Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Yükseköğretimin maliyetini vergi mükellefleri, öğrenciler ya da ikisi birlikte karşılayabilir. Ücretli sistemi savunanlar getirinin büyük kısmının mezuna gittiğini, ücretsiz sistemi savunanlar ise eğitimin toplumsal getirilerini ve erişim kaygısını öne çıkarır.
- Kredi piyasaları öğrencilere kendiliğinden yeterli kredi vermez, çünkü diploma ipotek edilemez ve öğrencinin gelecekteki geliri belirsizdir. Bu, yoksul ailelerin yetenekli çocuklarının kârlı bir yatırımı yapamamasına yol açabilir.
- Dynarski, ABD'de 1982'de Sosyal Güvenlik öğrenci yardımının kaldırılmasının etkilenen grubun üniversiteye devamını üçte birden fazla düşürdüğünü ve 1.000 dolarlık hibenin üniversiteye gitme olasılığını 3,6 yüzde puanı artırdığını buldu.
- Murphy, Scott-Clayton ve Wyness, İngiltere'nin ücretsiz sistemden yüksek ücretli bir sisteme geçişinin öğrenci başına kaynağı ve kayıtları artırdığını, katılım farkını belirgin biçimde açmadığını buldu; ama ücretler peşin değil, gelire bağlı krediyle ödeniyordu.
- Ücretsiz yükseköğretim, üniversiteye daha çok varlıklı ailelerin çocukları gittiği için gerileyici olabilir; net etki vergilerin kimden toplandığına da bağlıdır. Gelire bağlı krediler geri ödeme riskini mezundan devlete kaydırır ve bir kredi ile bir hibenin karışımı gibi işler.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Öğrenci katkı payını, cari hizmet maliyetini, gelire bağlı geri ödemeli öğrenim kredisini, sabit taksitli öğrenim kredisini, gerileyici yükseköğretim sübvansiyonunu ve ihtiyaca dayalı hibeyi tanımlar.
- Anlama — Yükseköğretimin maliyetini kimin karşılaması gerektiği tartışmasının iki tarafını, kredi piyasalarının öğrenciler için neden kendiliğinden işlemediğini ve geri ödemesi gelire bağlı kredilerin bu sorunu nasıl hafifletmeye çalıştığını açıklar.
- Uygulama — Bir yükseköğretim sübvansiyonunun gelir grupları arasındaki dağılımını, gelire bağlı ve sabit taksitli kredilerde geri ödeme yükünü, bir hibenin üniversiteye katılıma etkisini ve kredinin devlete maliyetini sayısal örneklerle hesaplar.
- Değerlendirme — Dynarski'nin öğrenci yardımının üniversiteye katılımı artırdığına dair bulgusunu ve Murphy, Scott-Clayton ile Wyness'in İngiltere'de ücretlerin getirilmesinin katılımı ve eşitliği bozmadığına dair bulgusunu karşılaştırarak, ücretsiz yükseköğretim ile ücret artı kredi modellerini tartar.
Sezgi
Açılış
Bir üniversitenin bir öğrenciyi bir yıl okutması, öğretim üyelerinin maaşları, laboratuvarlar, kütüphane ve binalarla birlikte bir maliyet yaratır. Bu maliyeti birinin ödemesi gerekir. Seçenekler sınırlıdır: ya bütün vergi mükellefleri öder, ya öğrencinin kendisi ya da ailesi öder, ya da ikisi bir oranda paylaşır.
İlk bakışta cevap kolay görünür: eğitim herkes için bir hak ise, devlet karşılamalıdır. Ama bir soru işler: üniversiteye kimler gidiyor? Önceki derste, eğitimdeki farkların okula başlamadan açıldığını ve eğitimin her basamağında sürdüğünü gördük. Üniversiteye gidenler, ortalamada, daha varlıklı ve daha eğitimli ailelerin çocuklarıdır; ve üniversite diploması, ilk derste gördüğümüz gibi, yaşam boyu kazancı belirgin biçimde artırır. Bu durumda, üniversiteye hiç gitmemiş bir işçinin vergisiyle bir doktorun eğitimini finanse etmek adil midir?
Öbür taraftan, öğrencilerden ücret almak da sorun yaratır. Yoksul bir ailenin yetenekli çocuğu, üniversitenin kendisine sağlayacağı getiriyi bilse bile, okulun parasını bugün ödeyemiyorsa okuyamaz. Bu derste yükseköğretimin finansmanını bu iki kaygı arasında ele alıyoruz: adalet ve erişim.
