Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kayıp Zamanın İzinde yedi ciltlik bir romandır; ilk cilt Du côté de chez Swann 1913'te, Gide'in reddinden sonra, yazarın masrafıyla Grasset'de yayımlandı.
- Madlen sahnesinde ıhlamura batırılmış bir kek parçasının tadı, anlatıcının Léonie Teyzesi'nin pazar sabahları ona verdiği madleni ve onunla birlikte bütün Combray'yi geri getirir.
- Proust istemli belleğin geçmişten yalnızca solgun görüntüler verdiğini, geçmişin hakikatinin ancak istemsiz bellekle, rastlantısal bir duyumla geri geldiğini savunur; anlatıcı hatırlamaya çabaladıkça başaramaz.
- Güngör'e göre bellek geçmişi değişmez biçimde saklamaz, onu her seferinde yeniden kurar; bu yüzden istemsiz belleğin geçmişi gerçekten olduğu gibi verip veremeyeceği tartışmalıdır.
- Roza Hakmen eseri Kayıp Zamanın İzinde, Işık Ergüden Kayıp Zamanı Ararken diye çevirir; iki çeviri de ilk cilde Swann'ların Tarafı der.
Kazanımlar
- Kayıp Zamanın İzinde'nin yapısını, ilk cildin 1913'teki yayımlanış hikâyesini ve romanın açılışını tanıyıp anlatabilir.
- Madlen sahnesini istemli bellek ile istemsiz bellek arasındaki ayrım üzerinden metinden örneklerle çözümleyebilir.
- Belleğin geçmişi olduğu gibi mi koruduğu yoksa yeniden mi kurduğu sorusunu, Proust'un iddiası ve ona yöneltilen itirazla birlikte tartışabilir.
- Romanın Türkçe çevirilerindeki başlık kararlarını ve Proust'un bellek anlayışına Türkçe yazılmış bir itirazı tartışabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Paris, 1913 sonbaharı. Kırk iki yaşında, hastalıklı bir adam, yıllardır yazdığı romanının ilk cildini bastıracak bir yayınevi arıyor. Önemli yayınevleri geri çevirmiştir; Gallimard'ın dergisi adına el yazmasını okuyanlardan biri olan André Gide de onu reddetmiştir. Adam sonunda kitabı bir başka yayınevine, Grasset'ye, masrafını kendisi ödeyerek bastırır.
Kitap şu cümleyle açılır: uzun zaman erkenden yattım. Bazen, mumum söner sönmez gözlerim öyle çabuk kapanırdı ki «uyuyorum» diye düşünecek vaktim olmazdı.
Birkaç ay sonra Gide, kitabı reddettiği için ona özür dileyen bir mektup yazacaktır. Yazarın adı Marcel Proust'tur. Kitabın adı Du côté de chez Swann; yedi ciltlik À la recherche du temps perdu'nun ilk cildi.
Büyük soru
Geçmiş gerçekten geçmiş midir, yoksa bir yerde saklanıp bizi bekler mi? Ve onu geri çağırmak bizim elimizde midir?
Bağlam
Kayıp Zamanın İzinde yedi ciltten oluşur. İlk cilt 1913'te yayımlandı; ikinci cilt 1919'da Goncourt Ödülü'nü aldı. Proust 1922'de öldüğünde son ciltler henüz basılmamıştı; kardeşi ve yayıncısı onları 1923, 1925 ve 1927'de yayımladı.
Romanın anlatıcısı, yazarı olmak isteyen ama bir türlü yazamayan, yaşlanmış bir adamdır. Çocukluğunu, gençliğini, aşklarını, Paris sosyetesini, yıllar içinde ölen ve değişen insanları anlatır. Ama bunları bir hatırat gibi sırayla değil, belleğin onları çağırdığı biçimde anlatır.
Ana anlatı — Bir fincan ıhlamur
Roman ilerledikçe anlatıcı, çocukluğunun geçtiği küçük kasaba Combray'den aklında yalnızca tek bir sahnenin kaldığını söyler: her akşam yatmaya gönderilişi, annesinin onu öpmeye gelip gelmeyeceğinin kaygısı. Combray'nin geri kalanı, onun için ölüdür.
Sonra bir kış günü eve üşümüş olarak döner. Annesi, alışkanlığı olmadığı hâlde ona biraz çay içmesini önerir ve kek getirtir: bir deniz tarağı kabuğunun oluklu kapağında dökülmüş gibi görünen, kısa ve tombul Petites Madeleines. Anlatıcı, kasvetli bir günün ve hüzünlü bir yarının ağırlığıyla, içine bir parça kek batırdığı çaydan bir kaşık alır. Kek kırıntılarıyla karışmış çay damağına değdiği anda irkilir. Nedenini bilmediği tatlı bir haz bütün benliğini kaplar.
