Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- «Bilinç akışı» terimi William James'in 1890 tarihli The Principles of Psychology'sinden gelir; James bilinci zincir ya da tren değil, akan bir nehir olarak tanımlar.
- James bu akışta zihnin bir imge üzerinde durduğu «durakları» ve bir düşünceden ötekine geçtiği «uçuşları» ayırır; dil ise her düşünceyi bir noktayla durdurur.
- Woolf «Modern Fiction»da zihne atom yağmuru gibi düşen izlenimleri ve hayatı saran «parlak hâleyi» anlatır; May Sinclair 1918'de terimi ilk kez Dorothy Richardson'ın romanlarına uygular.
- Moran'a göre iç konuşma dilbilgisine uygun ve mantıksal bağı olan bir sessiz konuşma, bilinç akımı ise çağrışımla akan, dilbilgisi kurallarını gözetmeyen bir anlatımdır.
- Karatekin'e göre Adalet Ağaoğlu'nun Fikrimin İnce Gülü'nde Almanya'dan köyüne dönen Bayram'ın yolculuğu büyük ölçüde bilinç akışıyla anlatılır.
Kazanımlar
- «Bilinç akışı» kavramının William James'in 1890 tarihli psikoloji kitabından doğuşunu ve edebiyata nasıl taşındığını açıklayabilir.
- James'in «duraklar» ile «uçuşlar» ayrımını ve Woolf'un «parlak hâle» imgesini, romanın zihni anlatma biçimiyle ilişkilendirerek çözümleyebilir.
- Bilinç akışı ile iç konuşma arasındaki farkı, Berna Moran'ın tanımı üzerinden ve tekniğin sınırlarıyla birlikte tartışabilir.
- Adalet Ağaoğlu'nun Fikrimin İnce Gülü'nde bilinç akışının kullanımını ele alan Türkçe bir incelemeyi tartışabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Harvard, 1890. Bir psikoloji profesörü, on iki yıldır yazdığı iki ciltlik kitabını nihayet bitirir. Kitabın bir bölümünde, insan zihninin nasıl işlediğini anlatmak için bir benzetme arar. Zincir mi? Hayır; zincirin halkaları birbirinden ayrıdır. Tren mi? O da olmaz; vagonlar tek tek sıralanır.
Sonunda bir sözcükte karar kılar: nehir. Zihin parçalara bölünmüş bir şey değildir; akar. Profesör bu akışa bir ad verir: bilinç akışı.
Profesörün adı William James'tir. Kardeşi, Daisy Miller'ın romancısı Henry James'tir. Ama «bilinç akışı» sözünü edebiyata kardeş romancı değil, kardeş psikolog kazandıracaktır; üstelik bunu bir edebiyat kitabında değil, bir psikoloji kitabında yapacaktır.
Büyük soru
Zihin gerçekten bir akış mıdır, yoksa onu böyle adlandırdığımız için mi öyle görürüz? Bir roman bu akışı taklit ettiğinde gerçekliğe mi yaklaşır, yoksa yeni bir yapaylık mı kurar?
Bağlam
On dokuzuncu yüzyılın gerçekçi romanında anlatıcı genellikle her şeyi bilir. Karakterlerin ne düşündüğünü düzgün cümlelerle özetler, olayları sırayla anlatır. Jane Austen'ın ustası olduğu serbest dolaylı anlatım bile anlatıcının sesiyle karakterin sesini düzenli bir dilde birleştirir.
Yirminci yüzyılın başında bazı yazarlar bunun yetmediğini düşündü. Zihin gerçekten düzgün cümlelerle mi düşünür? Bir anı, bir koku, bir ses düşüncenin akışını nasıl böler? İngiliz yazar Dorothy Richardson 1915'te Pilgrimage adlı uzun roman dizisini yayımlamaya başladı; olayları neredeyse tamamen kahramanı Miriam'ın zihninden aktarıyordu. 1918'de romancı May Sinclair, Richardson'ın romanları üzerine yazdığı bir yazıda James'in terimini ilk kez bir edebiyat eserine uyguladı.
