Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî 1195 civarında Fas'a yerleşti; kendi anlatımına göre 593'te Ezher mescidinde bir ışık tecrübesi, 594'te ise yedi göğü aşan bir yükseliş yaşadı.
- Bu yükselişi aynı yıl Fas'ta, kafiyeli bir düzyazı ve şiirle Kitâbü'l-İsrâ'da anlattı; yolcu her gökte bir peygamberle karşılaşır ve sonunda kendi gerçeğine varır.
- Kaynaklar yer ve hicrî yıl konusunda birleşir; miladî yıl 1197 ya da 1198 diye verilir, çünkü hicrî 594 bu iki yıla yayılır. Aynı yolculuk Fütûhât'ın 367. babında yıllar sonra yeniden anlatılır.
Kanca
Fas şehrinin eski mahallelerinden birinin adı Ayn el-Hayl, yani «Atın Pınarı». Orada, on ikinci yüzyılın sonunda yapılmış, halkın Ezher diye andığı küçük bir mescit var. Sokakları dar, avlusu sessiz; bugün bile ziyaretçiye onu bir Endülüslü yolcunun adıyla anlatırlar.
O yolcu otuzlu yaşlarının başında bu mescide sık sık gelirdi. Bir gün, kendi anlatımına göre, arkasındaki cemaate namaz kıldırırken önünü ve arkasını ayırt edemez oldu; her yanı aynı anda görüyordu. Bir yıl sonra aynı şehirde çok daha uzun bir yolculuk anlatacaktı: yerden göğe doğru.
Merkezi soru
İbn Arabî'nin Fas'ta yaşadığını anlattığı göğe yükseliş neydi, onu hangi kitapta ve ne zaman yazıya geçirdi, ve bu hikâyenin tarihleri kaynaklarda neden tam olarak aynı verilmiyor?
Anlatım
Fas'a varış
Hızır'la Tunus körfezindeki gecesinden sonra İbn Arabî Endülüs'e dönmüş, ama orada uzun kalmamıştı. Biyografiler onun Fas'a gelişini 1195 civarına koyar. Bu yıllar aile için ağır yıllardı: önce babasını, kısa süre sonra da annesini kaybetmişti. Endülüs'ü ikinci kez geride bırakıp denizi geçti ve Kuzey Afrika'nın bu büyük ilim şehrine yerleşti.
Fas o sırada Muvahhidler denen hanedanın yönetimindeydi. Medreseleri, çarşıları ve camileri Endülüs'ten gelen âlimlerle doluydu. İbn Arabî burada yalnız değildi; tanıdığı dostlar, sohbet ettiği ustalar vardı. Kanca'daki Ezher mescidi, bugün Ayn el-Hayl Camii diye anılan yapı, onun bu şehirde en çok çekildiği yerlerden biriydi. Mescit 2006'da bitişiğindeki evlerin çökmesiyle hasar gördü ve sonraki yıllarda, İbn Arabî'yle olan bağı da hatırlanarak onarıldı.
Işıkla gelen bir namaz
Kanca'daki sahneyi biyografi yazarları hicrî 593 yılına, yani miladî 1196–1197'ye koyar. Kendi anlatımını özetle aktaralım: namaz kıldırırken önünde duran her şeyden daha belirgin bir ışık gördü. O ışık sürdüğü müddetçe bir arkası, bir ensesi yok gibiydi; yön duygusunu kaybetti, sanki her tarafa açık bir küre olmuştu.
Bu an, bir yıl sonraki büyük yolculuğun habercisi gibi okunur. Ama ikisini karıştırmamak gerekir. Işık, bir mescidin içinde, bir namazın ortasında gelen kısa bir andır. Asıl anlatacağımız ise bir yükseliştir; başı, basamakları ve bir sonu olan bir yolculuk.
«Mi'rac» ne demek?
Önce kelimeye bakalım, çünkü hikâyenin adı ondan geliyor. Arapçada «mi'rac» merdiven demektir; insanın yukarı çıkmak için bastığı basamaklar. «İsrâ» ise gece yolculuğu anlamına gelir. İki kelime de Müslümanlar için tek bir hikâyeyi hatırlatır.