Anlatıcı bu hazzın kaynağını arar. İkinci yudum ilkinden fazlasını vermez; üçüncüsü daha da azını. Gerçeğin çayda değil, kendisinde olduğunu anlar. Fincanı bırakır ve zihnine döner. On kez yeniden dener; her seferinde bir şeyin derinlerden yükselmeye çalıştığını hisseder, ama yakalayamaz.
Ve birden hatıra ortaya çıkar. Bu tat, çocukluğunda pazar sabahları, ayine gitmeden önce Léonie Teyzesi'nin odasına günaydın demeye girdiğinde, teyzesinin ıhlamuruna batırıp ona uzattığı madlen parçasının tadıdır.
Yaygın yanlış«Madlen sahnesinde anlatıcı çocukluğunu hatırlamaya karar verir ve hatırlar.»
— Sahnenin bütün gerilimi tam tersinden doğar. Anlatıcı hatırlamak için çabaladıkça başaramaz; zihnini zorlar, dikkatini dağıtan sesleri susturur, on kez yeniden dener ve her seferinde anı geri çekilir. Proust sahneden hemen önce bunu açıkça söyler: geçmişimizi çağırmaya çalışmak boşunadır, zekâmızın bütün çabaları işe yaramaz; geçmiş, aklımızın alanının dışında, hiç tahmin etmediğimiz maddi bir nesnenin bize verdiği duyumda saklıdır. Hatıra, çaba bittikten sonra, birdenbire gelir.
Ana anlatı — Kasabanın bütünü bir fincandan
Hatıra geri gelince, onunla birlikte her şey gelir: teyzenin yaşadığı eski gri ev, evin arkasındaki küçük köşk, kasaba, meydan, sokaklar, gezintiye çıkılan yollar. Proust burada bir benzetme kurar. Japonların bir oyunu vardır: su dolu porselen bir kaseye ayırt edilemeyen küçük kâğıt parçaları atılır; suya değer değmez açılır, kıvrılır, renklenir ve çiçeklere, evlere, insanlara dönüşür. Combray'nin bütünü, bahçeler, nilüferler, köylüler, kilise, işte böyle bir çay fincanından çıkar.
Güngör, 2015 tarihli makalesinde bu deneyimi Proust'un «talihli anlar» dediği şeyle ilişkilendirir. Bu anlar, iki ayrı zamanın, bugünün bir duyumu ile geçmişin bir duyumunun aynı nitelikte buluştuğu anlardır. Güngör'e göre anlatıcının bilinçli olarak hatırlamaya çalıştığı Combray, ancak bugünkü zihniyle görülmüş bir Combray'dir; madlenin tadında ortaya çıkan Combray ise o dışarıda bırakılmış asıl kasabadır.
Proust'un bu düşüncesi, 210-09'da Tanpınar'da gördüğümüz Bergson'un «süre» kavramına yakındır: saatle ölçülen ve parçalara bölünen zaman değil, bilincin içinde yaşanan, bölünmez zaman. Ama Proust bir filozofun değil bir romancının yolunu seçer; düşünceyi bir kavramla değil, bir kek ve bir fincan ıhlamurla gösterir.
Metin anı
Hatıra ortaya çıktıktan sonra Proust, kokunun ve tadın belleği nasıl taşıdığını tek bir uzun cümlede anlatır:
Mais, quand d'un passé ancien rien ne subsiste, après la mort des êtres, après la destruction des choses, seules, plus frêles mais plus vivaces, plus immatérielles, plus persistantes, plus fidèles, l'odeur et la saveur restent encore longtemps, comme des âmes, à se rappeler, à attendre, à espérer, sur la ruine de tout le reste, à porter sans fléchir, sur leur gouttelette presque impalpable, l'édifice immense du souvenir.
«Ama eski bir geçmişten hiçbir şey kalmadığında, varlıklar öldükten, şeyler yıkıldıktan sonra, yalnızca koku ve tat, daha kırılgan ama daha canlı, daha maddesiz, daha kalıcı, daha sadık olarak, uzun süre daha ruhlar gibi kalırlar; hatırlamak, beklemek, umut etmek için, geri kalan her şeyin yıkıntısı üzerinde, neredeyse dokunulmaz damlacıkları üzerinde, hatıranın devasa yapısını eğilmeden taşımak için.»
