3.1 · Seviye 1 · Filmin dili
Mizansen nedir
Kameranın önüne konan her şey; terimin tiyatrodan gelişi
Film Okuma Akademisi — Mizansen I — mekân ve nesne · 1.768 kelime · 2 film örneği · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Mizansen, kameranın önüne yerleştirilen ve karede görünen her şeydir: dekor, nesneler, kostüm ve makyaj, ışık ve oyuncuların konumu.
- Terim tiyatrodan gelir ve «sahneye koymak» anlamını taşır; sinemada mizansen her zaman bir kadrajın içinde okunur.
- Gerçek mekânda çekilmiş bir film de bir mizansene sahiptir; gerçekçilik bir tercih, stilizasyon başka bir tercihtir.
- Dr. Caligari'nin Muayenehanesi boyalı, çarpık dekorlarla stilizasyonun en uç örneklerinden birini verir; Bisiklet Hırsızları gerçek sokaklarla gündelik dünyaya yakın bir mizansen kurar.
- Mizansen üç soruyla okunur: karede ne var, gündelik dünyaya ne kadar benziyor, öğeler karakterlerle nasıl bir ilişki kuruyor.
Açılış
Bir kasabanın sokakları, ama hiçbir sokağa benzemiyor. Evler eğri büğrü, duvarlar birbirine doğru yıkılacakmış gibi eğilmiş, pencereler üçgen, kapılar çarpık. Damlardaki bacalar sivri dişler gibi yukarı uzanıyor. Işık ve gölge yere ve duvarlara boyayla çizilmiş: güneşin düşmediği yerlerde bile keskin, beyaz şeritler, ışığın asla ulaşmayacağı köşelerde koyu lekeler. Bu sokaklarda yüzü bembeyaz boyanmış, gözlerinin çevresi kapkara, uzun ve ince bir adam duvarlara yaslanarak ilerliyor.
Robert Wiene'nin 1920 tarihli Dr. Caligari'nin Muayenehanesi'nde hiçbir şey gerçek dünyadan kopyalanmamıştır. Her duvar, her gölge, her yüz, kameranın önüne bilerek konmuş bir seçimdir. Bu modül, kameranın önüne konan her şeyi ele alıyor; bu ilk ders de o şeylerin hepsine verilen adı, mizanseni.
Tek fikir
Mizansen, kameranın önüne yerleştirilen her şeydir: dekor, nesneler, kostüm, makyaj, ışık ve oyuncuların bedeni. Seyircinin ekranda gördüğü dünya, gerçek bir sokakta da çekilmiş olsa, bu yerleştirmelerin toplamıdır.
Kavram
Önceki modül kameranın kararlarını konuştu: kadrajı, ölçeği, açıyı. Bu modül kameranın baktığı şeye geçiyor. Kamera bir şeyi kaydetmeden önce, o şeyin kameranın önüne konması gerekir.
Kelime Fransızcadır ve tiyatrodan gelir: «sahneye koymak» anlamına gelir. Tiyatroda bir yönetmenin işi, bir oyunu sahneye koymaktır: dekoru, ışığı, kostümleri ve oyuncuların sahnedeki yerlerini ve hareketlerini düzenlemek. Sinema bu kelimeyi tiyatrodan aldı ve kameranın önünde düzenlenen her şey için kullanmaya başladı. Tiyatrodan bir farkı var: sinemada seyirci sahneyi kendi yerinden değil, kameranın gözünden görür. Bu yüzden mizansen her zaman bir kadrajın içinde okunur; bir dekorun karede görünmeyen kısmı, seyirci için yoktur.
