Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İbn Arabî'ye göre her isim kendi eserini, yani kendini gösterebileceği bir mazharı talep eder; âlem, isimlerin hükümlerinin zuhûr etmesidir.
- Ankâ-i Mugrib'de kurduğu ve başka eserlerinde döndüğü meclis anlatısında mümkün şeylerin varlık talebi isimlere, isimlerinki Allah ismine, oradan zâtın huzuruna çıkar ve izinle âlem zuhûr eder.
- Zıt isimler aynı yeri istediğinde çekişir; çekişme kapsayıcı isme götürülür, isimler kapsamlarına göre derecelenir ve rahmet gazabı kuşatır; talebin darlığını gideren nefes Rahmân'a nisbet edilir.
Kanca
Henüz gök yok, yer yok, zaman da yok. Yine de bir meclis toplanmış. Masanın etrafında oturanlar kişi değil, ilâhî isimler, ve her biri bir şey istiyor. İstedikleri şey, kendilerinin görünebileceği bir yer.
Bu sahnenin özünü İbn Arabî kurdu. Gençliğinde, Mağrib'de, uyaklı bir nesirle yazdığı Ankâ-i Mugrib adlı kitabın bir bölümünde, âlemin neden var olduğunu isimler arasında geçen bir müzakereyle anlattı. Sonra aynı sahneye başka kitaplarında da döndü. Sahne bir masal gibi görünür, ama içinde ciddi bir iddia taşır.
Merkezi soru
İbn Arabî'nin anlatısında bir isim neyi talep eder, zıt isimler bir kul ya da bir olay üzerinde birbiriyle nasıl çekişir, ve bu çekişme nereye götürülerek çözülür?
Anlatım
Eserini arayan isim
Ders 10.1'de ismin bir bağ, bir nisbet olduğunu görmüştük: Rızık Veren, rızıklanan biri olmadan kimseyi göstermez. Bu fikrin bir sonucu var. Bir isim kendi başına bırakıldığında eksik bir cümle gibi durur; öznesi var, nesnesi yok. Bağışlayanın bağışlayacağı, Hidayet Verenin yol göstereceği biri gerekir.
İbn Arabî bu eksikliği bir talep olarak anlatır. Her isim kendi eserini, yani âlemdeki etkisini ister. Bu etkinin görüneceği yere mazhar denir: ismin kendini gösterdiği sahne, tecellî yeri. İsmin eseri bir mazharda görününce o isim zuhûr etmiş olur. Zuhûr, gizli olanın açığa çıkması, bilinenin görünür hâle gelmesi demektir.
Talep kelimesi bir istek dili taşır ve bu dil bilerek seçilmiştir. İbn Arabî'nin gözünde âlem, isimlerin hükümlerinin ortaya çıkması için vardır. Âlemdeki çokluk, isimlerin çokluğunun görünen yüzüdür. Bir yerde bir yara iyileşiyorsa orada Şâfî'nin, bir tohum filizleniyorsa orada Muhyî'nin, yani hayat verenin talebi karşılanmıştır.
Meclisin sırası
Kancadaki sahne işte bu talebin anlatısıdır. İbn Arabî onu Ankâ-i Mugrib'de ayrıntılı kurdu, İnşâü'd-Devâir'de kısaca özetledi, Fütûhât'ta ise iki ayrı yerde yeniden ele aldı. Özkan Öztürk, İbn Arabî'de isimlerin derecelenmesini incelediği makalesinde bu anlatıya «ilâhî isimlerin diyaloğu» der ve sırasını şöyle özetler.
En başta henüz var olmayan şeyler durur: a'yân-ı sâbite, yani her şeyin ilâhî ilimdeki sabit hakikati. Onlar var olmak ister ve bu isteği isimlere iletir. İsimler de kendi eserlerinin görünmesini istedikleri için bu talebi sahiplenir. Ama hiçbir isim tek başına âlemi başlatamaz. Bu yüzden isimler, bütün isimleri kendinde toplayan isme, Allah ismine başvurur. Allah ismi zâtın huzuruna girer ve oradan gelen izinle âlemin zuhûru başlar.
