İçeriğe geç

الجليل

42. isim

el-Celîl

Celâl sahibi

İsim dersi · 42. isim

el-Celîl: Celâl Sahibi

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Celîl, bütün yüce sıfatları eksiksiz taşıyan, heybeti karşısında kalplerin titrediği ve saygıyla eğildiği demektir. Türkçede Allah'ın adı anıldığında söylenen "celle celâlühû", yani "O'nun celâli yücedir" ifadesi bu isimden gelir. Celâl bir heybettir, ama korkutucu bir heybet değil; bir dağın, bir okyanusun, yıldızlı bir gecenin karşısında insanın hissettiği saygı dolu hayranlık gibi. Bu ders ismi Rahmân sûresindeki "celâl ve ikram sahibi" ifadesiyle, Kur'an'ı duyan kalplerin ürpermesiyle ve O'nun celâli için birbirini sevenlerle okur.

Temel

Kelime. Celîl, c-l-l kökünden gelir. Kökün anlamı "büyük, yüce ve değerli olmak, heybetli olmak"tır. Türkçede celâl (yücelik, heybet; bazen öfke anlamında da), celîl (yüce, ulu), mücellel (yüceltilmiş) ve icâl (saygıyla yüceltme) bu köktendir. "Celallenmek" kelimesi günlük dilde öfkelenmek anlamında kullanılsa da, kökün asıl anlamı öfke değil, yüceliğin uyandırdığı heybettir. Celîl ismi Kur'an'da isim kalıbıyla geçmez; Tirmizî'nin esmâ listesinde yer alır ve Kur'an'daki "celâl ve ikram sahibi" (zü'l-celâli ve'l-ikrâm) ifadesine dayanır.

Yalnız O kalır. Celâl kelimesinin Kur'an'daki en bilinen geçişi, geçiciliği anlatan iki ayettedir:

Yeryüzünde olan her şey yok olacaktır; kalan yalnız Rabbin "celâl ve ikram sahibi" zâtıdır. Diyanet meali bu ifadeyi "yüce ve cömert olan" diye çevirir. İki kelime yan yana gelir: celâl (heybet, yücelik) ve ikrâm (cömertlik, ağırlama). Celâl insanı saygıyla eğer; ikram onu sevgiyle yaklaştırır. Her şey fani iken yalnız bu ikisini birlikte taşıyan zât bâkidir. Mealin "varlığı" diye çevirdiği kelime Arapçada vech, kelime anlamıyla "yüz"dür; el-Bâsıt dersinde gördüğümüz haberî sıfatlardandır ve Diyanet onu Allah'ın zâtı anlamında çevirmiştir.

Adı ne yücedir. Rahmân sûresi aynı ifadeyle kapanır:

Sûre, "Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?" sorusunu otuz bir kez tekrarladıktan sonra bu cümleyle biter. Burada meal aynı ifadeyi "büyük ve pek cömert" diye çevirir. Nimetleri sayan bir sûrenin son sözü, nimetlerin sahibinin adını yüceltmektir. Celâl ve ikram, hem sûrenin ortasında hem de sonunda birlikte anılır.

Namazdan sonra. Hz. Peygamber, namazı bitirdikten sonra bu ifadeyle dua ederdi:

Bu dua, namazın ardından söylenen ilk sözlerdendir. Namazda Allah'ın huzurunda durmuş olan kul, oradan ayrılırken O'nu celâl ve ikramıyla anar. Heybetin karşısında durmuş, cömertliğiyle ağırlanmıştır; namazdan huzurla, güvenle ve esenlik içinde ayrılır.

Celâlim için birbirini sevenler. Hz. Peygamber, bir kudsî hadiste celâl kelimesini sevgiyle birleştirmiştir:

Hadiste insanlar birbirini "celâlim için" (bi-celâlî) sever. Bu sevgi çıkar, akrabalık ya da hoşlanmaya değil, Allah'ın yüceliğine duyulan ortak saygıya dayanır. Celâl, uzaklaştıran bir heybet değil, insanları bir araya getiren bir yüceliktir.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Celîl'i, yücelik sıfatlarının hepsini taşıyan diye açıklar: güç, bilgi, hikmet, zenginlik, kutsallık. Bu sıfatlar tam olarak bulunduğunda buna celâl denir; ve bu celâl kalplere göründüğünde onlarda sevgi ve saygı uyanır. Kulun bu isimden payı, güzel sıfatlarla, ilimle ve ahlâkla bezenmek ve böylece insanların gönlünde bir saygı ve sevgi kazanmaktır; ama bu saygıyı kendinden değil, Celîl'in bir yansıması olarak görmektir.

Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Celîl ismi, kâinattaki heybete dikkat çeker. Karlı bir dağın zirvesi, fırtınalı bir denizin dalgaları, bir şimşeğin gökyüzünü yaran ışığı ve büyük bir şelalenin sesi insanda hem saygı hem hayranlık uyandırır. Bu duygular, Celîl'in eserlerinde bıraktığı izlerdir. Eser bu kadar heybetliyse, onu yaratanın celâli, insanın ölçüsüyle ölçülemeyecek kadar büyüktür.

Derin

Derin

Dağa inseydi. Kur'an, Allah'ın kelâmının celâlini bir benzetmeyle anlatır:

Kur'an bir dağa indirilseydi, dağ Allah korkusuyla (haşyetullâh) eğilir ve parça parça olurdu. Dağ, insanın gözünde sağlamlığın ve kalıcılığın simgesidir; ama Celîl'in sözünün ağırlığını taşıyamaz. Ayetin son cümlesi bu benzetmenin amacını söyler: "Bu misalleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz." Dağın taşıyamadığını, insan kalbi taşır; bu, insana verilmiş hem bir şeref hem bir sorumluluktur. Ayetin hemen ardından, Haşr sûresinin son üç ayetinde, Allah'ın isimleri art arda sayılır; celâl anlatıldıktan sonra isimler gelir.

Ürperme ve yumuşama. Kur'an, kalbin celâl ve cemâl karşısındaki iki hâlini tek bir ayette anlatır:

Kur'an'ı duyan, Rablerinden korkanların tüyleri ürperir; sonra derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine yumuşar ve yatışır. Ayet bir sırayı izler: Önce ürperme, sonra sükûnet. Âlimler bu sırayı celâl ile cemâlin birbirini izlemesi olarak okumuştur: İnsan önce yüceliğin heybetiyle sarsılır, sonra rahmetin yakınlığıyla huzur bulur.

Kalpleri titrer. Kur'an, müminleri Allah anıldığında kalplerinin titremesiyle tarif eder:

Diyanet iki ayeti tek meal olarak verir. Müminler, Allah anıldığında kalpleri titreyen (vecilet), ayetler okunduğunda imanları artan kimselerdir. Bu titreme, bir korku titremesi değil, bir heybet ve saygı titremesidir; ve ayet onu hemen ardından tevekkülle, namazla ve infakla bağlar. Celâl karşısında titreyen kalp, eyleme de yönelir.

"Ey celâl ve ikram sahibi"ne sarılın. Tirmizî'nin Daavât bölümünde aktardığı bir rivayette Hz. Peygamber, duada "Yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm" ifadesine sımsıkı sarılmayı, onu çokça tekrar etmeyi öğütlemiştir. Bu öğüt, duanın iki kanadını hatırlatır: Kul, celâl karşısında haddini bilerek, ikram karşısında ise ümitle ister. Yalnız celâli anan kul ümitsizliğe, yalnız ikramı anan ise gevşekliğe düşebilir; ikisi birlikte anıldığında dua dengesini bulur.

İlmî

İlmî

Kebîr, Celîl ve Azîm. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da birbirine yakın üç ismi şöyle ayırır: Kebîr, zâtın kemalini; Celîl, sıfatların kemalini; Azîm ise ikisinin birlikte akıllarda uyandırdığı heybeti ve kavranamazlığı anlatır. Bu ayrım, önceki derslerde gördüğümüz el-Azîm ve el-Kebîr isimlerini bu isimle birlikte bir üçlü olarak okumayı mümkün kılar: Biri varlığın, biri sıfatların, biri de ikisinin insandaki yansımasının adıdır.

Celâl ve cemâl. İslâm düşüncesinde, özellikle tasavvufta, ilahî isimler çoğu zaman iki gruba ayrılmıştır: celâl isimleri (heybet, güç, kahır) ve cemâl isimleri (güzellik, rahmet, lütuf). Bu ayrım, el-Kahhâr dersinde de anılmıştı. Rahmân 27'deki zü'l-celâli ve'l-ikrâm ifadesi, bu iki grubun birlikte bulunduğunu gösterir: Celâl ile ikram, aynı zâtın iki yüzüdür. Sûfîler, kulun hem celâl karşısında haşyet hem cemâl karşısında sevgi duyması gerektiğini, bunlardan birinin eksikliğinin kalbi dengesiz bırakacağını öğütlemiştir.

