İçeriğe geç

Ders 10.3 · Kademe 3 · Modül 10

Celâl ve cemâl

1.801 kelime · 6 kaynak pasajı · yaklaşık 8 dakika okuma · seslendirme 12 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Celâl ululuk, cemâl güzellik demektir; tasavvuf yazarları isimleri kahır ve kudret bildirenler ile lütuf ve rahmet bildirenler diye bu iki aileye ayırdı ve yaygın öğretide celâl heybetle, cemâl ünsle eşleştirildi.
  2. İbn Arabî, 1205'te Musul'da yazdığı Kitâbü'l-Celâl ve'l-Cemâl'in açılışında bu eşleşmeyi reddeder: mutlak celâl yalnız Hakk'a aittir, bizim tanıdığımız celâl cemâlin yüceliğidir ve bizde üns doğurur; yaklaşan cemâl ise heybet doğurur.
  3. İki yüz birbirinin içinde gizlidir ve Kur'an ayetleri onları kardeş olarak birlikte anar; ikisini dengede taşıyan hâle kemâl denir.

Kanca

Rahmân sûresini baştan okuyan biri kısa bir süre sonra bir nakarata alışır: «O hâlde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?» Sûre insanı, denizleri, inciyi, mercanı sayar; her sayımın ardından aynı soru gelir. Dinleyen kendini bir bağış listesinin içinde bulur.

Yirmi altıncı ayette ton birden kararır: «Yeryüzündeki her şey yok olucudur.» Hemen ardından şu gelir: celâl ve ikrâm sahibi Rabbinin yüzü bâkî kalır. Ve bir sonraki ayet, hiçbir şey olmamış gibi, yine aynı nakarattır. Yok oluşun haberi, nimetler arasında sayılmıştır.

Merkezi soru

İlâhî isimlerin celâl ve cemâl diye ayrılması ne demektir, bu ayrım heybet ve üns hâlleriyle nasıl eşleşir, ve İbn Arabî iki yüzün birbirinin içinde gizli olduğunu söylerken neyi kasteder?

Anlatım

İki kelime, iki kök

Celâl, Arapçada ululuk ve yücelik demektir; bir şeyin kavranamayacak kadar büyük, erişilemeyecek kadar yüksek oluşunu anlatır. Cemâl ise güzellik demektir: yaklaşan, çeken, gönle hoş gelen şey. Kur'an ilk kelimeyi Rahmân sûresinde iki kez, «zü'l-celâli ve'l-ikrâm» terkibi içinde kullanır. İkinci kelimenin sıfat biçimi olan cemîl ise Müslim'in Sahîh'inde, Îmân bölümünde geçen bir hadiste durur: Allah cemîldir, cemâli sever.

Tasavvuf yazarları bu iki kelimeyi zamanla esmânın iki büyük ailesinin adı yaptı. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin «Celâl» ve «Cemâl» maddelerinin özetiyle: kudreti, kahrı ve gazabı bildiren isimlerle sıfatlara celâl, lütfu, rahmeti ve rızayı bildirenlere cemâl dendi. Kahhâr, Cebbâr, Müntakim birinci aileye; Rahîm, Latîf, Vedûd ikinciye yerleştirildi. Bu sınıflama bir yazardan ötekine küçük farklarla aktarıldı ve Türkçeye «celâlî tecellî», «cemâlî tecellî» gibi deyimlerle geçti.

Bu isimler, Ders 10.2'de gördüğümüz imam dizisinden farklı bir ölçütle ayrılır. İmam dizisi isimleri öncelik sırasına koyuyordu: hangisi önce iş başında olmalı? Celâl ve cemâl ise bir ismin bize nasıl dokunduğunu sorar: bizi uzaklaştırıp susturan mı, yoksa yaklaştırıp genişleten mi? Birincisi isimlerin kendi aralarındaki bağdır, ikincisi isimlerle onları karşılayan kul arasındaki bağ. Aynı isim iki soruya da cevap verebilir. Hayy, imam dizisinin başında durur; ama onun karşısında bir kalbin ürperip ürpermediği, dizideki yerinden okunamaz. Bunu okumak için başka bir göz gerekir.

Kalpte iki karşılık

Bu ikinci soru tasavvufu hemen hâllere götürür. Ansiklopedinin «Celâl» maddesi yaygın öğretiyi şöyle özetler: celâl sıfatları sâlikte heybet, cemâl sıfatları üns meydana getirir. Heybet, büyüklük karşısında kendini küçük bulan kalbin ürpertisidir; üns, yakınlık içinde duyulan sükûndur. Celâlin sonucu korku, daralma ve hüzün, cemâlin sonucu ümit, ferahlık ve sevinç sayılır.

