İçeriğe geç

Ünite EDB-244-04 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı

Joyce I

EDB-244 Modernizm

1.748 kelime · yaklaşık 8 dakika okuma · anlatım 8 dk

  • Epifani
  • felç
  • titiz yavanlık
  • öykü döngüsü
  • anıştırma
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Dublinliler'in on beş öyküsü 1904–1907 arasında yazıldı, yayıncıların çekinceleri yüzünden ancak 1914'te Grant Richards tarafından basıldı; öyküler çocukluktan kamusal hayata doğru sıralanır.
  2. Joyce 1906'da yayıncısına Dublin'i «felcin merkezi» olarak seçtiğini ve kitabı titiz bir yavanlıkla yazdığını söyledi; «The Sisters» «felç» sözcüğüyle açılır, «Eveline» limanda kıpırdayamayan bir kadınla biter.
  3. Epifani, sıradan bir sözün ya da hareketin bir insana birdenbire bir gerçeği gösterdiği andır; «Araby»nin sonunda çocuğun gözleri kaygı ve öfkeyle yanar.
  4. Epifani her zaman mutlu ya da dönüştürücü değildir ve sözcük Dublinliler'de hiç geçmez; «The Dead» bütün dirilerin ve ölülerin üzerine yağan karla, açık bir son epifaniyle biter.
  5. Tekalp'e göre Dublinliler'in Murat Belge ve Merve Tokmakçıoğlu çevirileri anıştırmaları çoğunlukla en az değişiklikle aktarır.

Kazanımlar

  • Dublinliler'in yazılış ve yayımlanış serüvenini, on beş öykünün çocukluktan kamusal hayata uzanan düzenini açıklayabilir.
  • Joyce'un Dublin'i «felcin merkezi» olarak görmesini ve bunu «The Sisters» ile «Eveline» öykülerinde nasıl gösterdiğini çözümleyebilir.
  • Epifani kavramını «Araby» ve «The Dead» üzerinden açıklayıp her öyküde mutlu bir aydınlanma bulunduğu yargısını tartışabilir.
  • Dublinliler'in iki Türkçe çevirisinde anıştırmaların nasıl aktarıldığını gösteren bir çalışmanın bulgularını yorumlayabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Dublin, bir yaz akşamı. Küçük bir çocuk her gece aynı evin önünden geçer ve aynı pencereye bakar. İçeride yaşlı bir rahip yatmaktadır; üçüncü inmesini geçirmiştir ve bu sefer umut yoktur. Çocuk pencerede iki mumun yansımasını arar; çünkü bir ölünün başucunda iki mum yakılacağını bilir.

Her gece pencereye bakarken kendi kendine bir sözcüğü fısıldar: felç. Sözcük ona hep tuhaf gelmiştir; Öklid'in geometri kitabındaki «gnomon» ya da ilmihaldeki «simoni» gibi. Ama şimdi bir kötülüğün, günahkâr bir varlığın adı gibi gelir. Hem korkar hem de ona yaklaşmak, onun ölümcül işini seyretmek ister.

Bu, James Joyce'un Dubliners adlı öykü kitabının ilk sayfasıdır. Kitabın bütününü taşıyacak sözcük de daha ilk paragrafta söylenmiştir.

Büyük soru

Bir şehrin bütün hastalığı tek bir sözcüğe ya da tek bir ana sığabilir mi? Neredeyse hiçbir şeyin olmadığı bir öykü, neyi anlatabilir?

Bağlam

James Joyce 1882'de Dublin'de doğdu. İrlanda o yıllarda İngiliz yönetimindeydi; Katolik Kilisesi gündelik hayatın her yerindeydi. Joyce 1904'te, yirmi iki yaşında, Nora Barnacle ile birlikte Dublin'den ayrıldı ve hayatının geri kalanını Trieste, Zürih ve Paris'te geçirdi. Ama yazdığı her şey Dublin'de geçer.

Dublinliler'in on beş öyküsü 1904 ile 1907 arasında yazıldı. Yayıncılar yıllarca kitabı basmaktan çekindi: gerçek kişilerin ve yerlerin adları, kaba sözler, kraldan saygısızca söz eden bir cümle onları korkutuyordu. Kitap ancak 1914'te Londra'da Grant Richards tarafından yayımlandı.

Ana anlatı — Felcin merkezi

Joyce, yayıncısına 1906'da yazdığı bir mektupta kitabın amacını anlatır: ülkesinin ahlak tarihinin bir bölümünü yazmak istemiştir ve olay yeri olarak Dublin'i seçmiştir, çünkü o şehir ona felcin merkezi gibi görünmüştür. Aynı mektupta üslubunu da tarif eder: büyük ölçüde titiz bir yavanlıkla yazılmış bir üslup.

