İçeriğe geç

Ders 3.10 · Kademe 1 · Modül 3

1229: Fusûs rüyası

1.548 kelime · 7 kaynak pasajı · yaklaşık 7 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. İbn Arabî, Fusûsu'l-Hikem'in girişinde, hicrî 627 Muharrem'inin son on gününde, yani Aralık 1229'da Şam'da gördüğü bir rüyada kitabın kendisine Hz. Muhammed tarafından verildiğini anlatır; bu, tanığı olmayan, yazarın kendi anlatımıdır.
  2. Rüya, Şam'ın el-Eşref'e geçtiği ve Kudüs'ün bir antlaşmayla Haçlılara bırakıldığı bir yılın sonunda görüldü; girişte yazar kitabı eklemeden ve eksiltmeden ortaya çıkardığını söyler.
  3. Eserin bilinen en eski nüshası Sadreddin Konevî'nin 1233'te yazdığı, yazarına okunup onun nüshasıyla karşılaştırılan kopyadır; bugün İstanbul'da Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'nde 1933 numarayla korunur.

Kanca

Şam, 1229 yılının Aralık ayı. Şehrin surlarında altı ay önceki kuşatmanın izleri hâlâ taze. Haziranda, iki aya yakın süren çarpışmalardan sonra kapılar açılmış, şehir bir Eyyûbî prensinden amcasına, el-Melikü'l-Eşref Mûsâ'ya geçmişti. Aynı yılın şubatında ise güneyde, Kudüs bir antlaşmayla Haçlı ordusunun başındaki imparatora bırakılmıştı.

Böyle bir yılın son haftalarında, şehrin bir evinde altmış dört yaşında bir adam uyanıyor. Gördüğü rüyayı sonradan kısa bir kitabın ilk sayfalarına yazacak. O kitap, sekiz asır boyunca onun en çok okunan, en çok şerh edilen ve en çok tartışılan eseri olacak.

Merkezi soru

İbn Arabî'nin 1229 sonunda Şam'da gördüğünü anlattığı bir rüya, Fusûsu'l-Hikem adlı bir kitabın doğum hikâyesine nasıl dönüştü, ve bu hikâyenin bize kimin ağzından, hangi nüsha üzerinden ulaştığı neden önemli?

Anlatım

El değiştiren bir şehir

Kadıların evinde kitaplar okunur, talebeler gelip giderken sokaklarda başka bir telaş vardı. Eyyûbî ailesinin kardeşleri ve yeğenleri, babalarından kalan mirası kendi aralarında yeniden bölüşüyordu. 1229'un baharında Mısır'daki sultan el-Kâmil ile kardeşi el-Eşref, Şam'ı yeğenlerinin elinden almak için anlaştı. Kuşatma mayısta başladı, şehir haziranın sonunda teslim oldu.

Aynı yılın başında yaşanan olay daha da büyük bir sarsıntıydı. El-Kâmil, Yafa'da imzalanan on yıllık bir barışla Kudüs'ü savaşmadan Haçlılara bıraktı; yalnız Kubbetü's-Sahra ile Mescid-i Aksâ'nın bulunduğu alan Müslümanların elinde kaldı.

İbn Arabî'nin bu olaylar hakkında ne düşündüğünü bilmiyoruz; eldeki metinlerinde bu yıla dair bir siyasi yorum yok. Ama şunu biliyoruz: şehri yeni alan el-Eşref, kendini onun talebesi sayan hükümdardı. Kitabın doğacağı şehir, sahibini değiştirmiş ama yaşlı hocaya kapısını kapatmamıştı.

Altmış dört yaşında bir yazar

1229'da İbn Arabî altı yıldır Şam'daydı. Mekke'de başladığı büyük kitabı, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye'yi, hâlâ bitirmemişti. Onun yanında yüzlerce sayfa tutan eserler, gençlik yıllarından kalma risaleler, şiirler vardı.

Fusûsu'l-Hikem bu kalabalık külliyatın içinde kısalığıyla göze çarpar. Fütûhât'ın ciltler dolduran hacminin yanında, bir elde taşınabilecek bir kitaptır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesi onu hicrî 627'de yazılmış bir eser olarak kaydeder. Kitabın nasıl bir düzene sahip olduğunu, adının neden bir yüzüğü çağrıştırdığını ayrı derslerde göreceğiz. Burada bizi ilgilendiren, yazarın bu kitabın nereden geldiğini nasıl anlattığı.