Hikâye — Ücretsiz üniversiteden yüksek ücrete
İngiltere'de 1990'ların sonuna kadar üniversite eğitimi ücretsizdi; devlet, öğrencilerin ücretlerini karşılıyor ve bazı öğrencilere geçim yardımı veriyordu. 1998'de yıllık en fazla 1.000 sterlinlik, peşin ödenen ama aile gelirine göre belirlendiği için düşük gelirli öğrencilerin hiç ödemediği bir ücret getirildi. Aynı reformla, geçim giderleri için verilen sabit taksitli krediler, mezunun yıllık 10.000 sterlini aşan gelirinin yüzde 9'uyla geri ödenen gelire bağlı kredilerle değiştirildi. 2006'da ücret 3.000 sterline çıktı; asıl değişiklik, ücretin artık peşin alınmaması, genişletilen gelire bağlı krediyle bütün öğrenciler için karşılanmasıydı. 2012'de ücret 9.000 sterline yükseldi, geri ödeme eşiği 21.000 sterline çıkarıldı ve üniversitelere verilen öğretim ödeneği sert biçimde kesildi. Yirmi yıla yakın bir sürede İngiltere, ücretsiz yükseköğretimden, dünyanın en yüksek ücretlerinden bazılarının uygulandığı bir sisteme geçmişti.
Her artış sert tartışmalarla geldi. Eleştirenler, ücretlerin yoksul ailelerin çocuklarını üniversiteden uzaklaştıracağını, öğrencileri büyük borçlarla hayata başlatacağını söyledi. Destekleyenler ise, üniversitelerin yeterli kaynağa ihtiyacı olduğunu ve yükseköğretimin faydasının büyük ölçüde mezunlara gittiğini savundu.
Richard Murphy, Judith Scott-Clayton ve Gill Wyness, bu yirmi yılın sonuçlarını incelediklerinde beklenmedik bir tablo buldular. Öğrenci başına kaynak artmış, üniversiteye kayıtlar yükselmiş ve varlıklı ile dezavantajlı öğrenciler arasındaki katılım farkı belirgin biçimde açılmamıştı. Ama bu sonucu ücretlerin kendisine bağlamak yanıltıcıydı: İngiltere'de öğrenciler ücreti okurken peşin ödemiyordu; geri ödeme mezuniyetten sonra, gelirlere bağlı olarak yapılıyordu ve öğrencilere geçim giderleri için de görece cömert bir destek sağlanıyordu.
Bu hikâye, yükseköğretim finansmanı tartışmasının merkezindeki ayrımı ortaya koyar: bir ücretin kimin tarafından ödendiği kadar, ne zaman ve hangi koşullarla ödendiği de önemlidir.
Kavram
Öğrencilerin üstlendiği payın adı şudur.
Bu payın hesaplandığı temel şudur.
Ücret ile erişim arasındaki gerilimi çözmeye çalışan araç şudur.
Geleneksel kredi biçimi şudur.
Ücretsiz yükseköğretime yöneltilen temel eleştiri şudur.
Erişimi hedefleyen bir destek biçimi şudur.
Veri ve kanıt
Bu bulgu, yükseköğretimin maliyetinin erişimi gerçekten etkilediğini gösterir. Yardımı kaybeden öğrencilerin önemli bir kısmı üniversiteye gitmekten vazgeçti; bu, en azından bu öğrenciler için, para eksikliğinin gerçek bir engel olduğu anlamına gelir. Dynarski'nin kullandığı yardım, geri ödenmesi gerekmeyen bir hibeydi ve okurken veriliyordu. Bu ayrıntı önemlidir: bulgu, öğrencilerin bugün elinde ne kadar para olduğunun önemli olduğunu gösterir; ama bir ücretin mezuniyetten sonra gelire bağlı olarak ödenmesinin aynı etkiyi yaratıp yaratmayacağını söylemez.
Bu bulgu, ücretlerin her durumda erişimi azalttığı görüşünü sınar. İngiltere'de ücretler büyük ölçüde artmasına rağmen katılım düşmedi ve eşitsizlik belirgin biçimde genişlemedi. Ama bu sonuç, sistemin tasarımına bağlıdır: öğrenciler okurken hiçbir şey ödemiyordu ve geri ödeme yalnızca belirli bir gelir düzeyinin üstünde başlıyordu. Bu, Dynarski'nin bulgusuyla çelişmez; aksine onu tamamlar. Öğrencilerin bugün ödemesi gereken para erişimi etkiler; geleceğe ertelenen ve gelire bağlanan bir ödeme ise aynı etkiyi yaratmayabilir. Eleştirmenler ise mezunların uzun yıllar taşıdığı borcun, meslek seçimlerini, aile kurma kararlarını ve ruh sağlığını etkileyebileceğini ve borcun büyük bir kısmının hiç geri ödenmeyerek sonunda yine vergi mükelleflerine kalabileceğini hatırlatır.
Yaygın yanlış«Öğrenci yardımı, zaten üniversiteye gidecek öğrencilere verilen bir hediyedir; yardım olmasa da aynı öğrenciler okurdu.»