Mizansenin kaç öğeden oluştuğu konusunda kaynaklar biraz farklılaşır. Bazı ders kitapları onu dört alanda toplar: dekor, kostüm ve makyaj, ışık, oyuncuların sahnelenmesi. Bazı yazarlar kadrajı da mizansenin içine alır; bazıları kamerayı ayrı tutar. Bu akademi, 1.2'deki dört alanlık haritaya sadık kalarak, mizanseni kameranın önündeki alan olarak ayırır: kamera ve kurgu kendi modüllerinde, ışık ise Seviye 1'in ayrı bir modülünde, M05'te işlenecek. Bu modülün üç dersi mekâna, nesneye ve kostüme odaklanıyor; sonraki modül oyuncunun bedenine ve sahnelenmesine geçecek.
Mizansenin ilk dersi şudur: ekranda gördüğün hiçbir şey kendiliğinden orada değildir. Bir odadaki her mobilya, bir masadaki her bardak, bir karakterin üstündeki her giysi, birisi tarafından seçilmiş, bulunmuş, yapılmış ya da yerinde bırakılmıştır. Bu, gerçek mekânlarda çekilmiş filmler için de geçerlidir. Bir film gerçek bir sokakta çekildiğinde de, o sokağın hangisi olacağı, hangi saatte çekileceği, kadraja hangi tabelanın gireceği, figüranların nerede duracağı bir karardır.
Mizansen ile gerçekçilik arasındaki ilişki bu yüzden bir yelpaze gibi düşünülebilir. Bir ucunda gündelik dünyaya olabildiğince benzemeye çalışan mizansen durur: gerçek sokaklar, gerçek eşyalar, makyajsız gibi görünen yüzler. Öbür ucunda gündelik dünyadan bilinçli olarak uzaklaşan mizansen durur.
Bu iki uç arasında bir değer sıralaması yoktur. Gerçekçi bir mizansen bir dünyayı tanıdık kılar; stilize bir mizansen bir dünyayı bir zihin durumuna, bir rüyaya ya da bir masala dönüştürebilir. Her iki uçta da okurun sorusu değişmez: bu dünya neden böyle kurulmuş?
Bir mizanseni çözmek için şu üç soru yeter. Birincisi, karede neler var? Dekoru, nesneleri, giysileri, yüzleri tek tek adlandırmak, 1.1'deki betimleme alıştırmasının mizansene uygulanmasıdır. İkincisi, bu öğeler gündelik dünyaya ne kadar benziyor, ne kadar ondan uzaklaşıyor? Üçüncüsü, bu öğeler birbirleriyle ve karakterlerle nasıl bir ilişki kuruyor? Bir dekor bir karakteri sarıp sarmalayabilir, onu küçültebilir, onu yansıtabilir.
Mizansen bir de kimin nasıl görüneceğini kurar. Kostüm ve makyaj, bir karakterin yaşını, sınıfını, mesleğini ve kimi zaman ruh hâlini işaretler. Bir yüze sürülen makyaj, o yüzün ekranda hangi tonda, hangi ışıkla nasıl görüneceğini değiştirir. Akademinin ışık konuşulan her derste sorduğu soru, bu modülde kostüme ve makyaja da yöneltilir: bu yüz neden böyle hazırlanmış ve bu hazırlık kimi nasıl gösteriyor?
Filmde
Bu film mizansenin stilizasyon ucunun belki en bilinen örneğidir. Üç soruyla bakalım. Karede ne var? Eğri duvarlar, çarpık pencereler, boyayla çizilmiş ışık ve gölge şeritleri, sivri bacalar, dar ve dolambaçlı sokaklar. Kostümler ve makyaj da bu dünyaya uyar: Cesare'nin dar, koyu giysileri ve bembeyaz yüzü, Caligari'nin silindir şapkası ve pelerini. Gündelik dünyaya ne kadar benziyor? Neredeyse hiç. Bu sokaklar hiçbir gerçek kasabanın sokağına benzemez; ışık bile bir ışık kaynağından değil, bir ressamın fırçasından gelir.
