Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî 17 Ramazan 560'ta, yani 28 Temmuz 1165'te, İbn Merdenîş'in bağımsız krallığının başkenti Mürsiye'de doğdu.
- Babası Ali b. Muhammed İbn Merdenîş'in ordusunda hizmet etti; Addas'ın biyografisi ve Elmore'un okuduğu İbnü'ş-Şa''âr kaydı ailenin meslekten askerler arasında yer aldığını gösterir.
- İbn Merdenîş 1172'de ölünce Ali Muvahhid halifesinin hizmetine girdi ve aile, çocuk yedi-sekiz yaşındayken Sevilla'ya taşındı.
Kanca
15 Ekim 1165, Perşembe. Mürsiye'nin güneybatısında, Guadalentín vadisinde iki ordu karşı karşıya geliyor. Bir yanda şehrin hükümdarı İbn Merdenîş ve onun askerleri, öbür yanda Kuzey Afrika'dan gelen Muvahhid halifesinin kardeşlerinin komutasındaki kuvvetler. Gün bitmeden İbn Merdenîş'in ordusu dağılıyor. Tarih kitapları bu çarpışmayı Fahsü'l-Cüllâb savaşı diye kaydeder.
Aynı günlerde, Mürsiye'deki bir evde iki buçuk aylık bir bebek var. Babası, yenilen hükümdarın hizmetindeki adamlardan biri. Bebeğin adı Muhammed; bir gün ona «Şeyh-i Ekber» diyecekler.
Merkezi soru
1165 yazında Mürsiye'de doğan Muhammed nasıl bir ailenin, nasıl bir şehrin ve nasıl bir savaşın içine doğdu; ve yedi yaşındayken ailesini Sevilla'ya taşıyan olay neydi?
Anlatım
Bir yaz gecesi, bir kış başkenti
Tarih kesin: 17 Ramazan 560, yani 28 Temmuz 1165. Diyanet'in ansiklopedisinde Mahmut Erol Kılıç'ın yazdığı madde günü de yeri de verir: Endülüs'ün güneydoğusunda, Tüdmîr bölgesinin merkezi Mürsiye. Şehrin bugünkü adı Murcia; Segura nehrinin sulak ovasında, bahçeler ve su kanallarıyla çevrili bir şehir.
Bu şehir o yıllarda sıradan bir taşra kasabası değildi. Endülüs'ün doğusunda on sekiz yıldır ayakta duran bağımsız bir krallığın başkentiydi. Kralın adı Muhammed b. Sa'd İbn Merdenîş'ti. Hristiyan kaynakları ona «Kurt Kral» der. 1147'den ölümüne kadar Mürsiye'den Valensiya'ya uzanan bir toprağı yönetti.
Şehrin kuzeyinde, Monteagudo'da, bu hükümdarın bahçeli bir köşkünün kalıntıları bugün hâlâ duruyor. Arkeologlar orada ortası havuzlu, dört kolu çapraz bahçeli bir avlu ve köşke bağlı arazide 160'a 220 metrelik yapay bir göl buldu. İbn Arabî'nin çocukluğu böyle bir saray kültürünün şehrinde başladı.
Kılıç ile saray arasında bir aile
Babasının adı Ali b. Muhammed'di. Aile, Arabistan'ın Tay kabilesine bağlanan eski bir Arap soyundandı; ilk derste bu soyun ada nasıl işlendiğini gördük. Diyanet'in maddesine göre Ali, dönemin Endülüs'ünde bazı önemli resmî görevlerde bulunmuş, dindar bir adamdı. İbn Arabî onu sık sık Kur'an okuyan, fıkıh ve hadisle ilgilenen biri olarak hatırlar. Annesinin soyu üzerine kaynaklar aynı şeyi söylemez: Diyanet'in maddesi onu Medineli Ensâr'a bağlar, bazı modern özetler ise Berberî bir aileden geldiğini yazar.
Peki babanın mesleği tam olarak neydi? Claude Addas, 1989'da Fransızca yayımlanan ve İngilizceye Quest for the Red Sulphur adıyla çevrilen biyografisinde Ali'nin İbn Merdenîş'in ordusunda hizmet ettiğini ve ailenin bu hükümdarın çevresinde yer aldığını yazar. Addas'ın vardığı sonuç açıktır: genç Muhammed'in önündeki her şey onu bir asker kariyerine yöneltiyordu.
Bu tablo 1997'de bir belgeyle keskinleşti. Amerikalı araştırmacı Gerald Elmore, Fuat Sezgin'in tıpkıbasımını yayımladığı bir yazmaya dikkat çekti: Musullu biyografi yazarı İbnü'ş-Şa''âr'ın on üçüncü yüzyılda derlediği şairler sözlüğü, Kalâidü'l-cümân. Bu kitapta İbn Arabî'nin ailesi, ülkeyi yöneten kim ise onun hizmetinde bulunan meslekten askerler olarak anılır. Arapça kaynaklar bu sınıfa «cünd» der: devletten maaş alan, çağrıldığında sefere çıkan askerler. Elmore bu bilgiyle, ailenin «soylu, zengin ve çok dindar» diye özetlenen eski resmini düzeltir.
