İçeriğe geç

Ünite EDB-242-01 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı

Amerikan edebiyatı var mı?

EDB-242 Amerikan Edebiyatı I: 19. Yüzyıl

1.899 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 9 dk

  • Düşünen insan
  • kitap kurdu
  • transandantalizm
  • kendine güven
  • ulusal edebiyat
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Emerson 31 Ağustos 1837'de Harvard'da «Amerikalı Bilgin» konuşmasını yaptı; Lowell bunu edebiyat tarihinde benzersiz bir olay olarak hatırladı, Holmes 1885'te «düşünsel bağımsızlık bildirisi» dedi.
  2. Konuşma bilgini «düşünen insan» olarak tanımlar ve onu, geçmişin kitaplarını sorgusuz kabul eden «kitap kurdu»ndan ayırır; kitaplar yalnızca esinlemek içindir.
  3. Emerson Avrupa'nın ilham perilerini fazla uzun dinlediklerini, bağımlılık ve çıraklık döneminin sona erdiğini ilan eder; «kendi ayaklarımızla yürüyeceğiz» der ve 1841'de «Kendine Güven»de «asla taklit etme» ilkesini yazar.
  4. Webster 1789'da dilde de bağımsızlık istemişti; Tocqueville ise 1840'ta Amerikalıların şimdilik doğru dürüst bir edebiyatı olmadığını, yazarların İngiltere'nin onayını beklediğini yazdı.
  5. Genç Kalemler'in 1911 «Yeni Lisan» çağrısı da prestijli bir yabancı modelden kopmak istedi; ama ilk hedefi dildi, Emerson'unki ise bakıştı.

Kazanımlar

  • Emerson'un 1837 tarihli «Amerikalı Bilgin» konuşmasının düşünen insan ile kitap kurdu ayrımını ve Avrupa'ya bağımlılığın sonunu ilan eden cümlelerini açıklayabilir.
  • Webster'ın 1789'daki dil bağımsızlığı çağrısından Emerson'un «Kendine Güven» denemesine uzanan kültürel bağımsızlık düşüncesini, ulusal edebiyat kavramıyla ilişkilendirebilir.
  • Tocqueville'in 1840'ta Amerikalıların «doğru dürüst bir edebiyatı» olmadığı yargısını, Holmes'un konuşmayı «düşünsel bağımsızlık bildirisi» sayan değerlendirmesiyle karşılaştırarak tartışabilir.
  • Amerikan edebî bağımsızlık tartışmasını, Genç Kalemler'in 1911'deki «Yeni Lisan» çağrısıyla benzerlikleri ve farklarıyla karşılaştırabilir.

Video metni

Soğuk açılış

31 Ağustos 1837, Massachusetts, Cambridge. Harvard'daki Phi Beta Kappa derneğinin yıllık toplantısı. Kürsüde otuz dört yaşında, papazlığı bırakmış bir adam var: Ralph Waldo Emerson. Salon tıklım tıklımdır. Şair James Russell Lowell o günü şöyle anlatır: edebiyat tarihimizde benzeri olmayan bir olaydı; nefes almadan dinleyen dolu koridorlar, meraklı başlarla kümelenmiş pencereler, onay coşkusu ve önceden karar verilmiş muhalefetin somurtkan sessizliği.

Konuşmanın sonlarına doğru Emerson şu cümleyi söyler: Avrupa'nın saray perilerini, ilham perilerini fazla uzun süre dinledik.

Büyük soru

Bir edebiyatın bağımsızlığı bir konuşmayla ilan edilebilir mi? Dilini, kitaplarını, okulunu hâlâ eski efendisinden alan bir ulus, neyi «kendine ait» diye yazabilir?

Bağlam

Amerika Birleşik Devletleri 1776'da siyasi bağımsızlığını ilan etmişti. Ama edebiyatta, bilimde, üniversitede örnek hâlâ İngiltere ve Avrupa'ydı. Bu durumu ilk açıkça dile getirenlerden biri sözlükçü Noah Webster'dı. Webster 1789'da yayımladığı İngiliz Dili Üzerine Denemeler'de şöyle yazdı: bağımsız bir ulus olarak onurumuz, yönetimde olduğu gibi dilde de kendimize ait bir sistemimiz olmasını gerektirir. Çocukları olduğumuz ve dilini konuştuğumuz Büyük Britanya artık bizim ölçütümüz olmamalıdır.