Üçüncü soru, bu öğelerin karakterlerle kurduğu ilişkidir. Çarpık sokaklar karakterleri sarar, sıkıştırır, onları dar geçitlere iter. Cesare duvarlara yaslanarak yürüdüğünde, bedeni dekorun açılarına uyar; insan ile mekân aynı çizgilerle çizilmiş gibidir. Bir okuma bu dekorları, cinayetlerin ve korkunun kasabada yarattığı bir zihin durumunun görünür hâli olarak görür: dünya çarpılmıştır, çünkü onu yaşayanların algısı çarpılmıştır. Okumanın arkasında ekrandaki her yüzey durur. Ama karşı kanıta da yer bırakmak gerekir: dekorların stilizasyonu, filmin yapıldığı dönemde Alman sanatında ve tiyatrosunda yaygın olan dışavurumcu bir üsluptan da beslenir. Yani çarpıklık yalnız bir karakterin zihnini değil, bir dönemin sanat anlayışını da taşır.
Cesare'yi oynayan Conrad Veidt'in yüzü, mizansenin bir parçası olarak da okunabilir. Bembeyaz boyanmış bir yüz ve koyulaştırılmış göz çevresi, onu insandan çok dekorun bir parçasına, bir figüre benzetir. Kazablanka dosyasında Veidt'i, yıllar sonra Hollywood'da bir Alman subayını oynayan bir oyuncu olarak anmıştık. Aynı yüz, iki ayrı mizansen içinde iki ayrı dünyanın parçası olur: burada boyalı bir kâbusun, orada bir stüdyo dramının.
Bu film Seviye 5'in Alman dışavurumculuğu dersinde, sinema tarihinin içinde ayrıca okunacak. Burada önemli olan, filmin mizansenin ne kadar ileri gidebileceğini göstermesidir: kameranın önüne konan şey, bir dünyayı kaydetmek yerine bir dünyayı baştan kurabilir.
Başka bir filmde
Mizansenin öbür ucundan, gündelik dünyaya benzemeye çalışan bir film.
Bu filmde mizansen neredeyse görünmez olmaya çalışır. Sokaklar gerçek sokaklardır, pazarlar gerçek pazarlardır, giysiler eskimiş ve yamalıdır, yüzler makyajsız gibi görünür. Seyirci bir dekor görmez; bir şehir görür. Ama 1.7'nin rehin dükkânı okumasında gördüğümüz gibi, bu görünmezlik de kurulmuştur. Tavana kadar yükselen çarşaf bohçaları, bir şehrin yoksulluğunu tek bir görüntüde toplayan bir mizansen kararıdır. Hangi pazarın seçileceği, kalabalığın nasıl düzenleneceği, babanın hangi giysiyi giyeceği, hepsi birer seçimdir.
İki film yan yana konduğunda, mizansenin iki ucu birbirini açıklar. Dr. Caligari gündelik dünyadan uzaklaşarak bir zihin durumunu kurar; Bisiklet Hırsızları gündelik dünyaya yaklaşarak bir toplumun durumunu kurar. Her iki film de kameranın önüne bir dünya yerleştirir; yerleştirmenin kendisi ortaktır. Fark, seçimin kendini gösterip göstermemesindedir: birinde her duvar bir tasarım olduğunu söyler, ötekinde her duvar gerçek bir duvar gibi durur.
Bu karşılaştırmayı tasarımın öbür tarafından, kameranın önünü hazırlayanların gözünden görmek isteyen okur için, Sanat Yönetmenliği Akademisi'nin senaryo çözümleme ve prodüksiyon tasarımı dersi, bir senaryonun mekânlara, nesnelere ve renklere nasıl çevrildiğini anlatır. Bu akademi ise aynı soruyu seyircinin yerinden soruyor: hazırlanmış bir dünya, ekranda neyi söylüyor?
Yaygın okuma hataları
Yaygın yanlışGerçek mekânda çekilmiş bir filmin mizanseni olmadığını sanmak.