Dynarski, ABD'de 1982'de Sosyal Güvenlik öğrenci yardımının kaldırılmasından sonra etkilenen grubun üniversiteye devam oranının üçte birden fazla düştüğünü ve 1.000 dolarlık hibenin üniversiteye gitme olasılığını 3,6 yüzde puanı artırdığını buldu.
Yaygın yanlış«Öğrenim ücreti getirmek, yoksul ailelerin çocuklarını her durumda üniversiteden uzaklaştırır.»
Murphy, Scott-Clayton ve Wyness, İngiltere'nin ücretsiz sistemden dünyanın en yüksek ücretleri arasındaki bir sisteme geçişinin kayıtları yükselttiğini ve katılım farkını belirgin biçimde açmadığını buldu; ama bu sonuç, ücretlerin peşin ödenmediği gelire bağlı kredi sistemine ve geçim desteğine bağlıydı.
Neden önemli?
Yükseköğretim, kamu bütçelerinde büyük bir kalemdir ve üniversiteye katılım arttıkça bu kalem büyür. Hükümetler, kaynakların nereden geleceğine karar vermek zorundadır: vergilerden mi, öğrencilerden mi, yoksa ikisinin bir karışımından mı? Bu karar, yalnızca üniversitelerin bütçesini değil, kimin üniversiteye gidebildiğini, mezunların hayata hangi borçlarla başladığını ve vergi yükünün toplumda nasıl dağıldığını da belirler.
Türkiye'de devlet üniversitelerinde birinci öğretim çoğunlukla ücretsiz ya da düşük katkı paylıdır; ikinci öğretim ve vakıf üniversiteleri ise ücretlidir. Öğrencilere burs ve kredi, Kredi ve Yurtlar Kurumu aracılığıyla verilir. Hangi öğrencinin hangi programda ne kadar ödediği, kimin borçlanarak okuduğu ve kimin ücretsiz okuduğu, bu derste göreceğimiz adalet ve erişim sorularının doğrudan uygulamasıdır.
Model
Yükseköğretim finansmanını bir öğrencinin ve bir bütçenin hesabından kuracağız: önce üniversitenin bireysel bir yatırım olarak getirisini ve öğrencinin neden borçlanamadığını, sonra sübvansiyonun gelir grupları arasındaki dağılımını, hibenin katılıma etkisini, sabit taksitli ve gelire bağlı kredilerin geri ödeme yükünü, kredinin devlete maliyetini ve Türkiye'deki katkı payı düzenlemesini hesaplayacağız. Dynarski'nin ve Murphy ile arkadaşlarının bulguları gerçektir; maliyetler, gelirler, oranlar ve eşikler ise yalnızca hesabı izlemeyi kolaylaştırmak için seçilmiş örnek değerlerdir.
Çözümlü örnek — Diploma bir yatırımsa
Dört yıllık bir lisans programının öğrenci başına yıllık cari hizmet maliyeti 200.000 liradır. Öğrenci bu dört yıl boyunca çalışmadığı için, lise mezunu olarak kazanabileceği yıllık 300.000 lirayı da kaybeder. Mezun olduktan sonra kırk yıl boyunca, lise mezunu bir akranından yılda ortalama 240.000 lira fazla kazanacağını varsayalım.
Öğrencinin toplam maliyeti, dört yıllık eğitim maliyeti ve kayıp kazanç, yani 4 × (200.000 + 300.000) = 2 milyon liradır. Getirisi ise, indirgeme yapmadan, 40 × 240.000 = 9,6 milyon liradır. Gelecekte gelen paranın bugünkü değeri hesaba katılarak indirgendiğinde getiri epey küçülür; ama makul indirim oranlarında maliyetin üstünde kalabilir.
Bu hesap, ücretli yükseköğretimi savunanların temel argümanıdır: üniversitenin getirisinin büyük bir kısmı mezunun kendisine gidiyorsa, maliyetin bir kısmını da mezunun üstlenmesi makuldür. Ama eğitimin toplumsal getirileri, örneğin daha yüksek vergi gelirleri ve bilginin yayılması, bireysel getirinin üstüne ekleniyorsa, devletin de bir pay üstlenmesi gerekir.
Çözümlü örnek — Neden banka kredi vermez?
Yukarıdaki öğrenci, eğitim maliyetini karşılamak için bir bankadan 800.000 lira kredi istiyor. Yatırım kârlıdır; ama banka krediyi vermekte isteksizdir. Bir ev kredisinde banka, borç ödenmezse evi alabilir; bir öğrencinin diploması ise ipotek edilemez, alınıp satılamaz.