Kur'an'ın İsrâ sûresi, Hz. Muhammed'in bir gece Mescid-i Harâm'dan Mescid-i Aksâ'ya götürüldüğünü söyleyerek açılır. Hadis kaynakları bu gece yolculuğunu göğe yükselişle sürdürür: Hz. Muhammed kat kat gökleri geçer, her katta bir peygamberle karşılaşır ve en sonunda Allah'ın huzuruna varır. Müslüman dünyasında bu hikâye yüzyıllar boyunca anlatıldı, şiirlere ve minyatürlere konu oldu.
İbn Arabî'nin Fas'ta yaşadığını anlattığı şey, bu hikâyenin izinden giden bir yolculuktu. Kendi yükselişini peygamberin yolculuğunun basamaklarıyla anlattı. Bunun ne anlama geldiğini ve nerede ayrıldığını ayrıca konuşacağız; bu derste yalnızca olanı ve yazılanı izliyoruz.
Yedi gök, yedi karşılaşma
Hikâye hicrî 594 yılında geçer. Anlatının kahramanı adı verilmeden «yolcu» diye anılan biridir ve bu yolcu İbn Arabî'nin kendisidir. Yolculuk yedi gökten geçer ve her gökte onu bir peygamber karşılar.
Ay'ın göğünde Hz. Âdem vardır. Merkür'ün göğünde Hz. İsa, Venüs'ünkünde Hz. Yusuf karşılar onu. Güneş'in göğünde Hz. İdris, Mars'ınkinde Hz. Harun bekler. Jüpiter'in göğünde Hz. Musa'yla, en yukarıdaki Satürn'ün göğünde ise Hz. İbrahim'le konuşur. Anqa Publishing'in eser tanıtımı ve Stephen Hirtenstein'ın özetleri bu sırayı böyle verir.
Karşılaşmaların her biri bir sohbettir. Yolcu soru sorar, peygamber cevap verir, sonra yolcu bir üst kata geçer. Gökler bitince yolculuk bitmez; yolcu daha yüksek yerlere çıkar ve sonunda kendi gerçeğini bulur. Hikâyenin sonu bir tahtın ya da bir sarayın tarifi değil, yolcunun kendisiyle yüz yüze gelmesidir.
Kitâbü'l-İsrâ: sıcağı sıcağına yazılmış bir kitap
İbn Arabî bu yolculuğu, yaşadıktan hemen sonra, yine Fas'ta yazıya geçirdi. Kitabın tam adı Kitâbü'l-İsrâ ilâ'l-makâmi'l-esrâ; kabaca «en yüce makama gece yolculuğu kitabı». Konya Büyükşehir Belediyesi'nin yayımladığı İslâm Düşünce Atlası, eseri 594/1198'de Fas'ta, orada yaşanan bu yükselişi anlatmak için yazılmış olarak kaydeder.
Kitabın dili dikkat çekicidir. Satırlar kafiyeli bir düzyazıyla akar; cümlelerin sonları birbirine uyar, aralara şiirler girer. Anlatı sembollerle yüklüdür ve okuru hızlı okumaya bırakmaz. Amerikalı araştırmacı James Morris onu İbn Arabî'nin mi'rac üzerine yazdığı eserlerin en erkeni, en uzunu ve kendi iç dünyasını en çok açanı olarak tanımlar.
Kitap unutulmadı. İbn Arabî'nin sonraki yıllarda yakın öğrencisi olan İsmâil b. Sevdekîn onun üzerine bir açıklama yazdı; eser bu açıklamayla birlikte okunmaya devam etti. Bugün Türkçesi, İbn Arabî'nin risalelerini toplayan ciltler arasında bulunuyor; Fransızcası da Sevdekîn'in açıklamasıyla birlikte yayımlandı.
Aynı yolculuk, yıllar sonra
Hikâyenin bir ikinci anlatımı daha var. İbn Arabî, Fas'tan yıllar sonra, Mekke'de başladığı büyük eseri Fütûhât'ın 367. babında bu yükselişe geri döner. İslâm Düşünce Atlası'nın tespitine göre orada aynı tecrübeyi çok daha açık, süsten arınmış bir dille anlatır.