Gerçek bir sokak da kameranın önüne konmuş bir seçimdir: hangi sokak, hangi saat, hangi figüranlar, hangi tabelalar. Gerçekçilik bir mizansen tercihidir, mizansenin yokluğu değil.
Yaygın yanlışStilize mizanseni yalnız bir süsleme saymak.
Çarpık bir dekor ya da abartılı bir renk, bir dünyanın ruh hâlini, bir karakterin algısını ya da bir dönemin sanat anlayışını taşıyabilir. Okur, stilizasyonun ne kurduğunu sorar.
Yaygın yanlışMizanseni yalnız dekor sanmak.
Mizansen nesneleri, kostümleri, makyajı, ışığı ve oyuncuların konumunu da kapsar. Bir sahneyi yalnız dekoruyla okumak, bir karakterin üstündeki giysinin ya da elindeki nesnenin söylediğini kaçırır.
Okuma Defteri
Defter: Değiştirdiğin dört öğeden hangisi sahneyi en çok değiştirirdi? Onu yaz ve bu öğenin gündelik dünyaya yakın mı, ondan uzak mı durduğunu not et.
Özet
- Mizansen, kameranın önüne yerleştirilen ve karede görünen her şeydir: dekor, nesneler, kostüm ve makyaj, ışık ve oyuncuların konumu.
- Terim tiyatrodan gelir ve «sahneye koymak» anlamını taşır; sinemada mizansen her zaman bir kadrajın içinde okunur.
- Gerçek mekânda çekilmiş bir film de bir mizansene sahiptir; gerçekçilik bir tercih, stilizasyon başka bir tercihtir.
- Dr. Caligari'nin Muayenehanesi boyalı, çarpık dekorlarla stilizasyonun en uç örneklerinden birini verir; Bisiklet Hırsızları gerçek sokaklarla gündelik dünyaya yakın bir mizansen kurar.
- Mizansen üç soruyla okunur: karede ne var, gündelik dünyaya ne kadar benziyor, öğeler karakterlerle nasıl bir ilişki kuruyor.
Kendini sına
- Mizansen kelimesi nereden gelir ve ne anlama gelir?
- Stilizasyon nedir? Bir örnek ver.
- Dr. Caligari'nin Muayenehanesi'nde ışık ve gölge alanları nasıl yapılmıştır?
- Bisiklet Hırsızları'nın gerçek mekânlarda çekilmiş olması, filmin bir mizanseni olmadığı anlamına gelir mi? Neden?
Yanıtlar
- Fransızcadır ve tiyatrodan gelir; «sahneye koymak» anlamına gelir. Tiyatroda bir oyunun dekor, ışık, kostüm ve oyuncu düzeniyle sahneye konmasını anlatır; sinemada kamera kayda başlamadan önce düzenlenen her şeyi kapsar.
- Mizansenin gündelik dünyaya benzemekten bilinçli olarak uzaklaşması; biçimlerin, renklerin ya da ışığın abartılması ya da çarpıtılmasıyla bir duygu ya da ruh hâli kurulmasıdır. Dr. Caligari'nin çarpık, boyalı dekorları bir örnektir.
- Dekorların üstüne boyayla çizilmiştir; ışık bir ışık kaynağından değil, boyalı yüzeylerden gelir.
- Hayır. Hangi sokağın ve pazarın seçileceği, kalabalığın nasıl düzenleneceği ve karakterlerin ne giyeceği de birer seçimdir; gerçekçilik mizansenin yokluğu değil, bir mizansen tercihidir.
Sonraki derse köprü
Mizansenin en büyük öğesi, karakterlerin içinde yaşadığı mekândır. Sonraki ders, 3.2, dekoru ve mekânı ele alıyor: gerçek mekân ile stüdyo arasındaki farkı, yapay dünyaları ve bir mekânın kendisinin bir karaktere dönüşmesini, bu kez iki evi karşı karşıya koyan bir film üzerinden.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.