Eşleşme sezgiye uygundur ve sûfî kitaplarında yüzyıllarca tekrarlanmıştır. Bir padişahın huzuruna çıkan titrer, bir dostun evine giren gevşer. Heybet ile ünsün kendisi, yani bu hâllerin yolda nasıl yaşandığı ve birinden ötekine nasıl geçildiği, Ders 22.4'ün konusudur. Burada bizi ilgilendiren başka bir şey var: İbn Arabî bu eşleşmeyi olduğu gibi kabul etmez.

Musul'da yazılan risâle

İbn Arabî, 1205 baharında Musul'da kısa bir risâle yazdı: Kitâbü'l-Celâl ve'l-Cemâl. Risâle, Kur'an'daki ayetleri bu iki yüz açısından okur ve bir ayette celâli, başka bir ayette onun karşılığı olan cemâli gösterir. Eserin kendisi, nüshaları ve baskılarıyla ayrıca incelenecek; bu derste yalnızca açılışındaki bir itirazı ve kitabın ayet okuma yöntemini alıyoruz.

Yöntemin mantığı basittir. İbn Arabî'ye göre Kur'an'da rahmetten söz eden bir ayet varsa, onu dengeleyen ve azaptan söz eden bir kardeşi de vardır. Risâlenin Rabia Terri Harris çevirisinde geçen örneklerden biri Mü'min sûresinin üçüncü ayetidir. Orada Allah kendini «günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden» diye anar ve aynı cümlenin içinde «azabı şiddetli olan» diye devam eder. İki ad aynı nefeste söylenmiştir.

Buradan bir okuma alışkanlığı doğar. Bir ayette yalnız celâl görünüyorsa, cemâl ya aynı ayetin başka bir kelimesinde ya da başka bir ayette onu bekler. Kanca'daki Rahmân sûresi bunun iyi bir örneğidir: yok oluş haberi, nimet nakaratının içine konmuştur, ve ayetin kendisi de celâli ikrâmla, yani cömertçe ağırlamayla birlikte anar.

Risâlenin cemâle ayırdığı yerlerden biri Kıyâme sûresinin yirmi ikinci ve yirmi üçüncü ayetleridir: o gün bazı yüzler parlayacak, Rablerine bakacaktır. Harris çevirisine göre İbn Arabî bu ayeti şöyle okur: Allah bize cemâliyle açılır ki O'nu gözlerimizle görebilelim. Burada cemâl, görülmeye izin veren yüzdür. Celâl ise görmeyi aşan, bakışı geri çeviren yücelik olarak kalır. Aynı Hak hem bakılabilir hem bakışı aşan olarak anılır; risâle bu iki anılışı birbirine karşı değil, birbirinin tamamlayıcısı olarak okur.

Metinden

Risâlenin açılışı doğrudan bu eşleşmeye döner. İbn Arabî orada konuyu sûfîlerin kendi tartışmasıyla başlatır ve hemen bir düzeltme yapar.

İlk cümle bir itirazdır ve kimseyi adıyla anmaz. İbn Arabî, yukarıda gördüğümüz yaygın eşleşmeyi reddeder; heybetin ve ünsün varlığını değil, onların hangi kaynaktan geldiğine dair hesabı reddeder. Hâller yerinde kalır, eşleşme ters döner.

İkinci adım bir sınır çizer. Mutlak celâl, yani Hakk'ın kendi zâtındaki ululuğu, hiçbir kulun temaşasına açık değildir. Aynı madde de bunu bu yönde özetler: celâl bu anlamda yalnız Allah tarafından bilinir; celâl hakkında konuşurken aslında anlaşılan, ilâhî güzellik ve o güzelliğin yüceliğidir. «Cemâl» maddesinin aktardığı Kâşânî tanımı da bu çizgidedir: cemâl, Hakk'ın kendi zâtıyla kendi zâtına tecellîsidir, ve bu tecellîde her şeyin yok olduğu hâle celâlü'l-cemâl denir.

Üçüncü adım işin inceliğidir. Karşımıza çıkan celâl ise cemâlin bir yüzüyse, onun bizde ürperti değil yakınlık doğurması şaşırtıcı değildir: gördüğümüz şey hâlâ güzelliktir. Buna karşılık güzellik yaklaştığında, yaklaşanın kim olduğunu bilen kalp sarsılır. Bir çocuk sevdiği bir büyüğün kucağında rahat eder, ama o büyük bir an yüzünü ona iyice yaklaştırdığında sessizleşebilir. Benzetmenin sınırı açık: burada iki insan arasındaki ürpertiden söz ediyoruz, İbn Arabî ise ilâhî bir tecellînin kulda uyandırdığı hâlden.

