Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kelâmda sübûtî sıfatlar Eş'arîlere göre yedi, Mâtürîdîlere göre tekvînle sekizdir; Hayy, Alîm, Mürîd, Kādir, Semî', Basîr ve Mütekellim bu yedi sıfatın isimleridir.
- Kâşânî'nin sözlüğü bu yediyi eimmetü'l-esmâ diye verir; İbn Arabî'nin İnşâü'd-Devâir ve Fütûhât'taki listesi ise Hayy, Alîm, Mürîd, Kâil, Kādir, Cevâd ve Muksit'tir, yani Semî' ve Basîr'in yerinde Cevâd ve Muksit durur.
- İmam isim, başka isimlerin hükmü için önceden bulunması gereken isimdir; İbn Arabî imamların imamını Hayy sayar, Kâşânî Alîm'i öne alır, ve bu öncelik zâtı değil isimleri derecelendirir.
Kanca
Bir ilmihal sayfasında, «sıfât-ı sübûtiyye» başlığının altında bir dizi durur: hayat, ilim, semi', basar, irade, kudret, kelâm, tekvîn. Bu diziyi ezberleyen biri, Allah'ın zâtına ait kemal sıfatlarını saydığını bilir. Dizi sekiz kelimedir, çünkü Osmanlı ilmihalleri çoğunlukla Mâtürîdî geleneğini izler.
Şimdi İbn Arabî'nin İnşâü'd-Devâir adlı kısa risâlesini aç. Orada da yedi isimlik bir dizi bulursun. Ama bu dizide Semî' ve Basîr, yani işiten ve gören yoktur. Onların yerinde, hiçbir ilmihalin sübûtî sıfatlar arasında saymadığı iki isim durur: Cevâd ve Muksit, cömert olan ve adaletle pay veren.
Merkezi soru
İbn Arabî'nin geleneğinde «yedi imam isim» hangi isimlerdir, bu dizi kelâmın yedi sıfatıyla nerede örtüşür, nerede ayrılır ve bir ismin öteki isimlerin «imamı» olması ne demektir?
Anlatım
Kelâmın yedisi
Kelâm kitapları Allah'ın sıfatlarını gruplara ayırır. Bunlardan biri sübûtî sıfatlardır: zâtla kaim, ezelî, varlığı akılla ve nasla sabit görülen kemal nitelikleri. Eş'arîlere göre bu sıfatlar yedidir: hayat, ilim, irade, kudret, sem', basar ve kelâm. Mâtürîdîler bunlara sekizinci olarak tekvîn, yani var etmeyi ekler. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin «Tekvîn» maddesine göre ayrılık, yaratmanın kudretin bir uzantısı mı, yoksa ayrı bir ezelî sıfat mı olduğu sorusundan doğar.
Her sıfatın bir isim karşılığı vardır. Hayattan Hayy, ilimden Alîm, iradeden Mürîd, kudretten Kādir, sem'den Semî', basardan Basîr, kelâmdan Mütekellim gelir. Kelâmcı bu listeyi kurarken şunu sorar: zât neyle nitelenir? Cevap bir envanterdir. Sıfatlar yan yana durur, aralarında bir sıra gözetilebilir, ama biri ötekinin önderi sayılmaz.
Sem' ile basarın bu envanterde yer alması nassa dayanır. Kur'an bu iki ismi sık sık yan yana anar; Şûrâ suresinin on birinci ayeti, Allah'ın benzeri olmadığını söyledikten hemen sonra «O işitendir, görendir» diye biter. Kelâmcı için bu iki sıfat, zâtın hiçbir şeyi kaçırmadığını, işitilen ve görülen her şeyin ona açık olduğunu söyler. Listenin ölçütü, zâtın kemalini eksiksiz saymaktır.
Tasavvuf sözlüğündeki liste
Aynı yedi isim, İbn Arabî'den bir asır sonra Abdürrezzâk Kâşânî'nin tasavvuf terimlerini tek tek tanımladığı Istılâhâtü's-sûfiyye'de yeni bir adla karşımıza çıkar: eimmetü'l-esmâ, isimlerin imamları. Abdurrahim Alkış'ın bu konuya ayırdığı makale, Kâşânî'nin bu başlık altında Hayy, Alîm, Mürîd, Kādir, Semî', Basîr ve Mütekellim'i saydığını gösterir. Yani kelâmın yedisi, tasavvuf diline geçtiğinde bir envanter olmaktan çıkar ve bir önderlik listesine dönüşür.