Bir krallığın sonu
Muhammed'in doğduğu yaz, Muvahhidler Endülüs'e doğru ilerliyordu. Muvahhidler, Fas'tan çıkıp Kuzey Afrika'yı birleştirmiş, kendini tek meşru halifelik olarak gören bir hanedandı. İbn Merdenîş ise onlara boyun eğmeyi reddetti. Abigail Krasner Balbale, The Wolf King adlı çalışmasında onun paralarına ve hutbesine Bağdat'taki Abbâsî halifesinin adını koyduğunu, böylece kendini Muvahhid iddiasına karşı eski halifeliğin temsilcisi olarak sunduğunu gösterir. Bu direnişi sürdürmek için Kastilya ile ittifak kurdu, ordusunda Hristiyan paralı askerler çalıştırdı.
Fahsü'l-Cüllâb yenilgisi krallığı yıkmadı, ama çatlattı. İbn Merdenîş yedi yıl daha dayandı. Mart 1172'de öldüğünde oğulları Sevilla'ya gidip Muvahhid halifesi Ebû Ya'kūb Yûsuf'a bağlılık sundular. Mürsiye aynı yıl el değiştirdi ve Doğu Endülüs'teki bağımsız krallık sona erdi.
Bir asker ailesi için bu, geçim ve gelecek sorusuydu. Ali de efendisinin oğullarının yolunu izledi ve yeni halifenin hizmetine girdi. Hizmet değişince yurt da değişti: aile Mürsiye'yi bırakıp Muvahhidlerin Endülüs'teki merkezine, İşbîliye'ye, yani Sevilla'ya taşındı. Muhammed o sırada yedi ya da sekiz yaşındaydı.
Yeni şehir, yeni efendi
Sevilla, Guadalquivir kıyısında Endülüs'ün en kalabalık şehirlerinden biriydi. Ailenin geldiği yıllarda halife Ebû Ya'kūb Yûsuf şehirde büyük bir cami yaptırmaya başlamıştı; temeller 1172'de atıldı. Bu caminin sonradan yükselen minaresi bugün Giralda adıyla katedralin çan kulesi olarak duruyor.
Böylece çocuk, Kurt Kral'ın bahçeli sarayından Muvahhid halifesinin inşaat hâlindeki başkentine geçti. İki şehir birbirine düşman iki siyasetin merkeziydi, ama ailenin hayatı aynı ekseni izledi: kim hüküm sürüyorsa onun hizmetinde olmak. Çocuğun büyüyeceği ev, hâlâ bir asker evinin düzeniyle yaşıyordu.
Metinden
Ailesini anlatırken İbn Arabî'nin en çok üzerinde durduğu kişi babası değil, annesinin kardeşidir. Hikâyesini Fütûhât'ta anlatır.
İbn Arabî'nin anlattığına göre dayısı Yahyâ b. Yuğân, Tilimsan'ı yöneten bir hükümdardı. Bir gün maiyetiyle şehir dışına çıkarken, Tilimsan dışında ibadetle yaşayan Tunuslu Ebû Abdullah adında bir adama rastladı. Üzerindeki ağır, süslü elbiseyi gösterip bu kıyafetle namaz kılmanın caiz olup olmadığını sordu. Adam güldü ve ona sert bir benzetmeyle cevap verdi: bir leşin kanına bulanıp ondan yiyen, ama idrarı üstüne sıçramasın diye bacağını kaldıran bir köpeğe benzersin. Anlatıma göre hükümdar ağladı, atından indi, tahtını bıraktı ve o adamın yanında kaldı. Sonraki günlerde odun toplayıp çarşıda satarak geçindi.
Hikâyeyi yavaş okuyalım. İbn Arabî burada bir kılıç ve saray adamını, kendi ailesinden birini anlatıyor. Soruyu soran kişi dindar görünmek isteyen bir yöneticidir; sorusu da bir hukuk sorusudur. Cevap ise hukuk sorusuna girmez, sorunun yerini değiştirir: asıl kiri dert etmeyip küçük bir inceliği sormanın kendisine bakar. Hikâyenin söylemediği şey de önemli: İbn Arabî burada asker ya da hükümdar olmanın kendisini kınamıyor; kınanan, büyük bir haksızlığın içinde küçük bir temizliğe takılmak.
Bu hikâyeyi bir asker ailesinin çocuğu anlatıyor. Hem aile büyüklerinin hükümdarlara hizmet ettiği, hem de bir aile büyüğünün tahtı bırakıp odun taşıdığı bir soy. Muhammed'in çocukluk evinde bu iki yol da bir hikâye olarak vardı.