Banka ayrıca hangi öğrencinin mezun olacağını ve mezun olduktan sonra ne kazanacağını bilemez. Öğrencilerin yüzde 20'sinin okulu bitiremediğini ve kredisini ödeyemediğini varsayalım. Bankanın kayıplarını karşılamak için faiz oranını yükseltmesi gerekir; ama yüksek faiz, mezun olacağından emin olan öğrencileri caydırıp riskli öğrencileri bırakabilir. Önceki derslerde gördüğümüz kredi tayınlaması burada ortaya çıkar: banka faizi yükseltmek yerine krediyi kısıtlar.
Sonuçta, varlıklı ailelerin çocukları eğitimlerini ailelerinin birikimiyle finanse edebilirken, yoksul ailelerin yetenekli çocukları kârlı bir yatırımı yapamaz. Devletin yükseköğretim finansmanına müdahalesinin en güçlü gerekçesi budur: sorun eğitimin kârlı olmaması değil, kredi piyasasının bu yatırımı finanse edememesidir.
Çözümlü örnek — Sübvansiyon kime gidiyor?
Bir ülkede devlet, her üniversite öğrencisinin yıllık 200.000 liralık maliyetini tamamen karşılıyor. Haneler beş gelir grubuna ayrılıyor; en düşük gelir grubundaki gençlerin yüzde 10'u, en yüksek gelir grubundakilerin yüzde 50'si üniversiteye gidiyor. Her grupta 100.000 genç olsun.
En düşük gelir grubundaki 10.000 öğrenci, yılda toplam 2 milyar liralık sübvansiyon alır; en yüksek gelir grubundaki 50.000 öğrenci ise 10 milyar lira. En varlıklı grup, en yoksul grubun beş katı sübvansiyon alır. Bu, sübvansiyonun gerileyici görünmesinin nedenidir.
Ama hesap tamamlanmadan sonuç verilemez. Sübvansiyonu finanse eden vergiler de gelirle artıyorsa, örneğin artan oranlı bir gelir vergisiyle toplanıyorsa, en varlıklı grup bu harcamanın da en büyük kısmını öder. Sübvansiyonun net olarak hangi yönde aktarım yaptığı, hem kimin üniversiteye gittiğine hem de vergiyi kimin ödediğine bağlıdır. Ayrıca bugün okuyan öğrenciler, yarın daha yüksek gelirle daha çok vergi ödeyecektir; bu da hesabı ömür boyu bakıldığında değiştirir.
Çözümlü örnek — Bir hibe kaç yeni öğrenci getirir?
Dynarski, 1.000 dolarlık hibenin üniversiteye gitme olasılığını 3,6 yüzde puanı artırdığını buldu. Bu oranı bir örnekte kullanalım: 100.000 gencin yüzde 40'ı, yani 40.000'i üniversiteye gidiyor. Her gence 1.000 dolarlık hibe verilirse, katılım yüzde 43,6'ya, yani 43.600 öğrenciye çıkar.
Hibenin toplam maliyeti, üniversiteye giden herkese verildiği için, 43.600 × 1.000 = 43,6 milyon dolardır. Hibe sayesinde üniversiteye giden yeni öğrenci sayısı ise 3.600'dür. Yeni öğrenci başına maliyet 43,6 milyon / 3.600 ≈ 12.100 dolardır.
Bu hesap, marjinal içi transferlerin ağırlığını gösterir: hibenin büyük kısmı, zaten üniversiteye gidecek olan 40.000 öğrenciye gider. Hibe yalnızca ihtiyaç sahibi ailelere verilirse ve katılım etkisi bu ailelerde yoğunlaşıyorsa, yeni öğrenci başına maliyet belirgin biçimde düşer.
Çözümlü örnek — Sabit taksitle geri ödeme
Bir mezun, 400.000 liralık öğrenim kredisini on yılda, faizsiz ve eşit taksitlerle geri ödeyecek. Yıllık taksit 40.000 liradır. İlk iş yılında 400.000 lira kazanan bir mezun için taksit, gelirinin yüzde 10'una denk gelir.
Ama gelirler mezunlar arasında çok farklıdır. Mezun olduktan sonra bir yıl işsiz kalan ya da yıllık 160.000 lira kazanan bir mezun için, aynı taksit gelirinin yüzde 25'ine çıkar. İşsiz bir mezun hiç ödeme yapamaz. Sabit taksitli kredide, geri ödeme yükü en ağır, gelir en düşük olduğunda bastırır.
Bu risk, öğrencileri borçlanmaktan caydırabilir. Getirisi ortalamada yüksek olsa bile, belirsiz bir gelecekle karşı karşıya olan bir öğrenci, borcunu ödeyememe korkusuyla üniversiteden vazgeçebilir. Bu korku, özellikle ailesinden destek alamayacak öğrenciler için güçlüdür.