Türkçe tasavvuf literatüründe eimme-i seb'a ya da ümmehâtü'l-esmâ, yani isimlerin anaları diye anılan liste çoğunlukla budur. Alkış'ın özetine göre vahdet-i vücûd geleneğinden gelen yazarlar ilâhî isimlerin sayısız olduğunu kabul eder, ama bu sayısız ismin bu yedide toplandığını, ötekilerin bunlardan doğduğunu söyler. «Ana» kelimesi bunu anlatır: bir ana isim, kendisinden türeyen isimleri taşır.
Bu konu şerh geleneğinde bir başlık hâline de geldi. Dâvûd-ı Kayserî, Fusûs şerhine yazdığı mukaddimede ilâhî isimleri anlatırken isimlerin analarına ayrı bir yer ayırır; mukaddimenin Mukhtar H. Ali tarafından yapılan İngilizce çevirisi bu bölümü mothers of the names diye verir. Böylece terim, İbn Arabî'nin kendi risâlesinin yanında şerhler ve sözlükler yoluyla da dolaşmaya başladı.
İbn Arabî'nin kendi listesi
İbn Arabî'nin kendi metinlerine dönünce liste değişir. Alkış'ın makalesi ve TDV İslâm Ansiklopedisi'nin «Rab» maddesi, İnşâü'd-Devâir'de sayılan imam isimleri şöyle verir: Hayy, Alîm, Mürîd, Kâil, Kādir, Cevâd ve Muksit. William Chittick de Stanford Encyclopedia of Philosophy için yazdığı maddede Fütûhât'a dayanarak aynı yediyi verir: hayat, ilim, irade, kudret, söz, cömertlik ve adalet; İngilizcede the seven leaders, yedi önder.
Farkı dikkatle ölçmek gerekir. Kâil «söyleyen» demektir; o da Mütekellim gibi sözü adlandırır, yalnız başka bir kökten gelir. Asıl fark iki yerdedir: Semî' ile Basîr listeden çıkar, Cevâd ile Muksit listeye girer. Alkış, sonraki âriflerin bir kısmının bu ikinci listeyi izlediğini de not eder. Kısacası «yedi imam isim» dendiğinde hangi yedinin kastedildiğini sormak gerekir.
İmamların imamı konusunda da tek bir cevap yoktur. Alkış'ın özetinde bu makam İbn Arabî'de Hayy'ındır, Kâşânî'de ise Alîm'in. Hayy'ın önceliği için verilen gerekçe kısadır: hayat ilmin şartıdır. Diri olmayan bilmez; bilgi, önce bir hayatın bulunmasını ister.
Bir isim nasıl imam olur?
Arapçada imam, önde duran ve arkasındakilerin uyduğu kişidir. Namazda cemaat imamın hareketine göre eğilir, doğrulur. İsimlere uygulandığında kelime bir bağımlılık düzenini anlatır: bazı isimler, başka isimlerin hükmünü göstermesi için önceden bulunması gereken isimlerdir.
Bunu bir örnekle düşünebilirsin. Rezzâk ismi rızık vermeyi adlandırır. Ama rızık vermek, rızıklananı bilmeyi, ona neyin verileceğini belirlemeyi ve bunu yapabilecek güce sahip olmayı gerektirir. Rezzâk'ın hükmü görünmeden önce Alîm, Mürîd ve Kādir'in hükmü iş başındadır. Bu yüzden Rezzâk bir imamın arkasında duran isimdir; Alîm ise onun önünde yürüyen.
Ders 10.1'de isimlerin birer nisbet olduğunu görmüştük. İmamlık bu nisbetler arasındaki sıradır: bir nisbet, başka bir nisbetin kurulabilmesi için önce kurulmuş olmalıdır. Zât bu sırada bölünmez ve derecelenmez. Öncelik isimler arasındadır, zâtın içinde değil.
