Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Hemingway 1922 sonbaharında Toronto Star muhabiri olarak Doğu Trakya'nın boşaltılışını Edirne'de gördü; 14 Kasım 1922 tarihli mektubunda yürüyüşü ayrıntılarla ve «dehşet» sözcüğüyle anlattı.
- Aynı yürüyüş, 1924'te Paris'te yüz yetmiş nüsha basılan in our time'ın üçüncü vinyetinde «ben»siz, yorumsuz ve «dehşet» sözcüğü olmadan yeniden yazıldı.
- Buzdağı kuramına göre yazar bildiği şeyleri çıkarabilir ve okur onları sezer; bilmediği için atlayan yazar ise yalnızca boşluk bırakır.
- «Hills Like White Elephants»ta konuşmanın merkezindeki ameliyat hiç adlandırılmaz; dış odaklayım, tekrar ve bakışlar konuyu taşır, son ise açık kalır.
- Karavin, Yaşlı Adam ve Deniz'in Ülkü Tamer çevirisini yalın üsluba daha sadık, Orhan Azizoğlu çevirisini ise ekleme ve genişletmelerle daha serbest bulur.
Kazanımlar
- Hemingway'in 1922'de Edirne'den yazdığı gazete mektubuyla 1924'te aynı yürüyüşten yaptığı vinyeti karşılaştırıp yazarın neleri çıkardığını gösterebilir.
- Buzdağı kuramını, bilerek dışarıda bırakılan ile bilinmediği için yazılmayan arasındaki ayrımla birlikte açıklayabilir.
- «Hills Like White Elephants» öyküsünde hiç adı geçmeyen konunun diyalog, tekrar ve dış odaklayım yoluyla nasıl taşındığını çözümleyebilir.
- Yaşlı Adam ve Deniz'in iki Türkçe çevirisini yalın üslubun aktarımı açısından inceleyen bir çalışmanın bulgularını değerlendirebilir.
Video metni
Soğuk açılış
Edirne, Ekim 1922. Yağmur yağıyor. Karaağaç yolunda öküz arabaları, manda arabaları, deve katarları birbirine sıkışmış, yavaşça batıya ilerliyor. Arabalarda yatak denkleri, aynalar, dikiş makineleri, bohçalar. Meriç taşmış, köprüye dayanmış.
Yolun kenarında yirmi üç yaşında bir Amerikalı muhabir yürüyor. İstanbul'da sıtmaya yakalanmış; geceleri titreme nöbetlerini kinin ve aspirinle geçiriyor. Telgraf telleri kesik. Gördüğünü Toronto'daki gazetesine yetiştirmek için Edirne'den ayrılan bir İtalyan albayına rica edecek, İstanbul'dan çeksin diye.
Muhabirin adı Ernest Hemingway. Bu yürüyüşü iki kez yazacak: önce gazeteye, sonra bir kitaba. İkinci yazdığı, birincisinden çok daha kısa olacak.
Büyük soru
Bir muhabir gördüğü sahneye «dehşet» der. Aynı adam iki yıl sonra o sahneyi bu sözcüğü hiç kullanmadan yeniden yazar. Dehşet nereye gider: metinden çıkar mı, yoksa okurun içine mi taşınır?
Bağlam
Hemingway 1899'da Chicago yakınlarında doğdu. On sekiz yaşında Kansas City Star'da çaylak muhabir oldu. Harika Karavin'in aktardığına göre Hemingway sonradan bir söyleşide üslubunu o gazetenin yazım kılavuzuna bağlamıştır: kısa cümleler kullan, ilk paragrafları kısa tut, güçlü bir İngilizceyle yaz. Birinci Dünya Savaşı'nda İtalya cephesinde ağır yaralandı; 1921'de Paris'e yerleşti ve Toronto Star'ın Avrupa muhabiri oldu.
1922 sonbaharında gazete onu İstanbul'a gönderdi. Mudanya Ateşkesi'nden sonra Yunan ordusu Doğu Trakya'yı boşaltıyordu; Rum köylüler de evlerini bırakıp onunla birlikte Meriç'in batısına göç ediyordu. Hemingway bu göçü Edirne'de gördü.
