İçeriğe geç

Ders 3.11 · Kademe 1 · Modül 3

Fütûhât'ın iki nüshası (1231 ve 1238)

1.725 kelime · 7 kaynak pasajı · yaklaşık 8 dakika okuma · seslendirme 12 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. İbn Arabî, Mekke'de başladığı Fütûhât'ı yaklaşık otuz yıl boyunca yazıp Safer 629'da, yani Aralık 1231'de Şam'da ilk kez bitirdi ve bu nüshanın sonuna hiçbir eseri için taslak çıkarmadığını not etti.
  2. 632'de, 1234'te, kitabı Şam'da baştan sona kendi eliyle yeniden yazmaya başladı; yaklaşık üçte bir oranında ekleme ve bazı çıkarmalarla oluşan otuz yedi ciltlik ikinci nüshayı 24 Rebîülevvel 636'da, Kasım 1238'de tamamladı.
  3. Birinci nüshanın aslı bugün bilinmiyor; ikinci nüsha Konevî'ye geçip Konya'da korundu ve şimdi Sultanahmet'teki müze koleksiyonunda korunuyor. İki metni birbirine karıştıran sonraki kopyalar, kitabın hangi hâlinin okunduğu sorusunu doğurdu.

Kanca

Şam, hicrî 629 yılının Safer ayı; miladi takvimde 1231'in son haftaları. Altmış altı yaşında bir adam, otuz yıla yakın bir süredir yazdığı kitabın son satırını bitiriyor. Kalemi bırakmadan önce sayfaya kısa bir not düşüyor: elindeki metnin kendi el yazısıyla aslı olduğunu, hiçbir kitabı için önceden karalama yapmadığını yazıyor.

Üç yıl sonra aynı adam, aynı kitabı baştan alacak. Bu kez ilk metni bir karalama gibi kullanacak.

Merkezi soru

Kitaplarını karalamasız yazdığını söyleyen İbn Arabî, bitirdiği Fütûhât'ı üç yıl sonra neden ve nasıl kendi eliyle yeniden yazdı, ve 1231 ile 1238 metinleri arasındaki fark, bugün elimize geçen kitap hakkında bize ne söyler?

Anlatım

Otuz yıllık bir kitabın ilk sonu

Ders 3.4'te büyük kitabın Mekke'de Tunus'taki bir dosta yazılan satırlarla başladığını görmüştük. O kitabı burada da kısaca Fütûhât diye anıyoruz; bütün adı el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye. O ilk sayfalardan sonra kitap yazarıyla birlikte yola çıktı. Yazar şehir şehir dolaştıkça sayfalar da çoğaldı; yıllar, kitaba yeni bölümler ekledi. Sonunda Şam'da, hicrî 629'un Safer ayında kitap ilk kez tamamlandı. Miladi takvime çevrilince bu ay, TDV İslâm Ansiklopedisi'nin verdiği gibi, Aralık 1231'e düşer.

Burada bir kelimeyi açmak gerekiyor: nüsha. Matbaanın olmadığı bir dünyada bir kitabın her kopyası elle yazılırdı. Elle yazılmış her kopyaya nüsha denir. Aynı kitabın iki nüshası, iki ayrı nesnedir: ayrı kâğıt, ayrı mürekkep, ayrı el. Bu dersin başlığındaki iki nüsha ise daha tuhaf bir şey: ikisini de kitabın yazarı yazdı, ama aynı metni yazmadı.

«Karalama yapmam»

Kanca'daki not, İbnü'l-Arabî Vakfı'nın hazırladığı yeni Arapça baskının tanıtımında aktarılır. İbn Arabî, ilk nüshayı bitirdiğinde bunun kendi el yazısıyla asıl metin olduğunu ve hiçbir eseri için önce taslak çıkarmadığını söyler.

Bu söz, onun yazma biçimi hakkında önceki derslerden bildiklerimizle uyuşuyor. Hilyetü'l-Ebdâl'i Tâif'te bir saatte yazdığını, Rûhu'l-Kuds'ü bir dosta mektup olarak kaleme aldığını hatırla. Önce müsvedde tutup sonra temize çeken biri gibi değil, kalemin ucundan doğrudan kitaba geçen biri gibi yazıyordu. 1231'deki not bu alışkanlığın kendi ağzından bir tanıklığıdır.

Üç yıl sonra: baştan almak

Hicrî 632'de, yani 1234'te, İbn Arabî Fütûhât'ı Şam'da yeniden ele aldı. Bu kez metni yalnızca okuyup düzeltmekle kalmadı; bütün kitabı baştan sona kendi eliyle bir daha yazdı. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre ikinci yazımda ilk metne üçte bir oranında ekleme yaptı, bazı yerleri de çıkardı. Birinci nüsha, onun için artık bir taslağa dönüşmüştü.