Kimin anlatımı?

Rüyayı anlatan tek kişi İbn Arabî'dir. Tanık yok, ikinci bir kayıt yok; hikâye kitabın kendi girişinde, yazarın kendi kalemindedir. Önceki derslerde gördüğün dört türlü sözü hatırla: kendi anlatımı, tarihî belge, sonradan anlatılan hikâye ve yorum. Rüya ilk türe girer. Bu, rüyanın gerçekten görülüp görülmediğini bir tarihçinin denetleyebileceği bir şey olmadığı anlamına gelir. Denetlenebilen şey başkadır: yazarın bu hikâyeyi kitabının başına kendisinin koyduğu.

Anlatıma göre rüya 627 yılının Muharrem ayının son on gününde, Şam'da görüldü. Hicrî takvimle bu, yılın ilk ayının sonu; miladi takvimde Aralık 1229'a düşer. Rüyada Hz. Muhammed elinde bir kitapla görünür, kitabın adını söyler ve onu insanlara ulaştırmasını ister.

İbn Arabî'nin rüyalarında peygamberlerle karşılaşması ilk kez olmuyordu. Ders 2.4'te, otuz dokuz yıl önce Kurtuba'da gördüğü kalabalık toplantıyı dinlemiştin; o anlatım da Fusûs'un içinde, Hz. Hûd bölümünde yer alır. 1229'daki rüyayı ayıran şey eline bir kitap tutuşturulmasıdır. Bir karşılaşma bir göreve dönüşür.

Konevî'nin masasındaki nüsha

Rüyadan yaklaşık üç yıl sonra, hicrî 630'da, yani 1233'te, Şam'daki evin genç talebelerinden biri Fusûs'u baştan sona kendi eliyle yazdı. Bu genç, Ders 3.7'den tanıdığın Sadreddin Konevî'ydi ve o sırada yirmili yaşlarındaydı.

Konevî'nin hayatını belgelerden kurmaya çalışan araştırmacı Jane Clark, bu yılların nasıl geçtiğini anlatır. Konevî hocasının kitaplarını çoğunlukla ona yüksek sesle okuyarak ya da ondan dinleyerek öğreniyordu. Bazılarını ise kopyalayıp hocasına denetletti: 1232–1233 yıllarında birkaç kısa eserin yanında Fusûs'u da yazdı.

Bu nüsha bugün İstanbul'da, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'nde, 1933 numarayla korunuyor. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki Fusûs maddesine göre, eserin bilinen en eski nüshasıdır ve ilk sayfasında bir okuma kaydı taşır. Kayıt, kitabın yazarına okunduğunu ve onun kendi nüshasıyla karşılaştırıldığını söyler.

Okuma kaydını önceki derslerden hatırlıyorsun: kitabın kimin önünde, ne zaman okunduğunu bildiren not. Bu kaydın değeri basit bir yerden gelir. En eski nüsha bu olduğuna göre, yazarın kendi elinden çıkmış bir Fusûs bugün elimizde değil; ona en yakın halka, yazarın önünde okunup düzeltilmiş bu kopya. Mahmud Erol Kılıç ile Abdurrahim Alkış'ın İSAM'da yayımladığı yeni Arapça baskı da metni bu nüshaya dayanarak kurar.

Bunun neden bu kadar önemli olduğunu anlamak için matbaasız bir dünyayı düşün. Bir kitap ancak biri onu baştan sona elle yazdığında çoğalır. Her kopyacı yorulur, bir satırı atlar, benzer iki kelimeyi karıştırır, bazen de anlamadığı bir yeri kendince düzeltir. Kopyadan kopya çıkarıldıkça bu küçük sapmalar birikir ve yüz yıl sonra aynı kitabın birbirini tutmayan nüshaları ortaya çıkar. Fusûs gibi her kelimesi üzerinde durulan bir kitapta tek bir ek bile anlamı değiştirebilir. Yazarın önünde okunmuş bir nüsha, bu birikimin başladığı yere en yakın noktadır.

Metinden

Fusûs'un girişi kısadır. Ders 1.1'de onun bir bölümünü, İbn Arabî'nin kendini nasıl tanımladığını görmek için okumuştuk. Şimdi aynı girişin başka bir cümlesine, kitabın nasıl ortaya çıkarıldığını anlatan kısma bakıyoruz.