Metinden
İnşâü'd-Devâir, adından da anlaşılacağı gibi daireler ve çizelgelerle ilerleyen bir risâledir. H. S. Nyberg onu 1919'da Leiden'de yayımladı; Paul Fenton ile Maurice Gloton'un Fransızca çevirisi La production des cercles adını taşır. Yedi isim bahsi, eserin ilâhî isimleri sınıflandırdığı bölümdedir.
Pasajın iki ucuna bak. Başta Hayy, rubûbiyyetin kendisine dayandığı isim olarak anılır. Her ilâhî isim kendi etki alanında bir «rab»tır, bir terbiye edicidir; Hayy ise bu rablerin rabbi sayılır, çünkü öteki isimlerin hiçbiri hayat olmadan hüküm gösteremez. Sonda Muksit durur ve ona verilen iş mertebeleri kurmaktır: her şeye payını ve yerini vermek.
Aradaki sırayı adım adım izlemek de mümkündür. Şimdi söyleyeceklerimiz İbn Arabî'nin kelimesi değil, dizinin kendisinden çıkarılan bir yorumdur. Hayy'dan sonra bilen gelir; bilinenlerden birini seçip belirleyen irade onu izler. Seçilene «ol» diyen söz, söyleneni var edebilen kudret ve varlığı karşılıksız bağışlayan cömertlik birbirini takip eder. En sonda, bağışlananı yerli yerine koyan adalet durur. Dizi böyle okununca ilmihaldeki gibi yan yana duran nitelikleri değil, zâttan âleme doğru ilerleyen bir hareketi anlatır.
Bu okumaya Kur'an'dan bir dayanak da gösterilebilir. Nahl suresinin kırkıncı ayeti der ki: bir şeyi dilediğimizde ona sözümüz yalnızca «ol» dememizdir, o da oluverir. Yâsîn suresinin sonlarına doğru benzer bir cümle gelir. İki ayette de irade ile söz art arda durur ve ayetteki söz için kullanılan kelime, Kâil isminin de kökü olan kavldir. İbn Arabî'nin dizisinde Mürîd'in hemen ardından Kâil'in gelmesi, bu ayetlerdeki sırayla örtüşür. Bu örtüşme dizinin gerekçesi olarak metinde geçmez; yalnız sıranın ayetlerle birlikte nasıl okunabileceğini gösterir.
Pasajın söylemediğine de dikkat et. Semî' ve Basîr'in neden bu dizide yer almadığını bu aktarımlarda İbn Arabî'nin kendi gerekçesiyle bulamıyoruz. Bu yüzden onların ilme dahil edildiğini ya da değersiz görüldüğünü söylemek, metne bir cümle eklemek olur.
Aslında…
Yaygın yanlış«Yedi imam isim, kelâmın yedi sıfatının tasavvuftaki adıdır; liste her yazarda aynıdır.»
Kâşânî'nin sözlüğündeki liste kelâmın yedisini izler, ama İbn Arabî'nin İnşâü'd-Devâir'de ve Fütûhât'ta verdiği dizide Semî' ve Basîr yoktur, Cevâd ve Muksit vardır. Yanılgı büyük ölçüde sonraki sözlüklerin ve şerhlerin daha yaygın okunmasından gelir: terim oralardan öğrenilince listenin de kurucudan geldiği varsayılır.
Yaygın yanlış«İmam isim, öteki isimlerden daha çok Allah'a aittir; imam olmayan isimler zâtın ikinci derecedeki parçalarıdır.»
İmamlık isimler arasındaki bir öncelik sırasıdır; zâtı dereceli parçalara ayırmaz. Yanlış, «önde gelen» kelimesinin gündelik dilde «daha değerli» diye duyulmasından doğar.
Büyük resim
Bu ders, isimlerin sonsuz sayısı ile bir düzenin nasıl bir arada durduğunu gösterir. İsimler sayısızdır, çünkü Hakk'ın âlemle kurduğu bağlar sayısızdır. Ama bu sayısızlık bir yığın değildir: birkaç ana isim öne geçer, ötekiler onlardan türer. Yedi imam fikri, isimleri bir soy ağacı gibi okumayı mümkün kılar.