Felç en açık biçimde «Eveline»da görünür. On dokuz yaşındaki Eveline, annesinin ölümünden sonra babasına ve kardeşlerine bakmaktadır; babası sert ve öfkelidir. Bir denizci ona Buenos Aires'te yeni bir hayat önerir. Öykünün sonunda Eveline limandadır, gemi kalkmak üzeredir, sevgilisi onu çağırır. Eveline kıpırdamaz. Demir parmaklığa iki eliyle tutunur; yüzü çaresiz bir hayvanınki gibi edilgen kalır ve sevgilisine hiçbir sevgi, veda ya da tanıma işareti vermez.

Joyce öyküleri bir düzene göre sıralar: önce çocukluk, sonra gençlik, sonra olgunluk ve en sonda kamusal hayat. Kitap, Dublin'i bir insanın hayatının evreleri boyunca gezen bir yolculuktur.

Ana anlatı — Bir anda görünen

Joyce, Dublinliler'i yazdığı yıllarda başka bir kavram üzerine de düşünüyordu. Gençlik yıllarında, sokakta duyduğu bir konuşmanın, gördüğü bir hareketin, birdenbire bir insanın ya da bir durumun bütün gerçeğini açığa vurduğu anları kısa notlar hâlinde yazıyordu. Ölümünden sonra yayımlanan ilk roman taslağında kahramanı Stephen bu anlara bir ad verir: epifani. Stephen'a göre epifani, bir konuşmanın ya da bir hareketin bayağılığında ya da zihnin kendi unutulmaz bir anında birdenbire beliren ruhsal bir görünmedir.

«Araby» bunun en ünlü örneklerinden biridir. Bir çocuk, arkadaşı Mangan'ın ablasına âşıktır. Kız ona Araby adlı bir pazarı anlatır; kendisi gidemeyecektir. Çocuk ona oradan bir hediye getirmeye söz verir. Gideceği akşam amcası eve geç gelir; çocuk pazara vardığında tezgâhların çoğu kapanmıştır. Bir satıcı kız iki genç adamla boş boş konuşmaktadır. Işıklar söner. Öykü bir cümleyle biter: karanlığa bakarken kendimi kibrin sürüklediği ve alay ettiği bir yaratık olarak gördüm; gözlerim kaygı ve öfkeyle yandı.

244-03'te Proust'un madleni, kaybedileni yeniden bulmanın mutluluğuydu. Joyce'un epifanisi ise çoğu zaman bir kaybın, bir yanılsamanın sona erişinin anıdır.

Yaygın yanlış«Epifani, *Dublinliler*'in her öyküsünde karakterin aydınlanıp değiştiği mutlu bir andır.»
Doğrusu

— Üç yönden yanlıştır. Birincisi, epifani çoğu zaman mutlu değil acıdır: «Araby»deki çocuğun gözleri kaygı ve öfkeyle yanar. İkincisi, aydınlanma her zaman değişim getirmez; Eveline gerçeği görür ama yine de kıpırdayamaz, felç sürer. Üçüncüsü, «epifani» sözcüğü Dublinliler'in kendisinde hiç geçmez; kavram, Joyce'un ölümünden sonra yayımlanan taslağından gelir. Bu yüzden bazı eleştirmenler her öyküde bir epifani aramanın, öyküleri tek bir kalıba sokmak olduğunu düşünür.

Metin anı

Kitabın son ve en uzun öyküsü «The Dead», bir Noel dönemi davetinden sonra, bir otel odasında biter. Gabriel Conroy, karısı Gretta'nın yıllar önce ölmüş genç bir sevgilisi olduğunu, o gece öğrenmiştir. Gretta uyumuştur. Gabriel pencereden yağan kara bakar:

His soul swooned slowly as he heard the snow falling faintly through the universe and faintly falling, like the descent of their last end, upon all the living and the dead.

«Karın evrenin içinden hafifçe yağdığını ve hafifçe yağarak, son anlarının inişi gibi, bütün dirilerin ve ölülerin üzerine düştüğünü duydukça ruhu yavaş yavaş baygınlaştı.»

Cümlenin ortasındaki tekrar bir dönüştür: «hafifçe yağdığını» ve «hafifçe yağarak». Sözcükler yer değiştirir, ama aynı kalır; kar gibi yavaş, aynı ritimde düşer. Cümle bir kişinin ruhuyla başlar ve bütün evrene, bütün dirilere ve ölülere genişler. Bu, Dublinliler'in son epifanisidir; ama bir aydınlanma mı, bir teslimiyet mi, okur karar verir. Bazı okurlar Gabriel'in batıya, kendi köklerine doğru bir yolculuğa hazırlandığını görür; bazıları ise karın, şehri bir felç gibi örttüğünü.

