Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Osmanlı döneminde İstanbul'da kurulan stüdyolar arasında Abdullah Biraderler 1858'de açıldı ve 1862'den itibaren saray fotoğrafçısı oldu; II. Abdülhamid'in albümleri imparatorluğu modern gösterirken aynı stüdyolar yabancı alıcılar için adsız, kostümlü tip fotoğrafları da üretti. Yirminci yüzyılın ortasında Ara Güler ve 1956'da foto muhabirliğine başlayan Ozan Sağdıç gibi fotoğrafçılarla fotoğraf sokağın ve kamuoyunun aracı oldu; Şahin Kaygun ise fotoğrafın yüzeyine müdahale ederek ve anında baskılarla düzenlemeler kurarak fotoğrafı kişisel bir ifade malzemesine dönüştürdü; bu tarih, kimin kimi, hangi amaçla ve kimin bakışıyla gösterdiği sorusuyla okunur.
Öğrenme hedefi
Fotoğrafın Osmanlı döneminden bugüne bu topraklarda nasıl değiştiğini, dört dönemi temsil eden fotoğrafçılar üzerinden izleyebileceksin. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında İstanbul'da kurulan stüdyoları ve saraya fotoğraf çeken Abdullah Biraderleri, bir imparatorluğun kendini fotoğraflarla anlattığı büyük albüm projelerini ve aynı stüdyoların yabancı alıcılar için ürettiği kostümlü tip fotoğraflarını tanıyacaksın. Yirminci yüzyılın ortasında basın fotoğrafçılığının yükselişini Ara Güler ve Ozan Sağdıç üzerinden, çağdaş ve deneysel fotoğrafı ise fotoğrafın yüzeyine müdahale eden Şahin Kaygun üzerinden göreceksin. Bir ülkenin kendini nasıl gösterdiği ile başkalarının onu nasıl gösterdiği arasındaki farkı tartışacak, stüdyo portrelerinde ve tip fotoğraflarında kimlerin hangi rollerle fotoğraflandığını sorgulayacaksın.
Merak sorusu
Tahta kutunun kapağı kalkınca köşeleri yıpranmış, sararmış kartonlar görünüyor; her birine yüz yılı aşkın bir portre tutturulmuş. Birinde fesli, sakallı bir adam oymalı bir sandalyenin yanında dimdik duruyor; birinde ağır işlemeli giysiler içinde bir kadın, arkasında boyalı bir perde; bir başkasında bir okulun avlusunda sıra sıra dizilmiş öğrenciler. Boğaz kıyısında bir yalıyı gösteren kartın arkasında, kıvrımlı harflerle basılmış bir ad okunuyor: Abdullah Biraderler.
Kulüpten arkadaşın, bu fotoğrafların kimin için çekildiğini merak ediyor. Bazıları bir aile albümüne, bazıları bir resmî arşive, bazıları ise bir yabancının hatıra kutusuna ait gibi. Yaşlı üyeye göre bu kutu, şu uzun anlatıya açılan bir kapı: Osmanlı'dan bugüne Türkiye'nin fotoğraf hikâyesi. Bu hikâye kimlerin elinden geçti ve fotoğraf bu topraklarda neyi, kimi, nasıl gösterdi?
Bağlam
Fotoğraf akımları dersinde fotoğrafın dünyada geçirdiği büyük dönüşümleri ve kimin kimi gösterdiği sorusunu tartışmıştın (Ders 26.1). Anı yakalayan ustalar dersinde Ara Güler'in İstanbul'u onlarca yıl boyunca kaydederek bir kent belleği oluşturduğunu görmüş (Ders 26.2), insan ve toplum ustaları dersinde de kameranın önündekilerin sonradan kendi karelerine nasıl baktığını dinlemiştik (Ders 26.4). Bu ders aynı soruları bu toprakların fotoğraf tarihine yöneltiyor.
Türkiye'de fotoğrafın hikâyesi, dünyadaki hikâyeden ayrı değildir; aynı teknikler, aynı akımlar ve aynı tartışmalar burada da yaşandı. Ama bir imparatorluğun son yüzyılında, bir cumhuriyetin kuruluşunda ve hızla değişen bir şehrin sokaklarında, fotoğraf kendine özgü görevler de üstlendi. Bu ders dört fotoğrafçı ve dört dönem üzerinden bu görevlere bakıyor.
Basit açıklama
Osmanlı'da fotoğraf kimin elindeydi?
On dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren İstanbul'da, çoğu Pera'da, fotoğraf stüdyoları açıldı. Bu stüdyoların önemli bir bölümü Ermeni, Rum ve Levanten fotoğrafçılar tarafından kuruldu. Abdullah Biraderler, Ermeni kökenli üç kardeşin 1858'de İstanbul'da açtığı ve geç Osmanlı döneminin en tanınmış stüdyolarından biri olan fotoğrafhanedir.