Çözümlü örnek — Gelire bağlı geri ödeme
Aynı 400.000 liralık kredi, gelire bağlı bir sistemle verilsin: mezun, yıllık gelirinin 200.000 lirayı aşan kısmının yüzde 10'unu öder. Yıllık 400.000 lira kazanan bir mezun (400.000 − 200.000) × 0,10 = 20.000 lira öder. 160.000 lira kazanan bir mezun hiçbir şey ödemez. 1 milyon lira kazanan bir mezun ise 80.000 lira öder.
Bu sistemde ödeme, ödeme gücüyle birlikte artar; düşük gelirli bir mezun hiçbir zaman gelirinin büyük bir kısmını borca ayırmak zorunda kalmaz. Bu, öğrencinin üstlendiği riski azaltır: eğitim beklenen getiriyi sağlamazsa, borç da ödenmez. Bu risk paylaşımı, sabit taksitli kredinin caydırıcılığını ortadan kaldırmayı amaçlar ve İngiltere'deki katılımın ücret artışlarına rağmen düşmemesinin olası bir açıklamasıdır.
Sistemin bir maliyeti de vardır: düşük gelirli mezunların borcunu ödemediği her durumda, kalan miktar devlete, yani vergi mükelleflerine kalır. Ayrıca yüksek gelirli mezunlar borçlarını hızla öderken, gelirleri ortalamada kalanlar uzun yıllar boyunca, bir tür ek vergi gibi işleyen bir geri ödeme yapar.
Çözümlü örnek — Kredinin devlete maliyeti
Devlet, 10.000 öğrenciye 400.000 liralık gelire bağlı kredi veriyor; toplam 4 milyar lira. Mezunların yüzde 40'ının borcunun tamamını, yüzde 35'inin yarısını ödediğini, yüzde 25'inin ise geliri eşiğin altında kaldığı için hiç ödemediğini ve borcun belirli bir süre sonunda silindiğini varsayalım.
Geri ödenen miktar 4 milyar × (0,40 × 1 + 0,35 × 0,5 + 0,25 × 0) = 4 milyar × 0,575 = 2,3 milyar liradır. Devletin net maliyeti, faiz ve paranın zaman değeri hesaba katılmadan, 1,7 milyar lira, yani verilen kredinin yüzde 42,5'idir.
Bu, gelire bağlı kredinin aslında bir kredi ile bir hibenin karışımı olduğunu gösterir: yüksek gelirli mezunlar için bir kredi, düşük gelirli mezunlar için bir hibe. Devletin bu sistemle yükseköğretimi tamamen ücretsiz yapmaktan daha az harcaması, ama yine de önemli bir pay üstlenmesi beklenir. Geri ödenmeyen payın büyüklüğü, ücretlerin düzeyine, eşiğe ve mezunların gelirlerine bağlıdır.
Çözümlü örnek — Ücretsiz mi, kredili mi?
Bir hükümetin önünde iki model var. Birincisinde, öğrenci başına yıllık 200.000 liralık maliyetin tamamı devletçe karşılanıyor. İkincisinde, maliyetin yarısı, yıllık 100.000 lira, öğrenciden gelire bağlı krediyle alınıyor ve kalan kısım devletçe karşılanıyor; yukarıdaki örnekte olduğu gibi kredinin yüzde 57,5'i geri ödeniyor.
Birinci seçenekte devletin öğrenci başına yıllık maliyeti 200.000 liradır. İkincisinde, 100.000 liralık doğrudan pay ve kredinin geri ödenmeyen kısmı olan 100.000 × 0,425 = 42.500 lira eklenince, 142.500 liradır. Aynı bütçeyle, ikinci seçenekte yaklaşık yüzde 40 daha fazla öğrenci okutulabilir ya da öğrenci başına daha fazla kaynak ayrılabilir.
Seçimin bedeli, mezunların üstlendiği borçtur. Mezunlar, gelirleri eşiği aştığı sürece geri ödeme yapar ve bu, ömür boyu bakıldığında gelire bağlı bir ek vergi gibi işler. Hangi seçeneğin tercih edileceği, kaynakların kıtlığına, yükseköğretimin toplumsal getirisine ve mezunlara ne kadar yük bindirilmesinin adil olduğuna dair bir değer yargısına bağlıdır.
Çözümlü örnek — Bitiremeyen öğrencinin borcu
Ortalama getiri hesapları, öğrencinin okulu bitirdiğini varsayar. Bir programa başlayan öğrencilerin yüzde 75'inin mezun olduğunu, yüzde 25'inin ise iki yıl okuduktan sonra ayrıldığını varsayalım. Okulu bırakanlar, diploma alamadıkları için lise mezunlarından yalnızca biraz fazla, yılda ortalama 40.000 lira fazla kazanıyor.
