Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Gıda güvenliği kavramı, 1974'teki arz odaklı tanımdan, 1996 Dünya Gıda Zirvesi'nin bütün insanların her zaman yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik olarak erişebilmesini esas alan tanımına genişledi. Dört boyutu vardır: gıdanın var olması, gıdaya erişim, gıdanın kullanımı ve bunların zaman içinde istikrarı.
- Kronik gıda güvencesizliği süregiden yoksulluktan, geçici gıda güvencesizliği kuraklık, kriz, çatışma ve mevsimsel kıtlık gibi şoklardan kaynaklanır; birincisi gelir ve verimlilik politikalarını, ikincisi sigorta ve sosyal koruma araçlarını gerektirir.
- Sen, kıtlıkların çoğu zaman kişi başına gıda arzında önemli bir düşüş olmadan yaşandığını ve insanların gıdaya hükmetme gücündeki, yani edinim haklarındaki kaymalarla açıklanabileceğini gösterdi; toplam gıdadaki küçük bir düşüş, ücretlerin düşmesi ve fiyatların yükselmesiyle belirli grupların edinim gücünde büyük bir çöküşe dönüşebilir.
- Ó Gráda, yirminci yüzyılda savaş ve totaliter rejimlerin, aşırı nüfus ve geri kalmışlıktan daha fazla kıtlık ölümüne yol açtığını ve yüzyılın sonunda ekonomik büyüme ile tıp teknolojisinin büyük kıtlık tehdidini neredeyse ortadan kaldırdığını gösterdi; modern kıtlıklarda insan eylemi belirleyicidir.
- Kendine yeterlilik, gıda güvenliğini sağlamanın tek ve çoğu zaman en ucuz yolu değildir; ticaret ve stratejik stoklar daha düşük maliyetle güvence sağlayabilir. Yardım aracının seçimi de boyuta bağlıdır: pazarlar çalışıyorsa nakit, gıdanın kendisi yoksa ayni yardım daha uygundur. Yeterli kalori, gizli açlığı ve temiz su eksikliğinin yarattığı beslenme sorunlarını gizleyebilir.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Gıda güvenliğini ve dört boyutunu, kronik ve geçici gıda güvencesizliğini, edinim hakkını, mübadele edinim hakkını, gıdada kendine yeterliliği ve gizli açlığı tanımlar.
- Anlama — Bir ülkede ya da bölgede yeterli gıda bulunduğu hâlde bazı insanların neden aç kalabildiğini, gıdanın var olması ile ona erişilebilmesi arasındaki farkla açıklar.
- Uygulama — Bir fiyat ya da ücret şokunun farklı grupların gıda edinim gücüne etkisini hesaplar; kendine yeterlilik, ticaret ve stok tutma seçeneklerinin maliyetlerini karşılaştırır; ortalama kullanılabilirlik ile dağılım arasındaki farkı sayısal olarak gösterir.
- Değerlendirme — Sen'in kıtlık çözümlemesini ve Ó Gráda'nın yirminci yüzyıl kıtlıklarına dair değerlendirmesini kullanarak, gıda güvenliğini sağlamaya yönelik üretim, ticaret, stok ve sosyal koruma politikalarını tartar.
Sezgi
Açılış
Bir bölgede bir yıl yağmurlar az yağıyor. Bölgenin toplam tahıl üretimi, önceki yıla göre yalnızca biraz düşüyor; ambarlarda ve pazarlarda tahıl var. Ama aynı yıl, tarlalarda gündelik işçi olarak çalışan topraksız aileler iş bulamıyor; iş bulanların ücreti düşüyor. Tahıl fiyatı ise yükseliyor. Bu ailelerin bir kısmı, pazarda tahıl bulunduğu hâlde onu satın alamıyor ve aç kalıyor.
Bu sahne, gıda güvenliğine dair en yaygın sezgiyi sorgular. Açlığın nedeni, gıdanın yetersiz olması gibi görünür; bu yüzden çözüm de daha fazla gıda üretmek gibi görünür. Ama gıdanın var olması, herkesin ona ulaşabileceği anlamına gelmez. Bir insanın gıdaya ulaşabilmesi, onu satın alacak geliri olup olmamasına, ürettiği gıdaya, devletin ve toplumun ona sağladığı desteğe bağlıdır. Bu imkânlardan biri çöktüğünde, bol gıdanın ortasında açlık yaşanabilir.
Önceki derste gıda fiyatlarının yoksul haneleri nasıl etkilediğini gördük. Bu ders, gıda güvenliği kavramını, onun boyutlarını ve gıdaya erişimin nasıl ölçüldüğünü, korunduğunu ve kaybedildiğini ele alıyor.