Emerson 1803'te Boston'da doğdu, Harvard'da okudu, bir süre Üniteryen papazlığı yaptı ve 1832'de bu görevi bıraktı. 1836'da Doğa adlı küçük kitabını yayımladı. Ertesi yıl Harvard'daki konuşmaya çağrıldı. Konuşma «The American Scholar», yani «Amerikalı Bilgin» adıyla basıldı.

Ana anlatı — Düşünen insan ve kitap kurdu

Emerson konuşmasına eski bir masalla başlar: tanrılar başlangıçta insanı birçok parçaya bölmüştü, her biri bir işi yapsın diye. Böylece çiftçi yalnızca çiftçi, tüccar yalnızca tüccar, papaz yalnızca bir biçim, avukat yalnızca bir kanun kitabı olmuştur. Bu işbölümünde bilgin, toplumun düşünmeyi devrettiği kişidir. Doğru durumda o, düşünen insandır. Bozulmuş durumda ise yalnızca bir düşünür, daha kötüsü başkalarının düşüncelerinin papağanı olur.

Bilgini üç şey eğitir: doğa, geçmişin kitapları ve eylem. Emerson kitaplara saygılıdır ama bir tehlikeyi görür. Bir kitap bir kez kutsal sayılınca rehber bir zorbaya dönüşür. Kolejler onun üzerine kurulur. Uysal gençler kütüphanelerde büyür; Cicero'nun, Locke'un, Bacon'ın görüşlerini kabul etmeyi görev sayarlar, ve Cicero'nun, Locke'un, Bacon'ın da bu kitapları yazdıklarında kütüphanelerdeki gençlerden başka bir şey olmadıklarını unuturlar. Sonuç: düşünen insan yerine kitap kurdu.

Kitaplar ne içindir öyleyse? Emerson'un cevabı kısadır: esinlemekten başka hiçbir şey için. Kitaplar, iyi kullanılırsa, şeylerin en iyisidir; kötü kullanılırsa en kötüsü.

Yaygın yanlış«Emerson, Amerikalıların Avrupa edebiyatını okumayı bırakmasını istedi.»
Doğrusu

— Emerson kitapları reddetmez; kitapların iyi kullanıldığında şeylerin en iyisi olduğunu söyler. Karşı çıktığı şey, geçmişin kitaplarını sorgulanamaz bir otorite saymak ve kendi bakışının yerine koymaktır. Kendisi de Avrupa düşüncesiyle derin bağlar kurmuştu: Holmes'un biyografisine göre 1833'teki ilk Avrupa gezisinde yüzlerini görmek istediği yazarlar Coleridge, Wordsworth, Landor, De Quincey ve Carlyle'dı; onlarla görüştü ve dönüşünde Thomas Carlyle'la uzun sürecek bir mektuplaşmaya başladı.

Ana anlatı — Kendi ayaklarımızla

Konuşmanın son sayfaları bir çağrıdır. Emerson Amerikalı özgür insanın ruhunun şimdiden ürkek, taklitçi ve evcil sanıldığını söyler. En utanç verici şey, bir birim olamamak, kendi meyvesini verememek, yüzler ya da binler içinde, bir partinin, bir bölgenin sayısı olarak hesaplanmaktır. Ve kapanış cümleleri gelir: kendi ayaklarımızla yürüyeceğiz; kendi ellerimizle çalışacağız; kendi aklımızı söyleyeceğiz. Herkes kendini bütün insanları esinleyen aynı tanrısal ruhla esinlenmiş saydığı için, ilk kez bir insanlar ulusu var olacaktır.

Dört yıl sonra, 1841'de, Emerson aynı düşünceyi bireye indirir. «Kendine Güven» denemesinde şöyle yazar: kendine güven; her yürek o demir tele titreşir. Ve biraz ileride: kendinde ısrar et; asla taklit etme. Kendi yeteneğini bütün bir hayatın birikmiş gücüyle her an sunabilirsin; başkasından benimsenmiş yetenekse yalnızca yarım bir sahipliktir. Emerson mimariden örnek verir: neden Dor ya da Gotik modeli kopyalamamız gereksin?