Neden? Açık konuşmak gerekiyor: ulaşabildiğimiz kaynaklar, İbn Arabî'nin bu kararı kendi sözleriyle nasıl gerekçelendirdiğini aktarmıyor. Bildiğimiz şey takvimdir. Aynı 632 yılının başında, Ders 3.9'da gördüğümüz gibi, Şam'ın hükümdar ailesinden birine kitaplarını aktarma yetkisi tanımış ve bunu yaparken kitaplarının adlarını tek tek sıralamıştı. Bir yazarın bütün külliyatının dökümünü çıkardığı yıl, en büyük kitabına yeniden oturması dikkat çekici bir rastlantıdır. Bu bir çıkarım; belgelerin söylediği bir şey değil.

İşin büyüklüğünü bir sayı anlatır. İkinci nüsha otuz yedi ciltten oluşur. Dokuzuncu cilt dışında hepsi yazarın kendi elinden çıkmıştır; dokuzuncu cildi başka bir el yazmıştır. Kitaba katılan her yeni paragraf, yetmiş yaşına yaklaşan bir adamın gözüyle ve eliyle kâğıda geçti.

Dört yıl, bir oda dolusu dinleyici

İkinci yazım yalnız bir masada geçmedi. Yazar ciltleri bitirdikçe, Şam'daki evinde talebeler onları hocanın önünde okudu. Okunan her cildin kenarına ya da sonuna kimin okuduğu, kimin dinlediği ve hangi tarihte okunduğu not edildi. Önceki derslerden tanıdığın okuma kayıtları bunlardır.

Sadreddin Konevî'nin hayatını belgelerden kuran Jane Clark, İbn Arabî'nin son yıllarında çevresinde kimlerin bulunduğunu öğrenmek için en iyi kaynağın, bu kendi el yazısı Fütûhât'ın üzerindeki okuma kayıtları olduğunu söyler. Kayıtlar 1235 ile 1238 arasına yayılır. Yani ikinci nüsha, bir yazarın kitabı olduğu kadar bir evin günlüğüdür de: kim geldi, kim dinledi, hangi cilt hangi mevsimde okundu.

Clark bir ayrıntıyı daha aktarır. Kitabın başlık sayfasında, yazarın kendi eliyle düştüğü bir not bu asıl nüshanın Konevî'ye bağışlandığını bildirir. Fusûs'u yazarının önünde okuyup karşılaştıran talebe, Fütûhât'ın son metnine de sahip olacaktı.

1238'de bir sabah

İkinci nüsha, hicrî 636 yılının Rebîülevvel ayının yirmi dördünde tamamlandı. Miladi karşılığı 4 Kasım 1238'dir. Yazar bu günden iki yıl sonra, 1240 sonbaharında hayata veda etti. Yani kitabın son hâli, yazarının hayatının son iki yılına ancak sığdı.

İki nüshanın sonrası

İki metnin yolları burada ayrılır. Birinci nüshanın, yazarın 1231'de bitirdiği aslının kendisi bugün bilinmiyor; ondan çıkarılmış kopyaların bir kısmı günümüze ulaştı. İkinci nüshanın kendisi ise elimizde. TDV maddesine göre bir süre yazarın Şam'daki türbesinde saklandı, sonra Konevî'ye geçti ve yirminci yüzyılın başlarına kadar Konya'da, onun kurduğu tekkenin kütüphanesinde korundu. Otuz yedi cilt şimdi Sultanahmet'teki Türk ve İslâm Eserleri koleksiyonunda, 1845 ile 1881 arasındaki numaralarla kayıtlı.

Burada bir sorun doğdu. Geç dönemde yazılan Fütûhât nüshalarının çoğu, iki metnin karışımını taşır. Araştırmacıların tahminine göre bunun sebebi, kopyacıların kitabın iki ayrı hâli olduğundan habersiz olmasıydı. Birinci nüshadan çıkmış bir kopyayla ikinciden çıkmış bir kopyayı birlikte kullanan biri, bir bölümü birinden, sonrakini ötekinden alabiliyordu. Aynı başlığı taşıyan iki kitap, aslında aynı kitap değildi.

Metinden

Bu hikâyenin başında ve sonunda birer kısa kayıt duruyor. Yazarın kendi kaleminden çıkan bu satırlar kitabın içeriğini anlatmaz; kitabın kendisinden, ne zaman ve nasıl yazıldığından söz eder.

İlk nota dikkatle bak. «Asıl» kelimesi burada bir kopyayla karşılaştırma içinde anlam kazanıyor: bu, başka bir kâğıttan temize çekilmiş bir metin değil, ilk ve tek yazılış. Not bir çalışma alışkanlığını anlatıyor. Kitabın bir daha elden geçmeyeceğine dair bir söz vermiyor; «bu son hâlidir» demiyor. Üç yıl sonraki yeniden yazımı bir çelişki gibi okumadan önce bunu hatırlamak gerekir.

