İçeriğe geç

Ders 2.5 · Kademe 1 · Modül 2

İbn Rüşd ile iki karşılaşma: Genç bir sohbet ve bir cenaze

1.565 kelime · 7 kaynak pasajı · yaklaşık 7 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Fütûhât'taki anlatıma göre babasının dostu filozof İbn Rüşd, sakalı bitmemiş genç İbn Arabî'yi merak edip Kurtuba'daki evine çağırdı; aralarında «evet» ve «hayır» kelimeleri etrafında kısa bir sohbet geçti.
  2. Anlatımına göre filozof, içte açılan bilgiyle akıl yürütmenin aynı sonuca varıp varmadığını sormuş, genç hem evet hem hayır demiş; ardından filozofu bir kez daha, ince bir perdenin ardından bir görüde gördüğünü ekler.
  3. İbn Rüşd 1198'de Merakeş'te öldü; naaşı Kurtuba'ya getirilirken tabutu kitaplarıyla dengelendi, İbn Arabî bu sahneyi iki satırlık bir şiirle ve bir öğüt olarak kaydetti.

Kanca

Kurtuba'ya giren yolda bir yük hayvanı yürüyor. Sırtının bir yanına bir tabut bağlanmış. Öbür yanı boş kalsa yük devrilecek, o yüzden karşı tarafa da bir şeyler yüklemişler. Tabutun ağırlığını dengeleyen şey, içinde yatan adamın kendi yazdığı kitaplar.

Yolun kenarında üç adam duruyor. İçlerinden biri, otuzlu yaşlarının ortasında bir Sevillalı, bu manzarayı hayatı boyunca unutmayacak. Tabuttaki adamla ilk kez yıllar önce, henüz sakalı bitmemiş bir gençken tanışmıştı.

Merkezi soru

Genç İbn Arabî'nin Endülüs'ün en ünlü filozofuyla yaptığı kısa sohbette ne konuşuldu, ve yıllar sonra aynı adamın tabutunun kitaplarla dengelendiğini gördüğünde bu sahneden kendine ne çıkardı?

Anlatım

Kurtuba'nın kadısı

Tabuttaki adam Ebü'l-Velîd İbn Rüşd'dü. Latin Avrupa onu Averroes adıyla tanıyacaktı. 1126'da Kurtuba'da doğmuş, dedesi gibi kadılık yapmış, hükümdarın hekimi olmuş, en çok da Aristoteles'in eserlerine yazdığı uzun açıklamalarla ün kazanmıştı. Ona göre insan, doğru kurulmuş bir akıl yürütmeyle hakikate ulaşabilirdi. Kitapları bu inancın ürünüydü.

Genç İbn Arabî'nin babası Ali, bu filozofun yakın dostlarındandı. Kurtuba ile Sevilla arasında gidip gelen devlet adamları, kadılar ve âlimler aynı küçük çevrede birbirini tanırdı. Dolayısıyla bir gün filozofun, dostunun oğlunu görmek istemesinde şaşılacak bir şey yoktu. Şaşırtıcı olan, bu isteğin nedeniydi.

Bir babanın bahanesi

Bu günün hikâyesini bize İbn Arabî'nin kendisi bırakmıştır. Onu, hayatının son yıllarına kadar yazmayı sürdürdüğü büyük kitabında, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye'de anlatır. Anlatımına göre İbn Rüşd, gencin yalnızlığa çekildiği günlerde başına gelenleri duymuştu. Kitap okumadan, hocadan ders almadan bazı şeyleri bildiği konuşuluyordu. Filozof bunu merak etti ve onu görmek istedi.

Baba, oğlunu bir iş bahanesiyle filozofun evine götürdü. İbn Arabî kendini o gün için «sakalı henüz bitmemiş bir genç» diye tarif eder. Yaşını kendisi söylemez. Diyanet Vakfı'nın İslâm Ansiklopedisi'ndeki madde bu görüşmeyi 1180 yılına, on beş yaşlarına yerleştirir. Başka araştırmacılar birkaç yıl sonrasını önerir. Tarih tartışmalıdır; kesin olan, konuşmanın bir yaşlı ile bir çocuk arasında geçtiğidir.

İki kelimelik bir sohbet

Genç içeri girdiğinde filozof yerinden kalktı, sevgiyle ve saygıyla karşıladı, onu kucakladı. Sonra tek bir kelime söyledi: «Evet.» İbn Arabî bu kelimenin ne demek istediğini anladığını yazar. Filozofun aklından geçen, gencin yaşadığı şeyle kendi düşündüğü şeyin aynı yere çıktığıydı. Genç de «Evet» diye cevap verdi ve filozofun yüzünde anlaşılmış olmanın sevinci belirdi.

