İçeriğe geç

0.1 · Seviye 0 · Zemin

Fark etmek bir eylemdir

Her gün geçilen yolda görülmeyenler; farkındalığın tanımı: bir şeyin bilince girmesi ve girdiğinin bilinmesi (üst-farkındalık, meta-awareness)

Farkındalık Akademisi — M00, Başlangıç · 2.069 kelime · 4 gündelik durum · ≈ 9 dk okuma · 14 dk dinleme

Gündelik durumlardaki kişiler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz.

Açılış

Kadıköy'de bir eczane, salı öğleden sonrası. Stajyer Ece, eczacı Sevgi Hanım'a soruyor: "Yangın tüpü nerede duruyor? İş güvenliği formuna yazmam lazım." Sevgi Hanım altı yıldır bu eczanede çalışıyor. Her sabah kepengi o açıyor, her akşam o kapatıyor. Hiç düşünmeden arka depoyu gösteriyor: "Orada, buzdolabının yanında."

Ece depoya gidiyor, dönüyor. Buzdolabının yanında tüp yok. Sevgi Hanım bir an duraksıyor, sonra tezgâhın arkasına, kapıya doğru bakıyor ve görüyor. Kırmızı tüp, giriş kapısının hemen sağında, kendi boyunun yarısı yüksekliğinde, duvara asılı duruyor. Her sabah kepengi kaldırırken elinin iki karış ötesinde. Tüpü bulmak üç saniye sürdü. Ama altı yıl boyunca orada olduğunu bilmiyordu.

Sevgi Hanım dikkatsiz biri değil. Reçetedeki iki harflik doz farkını uzaktan seçiyor, raftaki bir ilacın kutusunun değiştiğini müşteriden önce görüyor. Yine de altı yıl boyunca her gün gözünün önünde duran kırmızı bir nesne, onun zihninde hiç yer tutmamış. Bu derste o tüpün neden görünmez kaldığını ve onu görünür kılan şeyin ne olduğunu konuşacağız.

Tek fikir

Bir şeyin gözünün önünde durması, onu fark ettiğin anlamına gelmez. Fark etmek dikkatin bir şeye yönelmesiyle olur ve farkındalık, o yönelişin kendisini de bilmektir.

Nasıl işler

Gözünün önünden her saniye sayısız şey geçiyor. Duvarın rengi, masadaki kalemin açısı, pencereden gelen trafik sesi, ayakkabının ayağına bastığı yer. Bunların çoğu gözünden ve kulağından içeri giriyor, beyinde bir ölçüde işleniyor, ama bilincine hiç ulaşmıyor. Sevgi Hanım'ın tüpü her sabah görüş alanındaydı. Gözü onu taradı. Ama tüp, o sabahki işin hiçbir parçası değildi, kepenk, kasa ve ilk reçete ise öyleydi. Zihin, işine yarayanı öne çıkarıyor, geri kalanı arka planda bırakıyor.

Bu ayıklama bir kusur sayılmaz. Her şeyi aynı anda fark etmeye çalışan bir zihin hiçbir işi bitiremezdi. Ayıklamanın bedeli de buradan doğuyor: arka planda kalan şey, bir gün lazım olduğunda orada değilmiş gibi davranıyor.

Psikolog Jonathan Schooler, zihindeki süreçleri üç katmanda ayırıyor. En altta bilinçsiz işleme var: beynin yaptığı ama senin hiç deneyimlemediğin işler. Ortada bilinçli deneyim var: şu an yaşadığın, hissettiğin, gördüğün. En üstte ise deneyimin yeniden ele alınması var, yani o deneyime dönüp "şu an ne oluyor" diye bakabilmek.

Bu ayrım ilk bakışta soyut geliyor, ama günde onlarca kez yaşıyorsun. Bir kitabın üç sayfasını okuyup hiçbir şey hatırlamadığını fark ettiğin an, üç sayfa boyunca bir deneyim yaşıyordun: gözlerin satırları izliyordu, zihnin başka bir yerdeydi. Eksik olan deneyim değildi. Eksik olan, o deneyime dönüp bakmaktı. "Ben şu an okumuyorum" dediğin an üst-farkındalık devreye girdi ve o an, dalgınlığın başladığı andan dakikalar sonra geldi.

Bu akademinin adındaki kelime, iki şeyi birlikte taşıyor. Birincisi bir şeyin bilince girmesi: tüpün, sesin, duygunun "orada" olması. İkincisi o girişin bilinmesi: "şu an bunu fark ediyorum" ya da "şu an bunu kaçırıyorum" diyebilmek. Sevgi Hanım'da ilki altı yıl boyunca hiç olmadı. Okuyup hiçbir şey hatırlamayan öğrencide ilki oldu, ikincisi gecikti.

Fark etmeyi "eylem" diye adlandırmanın sebebi bu. Görme, sen istemesen de oluyor; gözünü açtığın sürece ışık içeri giriyor. Fark etme ise bir yöneliş istiyor: dikkatin bir şeye dönmesi, onun bir an için öne çıkması. Bu yöneliş çoğu zaman kendiliğinden, işin gerektirdiği yere gidiyor. Ama istersen onu bilerek de yöneltebilirsin. Ece'nin sorusu Sevgi Hanım'ın dikkatini tüpe yöneltti ve tüp üç saniyede bulundu. Soru gelmeseydi, tüp yedinci yılında da görünmez kalacaktı.

