İçeriğe geç

Ders 10.5 · Kademe 3 · Modül 10

Her şeyin kendi rabbi

1.823 kelime · 7 kaynak pasajı · yaklaşık 8 dakika okuma · seslendirme 12 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Rab besleyip olgunlaştıran, merbûb terbiye edilendir; İbn Arabî'de her varlığı, isti'dâdına denk düşen ve üzerinde hükmü en belirgin olan bir ilâhî isim terbiye eder ve o isim onun Rabbidir.
  2. İsmâil fassı her varlığın Allah'tan payının yalnızca kendi Rabbi olduğunu, bütüne sahip olamayacağını ve kendi Rabbi katında razı olunanın başka bir Rab katında da razı olunmayabileceğini söyler; «rabb-i hâs» terimi bu cümledeki zarftan şârihlerin kurduğu kalıptır.
  3. Hûd fassı her yürüyenin Rabbinin dosdoğru yolunda olduğunu ve «bu yönden» Fâtiha'daki gazaba uğramışlardan ve sapmışlardan olmadığını söyler; bütün rableri kuşatan ise Rabbü'l-âlemîn, rablerin Rabbidir.

Kanca

Firavun'un sarayında iki kardeş duruyor: Hz. Mûsâ ile Hz. Hârûn. Tahttaki adamın sorusu kısa: «Sizin Rabbiniz kim, ey Mûsâ?» Soru Tâhâ sûresinin 49. ayetinde sorulur, cevap hemen ardından gelir: «Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra ona yol gösterendir.»

Cevapta bir isim yok, bir tarif var. Rab burada kendini bir işle tanıtıyor: her şeye kendi biçimini vermek ve o biçime uygun yolu göstermek. Balığa yüzgeç, kuşa kanat, arıya peteğin yolunu. Firavun «kim» diye sordu; Mûsâ «ne yapar» diye cevap verdi. İbn Arabî'nin rab kelimesine bakışı tam bu cevabın açtığı yerden başlar.

Merkezi soru

İbn Arabî her varlığın Allah'tan yalnızca kendi Rabbine sahip olduğunu söylerken neyi kastediyor, «rabb-i hâs» dediğimiz o özel Rab kime aittir, ve bu fikir âlemlerin Rabbi ile nasıl bağdaşır?

Anlatım

Terbiye eden ve terbiye edilen

Ders 9.3'te rubûbiyyeti, yani Rab olma hâlini, ulûhiyyetin daha yakın yüzü olarak tanımıştık. Arapçada rab, bir şeyi besleyip adım adım olgunluğa ulaştıran, onun sahibi olup işini çeviren demektir. Rabbin karşısında merbûb durur: beslenen, terbiye edilen, olgunlaştırılan. Kelime çiftinin kendisi bir ilişki anlatır. Kimseyi beslemeyen bir besleyici düşünülemez.

Tâhâ'daki cevap bu ilişkiye bir ayrıntı ekler. Rab her şeye kendi yaratılışını verir. Terbiye herkese aynı kalıbı dökmek anlamına gelmez; tohuma tohum, yavru kuşa yavru kuş olarak davranmaktır. Bahçıvan gülü de inciri de sular, ama güle budama, incire sabır ister. İbn Arabî bu gözlemi varlığın bütününe taşır. Merbûb her birinin kendi ölçüsü olan sayısız şeydir; onları terbiye eden rubûbiyyet de her birine kendi ölçüsüyle yönelir.

Buradan kaçınılmaz bir soru doğar. Rubûbiyyet her şeye kendi ölçüsüyle yöneliyorsa, bir çiçeğin Rabbi ile bir aslanın Rabbi aynı yüzle mi görünür?

Her varlığa bir isim

İbn Arabî'nin cevabı isimler öğretisinden gelir. Önceki derslerde gördüğümüz gibi her ilâhî isim Hakk'ı âleme bağlayan ilişkilerden birinin adıdır ve her isim kendi eserinin görüneceği bir yer, bir mazhar ister. Mazhar, ismin kendini gösterdiği sahnedir. Bu tabloda her varlık birden çok ismin hükmünü taşır, ama onun üzerinde hükmü en belirgin olan, onu asıl terbiye eden bir isim vardır.

O isim, o varlığın Rabbidir. Bu çerçevede hasta birinin Rabbi o an Şâfî, yani şifa veren olarak görünür; rızkını bekleyen birinin Rabbi Rezzâk olarak. Bilgiye susamış birini Alîm terbiye eder, günahının örtülmesini isteyeni Gafûr. TDV İslâm Ansiklopedisi «Rab» başlığı altında tabloyu şöyle toparlar: bu anlamda her ilâhî isim bir rabdir, bütün isimleri kuşatan Allah ise Rabbü'l-erbâb, yani rablerin Rabbidir.