Ana anlatı — Nehir, zincir değil
James, IX. bölümde bilinci tarif ederken iki imgeyi reddeder. Bilinç kendine parça parça bölünmüş görünmez; «zincir» ya da «tren» gibi sözcükler onu doğru anlatmaz. Bilinçte eklem yoktur; o akar. Bu yüzden ona bir nehir ya da akış demek en doğal benzetmedir. James'in kendi önerisiyle: bundan sonra ona düşüncenin, bilincin ya da öznel hayatın akışı diyelim.
James bu akışın her yerde aynı hızda akmadığını da fark eder. Akışın bazı yerleri yavaştır, durgundur; bir görüntü, bir duyum zihnin önünde uzun süre durabilir. Bazı yerleri ise hızlıdır; zihin bir şeyden ötekine geçer ve bu geçişin kendisini yakalamak neredeyse imkânsızdır.
Bu buluşun edebiyata taşınması kolay olmadı. 211-08'de Yusuf Atılgan'da gördüğümüz bilinç akışı, bir romancının zihnin bu iki hızını, durakları ve uçuşları, sayfaya birlikte taşıma denemesidir.
Ana anlatı — Atomların yağmuru
Woolf, 1919'da yazdığı ve 1925'te yeniden yayımladığı «Modern Fiction» adlı denemesinde, romancılardan sıradan bir günde sıradan bir zihne bakmalarını ister. Zihin her an sayısız izlenim alır: önemsiz, hayalî, uçup giden ya da çelik gibi keskin. Bunlar her yandan, durmayan bir atom yağmuru gibi yağar. Woolf'a göre önemli an, alışılmış romanların beklediği yerde değil, başka bir yerde gelir.
Sonra ünlü imgesini kurar: hayat, simetrik biçimde dizilmiş bir sıra araba feneri değildir; bilincin başından sonuna kadar bizi saran parlak bir hâle, yarı saydam bir zarftır. Romancının işi bu değişken, bilinmeyen ve sınırsız ruhu, ona dışarıdan olabildiğince az şey karıştırarak aktarmaktır.
Woolf bu yaklaşımı en çok genç bir İrlandalı yazarda, James Joyce'ta görür: atomları zihne düştükleri sırayla kaydedelim, diye yazar, görünüşte ne kadar dağınık ve tutarsız olursa olsun. Joyce kendisi de bu tekniği Édouard Dujardin'in 1887'de yayımlanan Fransızca bir romanından öğrendiğini söylemişti.
Yaygın yanlış«Bilinç akışı ile iç monolog aynı şeydir; ikisi de karakterin düşüncelerini aktarır.»
— İkisi akrabadır ama aynı değildir. 243-03'te Faulkner'ın Quentin'inde gördüğümüz iç monolog, karakterin düşüncelerini doğrudan verir. Berna Moran'ın, Karatekin'in aktardığı tanımına göre ayrım şuradadır: iç konuşma dilbilgisi bakımından düzgün, sözdizimi kurallarına uygun cümlelerle yapılan sessiz bir konuşmadır ve düşünceler arasında mantıksal bir bağ vardır. Bilinç akımında ise düşünceler arasında mantıksal bir bağ yoktur; çoğunlukla çağrışım ilkesine göre akarlar ve dilbilgisi kuralları gözetilmez. Bir başka deyişle iç monolog düşüncenin söylenmiş hâline, bilinç akışı ise henüz söze dönüşmemiş akışına yakındır.
Metin anı
James, bilincin farklı hızlarını bir kuşa benzetir ve bu benzetmeyi dilin kendisine bağlar:
Like a bird's life, it seems to be made of an alternation of flights and perchings. The rhythm of language expresses this, where every thought is expressed in a sentence, and every sentence closed by a period.
«Bir kuşun hayatı gibi, uçuşlarla konmaların birbirini izlemesinden oluşuyor gibidir. Dilin ritmi bunu ifade eder; her düşünce bir cümleyle anlatılır ve her cümle bir noktayla kapanır.»
