Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Yolculuk bir insanla başlar; hayat, şahsiyet ve eserlerinin kapısı, sonra okunacak her cümlenin yerini ve yaşını verir.
- Sonra imgelerle bütün öğreti terimsiz kurulur, ardından kavramlar kendi adlarıyla varlık, insan ve yol, vahiy ve kozmos başlıklarında konuşulur; miras ve ustalık yolu tamamlar.
- Fusûs'un yirmi yedi bölümü ve Fütûhât'ın altı büyük bölümü ayrıca kendi sıralarıyla okunur; bu harita İbn Arabî'nin değil bir okurun haritasıdır ve onun kendi ayrımına göre tadılarak bilinen şeyi taşıyamaz.
Kanca
İstanbul, Sultanahmet Meydanı'nın kenarında İbrahim Paşa Sarayı. Bugün Türk ve İslâm Eserleri Müzesi olan bu binanın koleksiyonunda otuz yedi ciltlik bir yazma duruyor. Mağribî hatla, dikkatle yazılmış sayfalar. İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye'nin bu ikinci nüshasını 1238'de, ölümünden iki yıl önce Şam'da tamamladı. Kitap yüzyıllar boyunca Konya'da, Sadreddin Konevî'nin kütüphanesinde saklandı.
Otuz yedi cilt, beş yüz altmış bölüm. Böyle bir kitabın önünde duran herkes aynı şeyi sorar: nereden başlanır?
Merkezi soru
İbn Arabî'yi tanımak isteyen biri hangi basamaklardan geçerek ilerler, ve bu yol neden bir insanın hayat hikâyesiyle başlayıp onun iki büyük kitabının satırlarına varır?
Anlatım
Önce yazarın kendi düzenine bak
Bir yolculuğa harita çizmeden önce, yazarın kendi kitaplarını nasıl düzenlediğine bakmak işe yarar. Çünkü İbn Arabî de okurunu bir sıraya sokmaya çalışmıştı.
Fütûhât'ı altı büyük bölüme ayırdı. İlki bilgilere ayrılmıştı; ardından insanın Allah'la ve insanlarla ilişkisindeki davranışlar geldi. Sonra iç haller, sonra yolcunun konakladığı yerler, sonra Allah ile kul arasındaki karşılıklı buluşmalar, en sonda da yolun durakları. Diyanet'in ansiklopedisindeki Fütûhât maddesi bu düzeni bölüm bölüm sayar. Bilgiden başlayıp yaşanana doğru ilerleyen bir yapı bu.
Fusûsu'l-Hikem'in düzeni daha da dikkat çekicidir. Kitap yirmi yedi bölümden oluşur ve her bölüm bir peygambere bağlanır: Hz. Âdem'le açılır, Hz. Muhammed'le kapanır. Kitabın adı da bir imge taşır. «Fass», yüzüğün taşı demektir; her peygamber, bir hikmetin üzerine oturduğu bir yüzük taşı gibidir. İbn Arabî en soyut düşüncelerini bile bir insanın, bir peygamberin hayatına ve sözüne bağlayarak anlatır.
Bu küçük gözlem, önündeki yolun sırasını da açıklıyor. İbn Arabî'nin kendisi okuruna önce bir insanı gösterir, sonra o insanın taşıdığı hikmeti açar. Bu yolculuk da aynı adımla başlar.
Önce bir insan
İlk basamak bir hayat. Mürsiye'de doğan bir çocuk, Sevilla'da geçen bir gençlik, Endülüs'ün ve Kuzey Afrika'nın yollarında karşılaşılan hocalar. Aralarında iki kadın hoca da var; İbn Arabî onları kendi kaleminden, sevgiyle anlatır. Sonra doğuya uzanan uzun yol: Kahire, Kudüs, Mekke, Konya, Malatya, Bağdat, Halep ve sonunda Şam. Kitaplarının nerede ve hangi olayların ardından yazıldığını bilmek, sonra okuyacağın cümlelerin de yaşını ve yerini bilmek demektir.
Hayatın ardından adamın kendisi gelir: bir baba ve eş olarak gündelik hayatı, yaşadığı çağın savaşları ve sarayları, ondan önce yaşamış sûfîler. Bu basamak, onun kitaplarının kapısında biter. Ona nispet edilen yüzlerce eserin ne kadarı gerçekten onundur, bu kitaplar neden zor okunur ve bu zorlukla nasıl başa çıkılır? Bu sorular, metne girmeden önce elinde olması gereken fenerdir.
Sonra imgeler
İkinci basamakta ilginç bir şey yapılır: bütün öğreti, tek bir teknik kelime kullanılmadan, imgelerle anlatılır. Güneş ve ışınları, bir ayna, her an yenilenen bir nehir, bir gölge, bir nefes, bir rüya. İnsan tarafında da imgeler var: her an dönen bir kalp, bütün evrenin özeti olan insan.
