İçeriğe geç

5.5 · Seviye 1 · Filmin dili

Gölge

Gölgenin anlatıyı taşıması

Film Okuma Akademisi — Işık · 1.932 kelime · 2 film örneği · ≈ 9 dk okuma · 13 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Öz gölge bir nesnenin kendi yüzeyinde kalır ve onun hacmini çizer; düşen gölge başka bir yüzeye düşer ve sahibinden ayrılabilir.
  2. Düşen gölge bir bedenin yerine geçebilir, sahibinden önce gelebilir, onu büyütüp çarpıtabilir, bir yüzü bölebilir ya da bir karakterin karanlık eşi gibi davranabilir.
  3. Gölgenin anlamı bir sözlükten değil, filmin bütününden gelir; okur gölgenin kime ait olduğunu, nereye düştüğünü ve sahibiyle ilişkisini sorar.
  4. M'de ilana düşen gölge yüzü olmayan bir korkunun görüntüsüdür; film sonra o korkuya bir yüz vererek onu sınar. Caligari'de boyalı gölgeler hiçbir bedene ait değildir ve bütün bir dünyayı karartır.
  5. Gölge ten sorusunu da taşır: koyu tende ayrıntının korunması bir ışık zanaatidir ve karanlığı kötülükle eşleyen bir dilin kimin yüzüne düştüğü ayrıca sorulur.

Açılış

Bir kız topunu bir ilan direğine vurarak sektiriyor. Direğin üstünde bir ödül ilanı var: şehirde çocukları öldüren biri aranıyor. Top bir kez daha direğe çarptığında ilanın üstüne bir adamın gölgesi düşüyor. Gölge şapkalı, uzun, kımıltısız. Sonra gölgenin sesi duyuluyor; kıza adını soruyor, topunun güzel olduğunu söylüyor.

Fritz Lang'in 1931 tarihli M'inin bu karesine 2.4'te bakmıştık ve orada kadrajın dışında kalan bedeni sormuştuk. Bu derste aynı kareye ikinci kez bakıyoruz, bu kez kadrajın içinde olana. İlanın üstünde duran şey bir beden değil, bir bedenin ışıkla bir yüzeye bıraktığı izdir. Ve o iz, ilanın aradığı adamın yüzünden daha çok şey söyler: tam aranmakta olduğu yerin üstüne düşer, yazının üstünü örter, kızın sesinden önce gelir. Gölge burada bir aydınlatma kusuru değil, anlatının kendisidir.

Tek fikir

Gölge ışığın bir yan ürünü değil, ayrı bir görüntüdür. Bir yüzün hacmini çizebilir, bir bedenin yerine geçebilir, onu büyütebilir ya da ondan önce sahneye girebilir. Gölgeyi okumak, ışığın neyi sakladığını ve sakladığı şeyi nereye taşıdığını sormaktır.

Kavram

M05'in ilk dört dersi ışığa baktı: nereden geldiğine, ne kadar sert olduğuna, hangi oranda kurulduğuna, hangi tene nasıl davrandığına. Gölge bu derslerin hepsinde vardı ama hep ışığın öbür yüzü olarak. Bu ders gölgeyi kendi başına bir görüntü olarak ele alıyor.

Önce bir ayrım. Işık bir nesneye çarptığında iki tür gölge doğar.

Bu iki gölge farklı işler görür. Öz gölge nesneye bağlıdır; onu terk edemez. Bir yüzün hacmini, kemiklerini, yaşını, yorgunluğunu çizer. 5.1'deki sert ışığın bir yüzü ikiye bölmesi bir öz gölge kararıdır. Düşen gölge ise sahibinden ayrılabilir. Sahibi kadrajın dışındayken kadrajın içinde olabilir; sahibinden büyük ya da küçük, çarpık ya da uzamış görünebilir; sahibi bir odaya girmeden önce o odanın duvarına ulaşabilir. Sinema düşen gölgenin bu bağımsızlığını çok erken keşfetti, çünkü siluet, sahibinin taşıdığı ayrıntının çoğunu siler ve tam bu yüzden seyircinin hayal gücüne daha çok iş bırakır.

