Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- 1940'ta kurulan Tercüme Bürosu 1966'ya kadar 973 eseri Türkçeye kazandırdı; 1935–1945 arasında edebiyat dergileri çeviri eleştirisi ve «tercüme münakaşaları»yla doluydu.
- Orhan Veli La Fontaine'i biçimce kaynağa sadık, ölçülü ve uyaklı çevirdi; Sabahattin Eyüboğlu uyarlama, ekleme ve çıkarmayla Türk masal sesine yakın bir çeviri yaptı.
- Garip'in şairi kendi şiirinde attığı ölçüyü ve uyağı çeviride korudu; çeviri onun için bir biçim okuluydu.
- Aragon'un «Mutlu aşk yoktur» şiirinin dört Türkçesinde, Cemal Süreya'nınki dahil, uyarlama ve yerlileştirme yaygın, yabancılaştırma yoktur; her çeviri şiire yeni bir anlam verir. Yasa Prévert'in bir şiirinin dört Türkçesinden bir şiir çevirisi kuramı çıkarmaya çalışır.
- Çeviri iki yönlüdür: Tuna Garip'in başlıklarının İngilizce ve Fransızca çevirilerini inceler. Batı şiiri Türkçeye girerken Türkçeleşti, Türk şiiri de bu karşılaşmada kendi sesini buldu.
Kazanımlar
- 1930'lardan 1960'lara Türkiye'de çeviri ortamını, Tercüme Bürosu'nu, edebiyat dergilerindeki çeviri tartışmalarını ve şair-çevirmenlerin yerini tarihleriyle açıklayabilir.
- Orhan Veli ile Sabahattin Eyüboğlu'nun La Fontaine çevirilerini karşılaştırarak biçimsel eşdeğerlik ile yerlileştirici çeviri arasındaki farkı metinden örneklerle çözümleyebilir.
- Prévert ve Aragon şiirlerinin birden çok Türkçe çevirisi üzerine yapılmış incelemelerin bulgularını, şiir çevirisinin bir yorum olduğu düşüncesiyle tartışabilir.
- «Garip ve İkinci Yeni Batı şiirinin çeviri yoluyla taklididir» yargısını, çeviri stratejilerinin ve çevirinin iki yönlülüğünün ışığında değerlendirebilir.
Video metni
Soğuk açılış
1941'de üç genç şair, Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat, Garip adlı ortak bir kitap yayımlar. Kitabın önsözü şiirden ölçüyü ve uyağı atar; süslü söyleyişe, mecaza, şairanelik sayılan her şeye karşı çıkar. Şiir artık gündelik konuşmanın diliyle yazılacaktır.
Aynı Orhan Veli, La Fontaine'in bir masalını Türkçeye şöyle çevirir:
«Cırcır böceği çaldı saz / Bütün yaz, / Derken kış da geldi, çattı, / Seninkinde şafak attı.»
Dizeler kısadır, ölçülüdür, uyaklıdır: saz ile yaz, çattı ile attı. Garip'in şairi kendi şiirinde attığı uyağı, başkasının şiirini çevirirken titizlikle korur. Bu derste bu çelişkinin ardındaki soruyu izliyoruz.
Büyük soru
Bir şiir çevirisi yabancı bir şiiri Türkçeye mi getirir, yoksa Türkçeyi o yabancı şiire doğru mu götürür?
Bağlam
Garip'in doğduğu yıllar Türkiye'de çevirinin bir devlet politikasına dönüştüğü yıllardı. Devrim Ulaş Arslan'ın aktardığına göre, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak 1940'ta kurulan Tercüme Bürosu 1966'ya kadar çalıştı ve bu sürede 973 eseri Türkçeye kazandırdı. Çeviri, Batı'nın ve dünyanın klasiklerini okura ulaştırmanın bir aracı olarak görülüyordu. Arslan bu hareketin en yoğun evresini Hasan Âli Yücel'in 1938–1946 arasındaki bakanlık dönemine bağlar. Şiir bu programın küçük bir parçasıydı, ama şiir okuyan genç kuşak klasik romanları, tiyatroyu ve felsefeyi de aynı dizilerden tanıdı.
Arslan'ın incelemesine göre aynı yıllarda edebiyat dergileri de çeviriyle doluydu. 1935–1945 arasında Varlık, Yücel, Oluş, Marmara, Harman ve Kalem gibi dergilerde çeviriler eleştiriliyor, çevirmenler eleştirilere cevap veriyor, özgünlük, yazarlık, intihal ve uyarlama üzerine tartışmalar çıkıyordu. Arslan bunlara «tercüme münakaşaları» der.