Cümlenin ağırlığı sondaki iki fiilde: eklemek ve eksiltmek. İbn Arabî burada bir yazar gibi değil, bir emanetçi gibi konuşuyor. Bir emanetçinin başarısı, taşıdığını bozmadan teslim etmesiyle ölçülür.

Pasajın söylemedikleri de dikkat ister. Kitabın kaç günde ya da kaç ayda yazıldığını söylemez. Uyanınca her şeyi bir çırpıda yazdığını da söylemez. «Ortaya çıkarmak» için bir çaba ve bir niyetten söz eder; yani anlatımda bir emek payı vardır. Rüyayı başkasının gördüğünü ya da doğruladığını da iddia etmez.

Şimdi bu cümleyi Konevî'nin nüshasıyla birlikte düşün. Yazar, kitabı kendisine sınırlandığı gibi, eklemeden eksiltmeden aktardığını söylüyor. Talebesi ise kitabı yazarın önünde okuyup onun nüshasıyla karşılaştırıyor. Rüyada anlatılan teslimin, dünyada bir de kâğıt üzerindeki karşılığı var.

Aslında…

Yaygın yanlışKanı: «Rüya hikâyesi, yazar öldükten sonra hayranlarının uydurduğu bir menkıbedir.» Hikâye kitabın kendi girişindedir ve yazarın sağlığında, onun önünde okunup denetlenen nüshada yer alır.
Doğrusu

Onu sonradan anlatılanlarla karıştırmak kolay, çünkü İbn Arabî hakkında gerçekten de pek çok menkıbe dolaşıyor ve rüya içerikli hikâyeler bu menkıbelerin en sevilen türü.

Yaygın yanlışKanı: «İstanbul'daki en eski Fusûs nüshası İbn Arabî'nin kendi el yazısıdır.» Nüshayı yazan Sadreddin Konevî'dir; değeri, yazarın önünde okunup onun nüshasıyla karşılaştırılmış olmasından gelir.
Doğrusu

Karışıklık, bu nüshanın müzede bir hazine gibi sergilenmesinden ve «en eski nüsha» sözünün kulağa «yazarın nüshası» gibi gelmesinden doğuyor.

Büyük resim

Bu hikâyede başka başka cinsten bilgiler iç içe duruyor. Rüyayı yalnız yazarın kendi sesi taşır; onu kabul etmek ya da etmemek okurun kanaatine kalır. Şam'ın 1229'da el değiştirmesi, Kudüs antlaşması ve Konevî'nin 1233 tarihli nüshası ise tarihî verilerdir; belgeleri vardır, tarihçiler tarafından tartılabilir.

Girişin okura söylediği bir şey, bu iki cins bilginin ayrımından bağımsızdır. İbn Arabî kitabının nasıl okunmasını istediğini baştan bildiriyor: özenle teslim edilmiş bir emanet gibi, yazarın kendi buluşlarından ayrı bir yerde. Rüyaya inanan okur için bu, kitabın kaynağına dair bir bilgidir. İnanmayan okur için bile bir okuma talimatıdır: bu metnin kelimeleri gelişigüzel seçilmemiş, tartılarak okunmak isteniyor. Sonraki yüzyılların şârihleri Fusûs'u tam da böyle, kelime kelime okudu.

Özet

  1. İbn Arabî, Fusûsu'l-Hikem'in girişinde, hicrî 627 Muharrem'inin son on gününde, yani Aralık 1229'da Şam'da gördüğü bir rüyada kitabın kendisine Hz. Muhammed tarafından verildiğini anlatır; bu, tanığı olmayan, yazarın kendi anlatımıdır.
  2. Rüya, Şam'ın el-Eşref'e geçtiği ve Kudüs'ün bir antlaşmayla Haçlılara bırakıldığı bir yılın sonunda görüldü; girişte yazar kitabı eklemeden ve eksiltmeden ortaya çıkardığını söyler.
  3. Eserin bilinen en eski nüshası Sadreddin Konevî'nin 1233'te yazdığı, yazarına okunup onun nüshasıyla karşılaştırılan kopyadır; bugün İstanbul'da Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'nde 1933 numarayla korunur.

