İçeriğe geç

Ünite EDB-243-05 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı

Harlem Rönesansı

EDB-243 Amerikan Edebiyatı II: 20. Yüzyıl ve Sonrası

1.939 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 9 dk

  • Harlem Rönesansı
  • Büyük Göç
  • blues kıtası
  • ırksal dağ
  • yerel konuşma dili
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Harlem Rönesansı, Büyük Göç'le Harlem'e yerleşen siyah Amerikalıların 1920'lerde kendi deneyimlerini kendi sesleriyle anlattığı edebiyat ve sanat hareketidir; Locke'un 1925 tarihli The New Negro antolojisi manifestosu sayılır.
  2. Langston Hughes, The Weary Blues'ta (1926) blues kıtasını ve Harlem'in konuşma dilini şiire taşıdı; kitabın son şiiri Whitman'a «ben de Amerika'yım» diye cevap verir.
  3. Hughes 1926'da The Nation'da siyah sanatçının önündeki «ırksal dağı» tanımladı ve ne beyazların ne de kendi halkının hoşnutsuzluğunu önemseyeceğini ilan etti.
  4. Zora Neale Hurston 1928 tarihli denemesinde renkli olduğu günü anlatır ama «trajik biçimde renkli» olmadığını söyler; hareketin içinde Du Bois, Wright ve Hurston gibi farklı ve çatışan sesler vardı.
  5. Garip şairleri 1 Ocak 1949'da Yaprak'ın ilk sayısının birinci sayfasında Anday'ın Amerikalı siyah şairlerden yaptığı çevirileri yayımladı.

Kazanımlar

  • Harlem Rönesansı'nı Büyük Göç, Harlem'in bir kültür merkezine dönüşmesi ve dönemin dergi ve antolojileriyle birlikte açıklayabilir.
  • Langston Hughes'un şiirlerinde blues kıtasını ve yerel konuşma dilini nasıl kullandığını «The Weary Blues» ve «The Negro Speaks of Rivers» üzerinden çözümleyebilir.
  • Hughes'un «ırksal dağ» kavramını ve Zora Neale Hurston'ın «How It Feels to Be Colored Me» denemesini, hareketin içindeki farklı tutumlarla birlikte tartışabilir.
  • Garip şairlerinin 1949'da Yaprak'ın ilk sayısında Amerikalı siyah şairlerden çeviriler yayımlamasını, iki şiir anlayışının konuşma diline yönelişi açısından değerlendirebilir.

Video metni

Soğuk açılış

New York, 10 Kasım 1924. Yirmi iki yaşında bir genç, aylardır denizdedir. Bir yük gemisinde tayfa olarak Batı Afrika kıyılarına gitmiş, Paris'te bir gece kulübünde kapıcılık, aşçı yardımcılığı ve garsonluk yapmış, İtalya'da pasaportu çalınınca Cenova limanında beş parasız kalmış, sonunda bir gemiyi boyayarak eve dönmüştür.

Aynı akşam Harlem'de bir dans vardır; siyahların haklarını savunan bir derneğin düzenlediği bir gece. Orada beyaz bir yazar ve eleştirmen, Carl Van Vechten, iki genç siyah şairle tanıştırılır. Biri Countee Cullen'dır, öbürü yeni dönen o tayfa: Langston Hughes. Van Vechten iki yıl sonra, Hughes'un ilk şiir kitabına yazdığı önsözde, o geceden önce ikisinin de adını hiç duymadığını itiraf edecektir.

Büyük soru

Bir halkın yazarları kendilerini anlatırken kimin gözüne göre yazar? Kendi halklarının mı, yoksa kitaplarını basan, satın alan ve öven beyaz okurun mu? Ve bu iki göz aynı şeyi istemezse ne olur?

Bağlam

Yirminci yüzyılın ilk on yıllarında yüz binlerce siyah Amerikalı, ırk ayrımcılığının yasalaştığı Güney'den iş ve güvenlik umuduyla kuzeyin büyük şehirlerine göç etti. New York'un Harlem semti bu göçün kültür başkenti oldu.