İkinci kayıt ise sadeliğiyle şaşırtır. Otuz yedi ciltlik bir emeğin sonuna yazar yalnızca bir gün, bir ay, bir yıl ve günün bir vaktini bırakır. Ne bir yorgunluk sözü var, ne bir övünme. Kitabın ilk yazılışına dair bir karşılaştırma da yok: yazar, birinci nüshayla ikincisi arasındaki farkı bu kayıtta anlatmıyor. O farkı bugün ancak iki metni satır satır karşılaştıran araştırmacılar görebiliyor.

Aslında…

Yaygın yanlışKanı: «Fütûhât'ın ikinci nüshası, birincinin temize çekilmiş bir kopyasıdır.» İkinci yazımda yazar ilk metne yaklaşık üçte bir oranında ekleme yaptı ve bazı yerleri çıkardı; ortaya aynı adı taşıyan, ama daha geniş bir kitap çıktı.
Doğrusu

Yanlış, «nüsha» kelimesinin gündelik anlamından doğuyor: kopya dendiğinde akla aynı metnin tekrarı gelir, oysa burada kopyalayan yazarın kendisi ve kopyalarken yeniden yazıyor.

Yaygın yanlışKanı: «Bir kitap yazarının elinden tek bir metin olarak çıkar; farklı nüshalar yalnızca kopyacı hatalarından doğar.» Fütûhât'ta metin farklarının bir bölümü yazarın kendi kararıdır, çünkü kitabı iki kez yazdı.
Doğrusu

Bu yanlışa düşmek kolay, çünkü basılı kitap çağında bir eserin tek ve sabit bir metni olmasına alışığız; elle yazılan bir dünyada ise yazar metnini hayatı boyunca değiştirebiliyordu.

Büyük resim

Bir önceki derste Fusûs'un metnini koruyan kişi bir talebeydi: Konevî, kitabı yazarının önünde okuyup onun nüshasıyla karşılaştırmıştı. Fütûhât'ta bu işi yazarın kendisi üstlendi ve bir adım ileri gitti: karşılaştırmakla yetinmedi, yeniden yazdı. İki kitabın hikâyesi, İbn Arabî'nin metinlerinin bize nasıl ulaştığının iki farklı yolunu gösteriyor.

Bu derste de sözlerin sahipleri ayrı. «Karalama yapmam» notu ve 1238 bitiş kaydı yazarın kendi kalemidir. Tarihleri, cilt sayısını ve üçte birlik ekleme oranını ise tarihçiler ve ansiklopedi maddeleri veriyor. Okuma kayıtlarının son yılların en iyi kaynağı olduğu, Jane Clark'ın değerlendirmesidir. 632 yılındaki izin belgesiyle yeniden yazım arasında kurduğumuz bağ ise bizim çıkarımımız.

İki nüshanın hikâyesi sekiz asır sonra hâlâ sürüyor. Claude Addas, Fütûhât'ın matbaa baskılarını incelediği yazısında, 1911'de Kahire'de Bulak matbaasında yapılan baskının ikinci nüshaya dayandığını ve bunu Emîr Abdülkadir'in araştırmalarına borçlu olduğunu anlatır. Bugün kitabı okuyan biri, farkında olsun olmasın, hangi nüshanın metnini okuduğu sorusuyla karşı karşıyadır. Bu sorunun ayrıntıları, metin karşılaştırmasının nasıl yapıldığı ve kitabın iç düzeni ileride kendi derslerinde ele alınacak.

Özet

  1. İbn Arabî, Mekke'de başladığı Fütûhât'ı yaklaşık otuz yıl boyunca yazıp Safer 629'da, yani Aralık 1231'de Şam'da ilk kez bitirdi ve bu nüshanın sonuna hiçbir eseri için taslak çıkarmadığını not etti.
  2. 632'de, 1234'te, kitabı Şam'da baştan sona kendi eliyle yeniden yazmaya başladı; yaklaşık üçte bir oranında ekleme ve bazı çıkarmalarla oluşan otuz yedi ciltlik ikinci nüshayı 24 Rebîülevvel 636'da, Kasım 1238'de tamamladı.
  3. Birinci nüshanın aslı bugün bilinmiyor; ikinci nüsha Konevî'ye geçip Konya'da korundu ve şimdi Sultanahmet'teki müze koleksiyonunda korunuyor. İki metni birbirine karıştıran sonraki kopyalar, kitabın hangi hâlinin okunduğu sorusunu doğurdu.