Garip şairleri bu ortamda yetişti. 210-08'de gördüğümüz gibi yeni şiirleri başlangıçta Fransız gerçeküstücülerinden, 1945'ten sonra halk edebiyatından beslendi. 211-01'de de 1950'lerde Garip'e tepki olarak doğan İkinci Yeni'nin gerçeküstücülükten ve Batı'dan gelen çevirilerden beslendiğini görmüştük. Bu derste etkinin kendisine değil, onu taşıyan araca, çeviriye bakıyoruz.
Ana anlatı — Uyağı atan şairin uyaklı çevirisi
Orhan Veli La Fontaine'in masallarını Türkçeye çevirdi. Semra Taydaş ile Perihan Yalçın, bu çevirileri Sabahattin Eyüboğlu'nun aynı masallardan yaptığı çevirilerle karşılaştırır. Bulguları açıktır: Orhan Veli'nin çevirileri biçim bakımından kaynak metne çok daha sadıktır; dize düzenini, kısa ve uzun dizelerin sırasını, uyakları korur. Ama yazarlara göre Orhan Veli bunun için zaman zaman okura zor gelebilecek sözcükler seçer.
Eyüboğlu ise başka bir yol izler. Taydaş ile Yalçın'a göre onun çevirilerinde en çok uyarlama, ekleme ve çıkarma stratejileri kullanılır; dil daha masalsı, bir çocuğun daha kolay anlayabileceği bir dildir. Eyüboğlu masalı Türkçenin masal anlatma geleneğine doğru taşır.
Bu karşılaştırma Garip'in çelişkisini aydınlatır. Kendi şiirinde ölçüyü ve uyağı atan bir şair, başkasının şiirini çevirirken biçimi korur. Biri şiirden süsü atmayı, öteki şiirin biçimine saygıyı öğretir; ikisi aynı ellerdedir. Görgüler'in 2017 tarihli bir incelemesine göre La Fontaine'i Türkçeye çeviren şairler arasında Nâzım Hikmet de vardır. La Fontaine bir masalcı olduğu kadar Türk şairleri için bir ölçü ve kafiye okulu olmuştur.
Görgüler bu çevirileri çeviri sosyolojisi açısından, Pierre Bourdieu'nün kavramlarıyla okur. Bu bakışa göre bir çevirmenin seçimleri yalnızca iki dil arasındaki bir sorunun çözümü değildir; çevirmenin edebiyat ortamındaki yeri, kendi şiirinin yönü, hangi okura seslendiği de seçimlerini biçimlendirir. İki büyük şairin aynı masalcıyı çevirmesi, çevirinin o yıllarda bir şair için kendi dilini ve sesini sınadığı bir alan olduğunu gösterir.
Ana anlatı — Bir şiire dört Türkçe
Garip'ten sonraki kuşaklar da çeviriyi bir şiir atölyesi olarak kullandı. Bunu en iyi, aynı şiirin birden çok Türkçesi gösterir.
Ş. Alpaslan Yasa, 2009'da Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi'nde yayımlanan makalesinde, Fransa'nın yirminci yüzyıldaki en sevilen şairlerinden Jacques Prévert'in «Composition française» başlıklı şiirinin şair-çevirmenlerce yapılmış dört Türkçesini karşılaştırır. Özetine göre amacı, bu dört çeviriden yola çıkarak şiir çevirisi için pratiğe dayanan bir kuramın ilk öğelerini bulmaktır. Yöntemin kendisi bir tutumdur: şiir çevirisinin ne olduğunu soyut ilkelerden değil, şairlerin gerçekte ne yaptığından çıkarmak. Prévert'in yalın, konuşma diline yakın şiiri bunun için iyi bir sınavdır; Garip'ten sonra Türk şairlerinin aradığı sese de benzer.
Zeynep Büyüksaraç ile Perihan Yalçın ise Louis Aragon'un «Il n'y a pas d'amour heureux», yani «Mutlu aşk yoktur» şiirinin dört Türkçesini inceler: İkinci Yeni şairi Cemal Süreya'nın, Tahsin Saraç'ın, Gertrude Durusoy ile Ahmet Necdet'in ve Orhan Suda'nın çevirileri. Bulguları dikkat çekicidir: dört çeviride de en çok uyarlama, yerlileştirme, yer değiştirme, ekleme ve çıkarma stratejileri kullanılmıştır; ödünçlemeye, yabancılaştırmaya ve telafiye ise hiç başvurulmamıştır. Yazarlar, dört çeviri arasındaki farkların benzerliklerden daha dikkat çekici olduğunu ve her çevirinin şiire yeni bir anlam kazandırdığını yazar.