İki metin arasındaki fark, bir gencin sıcağı sıcağına tuttuğu günlükle aynı adamın yaşlılığında yazdığı hatırat arasındaki farka benzer. Fas'ta yazılan kitap şiirle, kafiyeyle, imgelerle konuşur. Fütûhât'taki anlatım ise olanı bir öğretmenin sabrıyla, adım adım açıklar. O babı ayrıca, kendi dersinde okuyacağız.
Tarih neden bir yıl kayıyor?
Şimdi başlığın iddiasını denetleyelim. Tecrübe Fas'ta mı yaşandı, kitap orada mı yazıldı? Başvurduğumuz kaynaklar bu noktada birleşir: hem yükseliş hem kitap Fas'a ve hicrî 594 yılına bağlanır.
Ayrışma yalnızca miladî yılda çıkar. Kimi kaynak, İbn Arabî eserlerini yayımlayan Anqa gibi, yükselişi 1197'ye koyar; kimi, İslâm Düşünce Atlası gibi, kitabı 1198'e. Sebep basittir: hicrî 594 yılı Kasım 1197'de başlar ve Ekim 1198'de biter. Hicrî yılı miladîye çeviren biri, yılın hangi ayında olunduğunu bilmiyorsa ikisinden birini seçmek zorunda kalır.
Dolayısıyla «1197» de «1198» de aynı hicrî yılı gösterir ve ikisi de yanlış sayılmaz. Doğru söyleyiş şudur: tecrübe ve kitap 594 yılına, miladî olarak 1197 sonu ile 1198 arasına düşer. Bu dersin bildiği kaynaklarda, olayı Fas dışında bir şehre koyan bir anlatım yok.
Metinden
Yolculuğun sonunda İbn Arabî, bütün o göklerden ve peygamberlerden sonra vardığı yeri birkaç cümleyle özetler. Kutudaki satırlar İngilizce aktarımdan Türkçeye çevrilmiştir.
Yolculuğum baştan sona benim içimde geçti; yönüm de yalnızca bana doğruydu. Bununla, saf bir kul olduğumu, bende rablikten hiçbir iz bulunmadığını öğrendim.
Önce ne dediğine bakalım. Yedi gök, yedi peygamber, uzun bir yükseliş anlatılmıştı; sonunda İbn Arabî bu yolun dışarıda değil, kendi içinde yürüdüğünü söylüyor. Varılan yer bir makam, bir unvan ya da bir güç değil. Varılan şey bir tanıma: «Ben bir kulum ve o kadar.»
Şimdi neyi söylemediğine bakalım. Pasaj Hz. Muhammed'in gece yolculuğunun kendisi hakkında bir hüküm vermiyor; kendi yolculuğunu onunkinin yerine koymuyor. Göklerin gerçekten nerede olduğunu da tartışmıyor. Sadece bir hayatın bir noktasında ne öğrenildiğini söylüyor. Bu öğrenilen şeyin öğretideki yerini Ders 23.7 ve Ders FT4.3 ayrıntılı işleyecek.
Bir ayrıntı daha: yükselişin sonunda övünç yok. Kanca'daki ışıklı namazda olduğu gibi, burada da anlatıcı kendini büyütmek yerine küçültüyor. Birinci derste okuduğumuz «mirasçı» kelimesiyle aynı tonda bir sestir bu.
Aslında…
Bu hikâye anlatılırken sıkça karışan iki şey var.
Yaygın yanlışKanı: «Kitâbü'l-İsrâ, Hz. Muhammed'in mi'racını anlatan bir siyer kitabıdır.» Kitap peygamberin gece yolculuğunu anlatmaz; o yolculuğun basamaklarını kullanarak İbn Arabî'nin kendi yolculuğunu anlatır ve kahramanı adı verilmemiş bir yolcudur.
Karışıklık adından doğuyor: «İsrâ» ve «mi'rac» kelimeleri Müslüman okurun kulağında önce peygamberin hikâyesini çağırır.
