Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Batı'da modernist romanın büyük yapıtları 1920'lerde çıkarken Türk romanında bu yenilikler, Ecevit'in tezine göre ilk kez yetmişli yıllarda görülür; «gecikmiş modernizm» tartışması bu tarih farkından doğar.
- Doğan'a göre Tanpınar bir ara kuşak yazarıdır; mazinin yitişine modern bir bilinçle bakar ama estetik düzeyde modernist sayılmaz. Bu yargı, fikir pasajlarını kusur saydığı için tartışmaya açıktır.
- Atay Tutunamayanlar (1971–1972) ve Tehlikeli Oyunlar (1973) ile «biz»den «ben»e geçer; sahicilik arayışını ve Avrupa'ya yetişme telaşını ironiyle anlatır.
- Karasu'nun 1975–1976'da yazılıp 1985'te yayımlanan Gece'si dört bölüm ve altı anlatı sesiyle kurulur; kendi yazarını sorgular, modern ve postmodern özellikleri birlikte taşır.
- Gecikme tezi gerçek bir tarih farkını gösterir ama üç yazarın kendi koşullarına verdiği cevabı gizler; «geç kalmak» romanların da konusudur.
Kazanımlar
- «Gecikmiş modernizm» tezini, Batı'daki modernist romanın tarihleriyle Türk romanının tarihlerini karşılaştırarak açıklayabilir.
- Tanpınar'ın Huzur'unu, Atay'ın Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar'ını ve Karasu'nun Gece'sini geçmişe, bireye ve anlatıya bakışları üzerinden ayırt edebilir.
- Tanpınar'ın «estetik düzeyde modernist olamadığı» yargısını, ona yöneltilebilecek itirazlarla birlikte tartışabilir.
- Türk modernizmini bir gecikme olarak okumanın neyi açıklayıp neyi gizlediğini, eleştirmenlerin tarihlerine ve romanların kendi ironisine dayanarak değerlendirebilir.
Video metni
Soğuk açılış
Bir yazar Nisan 1975'te bir romana başlar ve Mayıs 1976'da bitirir. Sonra roman çekmecede bekler. Ne bir dergiye gider ne bir yayınevine. Ancak dokuz yıl sonra, 1985'te kitap olarak çıkar.
Romanın adı Gece'dir, yazarı Bilge Karasu'dur. Kitap sonradan yurt dışında bir edebiyat ödülü alacak, İngilizceye çevrilecektir. Ama o dokuz yıl boyunca Türkçenin en yenilikçi romanlarından biri, yazılmış olduğu hâlde okurun önünde değildir.
Karasu'nun romanını inceleyen Esra Karlıdağ bu boşluğun nedenini kesin olarak bilmez; 12 Mart'ın ve 12 Eylül'ün yarattığı baskı ortamını ya da yazarın kendi çekincesini olası açıklamalar olarak sayar. Romanın bekleyişi bu dersin konusunu küçük bir modelde gösterir: Türk romanında yeni olan çoğu zaman yazıldığı anda değil, ondan sonra, kendi takvimiyle görünür.
Büyük soru
Bir edebiyatın yolculuğunu başka bir edebiyatın takvimiyle ölçmek, o edebiyatın neyini görmemizi sağlar, neyini gizler?
Bağlam
Bu dizide gördüğümüz modernist romanların çoğu 1920'lerde çıktı. Ulysses 1922'nin, Büyülü Dağ 1924'ün, Mrs Dalloway 1925'in kitabıdır. Aynı yıllarda Türkiye'de cumhuriyet yeni kuruluyordu ve roman, kimlik ve Batılılaşma tartışmalarının taşıyıcısıydı.
Berna Moran Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış'ın ikinci cildinde, 1950'lere kadar Türk romanının temel izleğinin Batılılaşma sorunu olduğunu, ondan sonra toplumsal çatışmaların bu izleğin yerini almaya başladığını öne sürer. Bu tabloda Tanpınar'ın Huzur'u 1949'da, Atay'ın Tutunamayanlar'ı 1971–1972'de, Karasu'nun Gece'si 1985'te çıkar.
Yıldız Ecevit bu tarihlerden bir tez kurar. Hüseyin Soylu'nun aktardığı biçimiyle Ecevit'e göre «Batılı romancının 1900'lerin ilk on yıllarında estetik düzlemde gerçekleştirdiği yenilikleri, Türk romancısı ilk kez yetmişli yıllarda metnine taşır». Ecevit'in takviminde ikinci bir adım daha vardır: modernist özelliklerden büyük ölçüde ayrışmış postmodern romanlar ancak seksenli ve doksanlı yıllarda görülür. Moran'ın gözlemi de bu takvime bir arka plan ekler: 1950 öncesinin romancılarının çoğu, Batılılaşmayı tartışırken egemen ideolojiyi yeniden üretmeye katkıda bulunmuştur. Roman uzun süre bir tezin taşıyıcısı olduğu için biçim deneylerine yer açılması da gecikmiştir. «Gecikmiş modernizm» tartışması bu cümlelerin üzerinde döner.