Saray fotoğrafçısı, bir hükümdar tarafından resmî olarak atanan ve sarayın fotoğraflarını çekme ayrıcalığına sahip olan fotoğrafçıdır. Abdullah Biraderler 1862'de saray fotoğrafçısı unvanını aldı ve bu unvanı Sultan Abdülaziz ile Sultan II. Abdülhamid dönemlerinde taşıdı. Stüdyo, sultanların, devlet adamlarının ve İstanbul'un seçkin ailelerinin portrelerini, şehrin manzaralarını ve anıtlarını fotoğrafladı.
Abdülhamid albümleri, Sultan II. Abdülhamid'in imparatorluğun okullarını, askerî kurumlarını, hastanelerini, fabrikalarını ve yapılarını fotoğraflatarak hazırlattığı ve imparatorluğun gelişimini göstermeyi amaçlayan büyük fotoğraf koleksiyonudur. Bu albümlerin bir takımı 1894'te Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Kongre Kütüphanesi'ne armağan edildi. Albümler, bir imparatorluğun kendini modern, düzenli ve gelişen bir devlet olarak gösterme isteğini taşır; sıra sıra dizilmiş öğrenciler, yeni binalar ve düzenli sınıflar bu isteğin görüntüleridir.
Tip fotoğrafı, belirli bir meslek, bölge ya da toplulukla özdeşleştirilen giysiler içinde, çoğu zaman stüdyoda kurgulanarak çekilen ve bir kişiyi birey olarak değil bir «tip» olarak gösteren fotoğraftır. On dokuzuncu yüzyılın İstanbul stüdyoları, şehre gelen yabancı gezginler için bu tür fotoğraflar da üretti: su satıcıları, hamallar, farklı dinlerden ve bölgelerden insanlar, kostümleriyle ve adları verilmeden. Bu fotoğraflar, Doğu'yu egzotik ve değişmez gösteren bir bakışı besledi. Aynı stüdyoların bir yandan imparatorluğun kendini modern gösterdiği albümleri, bir yandan da yabancılar için egzotik tipleri üretmesi, fotoğrafın kimin için ve kimin bakışıyla çekildiği sorusunu burada da gündeme getirir.
Basın fotoğrafı neyi değiştirdi?
Foto muhabiri, gazete ve dergiler için haberleri, olayları ve gündelik hayatı fotoğraflayan fotoğrafçıdır. Yirminci yüzyılın ortasında Türkiye'de basın genişledi ve fotoğraf, haberin ayrılmaz bir parçası oldu. Anı yakalayan ustalar dersinde gördüğün Ara Güler, bu dönemin foto muhabirlerindendir.
Ozan Sağdıç, 1934'te Balıkesir'in Burhaniye ilçesinde doğmuş bir fotoğrafçıdır. Meslek hayatına 1956'da bir haftalık dergide haber fotoğrafçısı olarak girdi ve uzun meslek hayatı boyunca Anadolu'nun ve İstanbul'un insanlarını, gündelik hayatını ve değişimini fotoğrafladı; yurt içinde ve dışında pek çok kişisel sergi açtı ve 1998'de Devlet Sanatçısı unvanını aldı. Sağdıç'ın ve kuşağının fotoğrafları, fotoğrafın bir sarayın ya da bir stüdyonun değil, sokağın ve kamuoyunun aracı hâline geldiği bir dönemi gösterir. Kutudaki stüdyo portreleriyle yan yana konduğunda, fotoğrafın konusunun sultanlardan ve seçkinlerden sıradan insanlara nasıl kaydığı görülür. Bu kayma yalnızca konuda değil, biçimde de görünür: stüdyonun boyalı perdesi ve dimdik duruşların yerini doğal ışık, hareket ve kendiliğinden anlar alır. Fotoğrafı çekenin kim olduğu da değişir; bir saray unvanı taşıyan stüdyo sahiplerinden, bir derginin sayfasını dolduracak kareyi sokakta arayan muhabirlere geçilir.
Çağdaş fotoğraf neyi denedi?
Yüzeye müdahale, fotoğrafçının basılmış ya da basılmakta olan bir fotoğrafın yüzeyini kazıyarak, boyayarak, çizerek ya da birden fazla baskıyı birleştirerek fotoğrafı kendi eliyle yeniden işlemesidir. Şahin Kaygun, 1951'de Adana'da doğmuş ve 1992'de ölmüş bir fotoğraf ve grafik sanatçısıdır. 1970'lerin sonlarından itibaren fotoğraflarının hassas yüzeylerini kazıdı, renklendirdi ve boyadı; fotoğrafı resme yaklaştıran bu müdahalelerle, fotoğrafın bir kayıt değil bir malzeme olarak da kullanılabileceğini gösterdi. 1980'lerde anında baskı veren fotoğraflarla çalıştı ve bu küçük kareleri yan yana ve üst üste dizerek düzenlemeler kurdu; Türkiye'de bu türde renkli anında baskı fotoğraflardan oluşan ilk sergiyi açtığı anlatılır.