Yaygın yanlışKanı: «İbn Arabî bu yükselişi Fütûhât'ta, Fas'ta yazdı.» Fas'ta yazılan kitap Kitâbü'l-İsrâ'dır; Fütûhât ise ancak birkaç yıl sonra Mekke'de başlar ve aynı yolculuğu 367.
babında, çok daha sade bir dille yeniden anlatır. Karışıklık, iki metnin aynı olayı anlatmasından ve Fütûhât'ın daha tanınmış olmasından doğuyor.
Büyük resim
Endülüs yıllarını bir çizgi olarak düşün. Sevilla'daki ilk içe çekilme, rüyada gelen peygamberler, hocalar, Hızır'la karşılaşmalar ve şimdi de Fas'taki yükseliş. Hikâye her durakta biraz daha içe ve biraz daha yukarıya doğru ilerliyor. Fas, bu çizginin tepe noktalarından biri.
Bu ders, iddia türlerini ayırmak için de iyi bir örnek. Yükselişin ve sonundaki sözün tek tanığı, onu yazıya geçiren İbn Arabî'dir. Fas, Ezher mescidi ve 594 yılı tarihî verilerdir; miladî 1197 ile 1198 arasındaki fark ise bir takvim çevirisinin sonucudur. Kitâbü'l-İsrâ'yı «en erken, en uzun, en kişisel» diye niteleyen ise Morris'in yorumudur.
İbn Arabî'nin göğe yükselişi, kavramlarıyla birlikte, ileride kendi başına bir konu olacak. Şimdilik bilinmesi gereken, bunun Fas'ta yaşanmış, orada yazılmış ve yıllar sonra Mekke'de yeniden anlatılmış bir hayat olayı olduğu.
Özet
- İbn Arabî 1195 civarında Fas'a yerleşti; kendi anlatımına göre 593'te Ezher mescidinde bir ışık tecrübesi, 594'te ise yedi göğü aşan bir yükseliş yaşadı.
- Bu yükselişi aynı yıl Fas'ta, kafiyeli bir düzyazı ve şiirle Kitâbü'l-İsrâ'da anlattı; yolcu her gökte bir peygamberle karşılaşır ve sonunda kendi gerçeğine varır.
- Kaynaklar yer ve hicrî yıl konusunda birleşir; miladî yıl 1197 ya da 1198 diye verilir, çünkü hicrî 594 bu iki yıla yayılır. Aynı yolculuk Fütûhât'ın 367. babında yıllar sonra yeniden anlatılır.
Tefekkür
Quiz
- «Mi'rac» ve «isrâ» kelimelerinin sözlük anlamı nedir?
- Kitâbü'l-İsrâ nerede ve hangi hicrî yılda yazıldı?
- Kitâbü'l-İsrâ'da yolcu Satürn'ün göğünde hangi peygamberle karşılaşır?
- Bazı kaynaklar tecrübeyi 1197'ye, bazıları 1198'e koyar; bu fark neden doğar?
- İbn Arabî aynı yükselişi hangi eserinde, yıllar sonra yeniden anlatır?
Cevaplar
- «Mi'rac» merdiven, yukarı çıkmanın basamakları; «isrâ» ise gece yolculuğu demektir.
- Fas'ta, hicrî 594 yılında; kaynaklar hem tecrübeyi hem kitabı bu şehre ve bu yıla bağlar.
- Hz. İbrahim'le; yolculuğun en yukarıdaki göğü odur.
- Hicrî 594 yılı Kasım 1197'de başlayıp Ekim 1198'de bittiği için, miladîye çevirenler iki yıldan birini seçer.
- Fütûhât'ın 367. babında; orada tecrübeyi daha açık ve süsten arınmış bir dille anlatır.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Fas'ta yazılan kitap bir yükselişin kitabıydı; göklere çıkan, peygamberlerle konuşan bir yolcunun hikâyesi. Bir yıl kadar sonra İbn Arabî yeniden Endülüs'teydi, bu kez güneydoğu kıyısındaki Almería'da, ve orada başka bir hızla yazdı: kısa bir sürede, bir çırpıda bitirilen bir kitap. Sıradaki soru şu: Almería'da on bir günde ne yazıldı, ve İbn Arabî doğduğu topraklara neden bir daha dönmemek üzere veda etti?