Ardından genç, anlatımına göre, bu kez «Hayır» dedi. Filozofun rengi değişti. Az önce emin olduğu şeyden kuşkuya düştü. Sonra sorusunu açıkça sordu: gencin kendi içinde açılan bir bilgiyle, Allah'tan gelen bir bağışla vardığı sonuç, filozofun akıl yürüterek vardığı sonuçla aynı mıydı?

Gencin cevabı, iki kelimeyi birleştirmekti: hem evet hem hayır. Sonra, İbn Arabî'nin aktardığına göre, bir cümle ekledi. Özetle şunu söylüyordu: bu evet ile bu hayırın arasında ruhlar bedenlerinden, başlar gövdelerinden ayrılır. Yani iki yolun aynı yere çıkıp çıkmadığı sorusu, bir insanın hayatını ikiye bölecek kadar derin bir sorudur.

İbn Arabî'nin anlatımında filozof bu cümleyi duyunca sarardı, titredi ve Allah'tan başka güç ve kuvvet sahibi olmadığını anlatan o bilinen sözü söyledi. Anlatım, filozofun gencin neyi kastettiğini anladığını da ekler.

Aradaki görü

Başlık iki karşılaşmadan söz ediyor, ama İbn Arabî'nin anlatımı bu ikisinin arasına bir üçüncüsünü koyar. Sohbetten sonra filozofla bir kez daha buluşmak istediğini, bunun olmadığını yazar. Onu bir kez daha, bu sefer bir görüde gördüğünü anlatır. Aralarında ince bir perde vardı. İbn Arabî perdenin ardından filozofu görebiliyordu, filozof ise onu göremiyordu; kendi işine dalmıştı, çevresinde kimin olduğundan habersizdi.

Bu görüyü nasıl okuyacağın senin bileceğin iş. İbn Arabî'nin kendi okuması şuydu: filozof kendi yolunda o kadar derine gitmişti ki, bu başka yolun oradan görünmesine imkân yoktu. Onun gözünde bu bir küçümseme değildi. Anlatımın başka bir yerinde, filozofun böyle bir bilgiye kapıyı kendi düşüncesinde açık bıraktığını, yalnızca onu yaşamış biriyle karşılaşmadığını söyler.

Yıllar sonra, bir kent kapısında

Filozofun hayatının son yılları sarsıntılı geçti. 1195'te gözden düştü, Kurtuba yakınlarındaki Lucena'ya sürüldü, bazı kitapları yasaklandı. Birkaç yıl sonra yeniden saraya çağrıldı ve 1198 Aralık'ında Merakeş'te öldü. Önce orada gömüldü, sonra naaşı Kurtuba'daki aile mezarlığına taşındı.

İbn Arabî tabutun Kurtuba'ya getirildiği gün oradaydı. Yanında iki dostu vardı: yazıcı Ebü'l-Hakem Amr İbnü's-Serrâc ile bir devlet büyüğünün kâtibi olan edebiyatçı Ebü'l-Hasan Muhammed İbn Cübeyr. Tabut hayvanın sırtına bir yandan yüklenmiş, kitaplar öbür yandan onu dengeliyordu. Ebü'l-Hakem arkadaşlarına dönüp bu dengeye dikkat çekti: bir yanda imam, öbür yanda eserleri.

İbn Arabî o gün iki satırlık bir şiir söyledi. İngilizceye yapılan çevirilere göre anlamı şudur: burada usta var, orada eserleri; keşke bilsem, umduklarına kavuştu mu. Kendisi de bu sahneyi bir öğüt ve hatırlatma olarak kaydettiğini söyler.

Metinden

İki sahneyi birbirine bağlayan şey, İbn Arabî'nin ikisini aynı kitapta, aynı hatıra zincirinin içinde anlatmasıdır. Aşağıdaki kutu o anlatımın bir özetidir, kelime kelime çeviri değildir.

Babası onu bir iş bahanesiyle filozofun evine götürür. Filozof ayağa kalkar, kucaklar, «Evet» der; genç «Evet» der, sonra «Hayır». Filozof, içte açılan bilgiyle akıl yürütmenin aynı sonuca varıp varmadığını sorar. Genç hem evet hem hayır der ve bu ikisinin arasında ruhların bedenlerinden ayrıldığını ekler. Yıllar sonra filozofun tabutu Kurtuba'ya getirilir, kitapları öbür yanında onu dengeler; İbn Arabî bunu bir öğüt olarak kaydeder.