Tenzih ve isbat. Bazı kelâm ve tefsir eserlerinde zü'l-celâli ve'l-ikrâm ifadesi, ilahî sıfatların iki büyük grubuna işaret olarak okunmuştur. Celâl, Allah'ı eksikliklerden ve yaratılmışlara benzemekten uzak tutan tenzih sıfatlarını (O'nun bir cisim olmaması, bir mekâna sığmaması, bir ortağı bulunmaması gibi) anlatır. İkram ise O'na nispet edilen kemal sıfatlarını ve bu sıfatların kullara yönelen cömertliğini (ilim, kudret, rahmet ve lütuf gibi) anlatır. Bu okumaya göre ifade, Allah'ı tanımanın iki yolunu birlikte gösterir: Neyin O'na yakışmadığını bilmek ve neyin O'na ait olduğunu bilmek. Biri eksik kalırsa tanıma da eksik kalır.

"Celle celâlühû". Türkçede Allah'ın adından sonra söylenen bu ifade, "O'nun celâli yücedir" anlamına gelir. Aynı yerde "azze ve celle" (izzetli ve celâlli olan) ifadesi de kullanılır. Bu ifadeler, Allah'ın adının sıradan bir kelime gibi geçip gitmemesi için dile yerleşmiş bir edeptir.

İlmî

Klasik şerhlerde el-Celîl

el-Celîl, Kur'an'da isim kalıbıyla hiç geçmez; bu sayfanın Kur'an'da bölümü boştur. Kökün Kur'an'daki bütün izi iki kelimedir: Rahmân 27 ve 78'deki celâl. İsim, Tirmizî listesinden ve bu iki ayetteki zü'l-celâli ve'l-ikrâm ifadesinden alınır. Dersin Temel seviyesi iki ayeti de işledi. Şârihlerin katkısı bu yüzden iki ayetin dilbilgisinde, kökün sınırında ve celâlin kalpteki karşılığındadır. Bu dersin İlmî seviyesi Kebîr, Celîl ve Azîm ayrımını, celâl ile cemâli, tenzih ile isbatı ve "celle celâlühû" sözünü anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Zeccâc (ö. 311/923)Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâDil: celâl ve tecellî
Taberî (ö. 310/923)Câmiu'l-beyânTefsir: iki ayetteki iki hâl
Kuşeyrî (ö. 465/1072)er-RisâleTasavvuf: heybet ve üns
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybTefsir: fâni olanlar

Zeccâc: Celâl ve tecellî. Dilci şârihler, birbirine benzeyen iki kökü ayırmanın önemine dikkat eder. Celâl c-l-l kökündendir ve yücelik, heybet anlatır. Tecellî ise c-l-v kökündendir ve bir şeyin açığa çıkması, görünür olması demektir; A'râf 143'te Rabbin dağa tecelli etmesi bu köktendir. Türkçede iki kelime birbirine yakın duyulur ve zaman zaman birbirine karıştırılır. Dilci için ayrım açıktır: Celîl görünür olanı değil, yüce olanı anlatır. İki kök ancak bir anlamda buluşur: A'râf 143'teki sahnede, açığa çıkan şeyin yüceliği karşısında dağ dayanamamış ve Mûsâ baygın düşmüştür.

Taberî: İki ayetteki iki hâl. Rahmân 27 ve 78'de aynı ifade iki ayrı dilbilgisi hâliyle gelir. Rahmân 27'de ifade yalın hâldedir ve Rabbinin vechini, yani zâtını niteler: Kalan, celâl ve ikram sahibi olan O'dur. Rahmân 78'de ise ifade tamlayan hâldedir ve Rabbi niteler: Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı yücedir. Taberî'nin aktardığı açıklamalarda bu fark üzerinde durulur. Kıraat kitapları da bir ayrıntı kaydeder: Şam kıraatinde 78. ayetteki ifade yalın hâliyle okunur ve bu okumada adın kendisini niteler. Dilbilgisinin bu ince farkı bir şey öğretir: Celâl hem zâta, hem de O'nun adına aittir.