1920'lerde Harlem'de şairler, romancılar, müzisyenler ve ressamlar bir araya geldi. Dergiler, antolojiler ve gece kulüpleri bu hareketin sahnesiydi. Alain Locke'un 1925'te derlediği The New Negro antolojisi hareketin manifestosu sayıldı.

Bir dil notu: bu dönemin metinlerinde geçen «Negro» sözcüğü o yıllarda siyah yazarların da kendileri için kullandığı olağan addı. Bugün İngilizcede yerini başka adlara bıraktı. Biz Türkçede «siyah» diyoruz; başlıkları ise aslındaki gibi bırakıyoruz.

Ana anlatı — Bir piyanonun inlemesi

The Weary Blues 1926'da yayımlandı. Kitaba adını veren şiirde anlatıcı, Harlem'in Lenox Caddesi'nde, eski bir gaz lambasının soluk ışığında piyano çalan siyah bir adamı dinler. Adam sallanarak çalar; ayağı tahta zemine vurur. Sonra şarkı söyler ve şiir onun sözlerini aynen aktarır: hüzünlü blues'u yakaladım, bir türlü doyamıyorum.

Bu satırlar bir blues şarkısının biçimiyle yazılmıştır. İlk dize söylenir, ardından küçük bir değişiklikle tekrarlanır, sonra üçüncü dize ikisine cevap verir. Hughes Amerikan şiirine bir müzik türünün kalıbını taşır.

Şarkıcının sözleri sokakta konuşulduğu gibidir: «myself» yerine «ma self», «no more» yerine «no mo'». Hughes bu konuşma dilini düzeltmez.

Kitabın son şiiri Whitman'a bir cevaptır. 242-07'de gördüğümüz Whitman, Amerika'nın şarkı söylediğini duyduğunu yazmıştı. Hughes'un şiiri «ben de Amerika'yı söylerim» diye açılır: ben esmer kardeşim; misafir gelince beni mutfakta yedirirler. Yarın masaya oturacağımı söyler ve şöyle biter: ben de Amerika'yım.

Ana anlatı — Dağ ve istiridye bıçağı

Hughes aynı yıl, The Nation dergisinde hareketin manifestosu sayılan bir yazı yayımladı. Yazı, genç bir siyah şairin ona söylediği bir cümleyle açılır: şair olmak istiyorum, siyah bir şair değil. Hughes bunu, beyaz gibi yazma, sonunda da beyaz olma isteğinin bir itirafı olarak okur. Ona göre gerçek bir siyah sanatın önünde duran dağ budur.

Yazının son paragrafı bir bağımsızlık bildirisidir: biz genç siyah sanatçılar, kendi esmer benliklerimizi korkmadan ve utanmadan anlatmaya niyetliyiz. Beyazlar memnun kalırsa seviniriz; kalmazlarsa önemi yok. Kendi halkımız memnun kalırsa seviniriz; kalmazsa onların hoşnutsuzluğunun da önemi yok.

Zora Neale Hurston bu bağımsızlığı başka bir tonla dile getirdi. Florida'da yalnız siyahların yaşadığı küçük bir kasabada, Eatonville'de büyüdü. 1928 tarihli denemesinin ikinci paragrafı şöyle açılır: renkli olduğum günü çok iyi hatırlıyorum. On üç yaşına kadar kasabada herkesin Zora'sıdır; Jacksonville'deki okula gönderildiğinde, kendi deyişiyle, artık küçük renkli bir kızdır. Ama hemen ekler: trajik biçimde renkli değilim. Dünyaya ağlamadığını, çünkü istiridye bıçağını bilemekle meşgul olduğunu söyler.

Yaygın yanlış«Harlem Rönesansı'nın yazarları aynı şeyi savunan tek sesli bir okuldu.»
Doğrusu

— Hareketin içinde sert tartışmalar vardı. Hughes, siyah sanatçının ne beyaz okurun ne de kendi halkının saygın orta sınıfının beklentisine boyun eğmemesi gerektiğini savundu. Aynı yıl, 1926'da, hareketin önde gelen düşünürlerinden W. E. B. Du Bois The Crisis dergisinde bütün sanatın propaganda olduğunu, olması da gerektiğini yazdı. Hurston'ın 1937 tarihli romanı Gözleri Tanrı'yı Seyrediyordu ise romancı Richard Wright'ın sert eleştirisiyle karşılaştı: Wright romanı bir mesajı, bir düşüncesi olmamakla ve beyaz okuru eğlendiren eski kalıplara yaslanmakla suçladı. Hurston ölümünden yıllar sonra, 1970'lerde Alice Walker'ın yazılarıyla yeniden okunmaya başlandı. Tek bir program değil, birbiriyle çekişen sesler vardı.