Kelâmla bağ da burada görünür. İbn Arabî'nin geleneği kelâmın sıfat listesini reddetmedi; onu devraldı ve başka bir soruya uyguladı. Kelâmcı «zât neyle nitelenir?» diye soruyordu. İmam isim fikri ise «âlem hangi isimlerin sırasıyla görünür hâle gelir?» diye sorar. İbn Arabî'nin listesinde Cevâd ile Muksit'in bulunması bu ikinci soruya uyar: var etmek ve yerleştirmek, âleme dönük işlerdir.
Aynı fikir mertebe öğretisini de hazırlar. Muksit'in mertebelerin rabbi sayılması, her şeyin kendi yerini bir isimden aldığını söyler. İsimler arasında sıra olduğu gibi, isimlerin hükmünün göründüğü yerler arasında da sıra vardır.
Cevâd ile Muksit'in yan yana gelişi ayrıca düşünülmeye değer. Cömertlik ölçü tanımaz, bağışın kendisidir; adalet ise ölçüdür, her şeye ne kadar düştüğünü belirler. Dizinin sonunda bu ikisi birlikte durunca, varlık hem karşılıksız verilen hem de payına göre dağıtılan bir şey olarak görünür. Ders 7.6'da edebin her şeyin hakkını vermek olduğunu görmüştük. Muksit, o hakkın ilâhî tarafına verilen addır: kul hakkı gözetmeyi öğrenirken, hakkı ilk dağıtan ismin izini sürer.
Özet
- Kelâmda sübûtî sıfatlar Eş'arîlere göre yedi, Mâtürîdîlere göre tekvînle sekizdir; Hayy, Alîm, Mürîd, Kādir, Semî', Basîr ve Mütekellim bu yedi sıfatın isimleridir.
- Kâşânî'nin sözlüğü bu yediyi eimmetü'l-esmâ diye verir; İbn Arabî'nin İnşâü'd-Devâir ve Fütûhât'taki listesi ise Hayy, Alîm, Mürîd, Kâil, Kādir, Cevâd ve Muksit'tir, yani Semî' ve Basîr'in yerinde Cevâd ve Muksit durur.
- İmam isim, başka isimlerin hükmü için önceden bulunması gereken isimdir; İbn Arabî imamların imamını Hayy sayar, Kâşânî Alîm'i öne alır, ve bu öncelik zâtı değil isimleri derecelendirir.
Tefekkür
Quiz
- Eş'arîler ile Mâtürîdîler sübûtî sıfatların sayısında neden ayrılır?
- Kâşânî tasavvuf sözlüğünde eimmetü'l-esmâ başlığı altında hangi yedi ismi sayar?
- İbn Arabî'nin İnşâü'd-Devâir'deki listesi Kâşânî'ninkinden hangi isimlerde ayrılır?
- Bir ismin «imam» olması ne demektir?
Cevaplar
- Mâtürîdîler tekvîni kudretten ayrı, ezelî bir sıfat sayıp sekizinci olarak ekler; Eş'arîler onu kudretin kapsamında görür.
- Hayy, Alîm, Mürîd, Kādir, Semî', Basîr ve Mütekellim; yani kelâmın yedi sıfatına karşılık gelen isimler.
- Semî' ve Basîr İbn Arabî'nin listesinde yoktur, onların yerinde Cevâd ve Muksit vardır; Kâil ise Mütekellim gibi sözü adlandırır.
- Başka isimlerin hükmünü gösterebilmesi için önceden bulunması gereken, onların önünde duran isim demektir; öncelik isimler arasındadır, zâtı bölmez.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
İmam isimler isimleri bir önderlik sırasına dizdi. Ama isimler yalnız sıraya değil, iki yüze de ayrılır: bir kısmı heybetle, yücelikle, erişilmezlikle anılır; bir kısmı yakınlıkla, lütufla, güzellikle. Tasavvuf bu iki yüze celâl ve cemâl der. Muksit'in adaleti hangi yüzdedir, Cevâd'ın cömertliği hangisinde, ve bir isim hem celâl hem cemâl taşıyabilir mi?