Cevap ve bağlantı

Bir şehrin hastalığı tek bir sözcüğe sığabilir mi? Joyce'un cevabı, kitabın ilk sayfasındaki «felç» sözcüğüdür. Neredeyse hiçbir şey olmayan öyküler neyi anlatır? Bir insanın kıpırdayamadığı, gitmek istediği hâlde kaldığı, bir anlığına gerçeği görüp yine de aynı yerde durduğu anı. Joyce'un titiz yavanlığı, bu anları hiç büyütmeden, ama hiçbir ayrıntısını da kaçırmadan anlatır.

Bu yavanlığın içinde ise sayısız gönderme gizlidir: şarkılar, şiirler, dualar, siyasetçiler, azizler. Selen Tekalp, 2020 tarihli çalışmasında Dublinliler'in iki Türkçe çevirisinde bu göndermelerin nasıl aktarıldığını inceler: Murat Belge'nin 1987'de İletişim'den çıkan çevirisi ile Merve Tokmakçıoğlu'nun 2015'te Aylak Adam'dan çıkan çevirisi. Tekalp'in tablolarına göre «The Sisters»daki «paralysis» sözcüğünü Belge «paralize (inme geçirmiş)», Tokmakçıoğlu «paraliz» diye aktarır. Öklid'deki «gnomon» sözcüğünü Tokmakçıoğlu bir dipnotla açıklar. Tekalp'e göre iki çevirmenin de en sık başvurduğu yol, en az değişiklik gerektiren yoldur: adları olduğu gibi bırakmak, sözleri harfiyen çevirmek. Bu, metnin sadeliğini korur; ama Dublinli bir okurun hemen tanıyacağı bir şarkının ya da bir siyasal göndermenin Türk okuruna sessiz kalması pahasına.

Kapanış kancası

Dublinliler bir şehri on beş öyküye böldü. Bir sonraki derste Joyce'un o şehri tek bir güne sığdırdığı romana geçiyoruz: bir haziran günü Dublin sokaklarında dolaşan sıradan bir adamın yolculuğu, Homeros'un destanının yeniden yazımı olabilir mi?

Özet kartı

  1. Dublinliler'in on beş öyküsü 1904–1907 arasında yazıldı, yayıncıların çekinceleri yüzünden ancak 1914'te Grant Richards tarafından basıldı; öyküler çocukluktan kamusal hayata doğru sıralanır.
  2. Joyce 1906'da yayıncısına Dublin'i «felcin merkezi» olarak seçtiğini ve kitabı titiz bir yavanlıkla yazdığını söyledi; «The Sisters» «felç» sözcüğüyle açılır, «Eveline» limanda kıpırdayamayan bir kadınla biter.
  3. Epifani, sıradan bir sözün ya da hareketin bir insana birdenbire bir gerçeği gösterdiği andır; «Araby»nin sonunda çocuğun gözleri kaygı ve öfkeyle yanar.
  4. Epifani her zaman mutlu ya da dönüştürücü değildir ve sözcük Dublinliler'de hiç geçmez; «The Dead» bütün dirilerin ve ölülerin üzerine yağan karla, açık bir son epifaniyle biter.
  5. Tekalp'e göre Dublinliler'in Murat Belge ve Merve Tokmakçıoğlu çevirileri anıştırmaları çoğunlukla en az değişiklikle aktarır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
EpifaniEpiphanySıradan bir şeyin birdenbire bir insana bir gerçeği gösterdiği an
FelçParalysisJoyce'un Dublin'in donmuşluğunu ve karakterlerin kıpırdayamayışını anlattığı imge
Titiz yavanlıkScrupulous meannessJoyce'un süssüz ama özenle seçilmiş ayrıntılardan kurulu üslubu
Öykü döngüsüShort story cycleOrtak yer ve tema ile bir bütün oluşturan bağımsız öyküler kitabı
AnıştırmaAllusionBir metnin başka bir esere, kişiye ya da olaya dolaylı göndermesi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Dublinliler neden yıllarca yayımlanamadı? Öyküler hangi düzene göre sıralanır?
  2. (Kazanım 2) Joyce Dublin'i neden «felcin merkezi» olarak gördü? Felç «The Sisters» ve «Eveline»da nasıl görünür?
  3. (Kazanım 3) Epifani nedir? «Araby»nin sonundaki an neyi gösterir?
  4. (Kazanım 3) «Epifani her öyküde mutlu bir aydınlanmadır» yargısı neden yanlıştır? «The Dead»in son cümlesi nasıl iki türlü okunabilir?
  5. (Kazanım 4) Tekalp Dublinliler'in iki Türkçe çevirisinde neyi inceler ve hangi sonuca varır?