Hikâye — Bir kavramın genişlemesi
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün 2006'da yayımladığı bir politika notu, gıda güvenliği kavramının birkaç on yılda nasıl değiştiğini özetliyordu. Nota göre terim ilk olarak 1970'lerin ortasında ortaya çıktı. 1974 Dünya Gıda Konferansı, gıda güvenliğini gıda arzı açısından, yani temel gıda maddelerinin uluslararası ve ulusal düzeyde var olması ve fiyat istikrarı açısından tanımlamıştı: gıda tüketiminin istikrarlı bir genişlemesini sürdürmek ve üretim ile fiyatlardaki dalgalanmaları dengelemek için, temel gıda maddelerinde her zaman yeterli dünya arzının bulunması.
Not, sonraki adımları da sıralıyordu. 1983'te Gıda ve Tarım Örgütü'nün çözümlemesi, gıdaya erişime odaklandı. Dünya Bankası'nın 1986'da yayımladığı yoksulluk ve açlık raporu, gıda güvencesizliğinin zaman içindeki seyrine odaklandı; süregiden ya da yapısal yoksulluk ve düşük gelirlerle ilişkili kronik gıda güvencesizliği ile doğal afetlerin, ekonomik çöküşün ya da çatışmanın yarattığı yoğun baskı dönemlerini içeren geçici gıda güvencesizliğini birbirinden ayırdı. Not, bu yaklaşımın Sen'in 1981 tarihli kıtlık kuramıyla tamamlandığını belirtiyordu; Sen, kişisel edinim haklarının, yani üretime, emeğe, ticarete ve aktarımlara dayanan kaynakların gıdaya erişim üzerindeki etkisini öne çıkarmıştı.
Kavram, 1996 Dünya Gıda Zirvesi'nde bugün yaygın olarak kabul edilen biçimini aldı: gıda güvenliği, bütün insanların her zaman, beslenme ihtiyaçlarını ve gıda tercihlerini karşılayan, aktif ve sağlıklı bir yaşam için yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik olarak erişebildiği durumda vardır. Not, bu tanımın dört boyutunu da sıralıyordu: gıdanın yurt içi üretim ya da ithalat yoluyla yeterli miktarda ve uygun kalitede var olması; bireylerin besleyici bir beslenme için uygun gıdaları edinmeye yetecek kaynaklara, yani edinim haklarına sahip olması; gıdanın yeterli beslenme, temiz su, sağlık hizmetleri ve sanitasyonla birlikte kullanılarak beslenme açısından iyi bir duruma ulaşılması; ve bütün bunların, ani şoklar ya da mevsimsel döngüler yüzünden kaybedilme riski taşımadan, her zaman sağlanması.
Kavramın bu genişlemesi, gıda güvenliğine dair düşüncedeki temel bir değişikliği yansıtır: soru, «dünyada ya da bir ülkede yeterli gıda var mı?» sorusundan, «her insan, her zaman, yeterli ve besleyici gıdaya ulaşabiliyor mu?» sorusuna dönüşmüştür. Bu ders, bu iki sorunun neden farklı cevaplar verebildiğini inceliyor.
Kavram
Dört boyutu tek çatı altında toplayan tanım şudur.
Gıda güvencesizliğinin süresine göre yapılan ayrım şudur.
Gıdaya erişimi anlamanın anahtarı şudur.
Piyasa ekonomisinde edinim hakkının en kırılgan biçimi şudur.
Gıda güvenliği politikalarındaki eski bir tartışma şudur.
Kalori yeterli olsa bile süren bir sorun şudur.
Veri ve kanıt
Bu çözümleme, açılıştaki topraksız işçilerin durumunu açıklar. Kuraklık, toplam gıda arzını biraz azaltmıştır; ama asıl darbe, bu işçilerin emeğinin değerine inmiştir. İşçilerin geliri düşerken gıda fiyatları yükselmiş ve bir günlük emekle satın alınabilecek tahıl miktarı birkaç kat azalmıştır. Aynı bölgede toprak sahibi çiftçiler ve tüccarlar ise, gıda fiyatlarındaki artıştan kazanmış olabilir. Sen'in yaklaşımının gücü, kıtlığı bir toplam arz sorunu olarak değil, gıdaya hükmetme gücünün gruplar arasındaki dağılımının ani bir değişimi olarak görmesidir; bu da politikanın yalnızca üretimi artırmaya değil, en kırılgan grupların gelirini korumaya yönelmesi gerektiğini düşündürür.
Bu değerlendirme, gıda güvenliğine dair iki önemli dersi bir araya getirir. Birincisi, kıtlıklar artık doğal bir kader değildir; ekonomik büyüme, ulaşım, ticaret, tıp ve uluslararası yardım, büyük kıtlıkları büyük ölçüde önlenebilir kılmıştır. İkincisi, modern kıtlıklarda insan eylemi belirleyicidir: savaşlar, kuşatmalar, ticaretin engellenmesi ve yanlış politikalar, gıdanın var olduğu ya da getirilebildiği durumlarda bile milyonlarca insanı gıdadan yoksun bırakabilir. Gıda güvenliği, bu yüzden, tarımsal verimlilik kadar kurumların, barışın ve hesap verebilir yönetimin de bir sonucudur.