Neden terimlerden önce imgeler? Çünkü bir terim, anlamını kavramadan ezberlenebilir. Bir imge ise zihinde bir sahne kurar ve o sahne daha sonra terimi taşır. Üstelik bu imgelerin çoğu İbn Arabî'nin kendi imgeleridir. Fusûs'un ilk bölümünde evreni cilalanmamış bir aynaya benzetir, Hz. Âdem'i de o aynanın cilası olarak anar. Her imgenin bir sınırı vardır ve o sınır da söylenecek: güneş benzetmesi nerede işe yarar, nerede yanıltır?
Sonra kavramlar kendi adlarıyla
Üçüncü basamakta terimler sahneye çıkar. İmgelerle kurduğun sahneler bu kez kendi adlarıyla, Arapça asıllarıyla ve Türkçe açılımlarıyla konuşulur. Önce varlığın kendisi: Allah'ın isimleri, yaratılışın her an yenilenmesi, görünen ile görünmeyen arasında duran ara bölge, hayal gücünün şaşırtıcı yeri.
Ardından insana ve yola dönülür. İnsanın iç dünyası, aşk, bilgi ve yolun durakları, sûfîlerin tarih boyunca izledikleri usuller. Bu durakların hepsi anlatılır ama hiçbiri sana reçete olarak verilmez; yolun pratikleri tarihte nasıl yaşandıysa ve İbn Arabî onları nasıl yorumladıysa öyle aktarılır.
Bir sonraki durakta vahiy ve kozmos var. Kur'an ve hadisle kurduğu ilişki, namazın ve orucun iç anlamı üzerine yazdıkları, dinlerin çokluğuna bakışı. Sonra evrenin katları, zaman, harfler ve sayılar, ölüm ve ölümden sonrası.
Miras ve ustalık
Kavramlar yerine oturunca iz sürmeye geçilir. Onu kimler okudu, kimler açtı, kimler karşı çıktı? Konya'dan Kahire'ye, İstanbul'dan Hindistan'a şârihler, destekçiler ve eleştirmenler, her biri kendi dayanağıyla dinlenir. İtiraz edenlerin sesi burada küçültülmez; savunanlarınkiyle aynı ciddiyetle anlatılır.
Yolun sonu ustalıktır. Bütün kavramları tek bir atlasta görmek, İbn Arabî'yi başka düşünürlerle karşılaştırmak, zor bir pasajı adım adım çözmeyi öğrenmek ve bugünün sorularına onun metinleriyle bakmak. En sonda da kendi okuma yolunu kendin kurarsın.
İki kitap, iki yan yol
Bu ana yolun yanında iki kitap kendi sıralarıyla okunur. Fusûs'un yirmi yedi bölümünün her biri iki kez ele alınır: önce ne anlattığı, sonra metnin kendisi satır satır. Fütûhât ise altı büyük bölümü boyunca, yazarın kendi düzeniyle izlenir. Bir de onun daha küçük eserlerinin her biri için birer tanıtım durağı var; ona sonradan nispet edilen kitaplar da dahil.
Ana yoldaki her durak, bu iki kitaptan birinin ilgili bölümüne bağlanır. Böylece bir imgeyle tanıştığın bir fikri, sonra bir kavram olarak, en sonda da Fusûs'un bir bölümünde İbn Arabî'nin kendi cümlesi olarak yeniden görürsün. Aynı konuya her dönüşte biraz daha derinden bakmak, bu haritanın asıl biçimi: düz bir merdivenden çok, yukarı doğru dönen bir sarmal.
Metinden
Harita çizmenin bir sınırı var ve İbn Arabî bu sınırı Fütûhât'ın girişinde kendisi çizer. Orada bilgiyi türlerine ayırır.
Özetle İbn Arabî şunu söyler: bilginin bir türü akılla, düşünüp delil getirerek elde edilir. İkinci tür, hallerin bilgisidir ve ancak onu yaşayarak, tadarak bilinir. Örneği gündeliktir: balın tatlılığı, sabır otunun acılığı, sevginin ve özlemin ne olduğu. Bunları ne tarif ne de ispatla kimse öğrenemez; onları bilmenin tek yolu tatmaktır. Üçüncü tür ise sırların bilgisidir ve ona göre insana ilâhî bir bağış olarak verilir.
Pasajı yavaş okuyalım. İbn Arabî burada aklı küçümsemiyor; akılla edinilen bilgiyi açıkça bir bilgi türü olarak sayıyor. Söylediği şu: bazı şeyler anlatılabilir, bazıları yalnızca yaşanabilir. Balın tatlılığı üzerine bir kitap dolusu tarif yazabilirsin, ama o tarif dilinin ucundaki tadı veremez.
