İçeriğe geç

2.7 · Seviye 1 · Filmin dili

En-boy oranı

1.37'den 2.39'a; oranın değişmesi bir anlatı aracı olarak

Film Okuma Akademisi — Kare ve plan · 1.774 kelime · 2 film örneği · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. En-boy oranı, görüntünün genişliğinin yüksekliğine oranıdır; 1.37:1 Akademi oranı, 1.85:1 ve 2.39:1 ise yaygın geniş ekran oranlarıdır.
  2. Geniş ekran biçimler 1950'lerde, sinemanın televizyonla rekabeti içinde yaygınlaştı.
  3. Oran, karede neyin yan yana durabileceğini, boş alanın ne kadar olacağını ve karakterlerin kareye ne sıklıkla girip çıkacağını etkiler.
  4. Mad Max: Fury Road geniş bir oranla bir dünyanın büyüklüğünü kurarken önemli öğeyi merkezde tutar; Büyük Budapeşte Oteli oranı değiştirerek zaman katmanlarını ayırır.
  5. Bir filmin kompozisyonu ancak özgün oranında okunabilir; yanlış oranda izlenen bir kopya, filmin değil, kopyanın kompozisyonunu gösterir.

Açılış

Bir çöl, ufka kadar düz ve turuncu. Karenin bir ucundan öbür ucuna uzanan bir toz bulutu; bulutun içinden, ekranın genişliğine yayılmış bir araç kafilesi çıkıyor. Kamyonlar, motosikletler, dikenli zırhlarla kaplanmış arabalar. Kare o kadar geniş ki, gözün bir yandan öbür yana gitmesi bir an sürüyor. Sonra film bir kamyonun içine, bir sürücünün yüzüne geçiyor ve o geniş kare bu kez yüzün iki yanında boşlukla doluyor.

George Miller'ın 2015 tarihli Mad Max: Fury Road filminde karenin bu genişliği hiç değişmez; ama ne kadar geniş olduğu her sahnede yeniden hissedilir. Karenin kendi biçimi, yani eniyle boyu arasındaki oran, bu derste ilk kez kendi başına bir konu oluyor.

Tek fikir

Karenin eni ile boyu arasındaki oran, neyin yan yana durabileceğini belirler: dar kare bir yüze, geniş kare bir manzaraya ya da bir kalabalığa elverişlidir. Oranın film içinde değişmesi de bir anlatı kararı olabilir.

Kavram

Bu modül boyunca karenin içine baktık: neyi içeri aldığına, neyi ne büyüklükte gösterdiğine, nereden baktığına, neyi dışarıda bıraktığına, içindekileri nasıl dizdiğine ve ne kadar derin olduğuna. Bütün bu kararlar, karenin kendi biçimi içinde verilir. O biçim de bir seçimdir.

Sinema tarihinde birkaç oran öne çıkar. Sessiz sinema döneminde ve sesin gelişinin ilk yıllarında kare kareye yakındı; 1930'ların başında standartlaşan ve Akademi oranı diye anılan 1.37:1 oranı, Hollywood'un klasik çağının büyük bölümüne damgasını vurdu. 1950'lerde televizyon evlere girip sinema seyircisini azaltmaya başlayınca, stüdyolar perdeyi genişleterek televizyonun veremediği bir deneyim sunmaya çalıştı.

Oran, karede neyin yan yana durabileceğini belirler. Dar bir kare, yani kareye yakın bir oran, bir yüzü, bir bedeni ya da dikey bir hareketi rahatça tutar; yan yana birçok insanı ya da geniş bir manzarayı tutmakta zorlanır. Geniş bir kare ise yatay bir dünyayı, bir manzarayı, bir kalabalığı ya da birbirinden uzakta duran iki insanı aynı anda gösterebilir. Ama aynı geniş kare, tek bir yüzü gösterirken yüzün iki yanında büyük boşluklar bırakır ve bu boşluklar 2.5'te konuştuğumuz boş alana dönüşür.

Oran bir de çerçeve dışı alanla ilişkilidir. Geniş bir karede, karenin kenarları birbirinden uzaktır ve bir karakter karenin bir ucundan öbür ucuna yürürken uzun bir yol alır. Dar bir karede ise kenarlar yakındır; karakterler kareye daha sık girip çıkar ve karenin dışındaki alan daha çok hissedilir.

Bir filmin bütün oranı tek bir karardır, ama bazı filmler oranı film içinde değiştirir. Bu değişim bir zamandan ötekine geçişi, bir dünyadan ötekine geçişi ya da bir karakterin içinde bir değişimi işaret edebilir. Seyirci oran değiştiğinde bunu çoğu zaman bilinçli olarak fark etmez, ama bir şeyin değiştiğini hisseder. Okur bu anları yakalamaya çalışır: oran nerede değişiyor ve değişim hikâyedeki hangi geçişle aynı anda oluyor?

