkadaşlarının akıbetini ve Mekke'ye hangi ayda vardığını anlatabilir.