Metin anı

Hughes'un en ünlü şiirlerinden biri, 1921'de yayımlanıp sonra The Weary Blues'a alınan ve Du Bois'ya adanan «The Negro Speaks of Rivers»tır:

I've known rivers:
I've known rivers ancient as the world and older than the flow of human blood in human veins.
My soul has grown deep like the rivers.
I bathed in the Euphrates when dawns were young.
I built my hut near the Congo and it lulled me to sleep.
I looked upon the Nile and raised the pyramids above it.

«Irmakları tanıdım: / Dünya kadar eski, insan damarlarında akan insan kanından daha eski ırmakları tanıdım. / Ruhum ırmaklar gibi derinleşti. / Şafaklar gençken Fırat'ta yıkandım. / Kongo'nun yanında kulübemi kurdum, o beni uyuttu. / Nil'e baktım ve piramitleri onun üstüne yükselttim.»

Şiir dört ırmağı insanlık tarihinin sırasıyla dizer: Fırat, Kongo, Nil, sonra Mississippi. Fırat'ta yıkanan «ben», Mississippi'de Lincoln'ün New Orleans'a inişini duyar; köleliğin kaldırılmasından önceki bir anı, ırmağın gün batımında altına dönen bağrıyla birlikte hatırlar. Şiirin cümleleri basittir, ama öznesi tek bir insanın ömrüne sığmaz. Bir halk, kendi tarihini ırmakların yaşıyla ölçer.

Cevap ve bağlantı

Bir halkın yazarları kimin gözüne göre yazar? Harlem Rönesansı bu soruyu tek bir cevapla kapatmadı. Hughes'un ilk kitabını beyaz bir yayınevi bastı ve beyaz bir eleştirmen tanıttı; ama Hughes aynı yıl, kimsenin hoşnutsuzluğunun önemi olmadığını yazdı. Hurston, beyaz bir arkadaşıyla oturduğu bir caz kulübünde orkestra çalarken içinde coşkuyla dans ettiğini, müzik bitince arkadaşının parmaklarıyla masaya vurup «iyi müzik çalıyorlar» dediğini anlatır ve şöyle yazar: o yalnızca benim hissettiğimi duymuştu. İki göz aynı şeyi görmez; Harlem yazarları bu farkı saklamak yerine metnin konusu yaptı.

Türkçede bu seslerin erken bir yankısı, beklenmedik bir yerde, bir gazetenin birinci sayfasındadır. 210-08'de gördüğümüz Garip şairleri, Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday, 1 Ocak 1949'da Ankara'da Yaprak'ı çıkardı. Esma Dumanlı Kadızade'nin hazırladığı dizine göre ilk sayının birinci sayfasında Anday'ın «Amerikalı Zenci Şairlerden Örnekler» başlıklı şiir çevirileri yer aldı; dizi sonraki sayılarda da sürdü. Kadızade'nin dizini, çevrilen şairlerin adlarını vermez. Burada bir etki iddiası kurmuyoruz; ama şiiri gündelik konuşmaya yaklaştırmak isteyen Garip şairlerinin, şiiri sokağın ve şarkının diline taşıyan siyah Amerikalı şairleri ilk sayılarının ön sayfasına koyması, iki şiir anlayışının nerede buluştuğunu gösterir.

Kapanış kancası

Harlem'in yazarları kendi sesleriyle konuşmak için ırksal dağa tırmandı. Bir sonraki derste İkinci Dünya Savaşı sonrasına geçiyoruz: zenginleşen ve düzene giren bir Amerika'da bir genç, büyüklerin dünyasını sahte bulup okuldan ya da evden kaçarsa, edebiyat bu kaçışı nasıl bir dille yazar?