Gölgenin bir filmde anlatıyı nasıl taşıdığını görmek için beş işe bakmak yeter. Birincisi ikamedir: gölge bir bedenin yerine geçer ve seyirci bedeni görmeden onun varlığını bilir. İkincisi sıradır: düşen gölge sahibinden önce gelebilir ve bir karakterin gelişini, sahnede olmadan duyurur. Üçüncüsü ölçeğin bozulmasıdır: duvara yakın bir ışık küçük bir eli dev bir pençeye çevirir; gölgenin boyu bedenin değil, ışığın kararıdır. Dördüncüsü bölmedir: bir pencerenin parmaklıkları, bir jaluzinin çizgileri ya da bir kapı aralığı bir yüzün üstüne düşen gölgeyle o yüzü parçalara ayırır. Beşincisi çiftleşmedir: gölge bir karakterin karanlık bir eşi gibi davranır, onunla birlikte hareket eder ama onun söylemediği bir şeyi gösterir.

Bu beş işin hiçbiri bir anlamı kendiliğinden taşımaz. Duvara düşen dev bir gölge bir korku filminde tehdit, bir komedide şaka, bir çocuk filminde oyun olabilir. Gölgenin ne söylediğini filmin geri kalanı belirler. Bu yüzden okur gölgenin bir sembol sözlüğünü ezberlemez; her gölgede üç şeyi sorar: bu gölge kime ait, nereye düşüyor ve sahibiyle arasındaki ilişki ne?

Ten sorusu burada iki biçimde geri gelir. Birincisi tekniktir: 5.4'te gördüğümüz gibi, koyu bir tende öz gölge ile tenin kendi tonu arasındaki fark daralır ve özenle kurulmamış bir ışıkta yüzün ayrıntısı gölgede kaybolabilir. İkincisi anlamla ilgilidir: pek çok film geleneği aydınlığı iyilikle, karanlığı kötülükle eşler. Bu eşleme bir ışık dili olarak kalabilir; ama karanlık ile kötülük arasındaki bağ, yüzleri daha koyu olan karakterlerin üstüne taşındığında bir temsil sorusuna dönüşür. Okur bir filmin gölgeyi kimin yüzüne, hangi anlamla düşürdüğünü de sorar.

Gölge yalnızca siyah beyaz filmlerin ya da korku filmlerinin aracı değildir. Renkli, gün ışığında geçen bir dramda bir ağacın gölgesi bir yüzün yarısını örtebilir; bir kalabalık sahnesinde bir karakter başkasının gölgesinde durabilir. Bu derste iki uç örnekle çalışıyoruz, çünkü uç örnekte araç kendini saklamaz; ama aynı sorular her filmde sorulabilir.

Filmde

İlan direği karesinde gölge, filmin bütün meselesini tek bir görüntüye sığdırır. Şehir bir adam arıyor ama elinde bir yüz yok; elinde yalnızca bir tarif, bir korku ve bir ödül var. Kare bu durumu kelimesi kelimesine görselleştirir: aranan adamın elle tutulur bir yüzü yoktur, yalnızca bir gölgesi vardır ve o gölge tam da arandığını bildiren yazının üstüne düşer. Gölge burada ikame işini görür. Seyirci adamı görmez ama onun ne olduğunu bilir ve bu bilgi, kızın masum konuşmasını dayanılmaz kılar.

Bu gölge bir başka iş daha görür: korkuyu bir yüze bağlamaz, bir biçime bağlar. Şapkalı uzun bir siluet kimseye benzemez ve herkese benzeyebilir. Film bu belirsizliği hemen sonraki sahnelerde sokağa taşır: şehirde bir çocukla konuşan sıradan adamlar şüpheli hâline gelir, kalabalık yanlış kişilere saldırır. Bir okuma gölgeyi bu yüzden filmin asıl konusunun, yani yüzü olmayan bir korkunun bütün bir şehri nasıl şüpheye boğduğunun ilk görüntüsü olarak görür.