Çaprazlamanın gerekçesi pasajın son cümlesindedir: denge. Yücelik karşısında kul yalnız ürperseydi, o ürperti onu tüketirdi; yakınlık karşısında yalnız gevşeseydi, kiminle yakın olduğunu unuturdu. İbn Arabî her ilâhî yüze kulda onu dengeleyen karşıt bir hâl yerleştirir. Böylece temaşa eden ne ezilir ne de kendini kaybedecek kadar rahatlar; gördüğünün farkında kalır.

Pasajın söylemediği de var. İbn Arabî burada isimleri tek tek iki listeye dağıtmaz; bir ismin hangi ailede olduğuna dair bir cetvel vermez. Onun ilgilendiği, kalbin karşılığıdır ve bu karşılığın dengede tutulmasıdır.

Aslında…

Yaygın yanlış«Celâl Allah'ın öfkesi, cemâl ise iyiliğidir; celâlî bir olay kötü, cemâlî bir olay iyi bir olaydır.»
Doğrusu

Celâl ululuk ve yüceliktir, cezalandırmakla aynı kelime değildir; İbn Arabî'nin risâlesinde bizim tanıdığımız celâl, cemâlin kendi yüceliğidir ve bizde ünsle karşılanır. Yanılgı, sınıflamanın gündelik dile «celâlli adam», yani öfkeli adam gibi deyimlerle geçmesinden ve öfkenin ululukla karıştırılmasından doğar.

Yaygın yanlış«Heybet her zaman celâlden, üns her zaman cemâlden gelir; bu, tasavvufun ittifak ettiği bir kuraldır.»
Doğrusu

Eşleşme yaygındır ama İbn Arabî onu Kitâbü'l-Celâl ve'l-Cemâl'in açılışında açıkça reddeder ve tersini savunur. Yanlış, sonraki sözlüklerin genel özetinin kurucunun kendi görüşü sanılmasından gelir.

Büyük resim

Bir isim iki yüz taşır mı?

Şimdi isimlere dönelim. Mü'min sûresinin ayeti, bağışlama ile şiddetli azabı aynı cümlede taşıyordu. Rahmân sûresindeki terkip celâli ikrâmla bir araya getiriyordu. Kur'an'ın kendi dilinde iki aile birbirine karışarak konuşur.

Aynı gözü tek bir isme de çevirebilirsin. Şimdi söyleyeceğimiz, İbn Arabî'nin bir cetveli değil, onun ölçütünden çıkan bir okumadır. Muksit, adaletle pay verendir. Hak ettiğini alan için o pay bir bağıştır ve onu yaklaştırır; hak etmediğini isteyen için aynı ölçü bir sınırdır ve onu durdurur. Cevâd'ın cömertliği de böyledir: bağışın bolluğu bir yanda sevinç, öbür yanda o bağışı verenin büyüklüğü karşısında bir ürperti uyandırabilir. İsim aynı kalır, onu karşılayan kalbin durumu değişir.

Celâlde gizli cemâl, cemâlde gizli celâl

İbn Arabî'nin açılıştaki itirazı bu noktaya varır. Celâl kendini ancak cemâlin içinden gösterir; cemâl de yaklaştığında kendi yüceliğini taşır. Birini ötekinden bütünüyle ayırmak, ikisini de yanlış okumaktır. «Celâl» maddesinin İbn Arabî hakkındaki tespiti de budur: o, Kur'an'dan örneklerle âlemdeki her şeyin celâle ve cemâle bağlı bir karşılıklılık içinde olduğunu göstermeye çalışmıştır.

Bu yüzden İbn Arabî'nin geleneğinde üçüncü bir kelime öne çıkar: kemâl. Harris çevirisini yayımlayan İbn Arabî Derneği, risâleyi tanıtırken onun iki yüzü birleştiren üçüncü bir yöne, kemâlin dengesine işaret ettiğini yazar. Kemâl, iki yüzden birinin ağır basması değildir; ikisinin kendi yerinde durmasıdır. Aynı madde, kâmil insanların ve velîlerin celâl ve cemâl tecellîlerini aynı gönül rahatlığıyla karşıladığını not eder.

Fusûs'un şârihlerinden bazıları bu fikri Hz. Âdem'in yaratılışına bağlar. Sâd sûresinin yetmiş beşinci ayetinde Allah, İblîs'e «iki elimle yarattığıma secde etmekten seni ne alıkoydu?» diye sorar. Bu şârihlere göre iki el celâl ve cemâldir: melekler ya rahmetin ya azabın mazharı olarak tek elle yaratılmış sayılır, insan ise iki elle. Bu, ayetin bir yorumudur ve müfessirlerin bir kısmı «iki el»i özel bir özenin ifadesi olarak okur. Ama yorumun gösterdiği yön açıktır: kemâl, iki yüzü birlikte taşıyabilen bir sûrettir.