Yıllık 100.000 lira krediyle okuyan bir öğrenci, mezun olursa 400.000, iki yıl sonra bırakırsa 200.000 lira borçlanmış olur. Mezun olan, yılda 240.000 lira fazla kazanırken borcunu rahatça öder. Bırakan ise yılda yalnızca 40.000 lira fazla kazanır; sabit taksitli bir kredide 200.000 liralık borcunu on yılda ödemesi gerekirse, yıllık 20.000 liralık taksit, ek kazancının yarısını alır.
Bu hesap, finansman tartışmasının sık unutulan bir yanını gösterir: en ağır borç yükü, çoğu zaman okulu bitiremeyenlerde birikir ve bu öğrenciler, dezavantajlı ailelerden gelme olasılığı daha yüksek olanlardır. Dynarski'nin bulgusunda hibenin yalnızca katılımı değil, tamamlanan eğitim süresini de artırması bu yüzden önemlidir. Gelire bağlı geri ödeme, okulu bırakanın düşük gelirini koruyarak bu riski de hafifletir.
Çözümlü örnek — Türkiye'de katkı payının çerçevesi
Türkiye'de 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 46. maddesine göre, yükseköğretim kurumlarında öğrenci başına cari hizmet maliyetleri programların özellikleri göz önüne alınarak Yükseköğretim Kurulunca hesaplanır; birinci öğretimde öğrenci katkı payı, ikinci öğretim ve uzaktan öğretimde öğrenim ücreti alınır. Devletçe karşılanan kısım, cari hizmet maliyetinin yarısından az olamaz. İkinci öğretimde alınacak öğrenim ücreti ise cari hizmet maliyetinin yarısından az olamaz. Katkı payları ve öğrenim ücretleri ile bunlardan muaf tutulacaklar Cumhurbaşkanınca belirlenir. 2015'te değiştirilen bir bentle, programlarını normal süreleri içinde bitiremeyen öğrencilerden katkı payı ve öğrenim ücreti alınır. Ödeme güçlüğü bulunan birinci öğretim öğrencilerine, talepleri hâlinde Kredi ve Yurtlar Kurumunca katkı kredisi verilebilir.
Bu çerçeveyi örnek bir sayıyla okuyalım: cari hizmet maliyeti yıllık 200.000 lira olan bir programda, ikinci öğretim öğrencisinin ödeyeceği ücret en az 100.000 liradır. Aynı programın birinci öğretim öğrencisi, muafiyet kapsamındaysa hiçbir şey ödemez. Aynı sınıfta oturan iki öğrenci arasındaki bu fark, giriş sınavındaki sıralamalarından gelir.
Kanundaki bir hüküm bu farkı başarıya bağlar: bölümlerinde başarı sıralamasında ilk yüzde ona giren ikinci öğretim öğrencileri, bir sonraki dönemde birinci öğretim öğrencilerinin ödeyeceği katkı payı kadar ücret öder. Normal süreyi aşanlardan ücret alınması ise, öğrencileri okulu zamanında bitirmeye teşvik eden bir fiyat sinyalidir.
Modelin sınırları
Gelirler, maliyetler, oranlar ve geri ödeme eşikleri bu bölümde kurgulanmıştır; gerçek sistemlerde faiz, enflasyon, borcun silinme süresi ve gelir eşiği sonucu büyük ölçüde değiştirir. Üniversitenin getirisi programdan programa, üniversiteden üniversiteye ve kişiden kişiye çok farklıdır; ortalama bir getiri, belirli bir öğrencinin kararını açıklamaya yetmez.
Dynarski'nin bulgusu 1980'lerin ABD'sine ve geri ödenmeyen bir hibeye, Murphy ile arkadaşlarının bulgusu ise İngiltere'nin kendine özgü gelire bağlı kredi sistemine aittir. Türkiye'de katkı paylarının, muafiyetlerin ve kredi koşullarının tutarları her yıl yeniden belirlendiği için burada rakamlara girilmemiş, kanunun kurduğu yapıyla yetinilmiştir. Yükseköğretimin kalitesi, üniversitelerin kaynaklarını nasıl kullandığı ve diplomanın iş piyasasındaki değeri de finansman tartışmasının parçasıdır, ama bu dersin konusu değildir.
Uygulama
Özet kartı
- Yükseköğretimin maliyetini vergi mükellefleri, öğrenciler ya da ikisi birlikte karşılayabilir. Ücretli sistemi savunanlar getirinin büyük kısmının mezuna gittiğini, ücretsiz sistemi savunanlar ise eğitimin toplumsal getirilerini ve erişim kaygısını öne çıkarır.
- Kredi piyasaları öğrencilere kendiliğinden yeterli kredi vermez, çünkü diploma ipotek edilemez ve öğrencinin gelecekteki geliri belirsizdir. Bu, yoksul ailelerin yetenekli çocuklarının kârlı bir yatırımı yapamamasına yol açabilir.