Bu anlatımı yavaş okuyalım. Dikkat edilecek ilk şey, konuşmanın neredeyse sözsüz geçmesi. İki adam uzun bir tartışmaya girmiyor; üç kelimeyle bir soruyu açıp kapatıyorlar. Anlatımın gücü de buradan geliyor. Okuru kelimelerin arasındaki boşluğu doldurmaya zorluyor.

İkinci olarak, cevabın kuruluşuna bak. Genç filozofun yolunu reddetmiyor, onu tamamen onaylamıyor da. «Evet» ile «hayır» birlikte söyleniyor. Akıl yürütme bir yere kadar götürür; bir noktadan sonra başka bir kapı gerekir. Anlatımın söylediği bu kadardır.

Söylemediği şey de önemli. Anlatımda filozofun cevabı yok; itiraz etmiyor, karşı bir kanıt getirmiyor. Bu sahneyi yalnız İbn Arabî'nin kaleminden biliyoruz. Bildiğimiz kadarıyla İbn Rüşd'ün kendi kitaplarında bu görüşmenin bir izi yok.

Aslında…

Hikâye o kadar çarpıcı ki, iki yöne doğru kolayca büyütülüyor.

Yaygın yanlış«Tartışmayı genç kazandı; mistik filozofu susturdu.»
Doğrusu

Anlatım bir tartışma anlatmıyor, bir karşılaşma anlatıyor. Filozof genci sevgiyle karşılıyor, genç de filozofun yolunu bütünüyle reddetmiyor; cevabı «evet» ile başlıyor. Üstelik sahneyi yalnız bir tarafın ağzından biliyoruz. Yanlış, iki büyük düşünce geleneğini birer takım gibi düşünmeye, her karşılaşmada bir kazanan aramaya yatkın olmamızdan doğuyor.

Yaygın yanlışBir başka kanı: «İbn Arabî akla ve felsefeye karşıydı.» Kitapları akıl yürütmeyle doludur ve hayatı boyunca filozofların sorularıyla uğraştı.
Doğrusu

Onun «hayır»ı, aklın yetersiz olduğu bir sınıra işaret ediyor; aklı bir kenara atmıyor. Yanlış, sohbetin yalnız ikinci kelimesini hatırlayıp birincisini unutmaktan doğuyor.

Büyük resim

Bu sahneler İbn Arabî'nin Endülüs yıllarının başında ve sonunda durur. İlkinde o, adı henüz duyulmamış bir gençtir ve Endülüs'ün en ünlü aklı onu merak eder. İkincisinde ise bir kent kapısında, bir ömrün geride bıraktığı yüke bakan olgun bir adamdır. Birkaç yıl sonra Endülüs'ten ayrılıp doğuya gidecektir.

Cenaze sahnesi okura bir soru bırakır: bir insanın geride bıraktığı kitaplar onu dengeleyebilir mi? İbn Arabî'nin şiiri bu soruyu cevaplamaz, yalnızca sorar. Kendisi de hayatı boyunca yüzlerce eser yazacaktı. Bu sahneyi hatırlayarak yazdığını düşünmek bizim yorumumuz, ama onun sahneyi bir öğüt olarak kaydettiği kendi sözüdür.

Hikâyedeki sesleri de ayıralım. Sohbeti, görüyü ve cenazeyi bize anlatan İbn Arabî'dir. Tarihler, sürgün ve ölüm yeri tarihçilerin verisidir. Görüşmenin yılı araştırmacıların tahminidir. Bu anlatımı akıl ile içte açılan bilginin buluşması diye okuyan Henry Corbin gibi yazarların sözleri ise yorumdur.

Özet

  1. Fütûhât'taki anlatıma göre babasının dostu filozof İbn Rüşd, sakalı bitmemiş genç İbn Arabî'yi merak edip Kurtuba'daki evine çağırdı; aralarında «evet» ve «hayır» kelimeleri etrafında kısa bir sohbet geçti.
  2. Anlatımına göre filozof, içte açılan bilgiyle akıl yürütmenin aynı sonuca varıp varmadığını sormuş, genç hem evet hem hayır demiş; ardından filozofu bir kez daha, ince bir perdenin ardından bir görüde gördüğünü ekler.
  3. İbn Rüşd 1198'de Merakeş'te öldü; naaşı Kurtuba'ya getirilirken tabutu kitaplarıyla dengelendi, İbn Arabî bu sahneyi iki satırlık bir şiirle ve bir öğüt olarak kaydetti.

