Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Rûhu'l-Kuds, hicrî 600'de (1203–1204) Mekke'de Mehdevî'ye yazılmış bir mektuptur; İbn Arabî orada önce çağının derviş çevrelerini dalkavukluk ve gösteriş yüzünden eleştirir, sonra Mağrib'de ve Endülüs'te hizmet ettiği elli beş kadar ustanın portresini çizer; Gracia López-Anguita bunu doğudaki sûfîliğe karşı bir savunma olarak okur.
- Ulya'lı el-Ureybî, okuma yazma bilmeyen ilk ustasıdır; uykuda bile Allah'ı anan, kasabasından sürülüp Sevilla'ya gelen bu derviş ona kendi iradesinden vazgeçmeyi ve kulluğu öğretti.
- Ebû Medyen'in öğrencisi Yûsuf el-Kûmî ona yirmi altı yaşında ilk tasavvuf kitabını verdi ve onu sabırla eğitti; Mevrûr'daki Abdullah el-Mevrûrî'yi ise İbn Arabî, Allah'a güvenin tekerleğinin ortasında kıpırdamadan duran mil olarak gördü.
Kanca
Endülüs'ün batı ucunda, bugün Portekiz'in güneyindeki Loulé olan Ulya kasabasında, ileri gelenlerden biri halkı bir adama karşı kışkırtır. Adam okuma yazma bilmeyen, hâlleri fazla yoğun bulunan bir dervişti. Kasabadan çıkarılır ve Sevilla'ya gelir.
Aradan altı ay geçer. Ulya'dan insanlar Sevilla'ya gelip aynı adamın yanına çıkar. Yaptıkları için bağışlanmayı diler, evine dönmesi için yalvarırlar. Adamın Sevilla'da çevresine topladığı gençlerden biri, yıllar sonra bu sahneyi yazıya geçirecektir: Muhammed, yani İbn Arabî.
Merkezi soru
Rûhu'l-Kuds'te Fâtıma ile Şems'in yanında anılan öteki Endülüs ustaları kimlerdi, ve İbn Arabî Mekke'de, kendini hesaba çekmekle açılan bir mektuba onların portrelerini neden koydu?
Anlatım
Kahire'de bir hayal kırıklığı
Soruya mektubun yazıldığı yerden başlayalım. İbn Arabî Endülüs'ten ve Kuzey Afrika'dan ayrılıp doğuya geçtiğinde yolu önce Mısır'dan geçti. İskenderiye'de ve Kahire'de, sûfîlerin birlikte yaşadığı büyük konukevleriyle karşılaştı. Bu kurumların başında resmî unvanlar taşıyan şeyhler vardı.
Denis Gril, İbn Arabî'nin Mısır günlerini incelediği yazısında bu karşılaşmanın izini sürer. Gril'e göre İbn Arabî, «şeyhlerin şeyhi» unvanını taşıyan bir adamın manevi konularda bilgisiz olduğunu ve Mağrib'in insanları hakkında temelsiz konuştuğunu görüp şaşırmıştı. Bu şaşkınlığı Rûhu'l-Kuds'ün girişinde anlatır.
Mektubun alıcısı Tunus'ta yaşayan dostu Mehdevî'ydi ve metin Mekke yıllarında, hicrî 600'de (1203–1204) kaleme alındı. Girişi sert bir cümleyle açılır. Özetle şunu söyler: bu zamanda dostluk, pek az yerde dalkavukluktan başka bir şeye dayanıyor. Ardından derviş kılığına bürünmeyi, konukevlerindeki düzeni, gösterişli dindarlığı eleştirir.
Bu eleştirinin arkasından bir liste gelir. İbn Arabî, Mağrib'de ve özellikle Endülüs'te hizmet ettiği, ondan fayda gördüğü ustaları tek tek anlatır. Anqa Yayınları'nın eser tanıtımına göre elli beş kadar portre vardır. İspanyol araştırmacı Gracia López-Anguita bunu bir savunma olarak okur: okuma yazma bilmeyen ama sahici bir yolun, kitapları çok ama derinliği az bir yola karşı savunması.