- Dynarski, ABD'de 1982'de Sosyal Güvenlik öğrenci yardımının kaldırılmasının etkilenen grubun üniversiteye devamını üçte birden fazla düşürdüğünü ve 1.000 dolarlık hibenin üniversiteye gitme olasılığını 3,6 yüzde puanı artırdığını buldu.
- Murphy, Scott-Clayton ve Wyness, İngiltere'nin ücretsiz sistemden yüksek ücretli bir sisteme geçişinin öğrenci başına kaynağı ve kayıtları artırdığını, katılım farkını belirgin biçimde açmadığını buldu; ama ücretler peşin değil, gelire bağlı krediyle ödeniyordu.
- Ücretsiz yükseköğretim, üniversiteye daha çok varlıklı ailelerin çocukları gittiği için gerileyici olabilir; net etki vergilerin kimden toplandığına da bağlıdır. Gelire bağlı krediler geri ödeme riskini mezundan devlete kaydırır ve bir kredi ile bir hibenin karışımı gibi işler.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Öğrenci katkı payı | Tuition fee / student contribution | Öğrenim maliyetinin öğrencinin karşıladığı kısmı |
| Cari hizmet maliyeti | Current cost of service per student | Bir öğrencinin yıllık eğitiminin cari gideri |
| Gelire bağlı geri ödemeli öğrenim kredisi | Income-contingent loan | Geri ödemesi mezunun gelirine bağlı kredi |
| Sabit taksitli öğrenim kredisi | Mortgage-style student loan | Gelirden bağımsız eşit taksitlerle ödenen kredi |
| Gerileyici yükseköğretim sübvansiyonu | Regressive higher education subsidy | Yükseköğretim harcamasının varlıklı hanelere yönelmesi |
| İhtiyaca dayalı hibe | Need-based grant | Gelire göre verilen geri ödemesiz destek |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Gelire bağlı geri ödemeli öğrenim kredisi ile sabit taksitli öğrenim kredisi arasındaki farkı açıkla. Hangisi öğrencinin üstlendiği riski azaltır?
- (Çıktı 2) Yükseköğretimin kârlı bir yatırım olmasına rağmen bankaların öğrencilere neden yeterli kredi vermediğini açıkla. Bu durum hangi öğrencileri daha çok etkiler?
- (Çıktı 3) Bir hibe programı, üniversiteye gitme oranını yüzde 30'dan yüzde 33'e çıkarıyor. 200.000 genç var ve hibe üniversiteye giden herkese yılda 30.000 lira olarak veriliyor. Hibenin toplam maliyeti nedir? Yeni öğrenci başına maliyet ne kadardır?
- (Çıktı 3) Bir mezun, yıllık gelirinin 250.000 lirayı aşan kısmının yüzde 9'unu geri ödüyor. Geliri 450.000 lira ise yıllık ödemesi nedir? Geliri 200.000 lira ise?
- (Çıktı 4) Bir hibenin kaldırılması katılımı düşürdü, ücretlerin üç katına çıkması düşürmedi. Dynarski'nin ve Murphy ile arkadaşlarının bulgularını bu görünüşteki tutarsızlığı açıklayacak biçimde birlikte yorumla.
- (Çıktı 4) Bir siyasetçi, «Üniversite eğitimi bir haktır, hiçbir öğrenciden tek kuruş alınmamalıdır; ücretsiz üniversite en adil sistemdir» diyor. Bu dersin hesaplarına ve kanıtlarına göre bu görüşün güçlü ve zayıf yanları nelerdir?
Cevaplar
- Sabit taksitli kredide mezun, gelirinden bağımsız olarak belirli bir sürede eşit taksitler öder; geliri düşük kalırsa ya da işsiz kalırsa ödeme yükü ağırlaşır ve temerrüt riski artar. Gelire bağlı kredide ise mezun, gelirinin belirli bir eşiği aşan kısmının bir yüzdesini öder; geliri eşiğin altındaysa ödeme yapmaz ve belirli bir süre sonunda kalan borç silinebilir. Gelire bağlı kredi, eğitimin beklenen getiriyi sağlamaması riskini öğrenciden devlete kaydırdığı için öğrencinin üstlendiği riski azaltır.
- Bir ev kredisinde banka, borç ödenmezse evi alabilir; ama diploma ipotek edilemez, alınıp satılamaz. Ayrıca banka hangi öğrencinin mezun olacağını ve ne kazanacağını bilemez; kayıplarını karşılamak için faizi yükseltirse, güvenilir öğrencileri caydırıp riskli öğrencileri bırakabilir, bu yüzden krediyi kısıtlar. Bu durum, eğitimlerini ailelerinin birikimiyle finanse edemeyen yoksul ailelerin çocuklarını daha çok etkiler.