Tefekkür

Quiz

  1. Fütûhât ilk kez hangi yıl ve hangi şehirde tamamlandı?
  2. İbn Arabî birinci nüshanın sonuna kendi yazma alışkanlığı hakkında ne not etti?
  3. İkinci nüsha birinci nüshadan nasıl ayrılır?
  4. İkinci nüshanın üzerindeki okuma kayıtları neden değerlidir?
  5. Sonraki yüzyıllarda iki metnin karıştığı nüshalar nasıl ortaya çıktı?

Cevaplar

  1. Hicrî 629'un Safer ayında, yani Aralık 1231'de, Şam'da.
  2. Elindeki metnin kendi el yazısıyla asıl nüsha olduğunu ve hiçbir eseri için önce taslak çıkarmadığını not etti.
  3. Yazar onu 1234–1238 arasında kendi eliyle baştan yazdı ve ilk metne yaklaşık üçte bir oranında ekleme yapıp bazı yerleri çıkardı; ortaya otuz yedi ciltlik bir nüsha çıktı.
  4. Ciltlerin 1235–1238 arasında kimler tarafından, ne zaman okunduğunu gösterdikleri için İbn Arabî'nin son yıllarında çevresinde kimlerin bulunduğunu öğrenmenin en iyi kaynağıdırlar.
  5. Araştırmacıların tahminine göre kopyacılar kitabın iki ayrı hâli olduğunu bilmediğinden, iki metinden çıkmış kopyaları birlikte kullanıp bölümleri karıştırdılar.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

İkinci nüshanın son satırı yazıldığında yazarının iki yılı kalmıştı. Şeyh 1240'ta hayata gözlerini yumdu ve Kasiyun Dağı'nın eteğine gömüldü; yüzyıllar sonra oradaki türbeye bir Osmanlı padişahının, Yavuz Sultan Selim'in adı bağlandı. Bir mezarın çevresinde toplanan hikâyelerde, tarihin belgelediği ile sonraki kuşakların anlattığı nerede ayrılır?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video fikri — iki kalem, aynı kitap: Ekranın solunda 1231'in kalemi, sağında 1238'in kalemi. Aynı sayfalar iki kez yazılır; sağdaki kalem bazı satırları atlar, bazı yerlere yeni paragraflar ekler. Eklenen yerler hafif bir ışıkla belirir, çıkarılan satırlar solda sessizce solar.

Sahneler

  • Açılış: kış, Şam; bir yağ kandilinin ışığında yaşlı bir el son satırı yazar, ardından sayfanın altına kısa bir not düşer. Kamera yalnız eli ve kâğıdı gösterir.
  • Üç yıl sonra: aynı masada kapalı bir yığın kitap açılır; yanına boş defterler konur. Bir takvim yaprağında «632».
  • Okuma odası: bir hoca, karşısında yüksek sesle okuyan talebeler; her cilt bitince kenarına bir kayıt yazılır. Yüzler gösterilmez, yalnız siluetler.
  • Otuz yedi cilt: ciltler birer birer üst üste dizilir; dokuzuncusunun kenarında başka renkte bir mürekkep izi.
  • Yollar: bir harita üzerinde iki çizgi. Biri silinip dağılır (birinci nüshanın aslı), öbürü Şam'dan Konya'ya, oradan İstanbul'a uzanır.
  • Karışan kopyalar: bir kopyacı iki kitaptan dönüşümlü sayfa alır; ortaya iki renkli sayfalardan oluşan bir cilt çıkar.
  • Kapanış: Şam'ın kuzeyinde bir dağ silueti, eteğinde küçük bir kubbe.

Ekranda yazılacaklar: Safer 629 = Aralık 1231 · 632 = 1234 · 24 Rebîülevvel 636 = 4 Kasım 1238 · nüsha = elle yazılmış bir kopya · 37 cilt · okuma kaydı = kitabın kimin önünde okunduğunu bildiren not · İstanbul, nr. 1845–1881.

Seslendirme: sakin, merak eden bir ses. «Karalama yapmam» notunda kısa bir gülümseme payı; «neden?» sorusunda durak ve dürüst bir «bilmiyoruz». Okuma odası sahnesinde birden çok sesin uğultusu arka planda.

Telif: gerçek ciltlerin fotoğrafı ya da taranmış sayfası kullanılmaz; bütün ciltler, sayfalar ve kalemler çizimle yeniden kurulur.

Modül 3 — Bir Hayatın Romanı II: Doğu

Amaç: Öğrenci Fütûhât'ın 1231'de Şam'da ilk kez bitirildiğini, 1234'te yazarın kendi eliyle yeniden yazılmaya başlanıp 1238'de otuz yedi ciltlik ikinci nüshayla tamamlandığını ve bu iki metnin bugün okunan kitap için neden önemli olduğunu anlatabilir.