Yaygın yanlış«Bir ülkede kıtlık yaşanıyorsa, bunun nedeni o yıl yeterli gıda üretilmemiş olmasıdır.»
Sen, kıtlıkların çoğu zaman gıdanın orta düzeyde ya da iyi düzeyde bulunduğu, kişi başına gıda arzında önemli bir düşüş olmayan durumlarda yaşandığını belirtti ve Bengal 1943, Wollo 1973 ve Bangladeş 1974 kıtlıklarını, insanların gıdaya hükmetme gücündeki, yani edinim haklarındaki kaymalarla açıkladı.
Yaygın yanlış«Kıtlıklar, nüfusun gıda üretiminden hızlı artmasının kaçınılmaz bir sonucudur.»
Ó Gráda, yirminci yüzyılda savaşın ve totaliter rejimlerin, aşırı nüfus ve ekonomik geri kalmışlıktan daha fazla kıtlık ölümüne yol açtığını ve yüzyılın sonunda ekonomik büyüme ile tıp teknolojisinin büyük kıtlık tehdidini neredeyse ortadan kaldırdığını gösterdi.
Neden önemli?
Gıda güvenliği, insan refahının en temel koşuludur. Yetersiz beslenme, özellikle çocukluk döneminde, ömür boyu süren sağlık, öğrenme ve gelir kayıplarına yol açar. Bu yüzden gıda güvenliğine yapılan yatırım, yalnızca bugünkü açlığı gidermek değil, bir ülkenin gelecekteki beşerî sermayesini korumak anlamına da gelir.
Gıda güvenliği, aynı zamanda ulusal politikanın sık tartışılan bir konusudur. Buğdayın tamamı yurt içinde mi yetişmeli, yoksa bir kısmı limanlardan mı gelmeli? Stratejik stoklar ne kadar büyük olmalı? Yoksul haneler gıda yardımıyla mı, para yardımıyla mı korunmalı? Bu soruların cevabı, gıda güvenliğinin hangi boyutunun tehlikede olduğuna bağlıdır: gıdanın var olması mı, gıdaya erişim mi, gıdanın kullanımı mı, yoksa zaman içinde istikrar mı? Bu ders, bu boyutları ayırt etmenin ve her biri için doğru aracı seçmenin yollarını gösteriyor.
Model
Gıda güvenliğini çözümlemek için onun dört boyutunu ayrı ayrı hesaplamak gerekir: gıdanın var olması, gıdaya erişim, gıdanın kullanımı ve zaman içinde istikrar. Aşağıda önce bir şokun farklı grupların edinim gücüne etkisini, sonra ortalama ile dağılım arasındaki farkı, ardından kendine yeterlilik, ticaret ve stok seçeneklerini ve yardım araçlarını hesaplıyoruz. Bu bölümdeki her sayı, mekanizmayı görünür kılmak için kurulmuş bir varsayımdır.
Çözümlü örnek — Bir günlük emeğin değeri
Bir bölgede topraksız bir tarım işçisi günde 10 lira kazanıyor ve tahılın kilogramı 2 lira. İşçinin bir günlük emeği 10 / 2 = 5 kilogram tahıl eder; bu, ailesinin bir günlük ihtiyacını karşılıyor.
Bir kuraklık bölgenin tahıl üretimini yüzde 10 azaltıyor. Ama kuraklık, tarlalarda iş olmadığı anlamına da gelir: işverenler daha az işçi çalıştırıyor ve gündelik ücret 8 liraya düşüyor. Aynı dönemde tüccarlar ve toprak sahipleri, gelecekteki kıtlıktan korkarak tahılı stokluyor ve tahıl fiyatı kilogram başına 4 liraya çıkıyor. İşçinin bir günlük emeği artık 8 / 4 = 2 kilogram tahıl eder.
Bölgedeki toplam tahıl yüzde 10 azalmışken, bu işçinin mübadele edinim hakkı yüzde 60 daralmıştır. Üstelik işçi her gün iş de bulamıyorsa, haftada yalnızca üç gün çalışabiliyorsa, haftalık edinim gücü 7 × 5 = 35 kilogramdan 3 × 2 = 6 kilograma, yani altıda birin altına iner. Aynı dönemde tahıl satan bir toprak sahibinin geliri artmış olabilir. Sen'in kıtlık çözümlemesinin özü budur: kıtlık, toplam gıdadaki küçük bir düşüşün, belirli grupların edinim gücünde büyük bir çöküşe dönüşmesidir.