Sıralama bir hiyerarşi kurar. En altta var olmayı bekleyen hakikatler, ortada istekli isimler, üstte bütün isimleri kuşatan isim, en üstte ise hakkında hiçbir şey söylenemeyen zât. İstek aşağıdan yukarı çıkar, izin yukarıdan aşağı iner. Âlem bu iki hareketin buluştuğu yerde belirir.
Aynı sahneyi isteyen iki isim
Talep tek tek bakıldığında sorun çıkarmaz. Sorun, iki isim aynı yeri istediğinde başlar. Bağışlayan, Gafûr, bir kulun kusurunun örtülmesini ister. Aynı kusur için Müntakim, yani karşılığını veren, hesabın görülmesini ister. Hidayet Veren bir insanı yola çağırırken Mudill, yani yolundan saptıran, aynı insanı başka yöne çeker. Her isim kendi hükmünü ister ve iki hüküm aynı yerde aynı anda geçemez.
Arapçada bu karşılıklı çekişmeye tenâzu' denir; iki tarafın aynı şeyi kendine çekmesi. William Chittick, bilgi yolu üzerine yazdığı kitabında İbn Arabî'nin isimler öğretisini anlatırken buna ayrı bir başlık açar ve «ilâhî çekişme» (divine conflict) der. Chittick'in okumasına göre âlemde gördüğümüz zıtlıklar, sıcak ile soğuk, hayat ile ölüm, yakınlık ile uzaklık, isimlerin bu çekişmesinin yansımasıdır. Bu okumada kısıtlı bir bakışa âlem bitmeyen bir kavga gibi görünür; isimlerin bütününden bakan ise her zıddın bir ismin hakkını teslim ettiğini görür.
Hakem kimdir?
Peki iki isim çekiştiğinde hangisi kazanır? Meclis anlatısı bu soruya bir yön gösterir. İsimler anlaşmazlıklarını aralarında çözemez; hepsini kuşatan isme götürür. Allah ismi hiçbir ismin tarafı değildir, çünkü hepsinin toplamıdır. Onun hükmü, bir ismi ötekine ezdirmek değil, her birine kendi vaktini ve yerini vermektir.
Bu yüzden isimler eşit ağırlıkta da değildir. Öztürk'ün makalesinin konusu tam da budur: İbn Arabî'de isimler kapsamlarına göre derecelenir. Bazı isimlerin hükmü dar bir alana, bazılarınınki çok geniş bir alana yayılır. Chittick de aynı kitapta çekişme bahsinden önce isimlerdeki hiyerarşiyi anlatır; ikisi birbirinden ayrılmaz. Kapsamı geniş olan isim, dar olanın hükmünü kendi içinde bir yere yerleştirir.
Bu çözümün bir de zaman yüzü var. Rahmân sûresinin 29. ayeti, göklerde ve yerde olanların O'ndan istediğini söyler ve ekler: O her gün bir iştedir. İsimlerin talebi bir kere karşılanıp biten bir dilek değildir; her an yeniden sorulur ve her an yeniden cevaplanır. Bugün bir kusurun üzerini Gafûr örter, yarın aynı kişinin başka bir işinde Müntakim'in hükmü görünür. Çekişme çoğu zaman birinin ötekini silmesiyle değil, sıranın paylaştırılmasıyla çözülür.
Rahmet burada özel bir yer tutar. Ders 6.9'da gördüğümüz gibi, İbn Arabî «Rahmetim gazabımı geçti» sözünü rahmetin gazabı bile içine alması diye okur. Müntakim'in hükmü geçtiği yerde bile o hüküm rahmetin kuşattığı bir alanın içindedir. Çekişmede taraflar eşit boylu iki rakip değildir; biri öbürünü zaten kuşatmıştır.