Kaygun'un işleri, akımlar dersinde gördüğün piktoryalizmin resme yaklaşma isteğini başka bir biçimde hatırlatır; ama burada amaç fotoğrafı sanat olarak kabul ettirmek değil, fotoğrafın sınırlarını sorgulamaktır. Kutudaki stüdyo portrelerinden Kaygun'un kazınmış yüzeylerine uzanan yol, bu topraklarda fotoğrafın bir kayıt aracından kişisel bir ifade aracına nasıl dönüştüğünü gösterir.
Görsel kanıt
Kutudaki kartonları masaya diziyorsun. Fesli adam ile işlemeli giysili kadın, boyalı perdelerin önünde, ağır ve resmî duruşlarla; stüdyo onları bir aile albümü için, kim olduklarını gösteren giysiler ve eşyalar içinde fotoğraflamış. Okul avlusundaki öğrenciler ise dimdik ve sıra sıra; bir imparatorluğun kendini düzenli ve modern gösterme isteği her yüzde okunuyor.
Kutunun dibinde farklı bir kart çıkıyor: bir su satıcısı, sırtında testisi, stüdyonun boyalı perdesinin önünde. Kartın arkasında adı yok, yalnızca mesleği yazıyor; bir yabancının hatıra olarak aldığı anlaşılıyor. Aynı stüdyo, aynı perde, ama bir kişi bir birey olarak değil, bir tip olarak gösterilmiş.
Yaşlı üye kutunun yanına iki kitap koyuyor: birinde bir Anadolu köyünde çalışan kadınların siyah beyaz, doğal ışıklı kareleri, yanındakinde kazınmış, boyanmış, üst üste dizilmiş küçük renkli kareler. Arkadaşın, aynı toprakların fotoğrafının bir sarayın avlusundan bir köy yoluna, oradan bir sanatçının masasına nasıl uzandığını izliyor.
Sık yapılan hata
Yaygın yanlışEski stüdyo fotoğraflarını dönemin gerçekliğinin tarafsız kaydı sanmak.
Stüdyo portreleri kurgulanmış, tip fotoğrafları bir alıcı için üretilmişti. Düzeltmesi: bir fotoğrafın kimin için ve hangi amaçla çekildiğini sor.
Yaygın yanlışTürkiye'nin fotoğraf tarihini dünyadaki akımlardan kopuk bir hikâye olarak görmek.
Aynı teknikler ve tartışmalar burada da yaşandı. Düzeltmesi: yerel ustaları dünyadaki akımlarla birlikte oku.
Yaygın yanlışBir fotoğrafa yapılan elle müdahaleyi yalnızca bozulma saymak.
Bazı sanatçılar yüzeye bilerek müdahale etti. Düzeltmesi: bir müdahalenin bir ifade aracı olup olmadığını sor.
Özet
Osmanlı döneminde İstanbul'da kurulan stüdyolar arasında Abdullah Biraderler 1858'de açıldı ve 1862'den itibaren saray fotoğrafçısı oldu; II. Abdülhamid'in albümleri imparatorluğu modern gösterirken aynı stüdyolar yabancı alıcılar için adsız, kostümlü tip fotoğrafları da üretti. Yirminci yüzyılın ortasında Ara Güler ve 1956'da foto muhabirliğine başlayan Ozan Sağdıç gibi fotoğrafçılarla fotoğraf sokağın ve kamuoyunun aracı oldu; Şahin Kaygun ise fotoğrafın yüzeyine müdahale ederek ve anında baskılarla düzenlemeler kurarak fotoğrafı kişisel bir ifade malzemesine dönüştürdü; bu tarih, kimin kimi, hangi amaçla ve kimin bakışıyla gösterdiği sorusuyla okunur.
Mini ödev
Bu ödevde kendi çevrendeki fotoğraf tarihini araştıracaksın.
- Ailende, bir sahafta ya da bir belediye arşivinde eski bir stüdyo portresi bul; kimin, hangi stüdyoda ve ne amaçla çekildiğini araştırıp yaz.
- Bu dersteki dört fotoğrafçıdan birinin bir fotoğrafını müze ya da arşiv kaynağıyla birlikte bul ve hangi döneme ve amaca ait olduğunu tartış.
- Yaşadığın şehrin eski bir fotoğrafını bul ve aynı yeri bugün aynı açıdan çek; iki kareyi yan yana koy.
- Bulduğun eski fotoğraflarda insanların kimliklerini gösterip göstermediğini, adlarının yazılı olup olmadığını ve bir birey mi yoksa bir tip olarak mı sunulduklarını not et.