Yani portreler, mektubun öğüdünü taşıyan örneklerdir. İbn Arabî okura «şöyle ol» demek yerine «ben şöyle insanlar gördüm» der.
Ulya'dan gelen ümmî usta
Kancadaki derviş, bu portre dizisinin en önemli sayfalarından birinin sahibidir. Adı farklı kaynaklarda farklı yazılır. Rûhu'l-Kuds'te Ebû Ca'fer, Fütûhât'ta Ebü'l-Abbas diye anılır; ailesinin adı el-Ureybî'dir. İngilizce çeviride adı el-Uryânî diye okunmuştur.
Ulya'dan Sevilla'ya 1184 civarında geldi. İbn Arabî o sırada yirmi yaşına yaklaşan, yolunu yeni seçmiş bir gençti. El-Ureybî onu bulduğu ilk usta oldu. Ümmîydi, yani okuma yazma bilmiyordu. Çevresinde toplanan gençlere kitap okutmadı. Onlara kendi iradesinden vazgeçip her şeyi Allah'ın iradesine bırakmayı, insanlardan elini çekip yalnız O'na yönelmeyi öğretti.
İbn Arabî, bu ustanın kulluk hâlinde çok ileri gittiğini söyler. Kulluk derken, insanın kendini hiçbir şeyin sahibi saymadan bir kul olarak durmasını kasteder. Claude Addas, İbn Arabî'nin gözünde bu hâlin bütün öteki hâllerin üstünde olduğunu yazar. Addas'a göre İbn Arabî'nin ileride yazacağı bütün eserlerin gizli hedefi, okuru el-Ureybî'nin kendisini götürdüğü bu yere götürmektir.
Onun hakkındaki en canlı ayrıntı uykusuyla ilgilidir. Portreye bakılırsa el-Ureybî uyanıkken de uykudayken de Allah'ı anardı. Uyurken bile dilinin kıpırdadığı görülürdü. Ulya'dakileri rahatsız eden de muhtemelen bu yoğunluktu.
Yirmi altı yaşında ilk kitap
İkinci usta başka bir kuşaktan gelir. Adı Yûsuf b. Yahlef el-Kûmî'dir ve Kuzey Afrika'nın büyük velisi Ebû Medyen'in öğrencisidir. İbn Arabî onunla 1190 civarında, yirmi altı yaşındayken tanıştı.
Addas'ın aktardığına göre İbn Arabî, Rûhu'l-Kuds'te o yaşa kadar tek bir tasavvuf kitabı okumadığını, hatta böyle kitaplar olduğunu bile bilmediğini itiraf eder. Onu bu kitaplarla tanıştıran el-Kûmî oldu. Gencin eline Kuşeyrî'nin Risâle'sini, sûfîlerin hayatlarını ve sözlerini derleyen ünlü bir el kitabını verdi. Addas'a göre bu genci sabırla eğiten, huyunu adım adım terbiye eden tek usta da oydu.
El-Kûmî, hocası Ebû Medyen'e derin bir sevgi besliyordu. Onun erdemlerini ve kerametlerini anlatmaktan yorulmazdı. İbn Arabî, Ebû Medyen'i hiç yüz yüze görmedi, ama onu bu anlatılar üzerinden sevdi. Mektubun gönderildiği Mehdevî de Ebû Medyen'in öğrencisiydi. Yani Rûhu'l-Kuds, aynı ustanın çevresinden gelen bir adamdan aynı çevredeki bir dosta yazılmıştı.
Hoca ile öğrenci on yıl kadar sonra, 1200'de, bugün Fas'taki Salé kasabasında vedalaştı. Bir daha görüşmediler.
Tekerleğin mili
Üçüncü usta Sevilla'nın güneydoğusundaki Mevrûr kasabasında, bugünkü Morón de la Frontera'da yaşıyordu: Ebû Muhammed Abdullah el-Mevrûrî. O da Ebû Medyen'in sohbetinde bulunmuş, onun çevresinden yetişmişti.
Mevrûrî'yi anlatırken İbn Arabî bir iç görüşünü aktarır. Bu görüşte Allah ona yolun duraklarını gösterir. Allah'a güvenmenin durağına geldiğinde ortada Mevrûrî'yi görür. Durak onun çevresinde bir tekerlek gibi döner; o ise tekerleğin mili gibi kıpırdamadan durur.