Sıkışan hakikatler ve Rahmân'ın nefesi
Talebin bir de iç yüzü var. İbn Arabî, var olmayı bekleyen hakikatlerin yokluktaki hâlini bir darlık, bir sıkıntı olarak anlatır. Fütûhât'ın 198. babı bu sıkıntının neyle giderildiğini söyler: Rahmân'ın nefesiyle. İnsan göğsü daraldığında nefes alır ve rahatlar. Chittick'in özetine göre ilâhî nefes de hakikatlere varlık vererek onları rahatlatır.
Bu nefesin adı nefes-i rahmânîdir ve ayrıntısı Ders 14.1'in konusudur. Burada yalnızca şu bağı görmek yeter: var olmayı bekleyenin talebi bir sıkışmadır, âlemin var oluşu o sıkışmanın çözülüşüdür. Talebi karşılayan nefesin Rahmân'a nisbet edilmesi de tesadüf değildir. Âlemin kendisi, bu okumaya göre, isimlerin isteğine verilmiş rahmetli bir cevaptır.
Metinden
Meclis sahnesi farklı kitaplarda farklı ayrıntılarla anlatılır ve kelimesi kelimesine doğrulanmış bir Türkçe çevirisi elimizde değil. Bu yüzden onu, Öztürk'ün İbn Arabî'nin metinlerine dayanan özetinden aktarıyoruz.
Özetin ilk cümlesi talebin nereden başladığını söylüyor: isimlerden değil, var olmayı bekleyen şeylerden. İsimlerin isteği bu isteğe eklenir. Talep iki uçludur; bir yanda görünmek isteyen isim, öbür yanda var olmak isteyen hakikat. İkisi birbirini bekler.
İkinci cümle sahnenin kilit noktası. İsimler çoktur ve her biri kendi hükmünü ister; bu çokluk kendi başına bir düzen kuramaz. Bir toplayıcıya ihtiyaç vardır. Allah ismine başvurmak, çekişmenin de talebin de tek bir kapsayıcı ismin altında toplanması demektir.
Üçüncü cümle en az dikkat çeken ama en çok şey söyleyen yer. Allah ismi bile kendiliğinden hareket etmez; zâtın huzuruna girer ve izin ister. İzni veren zâttır, ama izin vermek muhtaç olmak demek değildir. Pasaj, zâtın bir şeye muhtaç olduğunu söylemez. Söylediği, isimlerin ve şeylerin muhtaç olduğudur.
Bir şeyi daha söylemez: bu konuşmanın bir takvimi yoktur. «Ezelde» kelimesi, âlemden önce geçen bir saat anlamına gelmez; zamanın kendisi de zuhûr eden şeyler arasındadır. Meclis bir kere toplanıp dağılmış bir kurul gibi okunmamalı. İbn Arabî'nin kurduğu sahne, her an işleyen bir ilişkinin sırasını anlatır: talep, başvuru ve izin.
Aslında…
Yaygın yanlış«İsimler Allah'ın yanında oturan ayrı varlıklardır; aralarındaki çekişme Allah'ın içinde bir bölünme olduğunu gösterir.»
İbn Arabî isimleri kendi başına var olan şeyler olarak değil, nisbetler olarak anlatır; meclis anlatısı bu nisbetleri kişileştiren bir anlatım biçimidir ve Chittick de onu «kişileştirilmiş isimler» başlığıyla ayrıca inceler. Yanılgı, hikâyenin dilini, yani oturmayı, konuşmayı ve başvurmayı, anlatılan şeyin kendisi sanmaktan doğar.
Yaygın yanlış«Âlem, Allah'ın bir ihtiyacını gidermek için yaratıldı.»
Talep eden isimler ve mümkün şeylerdir; zât hakkında Kur'an, Âl-i İmrân sûresinin 97. ayetinde, Allah'ın âlemlerden müstağnî olduğunu söyler ve İbn Arabî bu ilkeyi korur. Yanılgı, «isimlerin talebi» ifadesi duyulunca isimle zâtın aynı şey sanılmasından gelir.