Aslında…
İbn Arabî'nin sonraki şöhreti, çocukluğunu da geriye doğru boyamaya meyillidir.
Yaygın yanlışSık duyulan bir kanı: «İbn Arabî, zengin ve soylu bir sûfî ailesinde, dervişler arasında büyüdü.» Aile eski bir Arap soyundandı ve dindardı, ama geçimini askerlikten ve hükümdarlara hizmetten sağlıyordu.
İbnü'ş-Şa''âr'ın kaydı ve Elmore'un okuması ailenin yerini meslekten askerler arasına koyar. Yanlış, büyük bir sûfînin hayatını onun sonunu bilerek okumaktan doğuyor: sonradan olanı başlangıca da yerleştiririz.
Yaygın yanlışÖzet biyografilerde yerleşmiş bir karışıklık: «İbn Merdenîş bir Muvahhid valisiydi ve İbn Arabî'nin babası baştan beri Muvahhidlere hizmet etti.» İbn Merdenîş, Muvahhidlere karşı çeyrek asır direnen bağımsız bir hükümdardı; Ali ancak 1172'de, efendisinin ölümünden sonra saf değiştirdi.
Karışıklık, Mürsiye'nin kısa süre sonra Muvahhid toprağı olmasından ve özet biyografilerin iki dönemi tek cümlede birleştirmesinden doğuyor.
Büyük resim
Bir önceki derste İbn Arabî'yi okuma yolculuğunun ilk basamağının bir insan olduğunu söylemiştik. O insanın ilk sahnesi bir mistik halka değil, bir sınır krallığı: yenilen bir hükümdar, saf değiştiren bir asker baba, yeni bir başkente taşınan bir aile. Sonraki bütün yol, bu dünyanın içinden başlıyor.
Bu ders aynı zamanda biyografinin nasıl yazıldığını gösteriyor. Doğum tarihini ansiklopedi verir, babanın mesleğini Addas'ın biyografisi ve İbnü'ş-Şa''âr'ın kaydı, dayı hikâyesini İbn Arabî'nin kendi kalemi. Her kaynak farklı bir soruya cevap verir ve biri ötekini düzeltebilir. «Asker bir ailenin oğlu» sözü de böyle bir düzeltmenin sonucu: eski tabloda bu aile bir sûfî evi gibi görünüyordu, yeni belge onu bir ordu evine yerleştirdi.
Özet
- İbn Arabî 17 Ramazan 560'ta, yani 28 Temmuz 1165'te, İbn Merdenîş'in bağımsız krallığının başkenti Mürsiye'de doğdu.
- Babası Ali b. Muhammed İbn Merdenîş'in ordusunda hizmet etti; Addas'ın biyografisi ve Elmore'un okuduğu İbnü'ş-Şa''âr kaydı ailenin meslekten askerler arasında yer aldığını gösterir.
- İbn Merdenîş 1172'de ölünce Ali Muvahhid halifesinin hizmetine girdi ve aile, çocuk yedi-sekiz yaşındayken Sevilla'ya taşındı.
Tefekkür
Quiz
- İbn Arabî hangi tarihte ve hangi şehirde doğdu, o şehri kim yönetiyordu?
- Babası Ali b. Muhammed'in hizmeti İbn Merdenîş'in ölümünden sonra nasıl değişti?
- Gerald Elmore'un 1997'de dikkat çektiği kaynak ailenin toplumsal yeri hakkında ne söyler?
- İbn Arabî'nin anlattığı hikâyede Tilimsan hükümdarı Yahyâ b. Yuğân'ı değiştiren şey neydi?
Cevaplar
- 28 Temmuz 1165'te, 17 Ramazan 560'ta, Mürsiye'de doğdu; şehri Muvahhidlere direnen bağımsız hükümdar İbn Merdenîş yönetiyordu.
- İbn Merdenîş 1172'de ölünce Muvahhid halifesi Ebû Ya'kūb Yûsuf'un hizmetine girdi ve ailesiyle Sevilla'ya taşındı.
- İbnü'ş-Şa''âr'ın Kalâidü'l-cümân'ı ailenin, ülkeyi yöneten kim ise onun hizmetindeki meslekten askerler arasında olduğunu kaydeder.
- Tunuslu bir âbide süslü elbisesiyle namaz kılmayı sorduğunda aldığı sert cevap; hükümdar ağlayıp tahtını bıraktı.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Asker bir babanın oğlu Sevilla'da büyüdü ve önündeki yol belliydi: ordu, hizmet, halifenin çevresi. Ama tahtını bırakıp odun taşıyan bir dayının hikâyesini de bilen bir gençti. Bir sonraki derste Sevilla'daki gençlik yıllarına geçiyoruz: bir asker adayını hayatının yönünü değiştirmenin eşiğine getiren neydi, ve o eşik tek bir anda mı, uzun bir kararsızlıkta mı aşıldı?