Cümlenin ikinci yarısı, modernist romancıların karşı karşıya kaldığı sorunu bir psikoloğun ağzından söyler. Dil zihni her cümlenin sonunda bir noktayla durdurur; oysa zihin, James'in deyişiyle, en çok uçuş anında yaşar. Joyce Ulysses'in son bölümünde bir kadının gece yarısı düşüncelerini yalnızca birkaç dev cümleyle, neredeyse hiç noktalama işareti kullanmadan yazdığında, James'in tarif ettiği bu noktayı ortadan kaldırmaya çalışıyordu.
Cevap ve bağlantı
Bir roman zihnin akışını taklit ettiğinde gerçekliğe mi yaklaşır, yeni bir yapaylık mı kurar? Bu soru tekniğin doğduğu günden beri tartışılır. Bilinç akışı yazan romancılar da sonuçta seçer, keser, düzenler; hiçbir roman bir zihnin gerçek akışını aynen kopyalayamaz. Dorothy Richardson'ın kendisi bile, romanlarına yapıştırılan bu terimi hiç sevmedi. Teknik bir kopya değil, bir yanılsamadır: okura zihnin içinde olduğu duygusunu veren, ama arkasında yazarın dikkatli bir işçiliği bulunan bir yanılsama.
Bu tekniğin Türk romanındaki örneklerinden biri, Adalet Ağaoğlu'nun 1970'lerin ortasında yayımlanan Fikrimin İnce Gülü'dür. Tülay Karatekin'in 2019 tarihli incelemesine göre roman, Almanya'da işçi olarak çalışan Bayram'ın, yıllarca biriktirdiği parayla aldığı bal rengi, 74 model bir Mercedes'le köyü Ballıhisar'a dönüş yolculuğunu anlatır. Bayram araba sahibi olursa herkesin kendisine saygı duyacağını düşünür. Karatekin'e göre roman bilinç akışına geniş yer verir: yolculuk boyunca Bayram'ın zihninden geçenler, geçmişin anılarıyla yolun şimdisi birbirine karışarak aktarılır. Romanın son cümlesi bu yolculuğun nereye vardığını söyler: hiçbir yolun ucunda, kimse Bayram'ı beklemiyor.
Ağaoğlu'nun romanı tekniğin yalnızca kentli, eğitimli bir aydının zihnini değil, bir göçmen işçinin zihnini de taşıyabileceğini gösterir. Woolf'un sıradan bir günde sıradan bir zihin dediği şey, burada bir otoyolda, bir Mercedes'in direksiyonunda akar.
Kapanış kancası
James zihni bir nehre benzetti; Woolf ona atom yağmuru dedi. Ama bu akışın içinde bazen geçmiş bir anda, bütünüyle geri gelir. Bir sonraki derste Proust'a geçiyoruz: bir çay fincanına batırılmış küçük bir kek, unutulduğu sanılan bütün bir çocukluğu nasıl geri getirebilir?
Özet kartı
- «Bilinç akışı» terimi William James'in 1890 tarihli The Principles of Psychology'sinden gelir; James bilinci zincir ya da tren değil, akan bir nehir olarak tanımlar.
- James bu akışta zihnin bir imge üzerinde durduğu «durakları» ve bir düşünceden ötekine geçtiği «uçuşları» ayırır; dil ise her düşünceyi bir noktayla durdurur.
- Woolf «Modern Fiction»da zihne atom yağmuru gibi düşen izlenimleri ve hayatı saran «parlak hâleyi» anlatır; May Sinclair 1918'de terimi ilk kez Dorothy Richardson'ın romanlarına uygular.
- Moran'a göre iç konuşma dilbilgisine uygun ve mantıksal bağı olan bir sessiz konuşma, bilinç akımı ise çağrışımla akan, dilbilgisi kurallarını gözetmeyen bir anlatımdır.