Ana anlatı — Tanpınar: mazinin modern bilinci
Ahmet Hamdi Tanpınar 1901'de doğdu, 1962'de öldü. Hem Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını hem cumhuriyetin ilk dönemini gördü. Zafer Doğan onu bu yüzden bir ara kuşak yazarı olarak tanımlar.
Doğan'a göre Tanpınar'ın anahtar sözcüğü «mazi»dir. Sorun geçmişe dönmek değildir; Tanpınar geçmişin geri gelmeyeceğini bilir. Sorun, yeniyi kabul ederken geçmişi yok saymadan bu kopuşla nasıl yaşanacağıdır. Huzur'un kahramanları Mümtaz ve İhsan tarımı, sanayiyi, musikiyi, Doğu ile Batı'yı uzun uzun tartışır. Tanpınar günlüğünde kendini tek cümleyle tanımlar: «Hülâsa bir yığın tezadın adamıyım.»
Bu tezatlar yalnızca romanlarda değil, yazarın kendi fikir hayatında da görülür. Doğan'ın Ayvaz'dan aktardığına göre Tanpınar 1930'larda divan edebiyatının ortaöğretimden kaldırılmasını önermiş, 1940'larda klasik Osmanlı kültürüne ve şiirine dönülmesini savunmuş, hayatının sonlarına doğru ise Batı ile boy ölçüşebilecek bir eserimizin olmadığını söylemiştir. Geçmişe bakışını en iyi anlatan imge ise Mahur Beste'den gelir: mazi, içinde sırların ve güvenin saklandığı eski bir konaktır; bir gün konak yanar ve geriye kül, kararmış direkler, paslı demir kalır. Doğan'a göre Tanpınar'ın cevabı bu yangın yerinde eşelenmek değil, aradığını bulamasa bile aramanın kendisinden bir sanat çıkarmaktır.
Doğan'ın Tanpınar hakkındaki yargısı ikiye bölünür. Bir yanda Tanpınar'ı modern kılan şey, kaybolan Doğu dünyasına bir Batılı gibi bakabilmesidir; geçmişi diriltmeye değil, onu arayışın kendisini estetiğinin merkezine koymaya çalışır. Öte yanda Doğan, romanlara yerleştirilmiş fikir pasajlarının estetik yapıyı zedelediğini düşünür. Sonucu kesindir: Tanpınar düşüncede modern bir bilinçle hareket eder ama estetik düzeyde modernist olamaz; bunun için Oğuz Atay'ı beklemek gerekecektir.
Bu yargı tartışmaya açıktır. Önceki derste Mann'ın Büyülü Dağ'ında da uzun fikir tartışmalarının romanın yapısının bir parçası olduğunu gördük. Fikir pasajı bir romanı modernist olmaktan çıkarıyorsa Büyülü Dağ da modernist sayılamazdı. Doğan'ın ölçütü romanın içindeki fikirleri değil, onların romana nasıl yerleştirildiğini sorar; ama bu ölçüt de bir okuma tercihidir.
Ana anlatı — Atay: geç kalanların ironisi
Oğuz Atay 1934'te doğdu, 1977'de öldü. Tutunamayanlar iki cilt hâlinde 1971–1972'de, Tehlikeli Oyunlar 1973'te çıktı. Doğan'a göre Atay öldükten sonra, 1980'lerde asıl okurunu buldu.
Atay'ın dünyası Tanpınar'ınkinden başka bir tarihsel dönemeçte kurulur. Doğan, cumhuriyetin ilk yıllarında kendini toplumun sözcüsü ve devletin doğal ortağı sayan aydın tipinin 12 Mart'tan sonra bu konumunu yitirdiğini hatırlatır. Atay'ın ironisi biraz da bu kırılmanın ürünüdür: romanlarında kendisinin de içinde bulunduğu aydınlar dünyasıyla alay etmekten çekinmez. Günlüğünde, çevresinde sürekli Batı'dan söz edenlerin bir düşünme tembelliğine düştüğünü, özgün düşünceden kaçıp kolayca haklı çıkmak istediklerini yazar. Batı'yı reddetmez; ama Batı'yı tekrarlamayı da düşünce saymaz.