Bu okumanın karşısında filmin kendisi durur. M katili gölgede bırakmaz. Film ilerledikçe Beckert'in yüzü, telaşı, korkusu görünür olur ve sonunda suçluların kurduğu bir yeraltı mahkemesinde, Peter Lorre'nin canlandırdığı adam kendi dürtüsünden kaçamadığını haykıran bir konuşma yapar. Gölgenin canavarı, yüzü gösterildiğinde yargılanması gereken bir insana dönüşür. Gölgeyi okuyan okur, filmin onu bilerek geride bıraktığını da okumalıdır: açılıştaki gölge seyircinin korkusunu kurar, sonraki yüz o korkunun ne kadarının gerçek, ne kadarının kalabalığın olduğunu sorar.

Başka bir filmde

Gölgenin ışıktan bağımsızlaştığı, hatta ışık olmadan var olduğu bir film.

3.1'de bu filmin boyalı dekoruna, 5.2'de bir duvara düşen cinayet gölgesine bakmıştık. Bu kez başka bir şeye dikkat çekmek istiyoruz: filmdeki gölgelerin bir kısmı bir ışık kaynağından doğmaz, dekorun üstüne boyayla çizilmiştir. Sokaklarda, duvarlarda, yerlerde koyu çizgiler, keskin üçgenler, ışık lekeleri vardır ve bunların çoğu bir lambanın ya da güneşin bir nesneye çarpmasıyla oluşmamıştır. Bunlar ne öz gölgedir ne düşen gölge; sahibi olmayan gölgelerdir.

Sahibi olmayan bir gölge, bu dersin başında yaptığımız ayrımı bozar ve tam bu bozulma anlam taşır. Gündelik dünyada bir gölge bir bedenin ve bir ışığın varlığına tanıklık eder; gölge varsa onu bırakan bir şey vardır. Caligari'de gölge bir tanık değil, dünyanın kendi dokusudur. Kasabanın sokakları karanlığı bir nesneden almaz, karanlığı zaten taşır. Bir okuma bunu, filmin bir zihnin gördüğü dünyayı göstermesinin bir parçası olarak görür: burada ışık ve gölge fiziğin değil, bir ruh hâlinin kurallarına uyar.

Bu tartışma okuma için önemlidir, çünkü bir zorunluluk ile bir tercih aynı görüntüyü üretebilir. Ama okur ekrandakini okur: gerekçesi ne olursa olsun, boyalı gölge kasabayı ışığın gerçekçi yasalarından koparır. Filmin çerçeve hikâyesi ve sonu bu dünyanın kime ait olduğu sorusunu ayrıca açar; o tartışmayı Seviye 5'in tarihsel okumalarına bırakıyoruz.

Yan yana koyduğumuzda iki film gölgenin iki ucunu gösterir. M'deki gölge bir bedene bağlıdır ama o bedenin yerine geçer; seyirci adamı görmeden onu bilir. Caligari'deki gölge hiçbir bedene bağlı değildir; bir kişiyi değil, bütün bir dünyayı karartır.

Yaygın okuma hataları

Yaygın yanlışHer gölgeyi kötülüğün ya da tehdidin işareti saymak.
Doğrusu

Gölgenin anlamı bir sözlükten gelmez; aynı düşen gölge bir filmde tehdit, başka bir filmde şefkat ya da oyun olabilir. Gölgenin ne söylediğini sahne ve filmin bütünü belirler.

Yaygın yanlışGölgeyi yalnızca ışığın eksikliği olarak görmek.
Doğrusu

Bir gölge ışık kurulurken bilerek yaratılabilir, yeri ve boyu ayarlanabilir, hatta Caligari'de olduğu gibi boyayla çizilebilir. Karanlık bir alan bir kaza değil, çoğu zaman bir karardır.