Ne biliyoruz

Sevgi Hanım'ın yaşadığı şey, bir laboratuvarda ölçülmüş bir durumla neredeyse birebir örtüşüyor. Los Angeles'taki Kaliforniya Üniversitesi'nden Alan Castel ve arkadaşları, bir üniversite ofis binasında çalışan insanlara basit bir soru sordu: Sana en yakın yangın tüpü nerede?

Sonuç çarpıcıydı. Katılımcıların çoğu, yıllar boyunca her gün önünden geçtikleri tüpün yerini hatırlayamadı. Ama aynı kişilerden tüpü bulmaları istendiğinde, onu oldukça hızlı buldular. Yani tüp gizli değildi; bakıldığında görünüyordu. Eksik olan, tüpün zihinde bir yer edinmesiydi. Araştırmacılar bu sonucu görmek ile fark etmek arasındaki ayrımın bir kanıtı olarak yorumluyor ve buna dikkatle ilgili bir tür unutkanlık diyorlar.

Araştırmanın bir ayrıntısı daha var. Yerini hatırlayamayan katılımcılar, tüpü aradıktan sonra bu başarısızlığın kendisinden bir şey öğrendi. Yazarlar bunu önemli bir öğrenme anı olarak görüyor: insan yanıldığını gördüğünde, bir sonraki seferde o bilgiyi daha kolay tutuyor. Sevgi Hanım muhtemelen tüpün yerini bir daha unutmayacak.

İkinci kaynak, üst-farkındalık kavramının kendisi.

Gündelik hayatta

Bu dört durumun hiçbirinde kişi dikkatsiz değil. Ayten nöbetteki her hastanın serumunu takip ediyor, Rıza trafikteki her çukuru görüyor, Defne her gün saatlerce çalışıyor, Nazmi Bey kırk yıl sınıf yönetti. Kaçırdıkları şeyler, o anki işlerinin dışında kalan şeyler. Ve hepsinde bir başkasının sorusu ya da bir anlık duraklama, kaçanı görünür kıldı.

Gözlem görevi

Bu akademinin her dersi bir gözlem göreviyle biter. Görevin amacı bir şeyi öğrenmek değil, zaten yaşadığın bir şeyi bu sefer kayda geçirmek. İlk görev, Castel'in sorusunu kendi hayatına taşıyor.

Kayıt: Her mekân için bir satır yaz: mekânın adı, dört nesnenin her biri için senin tahminin, gerçek yeri, tahminin doğru mu yanlış mı ve bulamadıysan bulma süren. Sonuna tek bir cümle ekle: Bugün, bu görev olmasaydı fark etmeyeceğin bir şey ne oldu? Bu kaydı sakla. Seviye 0'ın son dersinde başlangıç kaydının bir parçası olacak ve akademinin son dersinde bugünkü sonucunla karşılaştıracaksın.

Görevi yaparken kendine yargılayıcı davranma. Dört nesnenin dördünü de bilmemek kötü bir sonuç sayılmaz; bu, zihninin işine yaramayanı ayıklamakta başarılı olduğunu gösteriyor. Görevin değeri, bilmediğini bildiğin bir listeyle bitirmesinde. Tüpün yerini öğrendiğin an, onun yerini öğrenmiş olursun; bu da Castel'in çalışmasındaki öğrenme anının bir benzeri.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Farkındalık meditasyon yapmak demektir."
Doğrusu

Meditasyon farkındalığı çalıştırmanın yollarından biri, en bilinenlerinden biri. Ama bir şeyi fark etmek için oturup gözlerini kapatman gerekmiyor; Ece'nin tek bir sorusu Sevgi Hanım'a altı yıllık bir körlüğü üç saniyede gösterdi. Bu akademi farkındalığı gözler açıkken, iş yerinde, yolda, sofrada çalıştırıyor.

Yaygın yanlış"Gözümün önündeyse görmüşümdür."
Doğrusu

Göz bir şeyi taraması ile zihnin onu kaydetmesi ayrı süreçler. Castel'in katılımcıları tüpün önünden yıllarca geçti; tüp her gün görüş alanlarındaydı. Ama sorulduğunda yerini söyleyemediler. Görmüş olmak, fark etmiş olmanın kanıtı sayılmıyor.

Yaygın yanlış"Dikkatli insanlar her şeyi fark eder."
Doğrusu

Dikkat bir süzgeç gibi çalışıyor ve süzgecin en iyi çalıştığı kişi, işine en çok odaklanan kişi olabiliyor. Reçetedeki bir doz farkını uzaktan seçen eczacı da, yolun çukurunu ilk gün gören taksici de tüpü ve tabelayı kaçırdı. Dikkatli olmak, dikkatin bir yöne çok iyi gitmesi demek; geri kalanın görünmez kalması bunun doğal sonucu.