Doğan, Tanpınar'dan Atay'a geçişi bir zamir değişimiyle anlatır. Tanpınar çoğu zaman bir topluluk adına, «biz» diye konuşur. Atay'da «biz» çoktan yerini «ben»e bırakmıştır. Tutunamayanlar'da Turgut, ölen arkadaşı Selim'in izini sürer; düzen içinde yeri olan bir mühendis, düzene tutunamamış bir dostun ardından kendi hayatını sorgular. Romanın dili de bu dağınıklığı taşır: Osmanlıca ve öztürkçe metinler yan yana durur, kimse kimseyi tam anlamaz.
Atay'ın asıl silahı ironidir. Doğan bu ironinin hedeflerinden birinin tam da bu dersin tartıştığı fikir olduğunu gösterir: Avrupa'ya yetişme telaşı. Atay'ın kahramanları hep acele eder, hep geç kalır. Doğan'ın deyişiyle Atay, ilerlemenin ve medeniyetin tek yolu sayılan Avrupa trenine yetişme endişesinin yazarıdır; son anda da olsa bir vagona yetişmek için koşan bir çocuğun telaşını anlatır.
Ana anlatı — Karasu: kendi yazarını kaybeden roman
Bilge Karasu 1930'da doğdu, 1995'te öldü; aynı zamanda felsefe dersleri veren bir yazardı. Gece, Soylu'nun özetiyle, «Güneş Hareketi» adlı bir oluşumun «Gecenin işçileri» aracılığıyla gündüzü yok etmeye çalıştığı, korku ve gözetimle örülü bir dünyayı anlatır. Karlıdağ romanın kimi okurlarca «Kafkaesk», kimilerince «anlaşılmaz» diye nitelendiğini not eder.
Gece'nin asıl yeniliği yapısındadır. Soylu'nun saydığına göre dört bölümlük romanda altı ayrı anlatı sesi duyulur. Birinci bölümde üçüncü kişi bir anlatıcı vardır; sonra romanı yazdığını söyleyen bir ses ortaya çıkar ve okurla birlikte kendi kitabını sorgulamaya başlar: «Düzeltmen, Yaratman, Yazar, kitabın en başında kaldı. Bu gidişle onu bir daha anmayacağa benziyorum.» Kimi bölümlerde «Dipnot (S.)» diye imzalanan bir başka ses yazara itiraz eder. Bu ses yazarı, kendisini kitabın dışına atmak istemekle suçlar ve gerçek insanları romanın kişisi hâline getirmenin bir hakkı olup olmadığını sorar. Bir romanın kişisi, romanın içinden yazarıyla tartışmaktadır. Ecevit'in değerlendirmesine göre Karasu, Türk edebiyatında yerleşik ölçütlerin dışında yol alan yenilikçi çizginin kilometre taşlarından biridir; Soylu da onun 1990'da yayımlanan Kılavuz'unu aynı yapı arayışının devamı olarak okur.
Soylu bir noktayı özellikle vurgular: Türk edebiyatına postmodernizm, Batı'da olduğu gibi modernizmden sonra gelen aşamalı bir sırayla girmez. Ecevit'in de belirttiği gibi ilk avangart Türk romanları modern ve postmodern özellikleri aynı metinde birlikte taşır. Gece hem bilinç ve anlatı deneyleriyle modernist, hem de kendi yazarını sorgulayan yapısıyla postmodern okunabilir.
Yaygın yanlış«Türk modernizmi, Batı modernizminin elli yıl geriden gelen bir kopyasıdır.»
— Ecevit'in tarihleri bu yargıya bir dayanak sunar ve bu dayanak ciddiye alınmalıdır: Batı'da yüzyılın ilk on yıllarında denenen biçimler Türk romanına gerçekten daha sonra girmiştir. Ama «kopya» sözcüğü iki şeyi gözden kaçırır. Birincisi, Soylu'nun ve Ecevit'in kendilerinin vurguladığı gibi, Türk romanında modern ve postmodern bir sıra izlemez, aynı kitapta birlikte durur; bu Batı'da görülmeyen bir birleşimdir. İkincisi, «geç kalmak» Türk romancıları için yalnızca eleştirmenin koyduğu bir ölçü değil, romanların kendi konusudur: Tanpınar mazinin yitişini, Atay Avrupa'ya yetişme telaşını, kahramanlarının gözünden yazar. Bir kopya kendi gecikmesini konu edinmez.