Tefekkür

Quiz

  1. Fusûs'un doğuşunu anlatan rüya hangi tarihte ve hangi şehirde görüldü?
  2. Rüya hikâyesi hangi tür bilgiye girer ve neden?
  3. 1229 yılında Şam ve Kudüs'te hangi siyasi olaylar yaşandı?
  4. Konevî'nin 1233 tarihli nüshasını değerli kılan nedir?

Cevaplar

  1. Hicrî 627 yılının Muharrem ayının son on gününde, yani Aralık 1229'da, Şam'da.
  2. Yazarın kendi sözüne dayanan türe girer, çünkü onu yalnız o anlatır ve hikâye kitabın kendi girişinde yer alır.
  3. Şam haziranda kuşatmadan sonra el-Melikü'l-Eşref'e geçti; Kudüs ise şubatta Yafa antlaşmasıyla Haçlılara bırakıldı.
  4. Eserin bilinen en eski nüshasıdır ve yazarın önünde okunup onun kendi nüshasıyla karşılaştırıldığını gösteren bir okuma kaydı taşır.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Fusûs'un hikâyesinde metni koruyan kişi bir talebeydi: yazarın önünde okuyup karşılaştıran Konevî. Fütûhât'ta ise aynı işi yazarın kendisi üstlendi. İbn Arabî 1231'de bu büyük kitabın ilk tamamını bitirdi, birkaç yıl sonra onu baştan yeniden yazmaya girişti ve 1238'de ikinci bir nüsha ortaya çıktı. Bir yazar bitirdiği kitabını neden yeniden yazar, ve birinci nüsha ile ikinci nüsha arasındaki fark ne?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video fikri — el değiştiren nesneler: Ders boyunca bir şey hep bir elden başka bir ele geçer. Önce bir şehrin anahtarı, sonra bir antlaşma belgesi, sonra rüyada bir kitap, en sonda bir talebenin kopyası. Her el değiştirmede kamera yalnız elleri gösterir, yüzleri değil.

Sahneler

  • Açılış: 1229 Şam'ı, surlarda kuşatma izleri; bir kapının kanatları açılır, üzerindeki sancak değişir. Güneyde, uzakta, Kudüs'ün silueti ve bir mühür.
  • Rüya: karanlık bir oda, uyuyan yaşlı bir figür; ışık içinde yüzü gösterilmeyen bir el, bir kitap uzatır. Peygamber tasvir edilmez; yalnız ışık ve kitap.
  • Giriş pasajı: bir terazinin iki kefesi; birine «ekleme», öbürüne «eksiltme» yazılır, terazi dengede kalır.
  • Konevî'nin masası: genç bir figür, önünde iki kitap; birinden öbürüne satır satır yazar. Sonra yaşlı hocanın karşısında yüksek sesle okur, hoca ara sıra başını kaldırır.
  • Müze: camlı bir vitrin, içinde kapalı bir cilt ve etikette «1933». Yazma sayfasının kendisi gösterilmez, çizimle tarif edilir.
  • Kapanış: iki yol ayrımı; biri talebenin elinden geçen Fusûs'a, öbürü yazarın kendi masasındaki iki büyük Fütûhât cildine gider.

Ekranda yazılacaklar: Şam, Muharrem 627 = Aralık 1229 · Haziran 1229: Şam el-Eşref'e geçer · Şubat 1229: Yafa antlaşması · Fusûsu'l-Hikem · «eklemeden, eksiltmeden» · Sadreddin Konevî, 630/1233 · Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, nr. 1933 · okuma kaydı = kitabın yazarına okunduğunu bildiren not.

Seslendirme: sakin, bir tarihçinin dikkatiyle. Rüya bölümünde ses yumuşar; «kimin anlatımı?» sorusunda kısa bir durak. Konevî sahnesinde tempo, bir kalemin ritmi gibi ağırlaşır.

Telif: müze fotoğrafı, yazma sayfası, minyatür ya da hat levhası kullanılmaz; sahnelerin hepsi baştan çizilir.

Modül 3 — Bir Hayatın Romanı II: Doğu

Amaç: Öğrenci Fusûsu'l-Hikem'in doğuşunu 1229 sonbaharının Şam'ı içinde anlatabilir, rüya anlatımının kime ait olduğunu söyleyebilir ve Sadreddin Konevî'nin 1233 tarihli nüshasının bu hikâyede neden önemli olduğunu açıklayabilir.