İmge, bir insanı övmenin sıra dışı bir yoludur. İbn Arabî, Mevrûrî'nin Allah'a güveni öğrendiğini ya da bu güvene ulaştığını söylemez. Güveni, onun etrafında dönen bir şey olarak gösterir. Anlatıma göre döneminde Allah'a güveni ve doğru sözlülüğüyle bir eşi yoktu.
Bu kasabanın İbn Arabî'nin yazı hayatında da bir yeri var. Gerald Elmore'un aktardığına göre İbn Arabî bir kitabını Mevrûr'da, Mevrûrî'nin evinde, dört günde yazdı. Türkçe kaynaklar bu kitabı et-Tedbîrâtü'l-İlâhiyye olarak anar; kitabı kimin istediği konusundaki anlatılar ise birbirini tutmaz.
Metinden
El-Ureybî'nin portresi kısa ama kuruluşu dikkatli bir sayfadır. Kutudaki metin sayfanın özetidir; bazı ifadeler İngilizce çeviriden aktarıldı.
Uyanıkken de uykudayken de Allah'ı anmakla tanınırdı; uyurken dili kıpırdardı. Hâlleri o kadar yoğundu ki kasabasının halkı ondan hoşlanmadı ve ileri gelenlerden biri onları onu sürmeye ikna etti. Böylece Sevilla'ya geldi. Altı ay sonra kasabadan insanlar yanına geldiler, yaptıklarını bağışlaması için yalvardılar ve dönmesini istediler.
Şimdi sıraya dikkat et. İbn Arabî önce ustanın gizli yanını anlatır: uykuda kıpırdayan dil. Sonra aynı şeyin dışarıdan nasıl göründüğünü: bir kasaba onu taşıyamaz. Portre, iç hayatı yoğun bir insanın çevresinde yarattığı rahatsızlık üzerine kurulmuş.
Pasaj bir şeyi açıkça söylemez: kasaba neden fikrini değiştirdi? Ne bir mucize anlatılır ne de bir açıklama yapılır. Yalnızca altı ay geçer ve özür gelir. Bizim okumamıza göre bu boşluk mektubun amacına uyar: sahici olan kendini kanıtlamak için bir şey yapmaz, yokluğunda fark edilir.
Aslında…
Rûhu'l-Kuds'teki ustalar hakkında iki kanı sık dolaşıyor ve ikisi de bu kitabın ne tür bir kitap olduğunu gözden kaçırıyor.
Yaygın yanlışKanı: «Rûhu'l-Kuds, Endülüs sûfîlerinin tarafsız bir biyografi sözlüğüdür.» Kitap bir mektup ve bir öğüttür; açılışı çağdaş derviş çevrelerine yönelik sert bir eleştiridir ve portreler bu eleştiriye cevap olarak dizilmiştir.
Bu yüzden ustalar seçilerek ve sevgiyle çizilmiştir; içlerindeki yer, ad ve tarihler değerlidir, ama tonu bir tanık ifadesinin tonu değil, bir öğrencinin şükrüdür. Yanlış, kitabın bugün «Endülüs'ün sûfîleri» gibi başlıklarla yayımlanmasından doğuyor.
Yaygın yanlışKanı: «Okuma yazma bilmeyen bir usta, İbn Arabî gibi bir âlime ancak basit şeyler öğretebilirdi.» İbn Arabî'nin kendi sıralamasında durum tersinedir: kitaplara yirmi altı yaşında, el-Kûmî sayesinde geldi; ondan önce yolunu ümmî bir ustanın yanında buldu ve o ustanın kulluğunu bütün hâllerin üstünde gördü.
Yanlış, bilgiyi yalnızca yazıyla ölçmekten doğuyor.
Büyük resim
Önceki derslerde genç İbn Arabî'yi rüyalarla, bir filozofla ve iki yaşlı kadınla gördük. Bu derste onun etrafındaki çevre genişliyor. Bir kasabadan sürülen ümmî bir derviş, ona ilk kitabını veren bir disiplin ustası, Allah'a güvenin tekerleğinin ortasında duran sessiz bir adam. Hepsinin ortak paydası, İbn Arabî'nin yıllar sonra onları anlatırken seçtiği bakıştır: unvanları değil, hâlleri.