Özet kartı

  1. Harlem Rönesansı, Büyük Göç'le Harlem'e yerleşen siyah Amerikalıların 1920'lerde kendi deneyimlerini kendi sesleriyle anlattığı edebiyat ve sanat hareketidir; Locke'un 1925 tarihli The New Negro antolojisi manifestosu sayılır.
  2. Langston Hughes, The Weary Blues'ta (1926) blues kıtasını ve Harlem'in konuşma dilini şiire taşıdı; kitabın son şiiri Whitman'a «ben de Amerika'yım» diye cevap verir.
  3. Hughes 1926'da The Nation'da siyah sanatçının önündeki «ırksal dağı» tanımladı ve ne beyazların ne de kendi halkının hoşnutsuzluğunu önemseyeceğini ilan etti.
  4. Zora Neale Hurston 1928 tarihli denemesinde renkli olduğu günü anlatır ama «trajik biçimde renkli» olmadığını söyler; hareketin içinde Du Bois, Wright ve Hurston gibi farklı ve çatışan sesler vardı.
  5. Garip şairleri 1 Ocak 1949'da Yaprak'ın ilk sayısının birinci sayfasında Anday'ın Amerikalı siyah şairlerden yaptığı çevirileri yayımladı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Harlem RönesansıHarlem Renaissance1920'lerde Harlem'de siyah Amerikalı yazar ve sanatçıların kendi seslerini kurduğu hareket
Büyük GöçGreat MigrationSiyah Amerikalıların Güney'den kuzey ve batının sanayi şehirlerine kitlesel göçü
Blues kıtasıBlues stanzaBir dizenin tekrarlanıp ardından gelen dizeyle cevaplandığı blues kökenli kıta
Irksal dağRacial mountainHughes'a göre siyah sanatçıyı beyaz kalıplara iten iç ve dış baskıların imgesi
Yerel konuşma diliVernacularBir topluluğun gündelik, yazı dilinin kurallarına uymayan konuşma dili

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Harlem Rönesansı hangi toplumsal hareketin sonucunda ortaya çıktı? Harlem neden bu hareketin merkezi oldu?
  2. (Kazanım 2) «The Weary Blues» şiirinde blues kıtası ve yerel konuşma dili nasıl kullanılır?
  3. (Kazanım 2) «The Negro Speaks of Rivers»ta ırmakların sırası ve «ben» öznesi neyi anlatır?
  4. (Kazanım 3) Hughes'un «ırksal dağ» dediği şey nedir? Hurston'ın denemesindeki tutum Hughes'unkiyle nerede buluşur, hareketin içindeki hangi seslerden ayrılır?
  5. (Kazanım 4) Garip şairleri Yaprak'ın ilk sayısında Amerikalı siyah şairlere nasıl yer verdi? Bu iki şiir anlayışı hangi noktada buluşur?

Cevaplar

  1. Siyah Amerikalıların yirminci yüzyılın başlarından itibaren ayrımcılık ve yoksulluktan kaçarak Güney'den kuzeyin sanayi şehirlerine göçünün, yani Büyük Göç'ün sonucunda ortaya çıktı. New York'un Harlem semti bu göçün kültür başkenti oldu; dergiler, antolojiler ve gece kulüpleri yazarları ve müzisyenleri bir araya getirdi.
  2. Şarkıcının sözleri blues kalıbıyla verilir: bir dize söylenir, küçük bir değişiklikle tekrarlanır, ardından gelen dize ikisine cevap verir. Sözler sokakta konuşulduğu gibi, «ma self», «no mo'» biçiminde aktarılır; Hughes bu konuşma dilini düzeltmeden şiire taşır.
  3. Fırat, Kongo, Nil ve Mississippi insanlık tarihinin sırasıyla dizilir. Konuşan «ben» tek bir kişi değil, binlerce yıllık bir halktır; köleliğin ve aşağılanmanın tarihine uygarlığın ilk ırmaklarına uzanan bir soyla cevap verir.
  4. Siyah sanatçının önündeki, kendi halkının bir kısmının beyaz olanı her erdemin simgesi sayması ve sanatçıdan beyaz kalıplara göre yazmasını beklemesinden doğan engeldir. Hurston da kendini trajik bir kurban olarak görmeyi reddederek bağımsız bir ses kurar; bu yönüyle Hughes'la buluşur. Ama Du Bois'nın bütün sanatın propaganda olması gerektiği görüşünden ve Wright'ın romanlardan bir mesaj bekleyen eleştirisinden ayrılır.
  5. Esma Dumanlı Kadızade'nin dizinine göre 1 Ocak 1949 tarihli ilk sayının birinci sayfasında Melih Cevdet Anday'ın «Amerikalı Zenci Şairlerden Örnekler» başlıklı şiir çevirileri yer aldı ve dizi sonraki sayılarda sürdü. İki şiir anlayışı, şiiri süslü bir yazı dilinden çıkarıp gündelik konuşmanın ve şarkının diline yaklaştırma isteğinde buluşur.