Metin anı

Konuşmanın başında Emerson, o güne kadar derneğin yıllık toplantısının Amerikalılar arasında yalnızca edebiyat sevgisinin sürdüğünü gösteren dostça bir işaret olduğunu söyler. Sonra ekler:

Our day of dependence, our long apprenticeship to the learning of other lands, draws to a close. The millions, that around us are rushing into life, cannot always be fed on the sere remains of foreign harvests.

«Bağımlılık günümüz, başka ülkelerin bilgisine uzun çıraklığımız sona eriyor. Çevremizde hayata akın eden milyonlar, sonsuza dek yabancı hasatların kurumuş artıklarıyla beslenemez.»

Bu iki cümlede iki imge çarpışır. Birincisi «çıraklık»tır: bir zanaatı ustasından öğrenen ve bir gün kendi dükkânını açacak olan kişi. Emerson Avrupa'yı reddetmez, ona bir usta olarak teşekkür eder ve ayrılır. İkincisi «kurumuş hasat artıkları»dır: başka topraklarda, başka bir mevsimde yetişmiş ürünün geriye kalanı. Yeni bir kıtada, hızla büyüyen bir nüfusun ihtiyacı taze bir hasattır. Emerson bir yargı değil, bir takvim ilan eder: bu dönem sona eriyor.

Cevap ve bağlantı

Bir edebiyatın bağımsızlığı bir konuşmayla ilan edilebilir mi? Emerson'dan üç yıl sonra, 1840'ta, Fransız düşünür Alexis de Tocqueville Amerika'da Demokrasi'nin ikinci cildinde soğuk bir tablo çizdi. Amerikalılar önemli İngiliz kitaplarının hemen hepsini yeniden basıyordu; kendisi Shakespeare'in V. Henry'sini ilk kez bir kütük evde okumuştu. Amerika'da kitap yazan az sayıdaki insan özde İngiliz, biçimde daha da İngilizdi. Amerikalılar kendi yazarlarının değerine karar vermek için onların ününün İngiltere'de onaylanmasını bekliyordu. Tocqueville'in yargısı açıktı: Birleşik Devletler'in sakinlerinin, şimdilik, doğru dürüst bir edebiyatı yoktur. Amerikalı saydığı tek yazarlar gazetecilerdi.

Emerson ile Tocqueville birbirini yalanlamaz; ikisi aynı anı iki yönden görür. Tocqueville olanı ölçüyordu, Emerson olması gerekeni istiyordu. Yarım yüzyıl sonra, 1885'te, hekim ve şair Oliver Wendell Holmes Emerson biyografisinde konuşmaya bir ad verdi: bu büyük söylev bizim düşünsel bağımsızlık bildirimizdi. Arada olan şey, bu kursun geri kalanının konusudur: Hawthorne, Poe, Melville, Whitman ve Dickinson.

Türk edebiyatı da benzer bir anı yaşadı. 209-01'de gördüğümüz gibi, 1911'de Selanik'teki Genç Kalemler dergisi «Yeni Lisan» makalesiyle bir yeni dil ve millî edebiyat çağrısı yaptı. İki çağrı arasındaki benzerlik açıktır: prestijli bir yabancı modelden kopma isteği, «biz»i yeniden tanımlama çabası. Farklar da öğreticidir. Genç Kalemler'in ilk hedefi dildi: Arapça ve Farsça kurallardan arınmış, konuşulan Türkçeye yakın bir yazı dili. Emerson ise İngilizceyi bırakmayı hiç düşünmedi; onun istediği dil değil, bakıştı. Dil bağımsızlığına daha yakın olan, yarım yüzyıl önceki Webster'dı. Bu bir etki ilişkisi değil, bir karşılaştırmadır: yeni kurulan iki kültürün, benzer bir sorunla karşılaşınca benzer ve farklı cevaplar vermesi.