Aragon'un şiiri Georges Brassens'ın bestesiyle bir şarkı olarak da yaygın biçimde tanınır. Bu, çevirmenin işini zorlaştırır: Türkçe dizenin hem okunur hem söylenir bir şiir olması beklenir. Cemal Süreya'nın da aralarında bulunduğu dört çevirmenin ayrışması bu yüzden şaşırtıcı değildir; her biri şiirin başka bir yüzünü, kimi aşkın acısını, kimi dizenin müziğini öne çıkarır.
Ana anlatı — Tersinden: Türk şiiri başka dillerde
Çeviri tek yönlü değildir. Didem Tuna'nın 2017 tarihli makalesi Garip'teki şiirlerin başlıklarını ve bu başlıkların İngilizce ve Fransızca çevirilerini karşılaştırır. Özetine göre Tuna, çevirmeni hem özgün metnin söylemini alan hem de çeviride yeni bir söylem üreten bir özne olarak görür.
Bu bakış dersin sorusunu tersinden sorar. Fransız şiirini Türkçeye çeviren Orhan Veli'nin şiiri, bu kez Fransızcaya ve İngilizceye çevrilirken aynı seçimlerle karşılaşır: gündelik bir Türkçe sözcük, bir sokak adı, bir nükte başka bir dilde nasıl korunur? Garip'in yalınlığı çevrilirken kaybolabilir de, yeni bir tat da kazanabilir.
Tuna'nın başlıklara bakması da bir seçimdir. Başlık şiirin kapısıdır; okur bir şiiri çoğu zaman önce başlığından tanır. Ölçüyü ve uyağı bırakmış, gündelik sözcüklerle kurulmuş bir şiirde başlık da çoğu kez sade bir addır. Bu sadeliği başka bir dile taşırken çevirmen ya onu olduğu gibi bırakır ya da yabancı okura bir açıklama ekler. Hangisini seçtiği, Garip'in yalınlığını nasıl anladığını gösterir.
Yaygın yanlış«Garip ve İkinci Yeni, Batı şiirinin çeviri yoluyla Türkçeye taşınmış taklitleridir.»
— Bu yargının bir dayanağı vardır: iki hareket de Batı şiirini çeviri yoluyla okudu, Garip Fransız gerçeküstücülerinden, İkinci Yeni gerçeküstücülükten beslendi; şairlerin çoğu aynı zamanda çevirmendi. Ama çeviri incelemeleri başka bir tablo gösterir. Aragon'un dört Türkçesinde yerlileştirme ve uyarlama yaygın, yabancılaştırma ise hiç yoktur; çevirmenler Fransız şiirini Türkçeye uydurmuştur. Orhan Veli bir Fransız ağustos böceğine saz çaldırır. Garip de 1945'ten sonra halk edebiyatına yönelir. Etki tek yönlü bir taklit değil, karşılıklı bir dönüşümdür: Batı şiiri Türkçeye girerken Türkçeleşmiş, Türk şiiri de bu karşılaşmada kendi sesini bulmuştur.
Metin anı
La Fontaine'in «La Cigale et la Fourmi» masalının ilk dört dizesi ve iki Türkçe çevirisi, Taydaş ile Yalçın'ın makalesinden:
La cigale, ayant chanté
Tout l'été,
Se trouva fort dépourvue
Quand la bise fut venue:
Cırcır böceği çaldı saz
Bütün yaz,
Derken kış da geldi, çattı,
Seninkinde şafak attı.
Sabahattin Eyüboğlu'nun çevirisi ise şöyle açılır: «Ağustosböceği bütün yaz / Saz çalmış, türkü söylemiş.»
Satır satır okuyalım. La Fontaine'in ikinci dizesi yalnızca iki sözcüktür: «Tout l'été», bütün yaz. Orhan Veli bu kısa dizeyi korur: «Bütün yaz». Fransızcada uyaklar «chanté» ile «été», «dépourvue» ile «venue» arasındadır; Orhan Veli de «saz» ile «yaz», «çattı» ile «attı» arasında uyak kurar. Dize düzeni, uzunluklar ve uyak örgüsü neredeyse aynen taşınmıştır. Bu, biçimsel eşdeğerliktir.
Ama Orhan Veli de yerlileştirir. Fransızca «chanter», şarkı söylemektir; Orhan Veli böceğe saz çaldırır. Taydaş ile Yalçın'ın belirttiği gibi, Türkçede ağustos böceği yerine cırcır böceğini seçer. «Seninkinde şafak attı» deyimi de Fransızcadaki kuru «çok yoksul kaldı» anlamını Türkçenin gündelik, şakacı sesine çevirir.