Çözümlü örnek — Ortalama yeterli, dağılım yetersiz
Bir ülkede kişi başına günlük enerji arzı 2.500 kilokalori ve sağlıklı bir yaşam için gereken asgari düzey 1.800 kilokalori olsun. Ortalama, ihtiyacın yaklaşık yüzde 39 üzerindedir; ülke düzeyinde gıda yeterli görünür.
Nüfusu beş eşit gelir grubuna ayıralım. En varlıklı grup günde 3.400, ikinci grup 2.900, üçüncü 2.500, dördüncü 2.100 ve en yoksul grup 1.600 kilokalori tüketiyor. Ortalama (3.400 + 2.900 + 2.500 + 2.100 + 1.600) / 5 = 2.500'dür. Ama en yoksul grup, nüfusun beşte biri, asgari düzeyin 200 kilokalori altında kalır.
Bu hesap, gıdanın var olması boyutuna bakan bir ölçünün, erişim boyutundaki sorunu nasıl gizleyebileceğini gösterir. Ülkenin gıda güvenliğini değerlendirmek için ulusal arz verilerine değil, hanelerin gerçekte ne tükettiğini gösteren hane anketlerine bakmak gerekir. Ama hane anketleri de pahalıdır, seyrek yapılır ve tüketimi ölçmekte hatalar içerebilir; gıda güvencesizliğinin ölçümü bu yüzden hâlâ tartışmalı bir alandır.
Çözümlü örnek — Kalori yeterli, beslenme yetersiz
Bir aile, günlük enerji ihtiyacını büyük ölçüde pirinç ve ekmekle karşılıyor; bu ürünler, kalori başına en ucuz gıdalardır. Ailenin günlük gıda bütçesi 100 lira ve pirinç ile ekmekten 1.000 kilokalori almak 20 liraya mal oluyor. Aile, bütçesinin tamamını bu ürünlere harcarsa, kişi başına yeterli kaloriyi rahatça sağlar.
Ama demir ve protein açısından zengin olan mercimek, yumurta ve sebzelerden aynı 1.000 kilokaloriyi almak 50 liraya mal oluyor. Aile, bütçesinin bir kısmını bu ürünlere ayırırsa, aldığı toplam kalori azalır. Gıda fiyatları yükseldiğinde, aileler genellikle önce bu pahalı ama besleyici ürünlerden kısar ve kaloriyi korumak için ucuz tahıllara yönelir.
Bu davranış, kalori ölçüsüne göre ailenin gıda güvencesinde görünmesine, ama gizli açlık yaşamasına yol açar. Çocukların büyümesi ve öğrenmesi, yalnızca kaloriye değil, mikro besinlere de bağlıdır. Gıda güvenliğinin kullanım boyutu, bu yüzden, ne kadar yenildiğine değil, ne yenildiğine ve vücudun onu nasıl kullanabildiğine bakar.
Çözümlü örnek — Temiz su da bir gıda girdisidir
Bir çocuk günde 1.800 kilokalori yiyor; bu, yaşı için yeterli. Ama yaşadığı mahallede temiz içme suyu ve kanalizasyon yok; çocuk sık sık ishal oluyor. İshalli dönemlerde vücudu aldığı gıdanın bir kısmını emip kullanamıyor. Bu dönemlerin yılın dörtte birini kapsadığını ve bu dönemlerde emilimin yüzde 70'e düştüğünü varsayalım.
Yıl boyunca ortalama emilim 0,75 × 1 + 0,25 × 0,70 = 0,925, yani yaklaşık yüzde 92,5 olur. Çocuğun vücudunun fiilen kullanabildiği enerji, günde ortalama 1.800 × 0,925 ≈ 1.665 kilokaloriye iner; yeterli gıdaya rağmen ihtiyacın altında kalır.
Bu hesap, gıda güvenliğinin neden yalnızca bir tarım ya da gıda politikası sorunu olmadığını gösterir. Temiz su, sanitasyon ve sağlık hizmetleri, gıdanın kullanım boyutunun girdileridir. Bir çocuğun beslenmesini iyileştirmenin en etkili yolu, bazı durumlarda ona daha fazla gıda vermek değil, mahallesine temiz su getirmek olabilir.
Çözümlü örnek — Kendine yeterlilik, ticaret ya da stok
Bir ülke yılda 1 milyon ton buğday tüketiyor. Buğdayı yurt içinde ton başına 400 liraya üretebiliyor; dünya piyasasından ise ton başına 300 liraya ithal edebiliyor. Kendine yeterlilik politikası, ülkenin bütün buğdayını kendisinin üretmesini öngörüyor.
Kendine yeterliliğin yıllık maliyeti, buğdayı ithal etmek yerine pahalıya üretmenin farkıdır: 1 milyon × 100 = 100 milyon lira. Bu, ülkenin dış piyasadaki aksaklıklara ve ihracat yasaklarına karşı ödediği bir sigorta primi gibi düşünülebilir.