Sınır

Bu ders sana her şeyi fark etmen gerektiğini söylemiyor. Böyle bir şey hem imkânsız hem de zararlı olurdu. Zihnin ayıklama yeteneği, bir işi bitirebilmenin, bir konuşmayı sürdürebilmenin, kalabalık bir sokakta yürüyebilmenin koşulu. Akademinin amacı her şeyi görmek değil, neyi kaçırdığını ve neyi kaçırmaman gerektiğini seçebilmek.

Bazı insanlar zaten fazlasını fark ediyor. Sürekli tetikte olmak, her sesi ve her bedensel duyumu bir tehlike işareti gibi taramak, kaygının ve bazı travma tepkilerinin bir parçası olabiliyor. Bu durumda "daha çok fark et" önerisi yardım etmez, tersine yükü artırır. Akademinin ileri seviyesinde bu konuya ayrı bir yer ayrıldı. Şimdiden şunu söylemek gerek: dikkatini toplamakta uzun süredir zorlanıyorsan, okuduğunu hiç tutamıyorsan ya da tetikte olma hâli günlük hayatını yoruyorsa, bu bir farkındalık egzersiziyle çözülecek bir şey olmayabilir ve bir uzmanla konuşmak doğru adım olur.

Kaynakların da sınırı var. Castel'in çalışması tek bir binada yapıldı ve bir yangın tüpünün yerini hatırlamamak, acil bir anda onu bulamamakla aynı şey sayılmaz; katılımcılar aradıklarında tüpü çabuk buldu. Schooler'ın makalesi ise bir kuram çerçevesi sunuyor; deneyim ile üst-farkındalık arasındaki ayrımın ne kadar keskin olduğu hâlâ tartışılıyor.

Kapanış

  1. Bir şeyin her gün görüş alanında durması, onun zihinde bir yer tuttuğunu göstermez; Sevgi Hanım'ın tüpü de Castel'in katılımcılarınınki de böyleydi.
  2. Farkındalık iki şeyi birlikte taşır: bir şeyin bilince girmesi ve o girişe dönüp bakabilmek, yani üst-farkındalık.
  3. Kaçırılan şeyi çoğu zaman bir soru, bir duraklama ya da bir kayıt görünür kılar; bu yüzden fark etmek, yöneltilebilen bir eylemdir.

Üç soru

  1. Bir arkadaşın "Ben çok dikkatli biriyim, ofisteki yangın tüpünün yerini kesin bilirim" diyor ve bilemiyor. Bu dersin diliyle, dikkatli olması ile tüpün yerini bilmemesi neden birbiriyle çelişmiyor?
  2. Defne'nin üç sayfa sonra "hiçbir şey hatırlamıyorum" dediği anda eksik olan neydi: deneyim mi, üst-farkındalık mı? Gerekçesini söyle.
  3. Bir iş yeri yöneticisi, Castel'in çalışmasını okuduktan sonra "Demek ki çalışanlarımız acil durumda tüpü bulamaz" diyor. Bu çıkarımın neresi bulguyu aşıyor?

Yanıtlar

Birinci soruda çelişki yok, çünkü dikkat bir yöne giderken başka yönleri arka planda bırakıyor. Arkadaşının dikkati muhtemelen işine, ekranına, toplantısına çok iyi gidiyor; tüp bunların hiçbirinin parçası değil. Çekici olan yanlış cevap "dikkatli insan her şeyi görür" fikri; oysa dikkatin gücü tam da seçici olmasından geliyor.

İkinci soruda eksik olan üst-farkındalıktı. Defne üç sayfa boyunca bir deneyim yaşadı: gözleri okudu, zihni sınavı düşündü. O deneyime dönüp "şu an okumuyorum" demesi gecikti. "Deneyim yoktu" cevabı çekici görünüyor, çünkü hatırladığı bir şey yok; ama hatırlamamak, deneyimin değil, deneyimin ele alınmamasının sonucu.

Üçüncü soruda yönetici bulguyu aşıyor, çünkü Castel'in katılımcıları tüpün yerini hatırlayamadı ama aradıklarında onu oldukça çabuk buldu. Hatırlamamak ile bulamamak ayrı şeyler. Çalışma acil bir durumu ölçmedi; tek bir binada ve tek bir grupla yapıldı. Yöneticinin yapabileceği makul çıkarım, çalışanların tüpün yerini sınayarak öğrenmesinin yararlı olabileceği.

Sonraki derse köprü

Sevgi Hanım'ın tüpü bir soruyla görünür oldu, Defne'nin dalgınlığı bir duraklamayla. Farkındalığı çalıştırmanın tek bir yolu yok ve bu kelimenin altında birbirinden epey farklı üç araştırma geleneği duruyor: oturarak yapılan meditatif uygulama, tanıdık olanda yeniliği arayan bilişsel yaklaşım ve pilotların, cerrahların durum farkındalığını ölçen mühendislik yaklaşımı. Sıradaki ders bu üç geleneği yan yana koyuyor ve bu akademinin hangi ikisinden yürüdüğünü anlatıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.