Tefekkür

Quiz

  1. İbn Rüşd genç İbn Arabî'yi neden görmek istedi?
  2. Filozofun sorusu neydi, ve genç ona nasıl cevap verdi?
  3. Başlıkta anılan iki karşılaşmanın arasında İbn Arabî hangi üçüncü karşılaşmayı anlatır?
  4. Cenazede tabutun öbür yanında ne vardı, ve bunu İbn Arabî nasıl kaydetti?

Cevaplar

  1. Gencin yalnızlığa çekildiği günlerde kitap okumadan ve hoca olmadan bazı şeyleri bildiğini duymuş, bunu merak etmişti.
  2. İçte açılan bilgiyle akıl yürütmenin aynı sonuca varıp varmadığını sordu; genç hem evet hem hayır diyerek ikisinin bir yere kadar buluştuğunu, bir noktadan sonra ayrıldığını anlattı.
  3. Filozofu ince bir perdenin ardından gördüğü, kendisinin onu görüp filozofun onu göremediği bir görüyü anlatır.
  4. İbn Rüşd'ün kendi kitapları vardı; İbn Arabî bu sahne üzerine iki satırlık bir şiir söyledi ve onu bir öğüt olarak kaydettiğini yazdı.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Kurtuba'da genç İbn Arabî'yi merak eden bir filozoftu. Endülüs'te ona yol gösterenler arasında ise kitapları rafları dolduran adamlardan çok daha sessiz insanlar vardı. Sıradaki derste iki kadınla tanışıyoruz: Sevilla'da yaşayan çok yaşlı Fâtıma bint İbnü'l-Müsennâ ve Marşena'da yaşayan Şems Ümmü'l-Fukarâ. Bir hocanın yaşı, cinsiyeti ya da ünü, İbn Arabî'nin ondan ne öğrendiğini nasıl etkiledi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video fikri — bir terazi: ekranın ortasında iki kefeli bir terazi. İlk sahnede bir kefede yaşlı bir adamın silueti, öbüründe küçük bir gencin silueti; terazi «evet» ile yükselir, «hayır» ile sallanır. Son sahnede terazi bir yük hayvanının sırtına dönüşür: bir yanda tabut, öbür yanda kitap yığını, ikisi dengede.

Sahneler

  • Açılış: Kurtuba'ya giden bir yol, bir yük hayvanı, bir yanda örtülü tabut, öbür yanda bağlanmış kitaplar; kenarda üç silüet. Çizim, fotoğraf değil.
  • Kurtuba'nın kadısı: bir çalışma odası, açık kitaplar; ekranda «Averroes» ve «1126 Kurtuba».
  • Sohbet: iki silüet, aralarında yalnız üç kelime belirir: «Evet», «Evet», «Hayır». Son kelimede yaşlı silüetin rengi solar.
  • Görü: ince, yarı saydam bir perde; bir yanda bakan bir figür, öbür yanda başı eğik, çevresini görmeyen bir figür.
  • Sürgün ve ölüm: harita üzerinde Kurtuba → Lucena (1195) → Merakeş (1198) → Kurtuba.
  • Cenaze: açılış sahnesine dönüş; kamera kitap yığınına yaklaşır, şiirin anlamı alt yazıda.

Ekranda yazılacaklar: İbn Rüşd = Averroes · 1180 (tahmin) Kurtuba · «Evet» / «Hayır» · 1195 Lucena · 1198 Merakeş · Fütûhât, birinci cilt · Corbin (yorum).

Seslendirme: alçak, acelesiz bir anlatıcı. «Hayır» kelimesinden önce ve sonra uzun bir durak. Şiirin anlamı yavaş ve alçak sesle okunur.

Telif: Kurtuba'daki modern İbn Rüşd heykeli, yazma sayfaları ve minyatürler gösterilmez; bütün sahneler çizimle tarif edilir.

Modül 2 — Bir Hayatın Romanı I: Endülüs

Amaç: Öğrenci İbn Arabî'nin filozof İbn Rüşd'le Kurtuba'daki gençlik sohbetini, aradaki görüyü ve yıllar sonraki cenaze sahnesini onun kendi anlatımına dayanarak sırasıyla anlatabilir ve bu anlatımı sonradan yapılan yorumlardan ayırabilir.