Aynı güvenceyi sağlamanın başka bir yolu, buğdayı ithal edip üç aylık tüketime yetecek bir stratejik stok tutmaktır. Stok 250 bin tondur; bir tonu bir yıl saklamak; depo kirası, bozulan tahıl ve bağlanan sermayenin getirisi toplandığında 30 liraya mal oluyor. Yıllık maliyet 250 bin × 30 = 7,5 milyon liradır. Stok, ülkeye dış piyasalarda bir aksaklık olduğunda alternatif tedarikçiler bulmak için üç ay kazandırır.
Bu karşılaştırma, kendine yeterliliğin gıda güvenliğini sağlamanın tek ve genellikle en ucuz yolu olmadığını gösterir. Ayrıca kendine yeterlilik, ülkeyi yurt içi kuraklıklara karşı daha kırılgan kılar: bütün buğdayı yurt içinde üreten bir ülke, kendi topraklarında bir kuraklık yaşandığında ithalata hazırlıksız yakalanabilir. Ama hesap, dünya piyasalarının işlediği varsayımına dayanır; bütün büyük ihracatçıların aynı anda ihracatı yasakladığı bir krizde, ithalata güvenen bir ülke için stoklar ve yurt içi üretim kapasitesi hayati önem taşıyabilir.
Çözümlü örnek — Ticaret bir kuraklığı nasıl yumuşatır?
İki bölge, A ve B, her biri normal bir yılda 100 birim tahıl üretip tüketiyor. Bir yıl A bölgesinde kuraklık oluyor ve üretimi 60 birime düşüyor; B bölgesinin üretimi değişmiyor.
Bölgeler arasında ticaret yoksa, A bölgesinin 60 birimle yetinmesi gerekir; tahıl fiyatı burada çok yükselir ve en yoksul haneler, mübadele edinim hakları çöktüğü için açlıkla karşı karşıya kalır. Bölgeler arasında yol ve pazar bağlantısı varsa, B bölgesinden A bölgesine, örneğin 20 birim tahıl akar. A bölgesinde 80, B bölgesinde 80 birim tahıl tüketilir; fiyatlar iki bölgede de orta düzeyde yükselir.
Ticaret, kuraklığın yükünü iki bölgeye yayar. A bölgesindeki yoksullar için bu bir kurtuluştur; B bölgesindeki yoksullar ise daha yüksek fiyatlarla karşılaşır ve bir miktar kayıp yaşar. Ó Gráda'nın gözden geçirdiği literatür, gıda piyasalarının kıtlıkları hafifletebildiğini, ama bazı durumlarda, örneğin gıdanın kıtlık bölgesinden daha yüksek fiyat veren bölgelere aktığı durumlarda, ağırlaştırabildiğini de tartışır. Piyasaların bütünleşmesi, gıda güvenliğinin istikrar boyutunu genellikle güçlendirir; ama en kırılgan grupların korunması için sosyal koruma araçlarıyla tamamlanması gerekir.
Çözümlü örnek — Ayni yardım mı, nakit yardım mı?
Bir kuraklık bölgesinde 10 bin aileye yardım yapılacak. İki seçenek var: her aileye ayda 50 kilogram tahıl dağıtmak ya da her aileye bu tahılın piyasa değeri olan 150 lirayı nakit olarak vermek.
Bölgenin pazarları çalışıyorsa, yani tüccarlar başka bölgelerden tahıl getirebiliyorsa, nakit yardım genellikle daha ucuz ve daha esnektir. Tahılı satın almak, taşımak ve dağıtmak için devletin harcadığı maliyet, ton başına örneğin 500 lira ise, ayni yardımın maliyeti 10 bin × 50 kilogram = 500 ton için 150 bin lira ek dağıtım gideri demektir; nakit yardımın dağıtım maliyeti ise çok daha düşüktür. Aileler de nakdi, kendi ihtiyaçlarına göre, örneğin bir kısmını sebze ya da ilaç almak için kullanabilir.
Ama bölgenin pazarları çalışmıyorsa, örneğin yollar kapalıysa ya da tüccarlar bölgeye tahıl getiremiyorsa, nakit yardım tahıl arzını artırmadan talebi artırır ve fiyatları daha da yükseltir. 10 bin ailenin her biri 150 lirayla tahıl almaya çalışırsa ve pazara yeni tahıl gelmezse, tahıl fiyatı yükselir; yardım alamayan aileler daha da zor durumda kalır. Bu durumda ayni yardım, gıdanın var olmasını doğrudan sağladığı için daha uygun olabilir. Yardım aracının seçimi, gıda güvenliğinin hangi boyutunun tehlikede olduğuna bağlıdır: sorun erişimse nakit, sorun gıdanın var olmasıysa ayni yardım.