Özet

  1. Celâl ululuk, cemâl güzellik demektir; tasavvuf yazarları isimleri kahır ve kudret bildirenler ile lütuf ve rahmet bildirenler diye bu iki aileye ayırdı ve yaygın öğretide celâl heybetle, cemâl ünsle eşleştirildi.
  2. İbn Arabî, 1205'te Musul'da yazdığı Kitâbü'l-Celâl ve'l-Cemâl'in açılışında bu eşleşmeyi reddeder: mutlak celâl yalnız Hakk'a aittir, bizim tanıdığımız celâl cemâlin yüceliğidir ve bizde üns doğurur; yaklaşan cemâl ise heybet doğurur.
  3. İki yüz birbirinin içinde gizlidir ve Kur'an ayetleri onları kardeş olarak birlikte anar; ikisini dengede taşıyan hâle kemâl denir.

Tefekkür

Quiz

  1. Tasavvuf yazarları hangi isimlere celâl, hangilerine cemâl der?
  2. Yaygın öğretide heybet ve üns hangi yüzle eşleştirilir?
  3. İbn Arabî Kitâbü'l-Celâl ve'l-Cemâl'in açılışında bu eşleşmeyi nasıl düzeltir?
  4. Mü'min sûresinin üçüncü ayeti risâledeki okuma yöntemini nasıl örnekler?
  5. Kemâl, celâl ile cemâlin hangisinin ağır basması demektir?

Cevaplar

  1. Kudret, kahır ve gazap bildiren isimlere celâl, lütuf, rahmet ve rıza bildirenlere cemâl der.
  2. Heybet celâlle, üns cemâlle eşleştirilir; celâlin sonucu korku ve daralma, cemâlin sonucu ümit ve ferahlık sayılır.
  3. Mutlak celâlin yalnız Hakk'a ait olduğunu, bizim karşılaştığımız celâlin cemâlin yüceliği olup üns doğurduğunu, yaklaşan cemâlin ise heybet doğurduğunu söyler.
  4. Aynı ayet Allah'ı hem «günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden» hem «azabı şiddetli olan» diye anar; rahmet ayetinin azap bildiren bir kardeşi olduğunu gösterir.
  5. Hiçbirinin; kemâl iki yüzün kendi yerinde, dengede durmasıdır.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Celâl ile cemâl birbirini dengeledi. Ama isimler her zaman bu kadar uysal bir çift gibi durmaz. Muntakim bir kulun cezasını ister, Afüv aynı kulun bağışlanmasını; hastalıkta Şâfî şifa talep eder, Mümît ise sonu. İbn Arabî'ye göre isimler birbirinden ne ister, ve bir kulun üzerinde iki isim çekiştiğinde hangisinin hükmü geçer?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel omurga: tek bir ışık kaynağı ve onun iki yüzü. Uzaktan bakınca kaynak göz kamaştırır ve bakan geri çekilir; yaklaştıkça ışık yumuşar, ama en yakın noktada yeniden ürpertici bir parlaklık kazanır. İki yüz tek kaynaktan çıkar.

Sahneler

  • Kanca: Rahmân sûresinin nakaratı ekranda yinelenen bir halka gibi döner; yirmi altıncı ayette halka bir anlığına kararır, sonra yine döner.
  • İki kelime: «celâl» ve «cemâl» iki ayrı sütunda; altına isimler düşer (Kahhâr, Cebbâr, Müntakim / Rahîm, Latîf, Vedûd).
  • Kalpte iki karşılık: sütunlardan kalbe iki ok; celâlden heybete, cemâlden ünse.
  • Metinden: aynı iki ok çaprazlanır; celâlden ünse, cemâlden heybete.
  • Kemâl: iki sütun ortada tek bir terazi olarak birleşir; kefeler dengede durur.

Ekranda yazılacaklar: celâl = ululuk · cemâl = güzellik · heybet · üns · celâlü'l-cemâl · kemâl · tecellî (self-disclosure) · Kitâbü'l-Celâl ve'l-Cemâl, Musul 1205.

Seslendirme: Metinden'deki itirazdan hemen evvel nefes alınır; «iş onların dediği gibi değildir» sakin ama belirgin okunur. Özet cümlelerle İbn Arabî'nin sözü ses tonuyla ayrılır.

Telif: yazma nüsha, hat levhası ya da mushaf sayfası görüntüsü kullanılmaz; ayetler ekranda sade yazıyla verilir.

Modül 10 — İlâhî İsimler

Amaç: Öğrenci celâl ve cemâl isimlerinin ne demek olduğunu, bu ikiliğin heybet ve üns ile yaygın eşleşmesini İbn Arabî'nin Kitâbü'l-Celâl ve'l-Cemâl'de neden düzelttiğini ve iki yüzün birbirinde gizli oluşunun kemâl fikrine nasıl bağlandığını terimleriyle anlatabilir.

Anahtar kavramlar: celâl · cemâl · kemâl · tecellî · heybet · üns sözlük