Bir varlığın hangi isme bağlı olduğunu belirleyen şey de rastgele değildir. Şeyh'in anlatımında bir varlığın Allah'ın ilmindeki değişmez hakikati, onun neyi alabileceğini, nasıl bir tecellîye kabiliyet taşıdığını baştan içerir. Bu kabiliyetin adı isti'dâd'dır ve ayrıntısı kader bahsinde ele alınacak. Burada şu kadarı yeter: kişinin Rabbi, onun isti'dâdına denk düşen isimdir. Kabın biçimi, suyun o kapta hangi biçimi alacağını belirler.

Bir kelimenin terime dönüşmesi

Bu fikrin bugün Türkçede bilinen adı rabb-i hâs'tır: özel Rab, her varlığa ait olan Rab. Yalnız terimin tarihi, fikrin tarihiyle aynı değil.

İbn Arabî fikri en yoğun biçimde Fusûsu'l-Hikem'in İsmâil fassında söyler. Arapça cümlede «hâs» kelimesi bir isim tamlamasının parçası olarak değil, bir zarf olarak geçer: her varlığın Allah'tan payı yalnızca kendi Rabbidir, «hususen» ya da «ancak ona özel olarak». Cümlenin öznesi fikirdir, terim değil. Bu zarfı «er-rabbü'l-hâs» diye bir isme dönüştürüp sabit bir kavram hâline getiren, Fusûs üzerine yazılan şerhlerin ve onları izleyen tasavvuf dilinin kullanımıdır. Şârihler İbn Arabî'nin dağınık cümlelerini bir sisteme oturtmaya çalıştıkça bu tür kalıplar çoğaldı; Türkçe tasavvuf dili de fikri «rabb-i hâs» ve «Rabbü'l-erbâb» çiftiyle taşıdı.

Bu ayrım bir kılı ikiye bölmek gibi görünebilir, ama okurken işe yarar. Bir metinde «rabb-i hâs» terimini gördüğünde, düşüncenin çekirdeği İbn Arabî'ye, onu ölçülü bir terime çeviren kalıp şârihlere aittir. Şeyh'in kendi satırlarında ise fikir daha akışkandır ve çoğu zaman bir ayetin içinden konuşur: Hz. İsmâil'in «Rabbi katında» razı olunması ya da Hz. Hûd'un «Rabbim» deyişi gibi.

Rabbim dosdoğru yol üzerinde

O deyişlerden biri Hûd fassının merkezindeki ayettir. Hûd sûresinin 56. ayetini Ders 7.4'te yolun bir mesafe değil bir fark ediş olduğunu anlatırken okumuştuk: yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki O onu alnından tutmuş olmasın; Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir. Bu kez aynı fassa başka bir kapıdan giriyoruz.

Ayette Hz. Hûd «Allah» demiyor, «Rabbim» diyor. İyelik eki küçük bir ektir ama İbn Arabî'nin okumasında yük taşır. Her yürüyen, kendisini alnından tutan Rabbin yolunda yürür. Bir canlının yolu, onu tutan ismin yoludur. Yürüyüşler çoktur, çünkü tutan eller, yani isimler çoktur; her birinin yolu kendi merbûbu için dosdoğrudur.

Metinden

İki pasaj birbirini tamamlıyor. Biri fikri kuruyor, öteki onun Fâtiha'yla buluştuğu yeri gösteriyor.

İsmâil fassının cümlesi önce bir paylaştırma yapıyor. Özne «her varlık», nesne «kendi Rabbi», arada da bir sınırlama duruyor: ancak. Sonra bu sınırlamanın gerekçesi geliyor. Bir varlık bütün isimleri aynı anda taşıyamaz, çünkü sınırlı bir kaptır; bütünü taşıyan yalnızca bütün isimleri kuşatan isimdir. Cümle Rabbin bölündüğünü söylemiyor. Söylediği, merbûbun payının sınırlı olduğudur.

Özetin ikinci yarısı rızaya geçiyor ve burada okur şaşırabilir. Her varlığın kendi Rabbi katında razı olunan olması, sapkın görünen birinin de o yönden razı olunan olduğu anlamına gelir. İbn Arabî bu sonucu gizlemez, ama hemen bir sınır çizer: kendi Rabbi katında razı olunmak, başka bir Rab katında da razı olunmak demek değildir. Sadreddin Konevî'nin İsmâil fassını okuyuşunu inceleyen William Chittick, bu rızanın isimlerin kapsayıcılığından geldiğini belirtir: her şey bir ismin hükmünü sergilediği için o isim katında hoşnutluk görür, dinin emirleri bakımından sapmış görünenler de buna dahildir, ama bu hoşnutluk o emirlerin hükmünü kaldırmaz.