Bir harita da böyledir. Yolun nereden geçtiğini, hangi durağın hangisinden sonra geldiğini gösterir. Önündeki yolculuk büyük ölçüde anlatılabilen türden bilgiyle, metinlerle ve onları açanların sözleriyle ilerleyecek. İbn Arabî'nin tattığını söylediği şeyi ise ancak onun kendi kelimeleriyle, dışarıdan dinleyerek aktarabiliriz. Haritanın bu sınırını baştan bilmek, onu dürüstçe kullanmanın ilk şartı.
Aslında…
Bir yolun basamaklarını görünce, iki yanlış sonuca varmak kolaylaşıyor.
Yaygın yanlış«Bu basamaklar İbn Arabî'nin kendi sistemidir; öğretisini bu sırayla kurmuştur.»
Değil. İbn Arabî fikirlerini düzenli bir ders kitabı gibi sıralamadı; bir konuyu bir bölümde açıp çok sonra başka bir yerde sürdürür. William Chittick'in de vurguladığı gibi onun düşüncesini daha düzenli bir biçime sokan, öğrencisi Sadreddin Konevî ve ardından gelen şârihler oldu. Bu harita da bir okurun haritası; yanlış, düzenli bir anlatımı düşünürün kendi düzeni sanmaktan doğuyor.
Yaygın yanlış«İmgeler işin basit hali; kavramlara gelince bir kenara bırakılır.»
İmgelerin çoğu, ayna ve gölge gibi, İbn Arabî'nin kendi kitaplarında durur ve en derin pasajlarında da iş görür. İmge bir basamak olarak geride kalmaz, kavramın yanında yürümeye devam eder. Yanlış, okulda resimli kitaplardan yazılı kitaplara geçtiğimiz alışkanlıktan geliyor.
Büyük resim
Şimdiye kadar iki soru sorduk: bir unvanı ona kim verdi, kitaplarını sekiz asır boyunca kimler taşıdı? Bu harita o soruları bir yola çeviriyor. Her basamakta aynı alışkanlık işler: bir cümlenin İbn Arabî'nin kendi kaleminden mi, bir tarihçiden mi, bir rivayetten mi, yoksa bir şârihin yorumundan mı geldiğini sormak.
Yolun sırası da bu alışkanlığa hizmet eder. Önce adamı tanırsın ki cümlelerinin nereden çıktığını bilesin. Sonra imgelerle fikrin şeklini görürsün, sonra kavramlarla adını öğrenirsin. En sonda iki büyük kitaba döndüğünde, metnin karşısında yabancı değil, yolu bir kez yürümüş biri olarak durursun. Fütûhât'ın otuz yedi cildi ise hâlâ orada, Sultanahmet'te, bekliyor olacak.
Özet
- Yolculuk bir insanla başlar; hayat, şahsiyet ve eserlerinin kapısı, sonra okunacak her cümlenin yerini ve yaşını verir.
- Sonra imgelerle bütün öğreti terimsiz kurulur, ardından kavramlar kendi adlarıyla varlık, insan ve yol, vahiy ve kozmos başlıklarında konuşulur; miras ve ustalık yolu tamamlar.
- Fusûs'un yirmi yedi bölümü ve Fütûhât'ın altı büyük bölümü ayrıca kendi sıralarıyla okunur; bu harita İbn Arabî'nin değil bir okurun haritasıdır ve onun kendi ayrımına göre tadılarak bilinen şeyi taşıyamaz.
Tefekkür
Quiz
- Fusûsu'l-Hikem nasıl düzenlenmiştir ve bu düzen yolculuğun ilk basamağı hakkında ne söyler?
- İmgeler neden terimlerden önce gelir?
- Fütûhât'ın girişinde İbn Arabî, balın tatlılığını hangi tür bilgiye örnek verir?
- Bu yolun basamakları İbn Arabî'nin kendi sistemi midir?
Cevaplar
- Her biri bir peygambere bağlanan yirmi yedi bölümden oluşur; İbn Arabî de soyut hikmeti bir insana bağlayarak anlattığı için yol bir insanın hayatıyla başlar.
- Bir terim anlamı kavranmadan ezberlenebilir; imge ise zihinde terimi sonradan taşıyacak bir sahne kurar.
- Ancak yaşayarak, tadarak bilinen hallerin bilgisine örnek verir.
- Hayır; İbn Arabî fikirlerini düzenli bir sıraya dökmedi, bu işi büyük ölçüde Konevî ve şârihler yaptı ve bu harita da bir okurun haritasıdır.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Harita elinde, yola çıkma zamanı. İlk durak, bu haritanın da başladığı yer: 1165 yazında Mürsiye. Bir hükümdarın hizmetinde bulunan, kılıcın ve sarayın dünyasından gelen bir ailede doğan çocuk, nasıl oldu da kalemin ve kitabın adamı oldu; asker bir ailenin oğlu olmak onun gençliğine neyi hazırladı?