Ana anlatı — Mektuptan vinyete
Hemingway'in 14 Kasım 1922'de yayımlanan mektubu Sofya'dan, yola çıkmış bir trenden yazılmıştır. Uzun bir yazıdır. Muhabir her şeyi anlatır: Edirne istasyonunu bir çamur çukuru diye tarif eder; geceyi bitlerle dolu bir pansiyonda geçirir; arabalardan birini süren bir Türk köylüsünün Yunan askerlerince dövülüşünü görür. Yürüyüşü «insanlığın sonsuz alayı» diye adlandırır. Mektubun sonuna doğru şunu yazar: yirmi millik o alayın dehşetini aklımdan çıkaramıyordum.
İki yıl sonra Paris'te, el yapımı kâğıda basılmış yüz yetmiş nüshalık ince bir kitap çıkar: in our time. Kitap on sekiz kısa bölümden oluşur; çoğu bir paragraf uzunluğundadır. Üçüncü bölüm, aynı yürüyüştür.
Vinyet minarelerle açılır: Edirne'nin minareleri yağmurun içinden, çamurlu düzlüğün ötesinden yükselir. Sonra arabalar, mandalar, develer gelir. Mektuptaki «ben» yoktur. Bit yoktur, pansiyon yoktur, dövülen köylü yoktur. Mektupta yirmi mil olan alay burada otuz mildir. Mektupta tuğla kırmızısı akan Meriç burada sarı akar. Bir de mektupta olmayan bir ayrıntı vardır: arabalardan birinde doğum yapan bir kadın ve onun üstüne battaniye tutup ağlayan genç bir kız. Ardından iki cümle: Bakarken korkudan hasta olmuş. Bütün tahliye boyunca yağmur yağdı.
İlk cümlenin öznesi yoktur. Korkan kızdır, belki de bakan anlatıcı; metin karar vermez. «Dehşet» sözcüğü de yoktur. Gazeteci duyguyu adlandırmıştı; yazar onu adlandırmayı bırakır ve okurun önüne yalnızca neden olan şeyleri koyar.
Ana anlatı — Buzdağının sekizde biri
Hemingway bu yöntemi on yıl sonra, 1932 tarihli boğa güreşi kitabı Death in the Afternoon'da bir imgeyle anlattı. Karavin'in aktarımına göre söylediği şudur: yazar anlattığı şeyi yeterince biliyorsa, bildiği bazı şeyleri çıkarabilir ve yeterince doğru yazmışsa okur onları söylenmiş kadar güçlü hisseder. Buzdağının hareketindeki vakar, yalnızca sekizde birinin suyun üstünde olmasından gelir. Bilmediği için bir şeyi atlayan yazar ise yazısında yalnızca boşluklar bırakır.
Yaygın yanlış«Buzdağı kuramı az yazmak demektir; ne kadar az söylersen o kadar derin olur.»
— Hemingway'in ölçütü kısalık değil, atlananın yazarca bilinmesidir. Edirne vinyeti kısa olduğu için değil, arkasında bitlerle dolu bir pansiyon, kesik teller ve dövülen bir arabacı olduğu için ağırdır. Bilmediğini atlayan yazar, Hemingway'in sözüyle, metninde yalnızca boşluk bırakır. Kuram ayrıca bir okuma güvencesi değildir: atlanan şeyi her okurun aynı biçimde sezeceğini kimse garanti edemez.
Yalın üslup kısa cümle demek de değildir. Hemingway bazen bir cümleyi «ve»lerle uzatır, eylemleri virgülsüz, nefes almadan ard arda dizer.
Birazdan okuyacağımız öyküde, konuşmanın en gergin anından hemen sonra böyle bir cümle gelir: Masaya oturdular ve kız vadinin kurak yakasındaki tepelere baktı ve adam ona ve masaya baktı. Kimin neye baktığından başka bir şey söylenmez; iki insan arasındaki mesafe, bakışların yönünde durur.
Metin anı
1927 tarihli Men Without Women'daki «Hills Like White Elephants», İspanya'da, Ebro vadisinde küçük bir aktarma istasyonunda geçer. Bir Amerikalı erkekle yanındaki genç kadın, Madrid ekspresini beklerken bira içer. Kadın karşıdaki tepelerin beyaz fillere benzediğini söyler. Erkek bir süre sonra asıl konuyu açar:
"It's really an awfully simple operation, Jig," the man said. "It's not really an operation at all."
The girl looked at the ground the table legs rested on.
«Gerçekten çok basit bir ameliyat, Jig,» dedi adam. «Aslında ameliyat bile sayılmaz.» Kız, masa ayaklarının durduğu toprağa baktı.