Oranın okumayı en çok etkilediği yer, izleme koşuludur. 0.6'da pan ve tarama yöntemini konuştuk: geniş bir filmin, eski televizyonlara sığdırılmak için kenarları kesilerek gösterilmesi. Bugün de bir film yanlış oranda, gerilerek ya da kırpılarak izlenebilir. Geniş bir filmi telefonda dik tutarak izleyen biri, karenin büyük kısmını göremez ya da çok küçük görür. Okur, bir filmin oranını bilmeden onun kompozisyonunu okuyamaz; çünkü kenarları kesilmiş bir karenin kompozisyonu, filmin değil, kesenin kompozisyonudur.

Oran bir de kimin karede yer bulduğunu etkiler. Geniş bir kare bir kalabalığı, bir aileyi, bir grubu bir arada gösterebilir; dar bir kare çoğu zaman tek bir kişiyi seçer. Bir filmin hangi orana karar verdiği, bir ölçüde onun tek tek kahramanlara mı, yoksa bir topluluğa mı bakmak istediğini de söyleyebilir. Ama bu bir eğilimdir, bir kural değil; dar bir kareyle bir topluluğu, geniş bir kareyle tek bir insanın yalnızlığını gösteren pek çok film vardır.

Filmde

Bu filmde oran ile kompozisyon arasında bir gerilim vardır. Oran geniştir: çöl, araç kafileleri, ufuk çizgisi ve toz bulutları karenin bütün genişliğine yayılır. Seyirci bu genişlikte bir dünyanın büyüklüğünü ve boşluğunu hisseder. Ama 0.5'te konuştuğumuz gibi, film hızlı kurgulanmış takip sahnelerinde en önemli öğeyi çoğu zaman karenin ortasına yakın yerleştirir. Geniş bir kare ile merkezde tutulan bir öğe birlikte, gözün her kesmede kareyi baştan taramak zorunda kalmamasını sağlar.

Bu gerilimin işlevi, filmin iki ayrı ölçeği birlikte taşımasıdır. Geniş oran bir dünyayı, çölün sonsuzluğunu, kaçışın ne kadar uzun ve umutsuz bir yol olduğunu kurar. Merkezde tutulan öğe ise o dünyanın içinde seyirciye bir tutunma noktası verir. Bir okuma bu düzeni, karakterlerin uçsuz bucaksız bir boşlukta birbirine tutunmasının bir biçimi olarak görebilir. Bu okuma ekrandaki bir oran ve kompozisyon kararına dayanır; ama bir uyarı da gerekir: aynı düzen bir okunabilirlik kararı, yani yalnızca hızlı bir aksiyonu izlenebilir kılmak için alınmış bir karar olarak da anlaşılabilir. İki açıklama birbirini dışlamaz.

Geniş oran, yakın planlarda da bir şey yapar. Bir sürücünün ya da bir kadının yüzü yakından gösterildiğinde, yüzün iki yanında geniş bir alan kalır ve o alan çoğu zaman çölün kendisiyle, ya da aracın içinin karanlığıyla dolar. Yüz bile çölün içinde görünür. Bu, oranın bir manzarayı yalnızca genel planlarda değil, yakın planlarda da taşıyabildiğinin bir örneğidir.

Bu filmi okurken izleme koşulu özellikle önemlidir. Geniş bir oranda çekilmiş bir aksiyon filmi, kenarları kesilerek ya da küçük bir ekranda izlendiğinde, hem çölün genişliği hem de merkezle kenar arasındaki ilişki kaybolur. Okur, bu filmi mümkün olduğunca özgün oranında izlemeye çalışmalı ve gördüğü kopyanın oranını not etmelidir.

Başka bir filmde

Oranın film içinde değiştirilerek bir zaman haritası kurduğu bir örnek.

Bu film, oranın bir anlatı aracı olarak nasıl kullanılabileceğinin açık bir örneğidir. Otelin parlak dönemini anlatan, 1930'larda geçen bölümler, o dönemin sinemasını hatırlatan, kareye yakın Akademi oranıyla gösterilir. 1960'larda geçen bölümler, o yılların sinemasında yaygınlaşan geniş ekran bir oranla gösterilir. Daha yakın bir dönemde geçen bölümler ise bir başka, ikisinin arasında kalan bir oranla verilir. Seyirci her zaman katmanına geçtiğinde, karenin biçimi de değişir.

Bu kararın işlevi iki katmanlıdır. Birinci katman bir yön bulma işlevidir: oran, seyirciye hangi zamanda olduğunu söyler ve iç içe geçmiş bir hikâyede bir harita gibi çalışır. İkinci katman bir gönderme işlevidir: her oran, kendi döneminin sinemasını hatırlatır ve film her zaman katmanını, o dönemin filmlerine benzeyen bir biçimde gösterir. Bir okuma bu düzeni bir özlem olarak, geçmişin sinemasına duyulan bir sevgi olarak görebilir; bir başka okuma ise geçmişin her zaman bir film biçimi üzerinden, yani bir temsil olarak hatırlandığını söyleyen bir yorum olarak.