El-Kûmî ile el-Mevrûrî, Ebû Medyen'in Kuzey Afrika ve Endülüs'e yayılmış çevresinden geliyordu. Addas'a göre İbn Arabî 1190'lardan itibaren bu çevrenin birkaç ustasıyla birlikte oldu; Tunus'taki Mehdevî de aynı ağın bir ucuydu. Kitabın kendisine, bütün bölümleriyle, daha sonra ayrıca döneceğiz (Ders E2.1).
Son olarak her bilginin nereden geldiğine bakalım. Uykuda kıpırdayan dil, kasabanın özrü, tekerleğin mili ve yirmi altı yaşına kadar tasavvuf kitabı okumamak onun kendi kaleminden gelir. Ulya'nın bugünkü Loulé, Mevrûr'un Morón olduğu ve 1184, 1190, 1200 gibi yıllar tarihî verilerdir. Mısır'daki hayal kırıklığı Denis Gril'in, portrelerin doğu sûfîliğine karşı bir savunma olduğu Gracia López-Anguita'nın, el-Ureybî'nin kulluğunun bütün eserlerin hedefi olduğu ise Claude Addas'ın yorumudur.
Özet
- Rûhu'l-Kuds, hicrî 600'de (1203–1204) Mekke'de Mehdevî'ye yazılmış bir mektuptur; İbn Arabî orada önce çağının derviş çevrelerini dalkavukluk ve gösteriş yüzünden eleştirir, sonra Mağrib'de ve Endülüs'te hizmet ettiği elli beş kadar ustanın portresini çizer; Gracia López-Anguita bunu doğudaki sûfîliğe karşı bir savunma olarak okur.
- Ulya'lı el-Ureybî, okuma yazma bilmeyen ilk ustasıdır; uykuda bile Allah'ı anan, kasabasından sürülüp Sevilla'ya gelen bu derviş ona kendi iradesinden vazgeçmeyi ve kulluğu öğretti.
- Ebû Medyen'in öğrencisi Yûsuf el-Kûmî ona yirmi altı yaşında ilk tasavvuf kitabını verdi ve onu sabırla eğitti; Mevrûr'daki Abdullah el-Mevrûrî'yi ise İbn Arabî, Allah'a güvenin tekerleğinin ortasında kıpırdamadan duran mil olarak gördü.
Tefekkür
Quiz
- Rûhu'l-Kuds'ün girişindeki eleştiri neye yöneliktir?
- El-Ureybî'yi kasabasından kim sürdü ve sonra ne oldu?
- İbn Arabî tasavvuf kitaplarıyla kaç yaşında, kimin sayesinde tanıştı?
- Mevrûrî'nin portresindeki tekerlek imgesi neyi anlatır?
Cevaplar
- Dalkavukluğa dayanan dostluğa, derviş kılığına ve konukevlerinin gösterişli düzenine; İbn Arabî bunun karşısına Mağrib ustalarının portrelerini koyar.
- Ulya halkı, ileri gelenlerden birinin kışkırtmasıyla onu sürdü; altı ay sonra Sevilla'ya gelip özür dilediler ve dönmesi için yalvardılar.
- Yirmi altı yaşında, Ebû Medyen'in öğrencisi Yûsuf el-Kûmî sayesinde; ona Kuşeyrî'nin Risâle'sini tanıttı.
- Allah'a güvenin, Mevrûrî'nin etrafında döndüğünü; onun bu güvenin kıpırdamayan merkezi olduğunu anlatır.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
El-Ureybî'nin çevresindeki genç her zaman söz dinleyen bir öğrenci değildi; hocasıyla tartıştığı da oldu. İbn Arabî, böyle bir tartışmanın ardından Sevilla'da karşısına çıkan bir yabancıyı da anlatır ve ona bir ad verir: Hızır. Sıradaki soru bu adın etrafında dönüyor: İbn Arabî'nin hayatında Hızır bir kez görülüp geçen bir kişi mi, yoksa farklı şehirlerde yeniden yaşanan bir karşılaşma mı?