Cevaplar

  1. Gerçek kişilerin ve yerlerin adları, kaba sözler ve kraldan saygısızca söz eden bir cümle yayıncıları korkuttu; kitap ancak 1914'te Grant Richards tarafından basıldı. Öyküler çocukluk, gençlik, olgunluk ve kamusal hayat düzenine göre sıralanır.
  2. Joyce'a göre Dublin, karakterlerin alışkanlıklarına, ailelerine, kiliseye ve geçmişe bağlı kalarak donup kaldığı bir şehirdir; bu yüzden ülkesinin ahlak tarihini yazmak için onu felcin merkezi olarak seçti. «The Sisters»da çocuk inme geçirmiş rahibin penceresine bakarken «felç» sözcüğünü fısıldar; «Eveline»da genç kadın yeni bir hayata götürecek gemi kalkarken limanda demir parmaklığa tutunup kıpırdayamaz.
  3. Sıradan bir sözün, nesnenin ya da hareketin bir insana birdenbire bir durumun ya da kendi hayatının gerçeğini gösterdiği andır. «Araby»nin sonunda pazarın ışıkları sönerken çocuk, aşkının ve hayalinin bir kibirden ibaret olduğunu görür; gözleri kaygı ve öfkeyle yanar.
  4. Çünkü epifani çoğu zaman acıdır, her zaman değişim getirmez ve sözcük Dublinliler'de hiç geçmez; kavram Joyce'un ölümünden sonra yayımlanan taslağından gelir. «The Dead»in son cümlesi bazı okurlarca Gabriel'in kendi köklerine doğru bir aydınlanmaya, bazılarınca ise karın şehri bir felç gibi örtmesine, bir teslimiyete işaret eder.
  5. Murat Belge (1987) ve Merve Tokmakçıoğlu (2015) çevirilerinde edebî, dinsel ve siyasal anıştırmaların nasıl aktarıldığını inceler. İki çevirmenin de en sık en az değişiklik gerektiren yolu, adları korumayı ve harfiyen çeviriyi seçtiğini bulur; örneğin «paralysis»i Belge «paralize (inme geçirmiş)», Tokmakçıoğlu «paraliz» diye aktarır.

Okuma

  • James Joyce, Dublinliler, çev. Murat Belge (İletişim). «The Sisters», «Araby» ve «The Dead»i art arda okuyun.
  • Selen Tekalp, «Anıştırma Çevirileri: James Joyce'un Dubliners Adlı Eserinin İncelenmesi», RumeliDE 18 (2020), 590–609.
  • James Joyce, Dublinliler, çev. Merve Tokmakçıoğlu (Aylak Adam). «Eveline»ın son sayfasını iki çeviride karşılaştırın.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:40 Soğuk açılış: dar bir Dublin sokağı, akşam; bir çocuk aynı pencerenin önünde durur; perdede iki mumun belirsiz yansıması.
  • 1:40–2:20 Büyük soru: bir şehrin haritası; harita yavaşça donar ve sokakların çizgileri hareketsiz kalır.
  • 2:20–3:40 Bağlam: bir limandan kalkan gemi; geminin güvertesinde genç bir çift; ardından bir yayınevinin masasında üst üste yığılmış ret mektupları.
  • 3:40–6:20 Ana anlatı — Felcin merkezi: gece bir rıhtım, demir bir parmaklığa iki eliyle tutunmuş genç bir kadın; arkada gemi düdüğü ve kalkan bir gövde.
  • 6:20–8:40 Ana anlatı — Bir anda görünen: ışıkları tek tek sönen bir pazar yeri; ortada elinde birkaç bozuk para tutan bir çocuk.
  • 8:40–10:20 Metin anı: bir otel penceresinden görünen sokak lambası, eğik yağan kar; kar yavaş yavaş bir mezarlığa, tepelere, bir nehrin karanlık dalgalarına yağar.
  • 10:20–13:00 Cevap ve bağlantı: iki Türkçe kitap açık durur; aynı sözcük iki sayfada iki farklı biçimde altı çizilir; kenarda küçük bir dipnot belirir.
  • 13:00–13:40 Kapanış kancası: bir haziran sabahı Dublin sokakları; bir adam şapkasını takıp kapıdan çıkar; arka planda bir gemi silueti ve bir destan sayfası.
  • Ölü rahibin bedeni gösterilmez; ölüm yalnızca perdedeki mum ışığıyla anlatılır.

Telaffuz

  • Joyce: «COYS»; Dubliners: «DAB-li-nırz»; Eveline: «EV-ı-layn»; Araby: «E-rı-bi»; Gabriel Conroy: «GEY-bri-ıl KAN-roy»; Gretta: «GRE-tı».
  • Nora Barnacle: «NO-ra BAR-nı-kıl»; Grant Richards: «GRENT Rİ-çırdz»; gnomon: «NOU-mın»; simony: «SAY-mı-ni».
  • Selen Tekalp: «se-LEN te-KALP»; Murat Belge: «mu-RAT bel-GE»; Merve Tokmakçıoğlu: «mer-VE tok-mak-çı-oğ-LU».