Kendini değerlendir
- Osmanlı stüdyolarının hem saray albümleri hem de tip fotoğrafları ürettiğini ve bu iki bakışın farkını açıklayabiliyor musun?
- Basın fotoğrafının ve çağdaş fotoğrafın bu topraklarda neyi değiştirdiğini söyleyebiliyor musun?
- Eski bir fotoğrafta kişinin birey mi tip mi olarak gösterildiğini sorguladın mı?
Sözlük
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Saray fotoğrafçısı | Court photographer | Bir hükümdar tarafından resmî olarak atanan ve sarayın fotoğraflarını çekme ayrıcalığı olan fotoğrafçı. |
| Tip fotoğrafı | Type photograph | Bir kişiyi birey olarak değil, meslek ya da topluluğuyla özdeşleşen bir tip olarak gösteren kurgulanmış fotoğraf. |
| Abdülhamid albümleri | Abdul Hamid II albums | II. Abdülhamid'in imparatorluğun kurumlarını ve gelişimini göstermek için hazırlattığı fotoğraf koleksiyonu. |
| Foto muhabiri | Photojournalist | Gazete ve dergiler için haberleri ve gündelik hayatı fotoğraflayan fotoğrafçı. |
| Yüzeye müdahale | Surface intervention | Fotoğrafın yüzeyini kazıyarak, boyayarak ya da birleştirerek elle yeniden işleme. |
Mini test
1. Abdullah Biraderler hangi dönemde ve hangi unvanla tanınır?
- A) Geç Osmanlı döneminde, saray fotoğrafçısı unvanıyla
- B) Cumhuriyetin ilk yıllarında, foto muhabiri olarak
- C) 1980'lerde, deneysel sanatçı olarak
- D) 2000'lerde, reklam fotoğrafçısı olarak
2. Abdülhamid albümlerinin temel amacı neydi?
- A) Yabancı gezginlere hatıra satmak
- B) Sultanın özel aile hayatını göstermek
- C) İmparatorluğun kurumlarını ve gelişimini göstererek onu modern bir devlet olarak sunmak
- D) Sanat sergisi açmak
3. Tip fotoğrafının kişiyi nasıl gösterdiği için eleştirildiği nedir?
- A) Kişiyi çok keskin gösterdiği için
- B) Kişiyi renkli gösterdiği için
- C) Kişiyi yalnızca dışarıda çektiği için
- D) Kişiyi adıyla bir birey olarak değil, bir meslek ya da topluluk tipi olarak gösterdiği için
4. Şahin Kaygun'un fotoğrafa yaklaşımını en iyi anlatan hangisidir?
- A) Yalnızca haber fotoğrafı çekmek
- B) Fotoğrafın yüzeyine müdahale ederek ve anında baskıları düzenleyerek fotoğrafı bir ifade malzemesine dönüştürmek
- C) Yalnızca büyük format manzara çekmek
- D) Saray için portre çekmek
Cevaplar
- A — Stüdyo 1858'de açıldı ve 1862'den itibaren saray fotoğrafçısı unvanını taşıdı.
- C — Albümler okulları, kurumları ve yapıları göstererek imparatorluğun gelişimini anlatmayı amaçladı.
- D — Tip fotoğrafı kişinin adını ve bireyliğini siler, onu bir kostüm ve bir rol olarak sunar.
- B — Kaygun yüzeyi kazıyıp boyadı ve anında baskılarla düzenlemeler kurarak fotoğrafın sınırlarını sorguladı.
Özet kartı
- Osmanlı stüdyoları: Abdullah Biraderler, saray fotoğrafçıları.
- Abdülhamid albümleri: imparatorluğun kendini anlatışı.
- Tip fotoğrafı: adsız, kostümlü, yabancı bakış için.
- Basın dönemi: Ara Güler, Ozan Sağdıç; fotoğraf sokağa iner.
- Şahin Kaygun: yüzeye müdahale; kimin kimi gösterdiğini hep sor.
Sonraki derse köprü
Kutuyu kapattıktan sonra yaşlı üye, içinden su satıcısının kartını çıkarıp arkadaşına uzattı ve ona bu fotoğrafta ne gördüğünü sordu. Arkadaşın «eski bir fotoğraf, adamın bir testisi var» dedi ve durdu; bundan fazlasını söyleyemediğini fark etti. Yaşlı üye, bir fotoğrafa bakmakla onu okumanın farklı şeyler olduğunu, gördüğünü betimlemekten başlayıp onu çözümlemeye, yorumlamaya ve en son değerlendirmeye uzanan bir yol olduğunu söyledi. Bir fotoğrafa gerçekten nasıl bakılır? Sonraki ders, bir fotoğrafı adım adım okumayı anlatıyor.