Eyüboğlu'nun iki dizesi başka bir kipten konuşur: «saz çalmış, türkü söylemiş». «-mış» eki Türk masal anlatıcısının kipidir; olay duyulmuş, aktarılmış bir hikâye olur. Eyüboğlu'nun çevirisi La Fontaine'in dize düzenini bırakır, ama bir Türk çocuğunun kulağına tanıdık gelen bir masal sesi kurar. İki çevirmen de böceğe saz çaldırır; biri bunu Fransız dizesinin kalıbı içinde, öteki Türk masalının sesi içinde yapar.
Cevap ve bağlantı
Bir şiir çevirisi yabancı şiiri Türkçeye mi getirir, Türkçeyi yabancı şiire doğru mu götürür? Bu dersteki örneklerin cevabı ikisini birden yapar, ama ölçüleri farklıdır. Orhan Veli'nin La Fontaine'i Türkçeyi Fransız dizesinin biçimine doğru götürür; bir Türk okuru Fransız ölçüsünün nasıl işlediğini Türkçe sözcüklerle duyar. Eyüboğlu masalı Türk masal geleneğine getirir. Aragon'un dört çevirmeni ise yabancılaştırmadan uzak durup şiiri Türkçeye uydurur.
Garip'ten İkinci Yeni'ye bu iki yön birlikte işledi. Çeviri, Türk şairlerine Batı'nın biçimlerini, imgelerini ve akımlarını taşıdı; ama bu taşıma sırasında Fransız böcekleri saz çaldı, Fransız aşk şiirleri Türkçenin deyimlerine büründü. Bu yüzden «etki» sözcüğü eksik kalır. Daha doğru bir sözcük karşılaşmadır: yabancı şiir Türkçede yeni bir şiire dönüştü, Türk şiiri de yabancı şiiri çevirerek kendi biçimini sınadı. Arslan'ın gösterdiği tercüme münakaşaları ve Tercüme Bürosu'nun yüzlerce kitabı bu karşılaşmanın sahnesiydi; şair-çevirmenler ise oyuncularıydı.
Modern Dünya Şiiri dizisinin başında Baudelaire'in Paris'ini, sonunda Orhan Veli'nin saz çalan böceğini okuduk. Dizinin bütün Türk bağları aynı şeyi gösterdi: Servet-i Fünûn'dan DTCF'nin bölümlerine, Kıbrıslı bir şairin Eliot çevirisinden Polonyacıların incelemelerine kadar dünya şiiri Türkçeye her seferinde bir çevirmenin elinden ve bir yorumla girdi.
Kapanış kancası
Garip'ten İkinci Yeni'ye geçerken Türk okuru yalnızca şiir değil, savaş sonrası Avrupa'nın düşüncesini de çeviriyle okudu: Sartre'ı, Camus'yü, Kafka'yı. Bir sonraki dizide o düşüncenin kendisine geçiyoruz. İnsan bir özle mi doğar, yoksa önce var olup kendini seçimleriyle mi yapar?
Özet kartı
- 1940'ta kurulan Tercüme Bürosu 1966'ya kadar 973 eseri Türkçeye kazandırdı; 1935–1945 arasında edebiyat dergileri çeviri eleştirisi ve «tercüme münakaşaları»yla doluydu.
- Orhan Veli La Fontaine'i biçimce kaynağa sadık, ölçülü ve uyaklı çevirdi; Sabahattin Eyüboğlu uyarlama, ekleme ve çıkarmayla Türk masal sesine yakın bir çeviri yaptı.
- Garip'in şairi kendi şiirinde attığı ölçüyü ve uyağı çeviride korudu; çeviri onun için bir biçim okuluydu.
- Aragon'un «Mutlu aşk yoktur» şiirinin dört Türkçesinde, Cemal Süreya'nınki dahil, uyarlama ve yerlileştirme yaygın, yabancılaştırma yoktur; her çeviri şiire yeni bir anlam verir. Yasa Prévert'in bir şiirinin dört Türkçesinden bir şiir çevirisi kuramı çıkarmaya çalışır.