- Hibeyle 200.000 × 0,33 = 66.000 öğrenci üniversiteye gider; toplam maliyet 66.000 × 30.000 = 1,98 milyar liradır. Yeni öğrenci sayısı 66.000 − 60.000 = 6.000'dir; yeni öğrenci başına maliyet 1,98 milyar / 6.000 = 330.000 liradır.
- Geliri 450.000 lira olan mezun (450.000 − 250.000) × 0,09 = 18.000 lira öder. Geliri 200.000 lira olan mezun eşiğin altında kaldığı için hiçbir şey ödemez.
- Çelişki görünürdedir. Dynarski, öğrencilere okurken verilen ve geri ödenmeyen bir hibenin kaldırılmasının üniversiteye katılımı belirgin biçimde azalttığını buldu; bu, öğrencilerin bugün elindeki paranın erişimi etkilediğini gösterir. Murphy ve arkadaşları ise İngiltere'de ücretlerin büyük ölçüde artmasına rağmen katılımın düşmediğini buldu; ama orada ücretler peşin ödenmiyor, mezuniyetten sonra gelire bağlı olarak ödeniyordu ve öğrencilere geçim desteği veriliyordu. Birlikte okunduklarında, öğrencilerin bugün ödemesi gereken paranın erişimi azalttığını, ama geleceğe ertelenen ve gelire bağlanan bir ödemenin aynı etkiyi yaratmayabileceğini gösterirler. Finansmanın kimin tarafından olduğu kadar, ne zaman ve hangi koşullarla yapıldığı da önemlidir.
- Görüşün güçlü yanı erişim kaygısıdır: Dynarski'nin bulgusu, öğrencilerin okurken ödemesi gereken paranın katılımı belirgin biçimde azaltabildiğini gösterir; ücretsiz üniversite bu engeli kaldırır. Zayıf yanı ise adalet iddiasıdır: üniversiteye daha çok varlıklı ailelerin çocukları gidiyorsa, dersteki hesapta görüldüğü gibi, sübvansiyonun büyük kısmı bu ailelere gider; net etki vergilerin kimden toplandığına bağlıdır. Ayrıca ücretsiz üniversitenin maliyeti, kaynakların kıt olduğu bir bütçede ya öğrenci başına harcamanın düşmesine ya da kontenjanların sınırlanmasına yol açabilir. İngiltere örneği, peşin ödenmeyen ve gelire bağlı bir katkının katılımı düşürmeden üniversitelere kaynak sağlayabildiğini gösterir; ama bu sistem de mezunlara uzun süreli bir borç yükler ve geri ödenmeyen kısım yine vergi mükelleflerine kalır. Ücretsiz üniversitenin «en adil» olup olmadığı, bu bedellerin nasıl tartıldığına bağlıdır.
İleri okuma
- Bruce Chapman (2006). «Income Contingent Loans for Higher Education: International Reforms». Eric A. Hanushek, Finis Welch (ed.), Handbook of the Economics of Education, cilt 2. Elsevier. Gelire bağlı öğrenim kredilerinin mantığı ve ülke uygulamaları.
- W. Lee Hansen, Burton A. Weisbrod (1969). «The Distribution of Costs and Direct Benefits of Public Higher Education: The Case of California». Journal of Human Resources 4(2). Yükseköğretim sübvansiyonunun gelir grupları arasındaki dağılımına dair klasik çalışma.
- Susan Dynarski, Judith Scott-Clayton (2013). «Financial Aid Policy: Lessons from Research». The Future of Children 23(1). Öğrenci yardımının katılıma ve tamamlamaya etkisine dair araştırmaların değerlendirmesi.
- Lance Lochner, Alexander Monge-Naranjo (2011). «The Nature of Credit Constraints and Human Capital». American Economic Review 101(6). Öğrenim kredilerinde kredi kısıtlarının kaynağı ve yükseköğretim kararlarına etkisi.
Sonraki derse köprü
Bu derste yükseköğretimin maliyetini kimin, ne zaman ve hangi koşullarla karşılaması gerektiğini tartıştık ve bütün bu kararların arkasında bir varsayım olduğunu gördük: harcanan paranın öğrencilere gerçekten bir şey öğrettiği. Bir ülkenin okullarının ne kadar öğrettiğini ise nasıl bileceğiz? Ülkeleri karşılaştıran uluslararası sınavlar neyi ölçer, neyi ölçemez? Bir ülkenin sıralamasının yükselmesi ya da düşmesi neyi gösterir ve bu sonuçlar ekonomik büyümeyle nasıl ilişkilidir? Sıradaki ders uluslararası sınavları ve Türkiye'nin bu sınavlardaki yerini ele alıyor.