Hûd fassından gelen pasaj aynı düşünceyi yürüyüş diliyle söyler ve bir yerde Fâtiha'nın son ayetinin kelimelerini ödünç alır. Fâtiha «gayri'l-mağdûbi aleyhim ve le'd-dâllîn» diye biter: gazaba uğramışların ve sapmışların değil. İbn Arabî, Rabbin yolunda yürüyen her canlının «bu yönden» onlardan olmadığını söyler. Kilit kelime «bu yönden»dir. Pasaj, emir ve yasak bakımından herkesin doğru yolda olduğunu iddia etmiyor; her canlının kendi Rabbinin tuttuğu yerde yürüdüğünü söylüyor. Gazabı da sapmayı da yok saymıyor, onlara «arızî», yani sonradan eklenen ve kalıcı olmayan diyor.

Aslında…

Yaygın yanlış«Her varlığın kendi Rabbi varsa, İbn Arabî'de birden fazla tanrı var demektir.»
Doğrusu

Rabb-i hâs ayrı bir ilâh değil, tek Hakk'ın bir varlığa dönük yüzüdür; isimler zâtın yanında duran ayrı varlıklar olarak değil, nisbetler olarak anlatılır ve hepsini kuşatan tek bir Rabbü'l-erbâb vardır. Yanılgı, «rabler» çoğulunu duyunca kelimeyi Kur'an'ın Allah'tan başka «erbâb» edinmeyi eleştiren ayetlerindeki anlamıyla okumaktan doğar.

Yaygın yanlış«Madem herkes kendi Rabbi katında razı olunandır, iyi ile kötü arasında bir fark kalmaz.»
Doğrusu

İsmâil fassı bu sonuca izin vermez: kendi Rabbi katındaki rıza, başka bir Rab katında rızayı gerektirmez; Hûd fassı da hükmü «bu yönden» diye sınırlar. Yanılgı, varlık bakımından söylenen bir cümleyi hüküm bakımından söylenmiş sanmaktan, yani iki farklı bakışı tek bir terazide tartmaktan gelir.

Büyük resim

Ders 10.4'te isimler âlemin bütünü üzerinde çekişiyordu ve çekişme kapsayıcı isme götürülerek çözülüyordu. Bu derste bakış tek bir varlığa daraldı. Her kul, çekişen isimlerden birinin daha belirgin hüküm sürdüğü bir yerdir; o isim onun Rabbidir. Çekişmenin tek tek varlıklardaki sonucu budur: her merbûb, kendisini terbiye eden ismin yolunda yürür.

Fâtiha'nın ikinci ayeti bu tablonun iki ucunu tek cümlede tutar. «Hamd, âlemlerin Rabbine» denir; âlemler çoğuldur ve her birinin kendi ölçüsü vardır. Rabbü'l-âlemîn, rablerin Rabbi olarak bu çokluğun tamamına bakar. Kul ise dua ederken çoğu zaman «Rabbim» der; kendisini terbiye eden, ihtiyacına cevap veren yüze yönelir. Âlemlerin Rabbi ile kulun Rabbi iki ayrı zât değil, aynı Hakk'a iki uzaklıktan bakıştır.

Bu fikir iki yöne açılıyor. Biri kader bahsidir: bir varlığın Rabbini belirleyen isti'dâd nereden gelir, sabit hakikatler neyi baştan içerir? Öteki inanç bahsidir. Onun anlatımında herkes Hakk'ı kendi Rabbinin ona gösterdiği biçimde tanır; bu yüzden her inanç, onu taşıyanın kabına göre şekil alır. Kişi kendi Rabbini tanıdıkça, başkasının Rabbinin başka bir yüzle göründüğünü de kabul etmeye başlar.

Özet

  1. Rab besleyip olgunlaştıran, merbûb terbiye edilendir; İbn Arabî'de her varlığı, isti'dâdına denk düşen ve üzerinde hükmü en belirgin olan bir ilâhî isim terbiye eder ve o isim onun Rabbidir.
  2. İsmâil fassı her varlığın Allah'tan payının yalnızca kendi Rabbi olduğunu, bütüne sahip olamayacağını ve kendi Rabbi katında razı olunanın başka bir Rab katında da razı olunmayabileceğini söyler; «rabb-i hâs» terimi bu cümledeki zarftan şârihlerin kurduğu kalıptır.
  3. Hûd fassı her yürüyenin Rabbinin dosdoğru yolunda olduğunu ve «bu yönden» Fâtiha'daki gazaba uğramışlardan ve sapmışlardan olmadığını söyler; bütün rableri kuşatan ise Rabbü'l-âlemîn, rablerin Rabbidir.