Çözümlü örnek — Mevsimsel açlık
Bir köyde haneler yılda bir kez hasat yapıyor ve hasattan sonraki altı ay yeterli gıdaya sahip. Ama hasattan önceki üç ayda stoklar tükeniyor; haneler öğün atlıyor ya da yüksek faizle borç alıyor. Bu, kronik değil, geçici, ama her yıl düzenli olarak tekrarlanan bir gıda güvencesizliğidir.
Bir hane, hasatta 12 çuval tahıl topluyor ve ayda 1 çuval tüketiyor. Hasattan hemen sonra 4 çuvalı borç ödemek ve okul masrafları için satıyor; kalan 8 çuval sekiz ay yetiyor. Son dört ay, hane tahılı piyasadan, fiyatların en yüksek olduğu dönemde satın almak zorunda kalıyor.
Önceki derslerde gördüğümüz zorunlu hasat satışı ve mevsimsel fiyat farkı, burada doğrudan bir gıda güvencesizliği sorununa dönüşür. Hasatta kredi ya da ürün karşılığı borç verilmesi, haneye tahılını saklama imkânı vererek mevsimsel açlığı azaltabilir. Gıda güvenliğinin istikrar boyutu, yalnızca büyük kriz yıllarıyla değil, bu tür her yıl tekrarlanan dönemsel kıtlıklarla da ilgilidir.
Çözümlü örnek — Deneyimle ölçmek
Kalori hesabının güçlüklerini aşmanın bir yolu, hanelere doğrudan gıda güvencesizliği deneyimlerini sormaktır. Bir anket, hanelere son bir yılda yiyeceklerinin bitmesinden endişe edip etmediklerini, sağlıklı gıda alamadıkları, az çeşitli beslendikleri, öğün atladıkları, aç oldukları hâlde yemedikleri ve bütün gün yemek yiyemedikleri durumlar yaşayıp yaşamadıklarını soruyor. Her «evet» cevabı bir puan; sorular hafiften ağıra doğru sıralanmış.
Bir köyde 100 hane ankete katılıyor. 60 hane 0 ile 2 arasında, 25 hane 3 ile 5 arasında, 15 hane 6 ve üzerinde puan alıyor. Araştırmacılar 3 ve üzerini orta, 6 ve üzerini ağır gıda güvencesizliği olarak sınıflandırırsa, köyde hanelerin yüzde 40'ı orta ya da ağır, yüzde 15'i ağır gıda güvencesizliği yaşıyor demektir.
Bu yöntemin gücü, hanelerin yaşadığı sıkıntıyı doğrudan ve görece ucuz biçimde ölçmesidir. Zayıflığı ise, cevapların kişilerin algısına, utanma duygusuna ve soruların nasıl anlaşıldığına bağlı olmasıdır. Barrett'in vurguladığı gibi, gıda güvenliği ölçümü hâlâ zor bir alandır; farklı yöntemler farklı yaygınlık tahminleri verebilir. Bu yüzden politika yapıcılar, kalori arzı, hane tüketimi, deneyim ölçekleri ve çocukların boy ve kilo ölçümleri gibi birden çok göstergeyi birlikte kullanır.
Modelin sınırları
Bu dersteki hesaplar, gıda güvenliğinin boyutlarını ayırt etmek için basitleştirilmiştir. Edinim hakkı hesabı, ücretlerin ve fiyatların tek bir şokla birlikte değiştiğini varsayar; gerçekte bu değişimler zaman içinde ve farklı gruplar için farklı biçimlerde yaşanır. Enerji ihtiyacı ve emilim hesapları, kişiden kişiye büyük ölçüde değişen biyolojik süreçleri tek bir sayıyla temsil eder.
Kendine yeterlilik ile stok arasındaki karşılaştırma ise yalnız muhasebe kalemlerine bakıyor; tarımsal üretimin kırsal istihdama, toprağın korunmasına ve kırsal topluluklara katkısı gibi başka değerler hesaba katılmamıştır. Ayrıca bu ders, kıtlıkları önlemenin yalnızca ekonomik araçlarla mümkün olduğunu söylemez: Ó Gráda'nın gösterdiği gibi modern kıtlıklarda savaşlar ve siyasi kararlar belirleyicidir ve bunların önlenmesi, ekonomi politikasının ötesinde barışa, hesap verebilir yönetime ve uluslararası işbirliğine bağlıdır.
Uygulama
Özet kartı
- Gıda güvenliği kavramı, 1974'teki arz odaklı tanımdan, 1996 Dünya Gıda Zirvesi'nin bütün insanların her zaman yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik olarak erişebilmesini esas alan tanımına genişledi. Dört boyutu vardır: gıdanın var olması, gıdaya erişim, gıdanın kullanımı ve bunların zaman içinde istikrarı.
- Kronik gıda güvencesizliği süregiden yoksulluktan, geçici gıda güvencesizliği kuraklık, kriz, çatışma ve mevsimsel kıtlık gibi şoklardan kaynaklanır; birincisi gelir ve verimlilik politikalarını, ikincisi sigorta ve sosyal koruma araçlarını gerektirir.