Metin anı
Doğan'ın Tehlikeli Oyunlar'dan aktardığı bir pasajda bir konuşmacı bir doktora seslenir. Konuşma bir intikam çağrısıyla başlar, sonra şu sözlere varır:
«Acelemiz var doktor: Yaşanmamış bütün olayları yeniden sahneye koymak gibi tarihsel bir görevimiz var. Avrupa'yı yüzyıllarca geriden izlemekten usandık artık. Önce Fransa İhtilalini yapacağız.»
Cümleleri tek tek okuyalım. «Acelemiz var» telaşı adlandırır; Doğan'ın söz ettiği trene yetişme korkusu budur. «Yaşanmamış bütün olayları yeniden sahneye koymak» tarihi bir tiyatroya çevirir; romanın adındaki «oyun» sözcüğü buradadır. Bir olay yaşanmamışsa yeniden sahnelenemez; cümle kendi mantığını kendi bozar. «Avrupa'yı yüzyıllarca geriden izlemekten usandık» gecikme fikrini bir yorgunluk olarak dile getirir. Son cümle ise ironinin doruğudur: bir devrim, bir ödev gibi sıraya konmuştur ve yapılacakların başındadır.
Atay bu romanı Ecevit'in tezinden çok önce yazdı. Ama roman, eleştirmenlerin sonradan kuracağı ölçüyü önceden sahneye koyar ve onunla alay eder. Batı'yı izleyerek ona yetişmeye çalışan bir edebiyat, tam bu izleme hâlini anlatarak kendi sesini bulur.
Cevap ve bağlantı
Bir edebiyatı başka bir edebiyatın takvimiyle ölçmek neyi gösterir, neyi gizler? Gösterdiği şey gerçektir: tarihler farklıdır, bazı biçimler Türk romanına onlarca yıl sonra girmiştir. Ecevit'in yetmişli yıllar tespiti, Doğan'ın Tanpınar ile Atay arasında çizdiği çizgi, bu farkı ciddiye alır.
Gizlediği şey ise üç romanın kendi başına ne yaptığıdır. Tanpınar geçmişi diriltmeye değil, onun kaybını düşünmeye çalışır; Atay yetişme telaşının kendisini konu edinir; Karasu ise modernizmle postmodernizmi aynı kitapta, kendi yazarını sorgulayan bir romanda birleştirir. Bunlar bir geç kopyanın değil, kendi koşullarına cevap veren yazarların işleridir. Önceki derste Yunus Balcı, Musil'in kahramanına benzeyen aylak kahramanların Türk edebiyatında daha geç ortaya çıktığını yazıyordu; ama Sait Faik'in ve Atılgan'ın metinlerinin Musil Türkçeye çevrilmeden önce yazıldığını da biliyoruz. Gecikme bir ölçüdür; edebiyatın ne olduğunu tek başına söylemez.
Bu dizinin sonunda bir şeyi daha görebiliriz. Kafka'nın el yazmalarının yayımlanması, Musil'in romanının bitmemesi, Gece'nin dokuz yıl çekmecede kalması, modernizmin her yerde kendi zamanında ve kendi engelleriyle yazıldığını gösterir. Takvim her edebiyat için ayrı işler.
Kapanış kancası
Modernizmin romanını Joyce'tan Karasu'ya kadar izledik. Ama modernizmin kökleri romandan da eskidir ve bir şiir kitabında, 1857'de Paris'te yayımlanan Kötülük Çiçekleri'nde aranır. Bir şair güzelliği doğada değil, kalabalık bir kentin sokaklarında, çöpte, sefalette, gelip geçen bir yabancının yüzünde ararsa şiir neye dönüşür?
Özet kartı
- Batı'da modernist romanın büyük yapıtları 1920'lerde çıkarken Türk romanında bu yenilikler, Ecevit'in tezine göre ilk kez yetmişli yıllarda görülür; «gecikmiş modernizm» tartışması bu tarih farkından doğar.
- Doğan'a göre Tanpınar bir ara kuşak yazarıdır; mazinin yitişine modern bir bilinçle bakar ama estetik düzeyde modernist sayılmaz. Bu yargı, fikir pasajlarını kusur saydığı için tartışmaya açıktır.
- Atay Tutunamayanlar (1971–1972) ve Tehlikeli Oyunlar (1973) ile «biz»den «ben»e geçer; sahicilik arayışını ve Avrupa'ya yetişme telaşını ironiyle anlatır.
- Karasu'nun 1975–1976'da yazılıp 1985'te yayımlanan Gece'si dört bölüm ve altı anlatı sesiyle kurulur; kendi yazarını sorgular, modern ve postmodern özellikleri birlikte taşır.