Öyküde ameliyatın ne olduğu bir kez bile söylenmez. Okurların büyük çoğunluğu konuşmanın bir kürtaj üzerine olduğunu çıkarır; ama bunu söyleyen tek bir sözcük yoktur. Metin yalnızca dışarıdan görüneni verir: kimin ne dediği, kimin nereye baktığı.
Erkek «çok basit» sözünü öykü boyunca dönüp dönüp söyler; kadın bir noktada o sözü ona aynen geri verir: evet, sen bunun çok basit olduğunu biliyorsun. Tekrar, erkeğin kendini ikna etme çabasına dönüşür. Duvara dayalı bavulların üstünde, geceledikleri bütün otellerin etiketleri vardır; bir yere kök salmamış bir hayat tek bir ayrıntıyla görünür. İngilizcede «beyaz fil», bakımı pahalı ve kimsenin istemediği bir hediye anlamına da gelen bir deyimdir. Öyküde bunu da kimse söylemez.
Öykünün sonu da kapalı değildir. Kadın, «kendimi iyi hissediyorum, bende bir sorun yok» der. Bunun bir karar mı, bir teslimiyet mi, bir alay mı olduğu konusunda okurlar ayrışır; metin hiçbirini doğrulamaz.
Cevap ve bağlantı
Dehşet nereye gider? Edirne vinyetinde metinden çıkmaz; sözcükten nesneye geçer. Gazeteci dehşeti söylemişti; yazar, dehşeti doğuran şeyleri sıralayıp adını okura bıraktı. «Hills Like White Elephants»ta da öykünün asıl konusu söylenmez; diyalogda, tekrarlarda ve bir bakışta taşınır. Çehov'un oyunlarında 241-10'da gördüğümüz alt metin, Hemingway'de bir yazım yöntemine dönüşür.
Bu yalınlığın çeviride korunup korunmadığı ayrı bir sorudur. Harika Karavin 2016 tarihli makalesinde Yaşlı Adam ve Deniz'in iki Türkçe çevirisini karşılaştırır: Ülkü Tamer'in 1969 tarihli çevirisiyle Orhan Azizoğlu'nun 1983 tarihli çevirisini. Karavin'e göre Tamer yalın bir Türkçe ve kısa, dolaysız cümlelerle Hemingway'in üslubuna daha sadık kalır. Azizoğlu daha serbest davranır: ekler, çıkarır, genişletir; kaynak metinde olmayan dinî öğeler de katar. Yaşlı balıkçının olta hazırladığı bir sahnede Tamer «Kürekleri bırakıp küçük bir olta çıkardı başaltından. Orta boy iğnesine sardalyelerden birini taktı.» diye yazar. Azizoğlu aynı yeri, tel kılavuzlu bir zokayı, yemlemeyi ve bağlamayı tek bir uzun cümlede toplar. Hemingway'in yalınlığı çevirmenin önünde bir sınavdır: açıklamak isteyen çevirmen, atlanmış olanı yeniden metne yazar ve buzdağını suyun üstüne çıkarır.
Kapanış kancası
Hemingway cümleyi kısaltıp dünyayı dışarıda bıraktı. Bir sonraki derste Faulkner'a geçiyoruz: bir aile ve bir bölge, Amerikan Güneyi, birden çok bilincin içinden, zamanın sırası bozularak anlatılırsa, okur dağılmış parçalardan nasıl bir hikâye kurar?
Özet kartı
- Hemingway 1922 sonbaharında Toronto Star muhabiri olarak Doğu Trakya'nın boşaltılışını Edirne'de gördü; 14 Kasım 1922 tarihli mektubunda yürüyüşü ayrıntılarla ve «dehşet» sözcüğüyle anlattı.
- Aynı yürüyüş, 1924'te Paris'te yüz yetmiş nüsha basılan in our time'ın üçüncü vinyetinde «ben»siz, yorumsuz ve «dehşet» sözcüğü olmadan yeniden yazıldı.
- Buzdağı kuramına göre yazar bildiği şeyleri çıkarabilir ve okur onları sezer; bilmediği için atlayan yazar ise yalnızca boşluk bırakır.
- «Hills Like White Elephants»ta konuşmanın merkezindeki ameliyat hiç adlandırılmaz; dış odaklayım, tekrar ve bakışlar konuyu taşır, son ise açık kalır.