- Sen, kıtlıkların çoğu zaman kişi başına gıda arzında önemli bir düşüş olmadan yaşandığını ve insanların gıdaya hükmetme gücündeki, yani edinim haklarındaki kaymalarla açıklanabileceğini gösterdi; toplam gıdadaki küçük bir düşüş, ücretlerin düşmesi ve fiyatların yükselmesiyle belirli grupların edinim gücünde büyük bir çöküşe dönüşebilir.
- Ó Gráda, yirminci yüzyılda savaş ve totaliter rejimlerin, aşırı nüfus ve geri kalmışlıktan daha fazla kıtlık ölümüne yol açtığını ve yüzyılın sonunda ekonomik büyüme ile tıp teknolojisinin büyük kıtlık tehdidini neredeyse ortadan kaldırdığını gösterdi; modern kıtlıklarda insan eylemi belirleyicidir.
- Kendine yeterlilik, gıda güvenliğini sağlamanın tek ve çoğu zaman en ucuz yolu değildir; ticaret ve stratejik stoklar daha düşük maliyetle güvence sağlayabilir. Yardım aracının seçimi de boyuta bağlıdır: pazarlar çalışıyorsa nakit, gıdanın kendisi yoksa ayni yardım daha uygundur. Yeterli kalori, gizli açlığı ve temiz su eksikliğinin yarattığı beslenme sorunlarını gizleyebilir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Gıda güvenliği | Food security | Herkesin her zaman yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik olarak erişebildiği durum |
| Kronik ve geçici gıda güvencesizliği | Chronic and transitory food insecurity | Süregiden yoksulluktan ve şoklardan kaynaklanan gıda güvencesizliği türleri |
| Edinim hakkı | Entitlement | Bir kişinin üretim, emek, ticaret ve aktarımlar yoluyla sahip olabileceği mal bileşimleri |
| Mübadele edinim hakkı | Exchange entitlement | Bir kişinin emeğini ya da mallarını satarak satın alabileceği gıda miktarı |
| Gıdada kendine yeterlilik | Food self-sufficiency | Bir ülkenin tükettiği gıdayı kendi topraklarında üretmesi |
| Gizli açlık | Hidden hunger | Yeterli kalori alınmasına rağmen mikro besinlerin yetersiz alınması |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Gıda güvenliğinin dört boyutunu sırala ve her biri için bir sorun örneği ver.
- (Çıktı 2) Bir bölgede yeterli gıda bulunduğu hâlde bazı insanlar neden aç kalabilir? Edinim hakkı kavramını kullanarak açıkla.
- (Çıktı 3) Bir tarım işçisi günde 12 lira kazanıyor ve tahılın kilogramı 3 liradır. Bir kuraklıkta ücret 9 liraya düşüyor, tahıl fiyatı 6 liraya çıkıyor ve işçi haftada yalnızca 4 gün iş bulabiliyor (önceden 6 gün çalışıyordu). İşçinin haftalık mübadele edinim hakkı yüzde kaç değişir?
- (Çıktı 3) Bir ülke yılda 2 milyon ton pirinç tüketiyor. Yurt içi üretim maliyeti ton başına 500, ithalat fiyatı 380 liradır. Kendine yeterliliğin yıllık maliyetini ve iki aylık tüketime yetecek bir stok tutmanın yıllık maliyetini, ton başına yıllık depolama maliyeti 40 lira ise, hesapla.
- (Çıktı 4) Sen'in yaklaşımı, kıtlıkları önlemek için hangi politikaların öncelikli olması gerektiğini düşündürür? Bu yaklaşım hangi kıtlık türlerini açıklamakta daha az güçlü olabilir?
- (Çıktı 4) Bir siyasetçi, «Gıda güvenliği için tek çözüm, bütün gıdamızı kendimiz üretmektir; dışarıya bağımlı olan ülke aç kalır» diyor. Kıtlık çözümlemesi ve stok hesabı bu görüşü nerede destekler, nerede çürütür?
Cevaplar
- Gıdanın var olması: bir kuraklığın ülkenin tahıl üretimini düşürmesi. Gıdaya erişim: gıda fiyatları yükselirken ücretlerin düşmesiyle yoksul hanelerin gıda alamaması. Gıdanın kullanımı: yeterli kalori alan bir çocuğun temiz su eksikliği nedeniyle ishal olup gıdayı vücudunda kullanamaması ya da yalnızca ucuz tahıllarla beslenen bir ailenin gizli açlık yaşaması. İstikrar: hasattan önceki aylarda stokların tükenmesiyle her yıl tekrarlanan mevsimsel açlık ya da bir ekonomik krizin hanelerin gıdaya erişimini aniden kesmesi.