Okuma

  • Langston Hughes, Ertelenmiş Bir Hayalin Montajı, çev. Sevda Akyüz (Ketebe, 2025). Hughes'un caz ritmini sonraki yıllarda bütün bir kitaba yaydığı şiirleri.
  • Zora Neale Hurston, Gözleri Tanrı'yı Seyrediyordu, çev. Püren Özgören (İthaki, 2021). Çevirinin, karakterlerin konuşma dilini Türkçede nasıl verdiğine dikkat edin.
  • Esma Dumanlı Kadızade, «Yaprak Gazetesi Üzerine Bir Dizin Çalışması», TÜBAR XXXII (Güz 2012), 159–198.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:30 Soğuk açılış: bir yük gemisinin güvertesi, uzakta bir Afrika kıyısı; ardından Paris'te bir gece kulübünün mutfağı; sonra kasım akşamı New York'ta ışıklı bir dans salonunun kapısı.
  • 1:30–2:10 Büyük soru: bir yazı masasının üstünde iki ayna; birinde bir siyah mahallenin sokağı, öbüründe bir yayınevinin vitrini.
  • 2:10–3:40 Bağlam: Güney'den kuzeye uzanan tren rayları, ellerinde bavullarla perona inen aileler; Harlem'in kalabalık bir caddesi; bir antolojinin kapağı.
  • 3:40–6:20 Ana anlatı — Bir piyanonun inlemesi: gaz lambası ışığında eski bir piyano, tuşlara inen eller, tahtaya vuran bir ayak; ekranda üç dize belirir, ilk ikisi neredeyse aynıdır.
  • 6:20–8:50 Ana anlatı — Dağ ve istiridye bıçağı: yükselen gri bir dağ silueti, eteğinde bir genç; ardından Florida'da bir bahçe kapısının üstünde oturan küçük bir kız, yoldan geçen arabalara el sallar.
  • 8:50–10:20 Metin anı: dört ırmak sırayla akar; Fırat'ta şafak, Kongo kıyısında bir kulübe, Nil'in üstünde yükselen piramitler, gün batımında altına dönen Mississippi.
  • 10:20–13:00 Cevap ve bağlantı: bir caz kulübünde masada oturan iki kişi, biri müzikle sallanırken öbürü parmaklarıyla masaya vurur; ardından 1949 tarihli bir gazetenin birinci sayfası, sütunlar arasında bir çeviri başlığı.
  • 13:00–13:40 Kapanış kancası: banliyöde birbirinin aynı evler; bir genç sırt çantasıyla evden çıkar ve otoyola doğru yürür.

Telaffuz

  • Langston Hughes: «LENG-stın HYUZ»; Zora Neale Hurston: «ZO-ra NİL HÖR-stın»; Countee Cullen: «KAUN-ti KA-lın»; Carl Van Vechten: «KAARL ven VEK-tın».
  • Alain Locke: «a-LEYN LAK»; W. E. B. Du Bois: «DABL-yu İİ Bİİ du-BOYS»; Richard Wright: «Rİ-çırd RAYT»; Alice Walker: «E-lis VO-kır».
  • Eatonville: «İİ-tın-vil»; Lenox: «LE-nıks»; Esma Dumanlı Kadızade: «es-MA du-man-LI ka-dı-za-DE»; Sevda Akyüz: «sev-DA ak-YÜZ»; Püren Özgören: «pü-REN öz-gö-REN».