Tefekkür

Quiz

  1. Rab ve merbûb kelimeleri hangi ilişkiyi anlatır?
  2. İsmâil fassına göre bir varlığın Allah'tan payı nedir ve neden bütüne sahip olamaz?
  3. «Rabb-i hâs» terimi İbn Arabî'nin cümlesinde nasıl geçer, terim hâline kimler getirir?
  4. Hûd fassındaki «bu yönden» kaydı neden önemlidir?

Cevaplar

  1. Terbiye eden ile terbiye edilen arasındaki karşılıklı ilişkiyi anlatır; besleyip olgunlaştıran bir rab, beslenen bir merbûb olmadan düşünülemez.
  2. Payı yalnızca kendi Rabbidir, çünkü sınırlı bir kap olarak bütün isimleri birden taşıyamaz; bütünü kuşatan yalnızca Rabbü'l-erbâbdır.
  3. İbn Arabî'nin cümlesinde «hâs» bir zarf olarak, «ancak ona özel olarak» anlamında geçer; onu «er-rabbü'l-hâs» diye sabit bir terime çeviren Fusûs şârihleridir.
  4. Çünkü hüküm varlık bakımından verilir; kaydı atan okur, emir ve yasak bakımından herkesin doğru yolda olduğu gibi pasajın söylemediği bir sonuca varır.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Her varlığın kendi Rabbi, her Rabbin de bir ismi varsa, isimler arasında hepsinin üstünde duran bir isim var mıdır? Gelenek ona İsm-i A'zam, en büyük isim der ve etrafında pek çok hikâye dolaşır: bilen herkesin duasının kabul olacağı gizli bir kelime. İbn Arabî'nin gözünde en büyük isim bir sır kelime midir, yoksa isimlerin hepsinin buluştuğu bir mertebenin adı mı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel omurga: gece bir bahçe. Tek bir su kaynağından çıkan ince kanallar her bitkiye ayrı ayrı ulaşır; her kanalın başında ışıkla yazılmış bir isim durur. Kamera yükseldikçe bütün kanalların aynı kaynaktan geldiği görülür.

Sahneler

  • Kanca: sade çizgilerle bir saray salonu; iki kardeşin silüeti ve tahttan gelen soru. Ekrana Tâhâ 50'nin anlamı yazılır.
  • Terbiye eden ve terbiye edilen: aynı sulama kabı güle ve incire farklı miktarda su verir; «rab» ve «merbûb» kelimeleri iki uçta belirir.
  • Her varlığa bir isim: bir hasta yatağının üstünde «Şâfî», bir sofranın üstünde «Rezzâk», bir kitabın üstünde «Alîm» yazısı yanar.
  • Terimin doğuşu: Arapça bir cümlede tek bir kelime vurgulanır, sonra o kelime yanına bir isim alarak «rabb-i hâs» kalıbına dönüşür; kalıbın altında «şârihler» yazısı belirir.
  • Hûd fassı: çölde yürüyen sayısız canlı, her birinin alnından ince bir ışık ipi yukarı uzanır; ipler farklı noktalara, sonunda tek bir ufka bağlanır.
  • Büyük resim: bahçenin kaynağı görünür, üzerinde «Rabbü'l-âlemîn».

Ekranda yazılacaklar: rab · merbûb · rubûbiyyet (Lordship) · rabb-i hâs · Rabbü'l-erbâb (Lord of lords) · mazhar · isti'dâd · Tâhâ 50 · Meryem 55 · Hûd 56 · Fâtiha 2 ve 7 · Fusûs, İsmâil fassı · Fusûs, Hûd fassı.

Seslendirme: Kanca anlatı tonunda, Firavun'un sorusu vurgusuz okunur. «Bu yönden» sözü gelmeden anlatıcı bir an bekler. Chittick'ten ve ansiklopediden yapılan aktarımlar, Fusûs cümlelerinden tonuyla ayrılsın.

Görüntü hakları: el yazması, hat levhası ya da basılı sayfa görüntüsü kullanılmaz; sahneler çizimle tarif edilir.

Modül 10 — İlâhî İsimler

Amaç: Öğrenci rab ile merbûb arasındaki bağı, İbn Arabî'nin İsmâil fassında her varlığın Allah'tan yalnızca kendi Rabbine sahip olduğunu söyleyen cümlesiyle açıklayabilir, «rabb-i hâs» teriminin İbn Arabî'nin cümlesinden şârihlerin diline nasıl geçtiğini ayırt edebilir ve bu fikri Hûd fassının Fâtiha okumasıyla ilişkilendirebilir.

Anahtar kavramlar: rubûbiyyet · esmâ · mazhar · isti'dâd sözlük