- Gecikme tezi gerçek bir tarih farkını gösterir ama üç yazarın kendi koşullarına verdiği cevabı gizler; «geç kalmak» romanların da konusudur.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Gecikmiş modernizm | Belated modernism | Modernizmin bir ülkeye onlarca yıl sonra ulaştığı ve kendine özgü bir biçim aldığı görüşü |
| Ara kuşak | In-between generation | İki farklı dönemi birlikte yaşamış ve ikisinin arasında kalmış kuşak |
| Sahicilik | Authenticity | Toplumun kalıplarına ve yüzeysel taklitlere uymadan kendisi olabilme |
| Örtük yazar | Implied author | Metnin arkasında okurun sezdiği, değerleri ve seçimleri belirleyen yazar imgesi |
| Çok sesli anlatı | Polyphonic narrative | Birbiriyle yarışan birden çok anlatı sesiyle kurulan anlatı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Ecevit'in tezine göre Batı'daki modernist yenilikler Türk romanına ne zaman girer? Bu tez hangi tarih farkına dayanır?
- (Kazanım 2) Doğan, Tanpınar ile Atay arasındaki farkı hangi zamir değişimiyle anlatır? Karasu'nun Gece'si anlatı yapısıyla bu iki yazardan nasıl ayrılır?
- (Kazanım 3) Doğan neden Tanpınar'ın estetik düzeyde modernist olmadığını düşünür? Bu yargıya Büyülü Dağ örneğiyle nasıl itiraz edilebilir?
- (Kazanım 4) Tehlikeli Oyunlar'daki «Önce Fransa İhtilalini yapacağız» cümlesi gecikme tartışmasına nasıl bir cevap verir?
- (Kazanım 4) «Türk modernizmi Batı modernizminin bir kopyasıdır» yargısı hangi iki noktayı gözden kaçırır?
Cevaplar
- Ecevit'e göre Batılı romancının 1900'lerin ilk on yıllarında gerçekleştirdiği estetik yenilikleri Türk romancısı ilk kez yetmişli yıllarda metnine taşır. Tez, Ulysses (1922) ya da Mrs Dalloway (1925) gibi yapıtlarla Tutunamayanlar (1971–1972) arasındaki yaklaşık yarım yüzyıllık farka dayanır.
- Tanpınar çoğu zaman bir topluluk adına «biz» diye konuşur; Atay'da «biz» yerini «ben»e bırakmıştır. Gece ise tek bir anlatıcıya bile bağlı kalmaz: dört bölümde altı anlatı sesi vardır, romanı yazdığını söyleyen ses kendi kitabını sorgular, «Dipnot (S.)» imzalı bir ses yazara itiraz eder.
- Doğan romanlara yerleştirilmiş uzun fikir pasajlarının estetik yapıyı zedelediğini düşünür; Tanpınar'ı düşüncede modern ama estetikte modernist olmayan bir yazar sayar. İtiraz şudur: Büyülü Dağ da uzun fikir tartışmalarıyla doludur ve modernist sayılır; demek ki fikir pasajı tek başına bir romanı modernizmin dışına itmez, belirleyici olan onların romana nasıl yerleştirildiğidir.
- Cümle gecikme fikrini kahramanın ağzından, ironiyle sahneye koyar: geç kalmış bir toplum bütün tarihi sırayla ve aceleyle yeniden yaşamaya kalkışır, bir devrimi bir ödev gibi listenin başına yazar. Atay, eleştirmenlerin sonradan kuracağı «gecikme» ölçüsünü önceden romanının konusu yapar ve onunla alay eder.
- Birincisi, Türk romanında modern ve postmodern özellikler bir sıra izlemez, aynı metinde birlikte durur; bu Batı'da görülmeyen bir birleşimdir. İkincisi, geç kalmak Türk romanlarının kendi konusudur; Tanpınar mazinin yitişini, Atay Avrupa'ya yetişme telaşını yazar. Bir kopya kendi gecikmesini konu edinmez.
Okuma
- Oğuz Atay, Tutunamayanlar (İletişim). Romanın ilk bölümünü, Turgut'un Selim'in izini sürmeye karar verişini okuyun.
- Bilge Karasu, Gece (Metis). Birinci bölümden sonra yazar sesinin ortaya çıktığı yeri bulun ve anlatıcının nasıl değiştiğine bakın.
- Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur (Dergâh). Mümtaz ile İhsan'ın konuşmalarından birini okuyun ve fikir pasajlarının romanı durdurup durdurmadığını kendiniz değerlendirin.
- Gece'nin İngilizce çevirisi Night (çev. Güneli Gün), Louisiana State University Press, 1994: Türkçesiyle karşılaştırmak isteyenler için.