Cümlenin yapısı söylediği şeyi taklit eder. Önce yıkım gelir: ölüm, yıkılış, geri kalan her şeyin harabesi. Sonra sıfatlar art arda birikir: daha kırılgan, daha canlı, daha maddesiz, daha kalıcı, daha sadık. Ve en sonda, cümlenin bütün ağırlığı küçük bir damlaya yüklenir. Okur, tıpkı anlatıcı gibi, uzun bir bekleyişten sonra cümlenin sonuna, hatıranın devasa yapısına ulaşır. Proust'un uzun cümlesi, belleğin derinden ağır ağır yükselişinin bir benzeridir.
Cevap ve bağlantı
Geçmiş bizi bekler mi, onu geri çağırmak elimizde midir? Proust'un cevabı iki parçalıdır. Geçmiş kaybolmaz, bir nesnede, bir duyumda saklı kalır; ama onu çağırmak bizim elimizde değildir. O nesneye ölmeden önce rastlayıp rastlamamamız tesadüfe bağlıdır.
Güngör bu cevabın bir sorununa dikkat çeker. Ona göre bellek geçmişi değişmez bir biçimde saklamaz; kişi geçmişini her hatırlayışta yeniden kurar ve kendi anlatısını yaratır. Bu, belleğin yaşayan ve etkin bir bellek olduğunu gösterir; ama böyle bir belleğin sunduğu anılar, geçmişi yaşandığı hâliyle değil, örtülü bir biçimde verir. Güngör'ün makalesinin sorduğu soru şudur: Proust'un romanın anahtarı saydığı istemsiz bellek, geçmişi gerçekten kendi içinde korunduğu biçimiyle bize geri verebilir mi, yoksa o da bir kurgu mudur?
Türk okuru bu soruyu çevirilerin başlıklarında da görür. Roza Hakmen'in Yapı Kredi Yayınları'ndaki çevirisi bütün eseri Kayıp Zamanın İzinde diye adlandırır; Işık Ergüden'in 2024'te İletişim'den çıkmaya başlayan çevirisi ise Kayıp Zamanı Ararken adını seçer. Fransızcadaki «recherche» hem bir arayışı hem bir araştırmayı anlatır. «İzinde» geçmişin bıraktığı bir iz sürmeyi, «Ararken» ise sonu belli olmayan, süren bir arayışı öne çıkarır. İki çeviri de ilk cilde aynı adı verir: Swann'ların Tarafı. Bu başlık, Combray'deki iki gezinti yolundan birinin, Swann ailesinin evinin yanından geçen yolun adını taşır.
Kapanış kancası
Proust'ta bütün bir çocukluk, bir fincan ıhlamurdan çıktı. Bir sonraki derste James Joyce'a geçiyoruz: sıradan bir şehirde, sıradan bir akşam, bir insanın aniden kendi hayatının bütün gerçeğini görüverdiği an nasıl yazılır ve böyle bir an bir hikâyenin sonu olmaya yeter mi?
Özet kartı
- Kayıp Zamanın İzinde yedi ciltlik bir romandır; ilk cilt Du côté de chez Swann 1913'te, Gide'in reddinden sonra, yazarın masrafıyla Grasset'de yayımlandı.
- Madlen sahnesinde ıhlamura batırılmış bir kek parçasının tadı, anlatıcının Léonie Teyzesi'nin pazar sabahları ona verdiği madleni ve onunla birlikte bütün Combray'yi geri getirir.
- Proust istemli belleğin geçmişten yalnızca solgun görüntüler verdiğini, geçmişin hakikatinin ancak istemsiz bellekle, rastlantısal bir duyumla geri geldiğini savunur; anlatıcı hatırlamaya çabaladıkça başaramaz.
- Güngör'e göre bellek geçmişi değişmez biçimde saklamaz, onu her seferinde yeniden kurar; bu yüzden istemsiz belleğin geçmişi gerçekten olduğu gibi verip veremeyeceği tartışmalıdır.