Kuşeyrî: Heybet ve üns. Kuşeyrî er-Risâle'de hâlleri anlatırken birbirine karşıt iki hâli birlikte ele alır: heybet ve üns. Heybet, kulun celâl karşısında duyduğu sarsıcı saygıdır; üns ise cemâl karşısında duyduğu yakınlık ve huzurdur. Kuşeyrî'nin aktardığı sûfî görüşlere göre kul bu iki hâl arasında gidip gelir ve ikisinden birine tamamen kapılması bir eksikliktir. Dersin Derin seviyesindeki Zümer 23, ürperme ile yumuşamayı tek ayette anlatır ve bu çifte hâlin Kur'an'daki karşılığıdır. Zü'l-celâli ve'l-ikrâm ifadesi de aynı ikiliği bir isimde birleştirir.

Râzî: Fâni olanlar. Rahmân 26, yeryüzünde bulunan her şeyin fani olduğunu söyler. Râzî'nin tefsirinde bu ayetin kapsamı tartışılır: Ayetteki ilgi zamiri, Arapçada çoğunlukla akıl sahipleri için kullanılır. Buna göre ayetin önce insanlara ve cinlere yöneldiği, ama hükmün bütün yaratılmışları kapsadığı söylenir. Râzî ayrıca bir sorunun cevabını arar: Yok oluşu haber veren bir ayet, nimetlerin sayıldığı bir sûrede neden yer alır? Verilen cevaplardan biri şudur: Fâni olanın fâniliğini bilmek ve bâki olana yönelmek de bir nimettir. Celîl isminin anlamı bu bağlamda belirginleşir: Her şey geçerken yücelik yalnız O'nda kalır.

Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci celâli tecellîden ayıran sınırı, müfessir celâlin hem zâta hem ada ait olduğunu, sûfî heybet ile ünsün dengesini, Râzî ise fâniliğin bir nimet olarak anılmasını öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Celîl'in yüceliği kulu korkutup uzaklaştırmak için değil, geçici olanın içinde kalıcı olana yöneltmek için anılır.

Durup düşün

  • En son ne zaman bir şeyin karşısında susup kaldın: bir manzara, bir ayet, bir ölüm haberi? Bu duygu Celîl ismine nasıl bir kapı açıyor?

  • Allah'a karşı duyduğun şey daha çok korku mu, saygı mı, sevgi mi? Zümer 23'teki ürperme ve yumuşama sırası sana ne söylüyor?

  • Birini yalnız Allah için sevdiğin oldu mu?

Uygulama

Bugün namazlarından sonra Müslim'deki duayı oku: "Allah'ım, Sen Selâm'sın, esenlik Sendendir; ey celâl ve ikram sahibi, Sen ne yücesin." Gece dışarı çıkıp birkaç dakika gökyüzüne bak ve Rahmân 26–27'yi düşün. Akşam Tefekkür Defteri'ne, sana hem heybet hem sevgi duygusu veren bir deneyimi yaz.

Kendini sına

  1. Celâl ile ikram kelimeleri Rahmân 27'de neden birlikte gelir?
    Cevabı göster

    Celâl yüceliğin heybetini, ikram cömertliği ve ağırlamayı anlatır; biri saygıyla eğer, öbürü sevgiyle yaklaştırır ve ikisi aynı zâtın iki yüzüdür.

  2. Kudsî hadiste Allah kıyamet günü kimleri kendi gölgesinde gölgelendirir?
    Cevabı göster

    O'nun celâli için birbirini sevenleri.

  3. Gazâlî Kebîr, Celîl ve Azîm isimlerini nasıl ayırır?
    Cevabı göster

    Kebîr zâtın kemalini, Celîl sıfatların kemalini, Azîm ise ikisinin akıllarda uyandırdığı heybeti ve kavranamazlığı anlatır.

  4. Zümer 23'teki ürperme ve yumuşama sırası nasıl okunmuştur?
    Cevabı göster

    Celâl ile cemâlin birbirini izlemesi olarak: Önce yüceliğin heybetiyle sarsılmak, sonra rahmetin yakınlığıyla huzur bulmak.

Kur'an'da el-Celîl

Bu isim Kur'an'da bu kalıpla geçmez. Kökünün Kur'an'daki bütün türevleri aşağıdaki “Kök ve dil” bölümündedir.

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

ج-ل-لKur'an'da 2 kelime, 1 farklı türev

İlk resim: Büyüklük ve ululuk; bir şeyin kadrinin yüce olması.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
جَلالcelal, ululukİsim2Rahmân 27

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.