Büyük resim
Bu ders, isimler bahsinde bir eşik. Önceki dersler ismin ne olduğunu, isimlerin nasıl sıralandığını ve celâl ile cemâl diye iki büyük aileye nasıl ayrıldığını anlattı. Burada isimler ilk kez hareket ediyor: istiyor, başvuruyor, çekişiyor. İsimler öğretisi durağan bir liste olmaktan çıkıp âlemin nasıl işlediğini açıklayan bir dinamiğe dönüşüyor.
Celâl ile cemâl bahsinde iki yüz birbirini dengeliyordu; kul her birini öbürünün karşılığıyla taşıyordu. Çekişme bu dengenin öteki tarafını gösterir. Denge kendiliğinden kurulmaz, isimlerin her biri kendi payını ister ve pay ancak kapsayıcı bir hükmün altında dağıtılır. Kemâl dediğimiz şey, bu dağıtımın kusursuz işlediği yerin adıdır.
Bu dinamik iki yöne açılır. Birinci yön kozmolojiktir: talebi karşılayan nefes, varlıkların ilâhî kelimeler olarak doğuşu ve Hak ile halk arasındaki ilişki. İkinci yön insanidir. Her insan isimlerin çekiştiği bir yerdir; bir gün sabır, bir gün öfke, bir gün cömertlik onun üzerinde hüküm sürer. İbn Arabî'nin kâmil insan fikri, bu çekişmenin bir kulda dengeye kavuşmasıyla ilgilidir. Chittick'in ifadesiyle insan, bütün isimlerin imkânını kendi içinde taşır; bu yüzden çekişme en çok onda görünür.
Özet
- İbn Arabî'ye göre her isim kendi eserini, yani kendini gösterebileceği bir mazharı talep eder; âlem, isimlerin hükümlerinin zuhûr etmesidir.
- Ankâ-i Mugrib'de kurduğu ve başka eserlerinde döndüğü meclis anlatısında mümkün şeylerin varlık talebi isimlere, isimlerinki Allah ismine, oradan zâtın huzuruna çıkar ve izinle âlem zuhûr eder.
- Zıt isimler aynı yeri istediğinde çekişir; çekişme kapsayıcı isme götürülür, isimler kapsamlarına göre derecelenir ve rahmet gazabı kuşatır; talebin darlığını gideren nefes Rahmân'a nisbet edilir.
Tefekkür
Quiz
- İbn Arabî'ye göre bir isim neyi talep eder?
- Meclis anlatısında isimler kime başvurur ve neden?
- Gafûr ile Müntakim örneğinde çekişme neden doğar?
- İsimlerin talebi ile nefes-i rahmânî arasındaki bağ nedir?
Cevaplar
- Kendi eserini, yani hükmünün görünebileceği bir mazharı talep eder; çünkü isim bir nisbettir ve karşılığı olmadan eksik kalır.
- Bütün isimleri kendinde toplayan Allah ismine başvururlar; çünkü hiçbir isim tek başına âlemi başlatamaz ve çokluk bir toplayıcıya muhtaçtır.
- İki isim aynı kusur üzerinde farklı hüküm ister, biri örtmeyi, öbürü karşılığını; iki hüküm aynı yerde aynı anda geçemez.
- Var olmayı bekleyen hakikatlerin darlığını Rahmân'ın nefesi onlara varlık vererek giderir; âlem, talebe verilmiş bu rahmetli cevaptır.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Meclisteki isimler âlemin bütününü istiyordu. Ama tek bir çiçeğe, tek bir insana bakınca soru daralır: bu çiçeğin üzerinde hangi isim hüküm sürer, ve o insan dua ederken hangi isme yönelir? İbn Arabî her varlığın kendine ait bir rabbi, onu terbiye eden belirli bir isim olduğunu söyler. Rab ile merbûb arasındaki bu özel bağ, çekişmeyi hangi kulda kimin kazandığı sorusuna nasıl yeni bir cevap verir?