Yaygın yanlışGölgenin kime düştüğünü atlamak.
Doğrusu

Bir gölgenin sahibi kadar, o gölgenin üstüne düştüğü yüz ya da yüzey de anlam taşır: M'deki gölgenin bir ödül ilanına düşmesi, aynı gölgenin boş bir duvara düşmesiyle aynı şeyi söylemez.

Okuma Defteri

Defter: Gölgenin bu sahnede beş işten hangisini, ikameyi, sırayı, ölçeğin bozulmasını, bölmeyi ya da çiftleşmeyi gördüğünü yaz; birden çok iş görüyorsa hangisinin öne çıktığını gerekçesiyle belirt.

Özet

  1. Öz gölge bir nesnenin kendi yüzeyinde kalır ve onun hacmini çizer; düşen gölge başka bir yüzeye düşer ve sahibinden ayrılabilir.
  2. Düşen gölge bir bedenin yerine geçebilir, sahibinden önce gelebilir, onu büyütüp çarpıtabilir, bir yüzü bölebilir ya da bir karakterin karanlık eşi gibi davranabilir.
  3. Gölgenin anlamı bir sözlükten değil, filmin bütününden gelir; okur gölgenin kime ait olduğunu, nereye düştüğünü ve sahibiyle ilişkisini sorar.
  4. M'de ilana düşen gölge yüzü olmayan bir korkunun görüntüsüdür; film sonra o korkuya bir yüz vererek onu sınar. Caligari'de boyalı gölgeler hiçbir bedene ait değildir ve bütün bir dünyayı karartır.
  5. Gölge ten sorusunu da taşır: koyu tende ayrıntının korunması bir ışık zanaatidir ve karanlığı kötülükle eşleyen bir dilin kimin yüzüne düştüğü ayrıca sorulur.

Kendini sına

  1. Öz gölge ile düşen gölge arasındaki fark nedir?
  2. M'deki ilan direği karesinde gölge hangi işi görür?
  3. Dr. Caligari'deki gölgelerin bir kısmını gündelik dünyadaki gölgelerden ayıran nedir?
  4. Gölgeyi okurken neden bir sembol sözlüğüne başvurmak yetmez?

Yanıtlar

  1. Öz gölge, ışığın ulaşamadığı için bir nesnenin kendi yüzeyinde kalan karanlıktır ve nesneye bağlıdır. Düşen gölge, nesnenin ışığı keserek başka bir yüzeye bıraktığı biçimdir ve sahibinden ayrılabilir; sahibi kadrajın dışındayken bile görünebilir.
  2. İkame işini görür: aranan adamın yerine geçer. Seyirci adamı görmez ama ne olduğunu bilir; gölgenin tam da ödül ilanının üstüne düşmesi, şehrin elinde yüz değil yalnızca bir korku olduğunu gösterir.
  3. Bu gölgeler bir ışık kaynağının bir nesneye çarpmasıyla oluşmamış, dekorun üstüne boyayla çizilmiştir; hiçbir bedene ait değildir ve bir tanık değil, dünyanın kendi dokusu gibi davranır.
  4. Çünkü aynı gölge bir filmde tehdit, başka bir filmde oyun ya da şefkat olabilir; anlamı sahne ve filmin bütünü belirler. Okur her gölgede kime ait olduğunu, nereye düştüğünü ve sahibiyle ilişkisini sorar.

Sonraki derse köprü

Işık modülü burada kapanıyor. M06 kameranın kendisine dönüyor ve ilk dersi, 6.1 Sabit kamera, en sade hareketi soruyor: hiç kıpırdamayan bir kamera ne söyler? Tokyo Hikâyesi'nde yerinden oynamayan bir kadraj, karakterler odaya girip çıkarken, hareketsizliğin bir anlam taşıyıp taşımadığını sınamamıza izin verecek.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.