- Roza Hakmen eseri Kayıp Zamanın İzinde, Işık Ergüden Kayıp Zamanı Ararken diye çevirir; iki çeviri de ilk cilde Swann'ların Tarafı der.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| İstemsiz bellek | Involuntary memory | Rastlantısal bir duyumun geçmişin bir anını kişi istemeden ve bütün canlılığıyla geri getirmesi |
| İstemli bellek | Voluntary memory | Kişinin bilerek ve çabalayarak hatırlaması; Proust'a göre geçmişin yalnız solgun görüntüsünü verir |
| Talihli an | Moment bienheureux | Bugünün ve geçmişin aynı nitelikteki iki duyumunun buluştuğu, zamanın dışına çıkılmış gibi hissedilen an |
| Anlatan ben ve yaşayan ben | Narrating self and experiencing self | Olayları sonradan anlatan «ben» ile onları zamanında yaşayan «ben» arasındaki ayrım |
| Kurgulayıcı bellek | Constructive memory | Belleğin geçmişi her hatırlayışta yeniden kuran etkin bir süreç olduğu görüşü |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Kayıp Zamanın İzinde'nin ilk cildi nasıl yayımlandı? Romanın anlatıcısı geçmişi nasıl anlatır?
- (Kazanım 2) Madlen sahnesinde ne olur? Hatıra hangi tatla ve hangi geçmişle bağlantılıdır?
- (Kazanım 2) «Anlatıcı çocukluğunu hatırlamaya karar verir ve hatırlar» yargısı neden yanlıştır? İstemli bellek ile istemsiz bellek arasındaki fark nedir?
- (Kazanım 3) Güngör Proust'un bellek anlayışına hangi soruyu yöneltir? «Kurgulayıcı bellek» ne demektir?
- (Kazanım 4) Hakmen ile Ergüden'in çevirilerindeki başlıklar nasıl farklılaşır? Swann'ların Tarafı başlığı neyi anlatır?
Cevaplar
- Önemli yayınevlerince geri çevrildi; Gallimard'ın dergisi adına el yazmasını okuyanlardan André Gide de reddetti. Proust kitabı 1913'te masrafını kendisi ödeyerek Grasset'de bastırdı; Gide birkaç ay sonra ondan özür diledi. Anlatıcı geçmişi bir hatırat gibi sırayla değil, belleğin onları çağırdığı biçimde anlatır.
- Bir kış günü üşüyerek eve dönen anlatıcıya annesi çay ve madlen verir; çaya batırılmış kek kırıntıları damağına değince nedenini bilmediği bir hazla irkilir. Uzun bir çabadan sonra bu tadın, çocukluğunda Combray'de pazar sabahları ayinden önce Léonie Teyzesi'nin ıhlamuruna batırıp ona verdiği madlenin tadı olduğunu hatırlar; onunla birlikte bütün kasaba geri gelir.
- Çünkü anlatıcı hatırlamak için çabaladıkça başaramaz; on kez yeniden dener ve anı her seferinde geri çekilir; hatıra, çaba bittikten sonra birdenbire gelir. İstemli bellek, kişinin bilerek ve çabalayarak hatırlamasıdır ve Proust'a göre geçmişten yalnızca solgun görüntüler verir; istemsiz bellek ise rastlantısal bir duyumun geçmişi kişi istemeden bütün canlılığıyla geri getirmesidir.
- Güngör belleğin geçmişi değişmez biçimde saklamadığını, kişinin geçmişini her hatırlayışta yeniden kurduğunu söyler ve istemsiz belleğin geçmişi gerçekten kendi içinde korunduğu biçimiyle verip veremeyeceğini, yoksa onun da bir kurgu olup olmadığını sorar. Kurgulayıcı bellek, belleğin pasif bir depo değil, geçmişi her seferinde bugünün anlatısına göre yeniden kuran etkin bir süreç olduğu görüşüdür.
- Hakmen eseri Kayıp Zamanın İzinde, Ergüden Kayıp Zamanı Ararken diye adlandırır; «izinde» geçmişin bıraktığı bir izi sürmeyi, «ararken» sonu belli olmayan, süren bir arayışı öne çıkarır. Swann'ların Tarafı, Combray'deki iki gezinti yolundan birinin, Swann ailesinin evinin yanından geçen yolun adını taşır.
Okuma
- Marcel Proust, Swann'ların Tarafı, çev. Roza Hakmen (Yapı Kredi Yayınları). Madlen sahnesini okuyun, ardından aynı sayfaları Işık Ergüden çevirisinde (İletişim, 2024) karşılaştırın.
- Feyza Şule Güngör, «Marcel Proust'un Kayıp Zamanın İzinde Adlı Romanında Belleğin Kurgulayıcı Rolü Üzerine Bir Değerlendirme», DTCF Dergisi 55/2 (2015), 59–74.
- Kendi madleninizi bulun: size istemeden bir anı getiren bir koku ya da tat. O anı geldiği gibi, sıraya koymadan yazın.