İki film birlikte, oranın iki ayrı kullanımını gösterir. Mad Max: Fury Road tek bir geniş oranı film boyunca tutar ve o oranın içinde bir dünya ile bir merkez arasında gidip gelir. Büyük Budapeşte Oteli oranı değiştirerek zamanları birbirinden ayırır ve her birini kendi sinemasıyla gösterir.

Yaygın okuma hataları

Yaygın yanlışOranı bir teknik ayrıntı sanıp görmezden gelmek.
Doğrusu

En-boy oranı, karenin içindeki her kompozisyon kararının sınırını çizer. Bir filmin oranını bilmeden onun kadrajını ve kompozisyonunu okumak, bir resmi çerçevesini görmeden okumaya benzer.

Yaygın yanlışYanlış oranda izlenmiş bir kopyanın kompozisyonunu filmin kompozisyonu sanmak.
Doğrusu

Kenarları kesilmiş, gerilmiş ya da küçültülmüş bir kopyada görülen düzen, filmin özgün düzeni değildir. Okur önce kopyanın oranını özgün oranla karşılaştırır.

Yaygın yanlışGeniş oranı her zaman büyüklükle, dar oranı her zaman yakınlıkla eşitlemek.
Doğrusu

Geniş bir kare bir insanın yalnızlığını, dar bir kare bir kalabalığın sıkışmışlığını da gösterebilir. Oranın etkisi, içine yerleştirilenle birlikte okunur.

Okuma Defteri

Defter: Durdurduğun planda oranın en çok etkilediği öğe hangisi? O öğeyi ve neden onu seçtiğini iki cümleyle kaydet.

Özet

  1. En-boy oranı, görüntünün genişliğinin yüksekliğine oranıdır; 1.37:1 Akademi oranı, 1.85:1 ve 2.39:1 ise yaygın geniş ekran oranlarıdır.
  2. Geniş ekran biçimler 1950'lerde, sinemanın televizyonla rekabeti içinde yaygınlaştı.
  3. Oran, karede neyin yan yana durabileceğini, boş alanın ne kadar olacağını ve karakterlerin kareye ne sıklıkla girip çıkacağını etkiler.
  4. Mad Max: Fury Road geniş bir oranla bir dünyanın büyüklüğünü kurarken önemli öğeyi merkezde tutar; Büyük Budapeşte Oteli oranı değiştirerek zaman katmanlarını ayırır.
  5. Bir filmin kompozisyonu ancak özgün oranında okunabilir; yanlış oranda izlenen bir kopya, filmin değil, kopyanın kompozisyonunu gösterir.

Kendini sına

  1. En-boy oranı neyi gösterir ve nasıl yazılır?
  2. Akademi oranı hangi orandır ve geniş ekran biçimler hangi dönemde, neden yaygınlaştı?
  3. Mad Max: Fury Road'da geniş oran ile kompozisyon arasındaki gerilim nedir?
  4. Büyük Budapeşte Oteli'nde oran değişimleri neyi işaret eder?

Yanıtlar

  1. Görüntünün genişliğinin yüksekliğine oranını gösterir, yani genişliğin yüksekliğin kaç katı olduğunu. 1.37:1 ya da 2.39:1 gibi, genişlik önce ve yükseklik bire eşitlenerek yazılır.
  2. Akademi oranı 1.37:1 oranıdır ve 1930'ların başında sesli filmler için standartlaştı. Geniş ekran biçimler 1950'lerde, televizyonun yükselişi sinema seyircisini azaltmaya başladığında, stüdyoların televizyonun veremediği bir deneyim sunma çabasıyla yaygınlaştı.
  3. Oran geniştir ve çölün manzarası karenin bütün genişliğine yayılır; ama hızlı kurgulanmış planlarda en önemli öğe sık sık karenin ortasına yakın tutulur. Böylece film hem bir dünyanın büyüklüğünü hem de seyirciye bir tutunma noktası verir.
  4. Hikâyenin farklı zaman katmanlarını işaret eder: 1930'larda geçen bölümler 1.37:1, 1960'larda geçen bölümler daha geniş bir oran, daha yakın dönemde geçen bölümler 1.85:1 oranıyla gösterilir. Oran hem bir yön bulma işlevi görür hem de her dönemin sinemasına gönderme yapar.

Sonraki derse köprü

Kare ve plan modülü burada kapanıyor: kare, ölçek, açı, dışarısı, kompozisyon, derinlik ve oran. Sonraki modül kameranın önüne konan şeylere geçiyor. 3.1, mizansen kavramını, yani kameranın önüne yerleştirilen her şeyi, tiyatrodan sinemaya geçen bu terimin kökeniyle birlikte ele alıyor ve dekorların bir dünyanın ruh hâlini taşıdığı bir sessiz filmle açılıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.