- Karavin, Yaşlı Adam ve Deniz'in Ülkü Tamer çevirisini yalın üsluba daha sadık, Orhan Azizoğlu çevirisini ise ekleme ve genişletmelerle daha serbest bulur.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Buzdağı kuramı | Iceberg theory | Yazarın bildiklerinin büyük kısmını bilerek çıkarıp okura sezdirmesi ilkesi |
| Yalın üslup | Plain style | Kısa cümle, somut ad ve az yorumla duyguyu söylemeden sezdiren anlatım |
| Vinyet | Vignette | Olay örgüsü kurmadan tek bir sahneyi yoğun biçimde veren çok kısa düzyazı |
| Bağlaç yığma | Polysyndeton | Aynı bağlacın art arda gelen öğeler arasında gereğinden sık tekrarı |
| Dış odaklayım | External focalization | Anlatıcının karakterlerin zihnine girmeden yalnızca görüneni ve duyulanı aktarması |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Hemingway'in 1922 mektubunda olup 1924 vinyetinde olmayan üç şeyi sayın. Bu çıkarmalar sahnenin etkisini nasıl değiştirir?
- (Kazanım 2) Buzdağı kuramına göre bilerek atlamak ile bilmediği için atlamak arasındaki fark nedir?
- (Kazanım 2) «Buzdağı kuramı az yazmak demektir» yargısı neden yanlıştır?
- (Kazanım 3) «Hills Like White Elephants»ta adı hiç geçmeyen konu hangi araçlarla taşınır? Dış odaklayım okurdan ne ister?
- (Kazanım 4) Karavin Yaşlı Adam ve Deniz'in iki Türkçe çevirisini neye bakarak karşılaştırıyor, Tamer ile Azizoğlu hakkında ne buluyor?
Cevaplar
- Mektupta anlatıcının kendisi, bitlerle dolu pansiyon, Yunan askerlerince dövülen Türk arabacı ve «dehşet» sözcüğü vardır; vinyette bunların hiçbiri yoktur. Çıkarmalar sahneyi kişisel bir tanıklıktan nesnelerin ve insanların dökümüne çevirir; duygu adlandırılmadığı için okur onu kendisi kurmak zorunda kalır.
- Yazar anlattığı şeyi iyi biliyorsa, bildiklerinin bir kısmını çıkarabilir ve doğru yazmışsa okur onları söylenmiş kadar güçlü hisseder; buzdağının vakarı sekizde birinin suyun üstünde olmasından gelir. Bilmediği için bir şeyi atlayan yazar ise metinde yalnızca boşluk bırakır.
- Çünkü ölçüt kısalık değil, atlanan şeyin yazarca bilinmesidir. Edirne vinyetinin ağırlığı kısalığından değil, arkasında duran ve yazarın bildiği ayrıntılardan gelir. Ayrıca kuram okurun atlananı mutlaka sezeceğini garanti etmez.
- Diyalogla, erkeğin «çok basit» sözünü tekrarlaması ve kadının onu geri vermesiyle, kadının yere bakışı gibi hareketlerle, otel etiketli bavullar gibi ayrıntılarla ve «beyaz fil» imgesiyle taşınır. Dış odaklayım karakterlerin zihnine girmediği için okurdan, ne düşündüklerini sözlerinden, susmalarından ve hareketlerinden çıkarmasını ister.
- İki çeviriyi Hemingway'in sözcük ve üslup özelliklerinin aktarımı açısından karşılaştırır. Ülkü Tamer'in 1969 çevirisini yalın Türkçe ve kısa, dolaysız cümlelerle üsluba daha sadık bulur; Orhan Azizoğlu'nun 1983 çevirisinin ise ekleme, çıkarma ve genişletmeyle daha serbest olduğunu, kaynakta olmayan dinî öğeler de kattığını söyler.
Okuma
- Ernest Hemingway, İhtiyar Balıkçı, çev. Ülkü Tamer (Varlık, 1969). Yaşlı adamın olta hazırladığı sahneleri okuyup cümle uzunluklarına dikkat edin.
- Harika Karavin, «A Systemic Analysis of Two Turkish Translations of Hemingway's The Old Man and the Sea», International Journal of Media Culture and Literature 2/3 (2016), 41–70. Tamer ile Azizoğlu'nun aynı paragrafları nasıl kurduğunu gösteren örnekler için.
- Ernest Hemingway, «Hills Like White Elephants», Men Without Women (1927). İngilizce metin Project Gutenberg'de; öyküyü bir oturuşta okuyup «simple» sözcüğünün kaç kez geçtiğini sayın.