- Bir kişinin gıdaya ulaşabilmesi, gıdanın var olmasına değil, onu edinme hakkına bağlıdır; bu hak, kişinin kendi üretiminden, emeğini ya da mallarını satarak elde ettiği gelirden ve devletten ya da başkalarından aldığı aktarımlardan oluşur. Bir kuraklık ya da ekonomik şok, toplam gıdayı biraz azaltırken bazı grupların, örneğin topraksız işçilerin, ücretlerini düşürüp işsiz bırakabilir ve gıda fiyatlarını yükseltebilir. Bu grupların mübadele edinim hakları çöker ve pazarlarda gıda bulunduğu hâlde onu satın alamazlar.
- Önceden işçinin bir günlük emeği 12 / 3 = 4 kilogram tahıl ederdi; haftada 6 gün çalışarak 24 kilogram alabiliyordu. Kuraklıkta bir günlük emek 9 / 6 = 1,5 kilogram eder; haftada 4 gün çalışarak 6 kilogram alabilir. Haftalık edinim hakkı 24'ten 6'ya, yani yüzde 75 düşer.
- Kendine yeterliliğin yıllık maliyeti 2 milyon × (500 − 380) = 240 milyon liradır. İki aylık stok 2 milyon / 6 ≈ 333 bin tondur; yıllık depolama maliyeti 333 bin × 40 ≈ 13,3 milyon liradır.
- Sen'in yaklaşımı, kıtlıkları önlemek için gıda üretimini artırmanın yanında, şoklar sırasında en kırılgan grupların, örneğin topraksız işçilerin ve küçük üreticilerin, gelirini ve gıdaya erişimini korumayı öncelikli kılar: kamu istihdam programları, nakit ya da gıda aktarımları, fiyat izleme ve erken uyarı sistemleri. Yaklaşım, gıdanın gerçekten yok olduğu ya da savaş ve kuşatma nedeniyle bir bölgeye fiziksel olarak ulaştırılamadığı durumlarda daha az açıklayıcı olabilir; bu durumlarda sorun edinim hakkından çok gıdanın var olması ve ulaştırılmasıdır. Ó Gráda'nın vurguladığı gibi, modern kıtlıklarda savaş ve siyasi kararlar belirleyici olabilir.
- Görüş, dış piyasalara bağımlılığın gerçek bir risk olduğunu doğru biçimde vurgular: büyük ihracatçılar aynı anda ihracatı yasaklarsa ithalata güvenen ülkeler zor durumda kalabilir. Ama görüş, kendine yeterliliği tek çözüm olarak sunarak aşırıya gider. Dersteki hesap, kendine yeterliliğin, ithalat ile stratejik stok birleşimine göre çok daha pahalı olabileceğini gösterdi. Ayrıca bütün gıdasını kendisi üreten bir ülke, kendi topraklarında bir kuraklık yaşandığında daha kırılgandır; ticaret, şokların yükünü bölgeler ve ülkeler arasında paylaştırır. Sen'in çözümlemesi de, bir ülkenin yeterli gıda üretmesinin bile herkesin gıdaya erişmesini garanti etmediğini gösterir. Gıda güvenliği, üretim kapasitesi, ticaret, stoklar ve en kırılgan grupları koruyan sosyal politikaların birleşimiyle sağlanır.
İleri okuma
- Amartya Sen (1981). «Ingredients of Famine Analysis: Availability and Entitlements». Quarterly Journal of Economics 96(3). Edinim hakkı yaklaşımı ve Bengal, Wollo ve Bangladeş kıtlıkları.
- Cormac Ó Gráda (2007). «Making Famine History». Journal of Economic Literature 45(1). Kıtlığın iktisadı ve iktisat tarihi üzerine bir değerlendirme.
- Christopher B. Barrett (2010). «Measuring Food Insecurity». Science 327(5967). Gıda güvencesizliğini ölçmenin güçlükleri.
- Gıda ve Tarım Örgütü (2006). Food Security. Policy Brief, Haziran 2006, Sayı 2. Gıda güvenliği kavramının gelişimi ve dört boyutu.
Sonraki derse köprü
Bu derste gıda güvenliğinin dört boyutunu gördük ve istikrar boyutunun, kuraklıklar ve öbür hava şokları karşısında ne kadar kırılgan olduğunu fark ettik. Peki iklim değişirken bu şoklar ne olacak? Sıcaklıklardaki ve yağış düzenindeki değişimler tarımsal verimi nasıl etkiler? Aşırı sıcak günler ürünlere ne yapar ve çiftçiler ekim zamanlarını, ürün çeşitlerini ve sulamayı değiştirerek ne kadar uyum sağlayabilir? Tarım, iklim değişikliğinin yalnızca kurbanı mıdır, yoksa sera gazı salımlarıyla nedenlerinden biri de midir? Sıradaki ders, iklim ile tarım arasındaki bu iki yönlü ilişkiyi ele alıyor.