- Karatekin'e göre Adalet Ağaoğlu'nun Fikrimin İnce Gülü'nde Almanya'dan köyüne dönen Bayram'ın yolculuğu büyük ölçüde bilinç akışıyla anlatılır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Düşünce akışı | Stream of thought | James'in bilincin kesintisiz bir akış olduğunu anlatan benzetmesi |
| Duraklar ve uçuşlar | Substantive and transitive parts | James'e göre zihnin durduğu yavaş yerlerle geçiş yaptığı hızlı yerler |
| Serbest çağrışım | Free association | Bir düşüncenin mantıksal bağ olmadan bir başkasını çağırması |
| Parlak hâle | Luminous halo | Woolf'un hayatı saran sınırsız, yarı saydam izlenimler bütünü imgesi |
| Noktalamasız akış | Unpunctuated flow | Düşüncenin kesintisizliğini göstermek için noktalamanın azaltılması |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) «Bilinç akışı» terimi nereden gelir? James bilinci neden zincir ya da tren değil de nehir diye tanımlar?
- (Kazanım 2) James'in «duraklar» ve «uçuşlar» ayrımı nedir? Metin anındaki kuş benzetmesi dil hakkında ne söyler?
- (Kazanım 2) Woolf «Modern Fiction»da romancıdan ne ister? «Parlak hâle» imgesi neyi anlatır?
- (Kazanım 3) Moran'a göre bilinç akışı ile iç konuşma arasındaki fark nedir? Bilinç akışı bir zihnin gerçek kopyası mıdır?
- (Kazanım 4) Karatekin Fikrimin İnce Gülü'nde bilinç akışının nasıl kullanıldığını söyler? Bu roman tekniğin kapsamı hakkında ne gösterir?
Cevaplar
- William James'in 1890 tarihli The Principles of Psychology kitabının IX. bölümünden gelir. James'e göre bilinç kendine parça parça bölünmüş görünmez; zincirin halkaları ya da trenin vagonları gibi ayrı parçalardan oluşmaz, eklemsizdir ve akar. Bu yüzden onu en doğal anlatan benzetme nehir ya da akıştır.
- Duraklar, zihnin bir imge ya da duyum üzerinde uzun süre durduğu yavaş yerlerdir; uçuşlar, bir düşünceden ötekine geçtiği hızlı yerlerdir. Kuş benzetmesinde James, dilin her düşünceyi bir cümleyle anlatıp her cümleyi bir noktayla kapattığını söyler; yani dil zihni hep bir durakta yakalar, uçuşu ise kaçırır.
- Sıradan bir günde sıradan bir zihne bakmasını, zihne her yandan atom yağmuru gibi düşen izlenimleri, dışarıdan olabildiğince az şey karıştırarak aktarmasını ister. «Parlak hâle», hayatın simetrik dizilmiş olaylardan değil, bilinci baştan sona saran sınırları belirsiz, yarı saydam bir izlenimler bütününden oluştuğunu anlatır.
- Moran'a göre iç konuşma dilbilgisi bakımından düzgün, sözdizimine uygun ve düşünceler arasında mantıksal bağı olan sessiz bir konuşmadır; bilinç akımında ise mantıksal bağ yoktur, düşünceler çağrışıma göre akar ve dilbilgisi kuralları gözetilmez. Bilinç akışı bir kopya değil, bir yanılsamadır: yazar yine seçer, keser ve düzenler; Richardson bile terimi sevmemiştir.
- Karatekin'e göre roman, Almanya'da işçi olarak çalışan Bayram'ın bal rengi bir Mercedes'le köyü Ballıhisar'a dönüşünü, büyük ölçüde onun zihninden geçenlerle, geçmişle şimdinin birbirine karıştığı bir bilinç akışıyla anlatır. Roman, tekniğin yalnızca kentli aydınların değil, bir göçmen işçinin zihnini de taşıyabileceğini gösterir.
Okuma
- James Joyce, Ulysses, çev. Nevzat Erkmen (Yapı Kredi Yayınları). Kitabın son bölümünü, Molly'nin gece yarısı düşüncelerini, noktalama işaretleri olmadan okumaya çalışın.
- Tülay Karatekin, «Fikrimin İnce Gülü Romanında Bilinç Akışı Tekniği», Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi 6/1 (2019), 215–230.
- Adalet Ağaoğlu, Fikrimin İnce Gülü. Bayram'ın yolculuğunun ilk bölümünü okuyup düşüncelerinin hangi sözcüklerle bir anıdan ötekine geçtiğini işaretleyin.