- Çeviri iki yönlüdür: Tuna Garip'in başlıklarının İngilizce ve Fransızca çevirilerini inceler. Batı şiiri Türkçeye girerken Türkçeleşti, Türk şiiri de bu karşılaşmada kendi sesini buldu.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Şair-çevirmen | Poet-translator | Kendi şiirinin yanında başka dillerden şiir çeviren şair |
| Yerlileştirici çeviri | Domesticating translation | Yabancı metni okurun kendi dil ve kültürüne taşıyan çeviri |
| Yabancılaştırıcı çeviri | Foreignizing translation | Yabancı metnin yabancılığını koruyup okuru o kültüre götüren çeviri |
| Biçimsel eşdeğerlik | Formal equivalence | Kaynak metnin dize, ölçü, uyak ve sözdizimini koruma çabası |
| Çeviri stratejisi | Translation strategy | Çevirmenin bir güçlüğü çözmek için başvurduğu yol |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Tercüme Bürosu ne zaman kuruldu, ne kadar çalıştı ve kaç eser çevirdi? 1935–1945 dergilerindeki «tercüme münakaşaları» neyi gösterir?
- (Kazanım 2) Orhan Veli ile Sabahattin Eyüboğlu'nun La Fontaine çevirileri hangi bakımlardan ayrılır?
- (Kazanım 2) Metin anındaki dizelerde Orhan Veli biçimsel eşdeğerliği nasıl kurar, nerede yerlileştirir? Eyüboğlu'nun «-mış» kipi neyi değiştirir?
- (Kazanım 3) Büyüksaraç ile Yalçın, Aragon'un dört Türkçesinde hangi stratejilerin kullanıldığını, hangilerinin kullanılmadığını saptar?
- (Kazanım 4) «Garip ve İkinci Yeni Batı şiirinin çeviri yoluyla taklididir» yargısı neden eksiktir?
Cevaplar
- Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak 1940'ta kuruldu, 1966'ya kadar çalıştı ve 973 eseri Türkçeye kazandırdı. Varlık, Yücel, Oluş, Marmara, Harman, Kalem gibi dergilerde çevirilerin eleştirildiğini, çevirmenlerin cevap verdiğini ve özgünlük, yazarlık, intihal, uyarlama üzerine geniş tartışmalar yaşandığını gösterir.
- Orhan Veli'nin çevirileri biçim bakımından kaynak metne daha sadıktır; dize düzenini ve uyakları korur, ama zaman zaman okura zor gelebilecek sözcükler seçer. Eyüboğlu uyarlama, ekleme ve çıkarma stratejilerine sık başvurur; dili daha masalsı ve çocuğun anlayabileceği türdendir.
- Kısa «Tout l'été» dizesini «Bütün yaz» diye korur, Fransızcadaki uyak örgüsüne karşılık «saz/yaz», «çattı/attı» uyaklarını kurar. Ama «chanter» fiilini «saz çalmak» diye yerlileştirir, ağustos böceği yerine cırcır böceğini seçer ve «seninkinde şafak attı» deyimini kullanır. Eyüboğlu'nun «-mış» kipi metni Türk masal anlatıcısının sesine taşır; olay duyulmuş, aktarılmış bir hikâye olur.
- Dört çeviride de en çok uyarlama, yerlileştirme, yer değiştirme, ekleme ve çıkarma kullanılmıştır; ödünçlemeye, yabancılaştırmaya ve telafiye hiç başvurulmamıştır. Yazarlara göre farklar benzerliklerden daha dikkat çekicidir ve her çeviri şiire yeni bir anlam kazandırır.
- İki hareket Batı şiirini gerçekten çeviri yoluyla okudu ve ondan beslendi. Ama çeviri incelemeleri çevirmenlerin yabancı şiiri Türkçeye uydurduğunu, yabancılaştırmadan uzak durduğunu gösterir; Orhan Veli bir Fransız böceğine saz çaldırır, Garip 1945'ten sonra halk edebiyatına yönelir. Etki tek yönlü bir taklit değil, karşılıklı bir dönüşümdür; çeviri iki yönlüdür ve Türk şiiri de başka dillere çevrilir.
Okuma
- Jean de La Fontaine, Masallar, Orhan Veli Kanık çevirisi (Yapı Kredi) ve Sabahattin Eyüboğlu çevirisi (İş Bankası Kültür); aynı masalı iki çeviriden yan yana okuyun.
- Semra Taydaş ve Perihan Yalçın, «La Fontaine Masallarının Türkçe'ye Çevirileri Üzerine», Turkish Studies 12/7 (2017).
- Zeynep Büyüksaraç ve Perihan Yalçın, «Louis Aragon'un "Il n'y a pas d'amour heureux" Şiirinin Türkçe Çevirileri», Turkish Studies 12/5 (2017).
- Devrim Ulaş Arslan, «Erken Cumhuriyet Dönemi Edebiyat Dergilerinde Çeviri, Eleştiri ve Polemik», Çeviribilim ve Uygulamaları 27 (2019).