Kapanış kancası

Emerson geçmişin kitaplarına bağlanmamayı öğütledi. Ama Amerika'nın geçmişi yalnızca Avrupa değildi; New England'ın kendi Püriten ataları da vardı. Bir sonraki derste Hawthorne'a ve Kızıl Damga'ya geçiyoruz: bir ulus, atalarının katılığını ve suçluluk duygusunu nasıl bir romana dönüştürür?

Özet kartı

  1. Emerson 31 Ağustos 1837'de Harvard'da «Amerikalı Bilgin» konuşmasını yaptı; Lowell bunu edebiyat tarihinde benzersiz bir olay olarak hatırladı, Holmes 1885'te «düşünsel bağımsızlık bildirisi» dedi.
  2. Konuşma bilgini «düşünen insan» olarak tanımlar ve onu, geçmişin kitaplarını sorgusuz kabul eden «kitap kurdu»ndan ayırır; kitaplar yalnızca esinlemek içindir.
  3. Emerson Avrupa'nın ilham perilerini fazla uzun dinlediklerini, bağımlılık ve çıraklık döneminin sona erdiğini ilan eder; «kendi ayaklarımızla yürüyeceğiz» der ve 1841'de «Kendine Güven»de «asla taklit etme» ilkesini yazar.
  4. Webster 1789'da dilde de bağımsızlık istemişti; Tocqueville ise 1840'ta Amerikalıların şimdilik doğru dürüst bir edebiyatı olmadığını, yazarların İngiltere'nin onayını beklediğini yazdı.
  5. Genç Kalemler'in 1911 «Yeni Lisan» çağrısı da prestijli bir yabancı modelden kopmak istedi; ama ilk hedefi dildi, Emerson'unki ise bakıştı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Düşünen insanMan ThinkingDüşünme yetisini tam kullanan, başkalarının düşüncesini tekrarlamayan bilgin
Kitap kurduBookwormKitapları esin değil otorite sayan, başkalarının görüşünü kendi bakışının yerine koyan tip
TransandantalizmTranscendentalismBilgi ve ahlakın kaynağını bireyin sezgisinde ve doğada arayan New England akımı
Kendine güvenSelf-relianceBireyin kendi yargısına dayanıp başkalarının modellerini taklit etmemesi ilkesi
Ulusal edebiyatNational literatureBir ulusun kendi tarihinden ve hayatından beslenen, yabancı modellere bağımlı olmayan edebiyat

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Emerson «düşünen insan» ile «kitap kurdu»nu nasıl ayırır? Kitapların doğru kullanımı ona göre nedir?
  2. (Kazanım 1) Metin anındaki «çıraklık» ve «kurumuş hasat artıkları» imgeleri neyi anlatır?
  3. (Kazanım 2) Webster 1789'da ne istedi? Emerson'un «Kendine Güven» denemesindeki ilke bu isteğe nasıl bağlanır ve ondan nasıl ayrılır?
  4. (Kazanım 3) Tocqueville 1840'ta Amerikan edebiyatı hakkında ne yazdı? Holmes'un 1885'teki yargısıyla bu değerlendirme nasıl bağdaştırılabilir?
  5. (Kazanım 4) Emerson'un çağrısı ile Genç Kalemler'in «Yeni Lisan» çağrısı hangi noktalarda benzer, hangi noktada ayrılır?

Cevaplar

  1. Düşünen insan, düşünme yetisini tam kullanan bilgindir; bozulmuş durumda ise bilgin başkalarının düşüncelerinin papağanına döner. Kitap kurdu, geçmişin kitaplarını sorgulanamaz otorite sayar ve kütüphanelerde, Cicero'nun, Locke'un, Bacon'ın da bu kitapları yazdıklarında yalnızca genç insanlar olduklarını unutur. Emerson'a göre kitaplar yalnızca esinlemek içindir: iyi kullanılırsa şeylerin en iyisi, kötü kullanılırsa en kötüsüdür.
  2. «Çıraklık», Amerikan kültürünün Avrupa'dan bir zanaat gibi öğrendiğini ve artık kendi dükkânını açma zamanının geldiğini anlatır; Avrupa reddedilmez, bir usta olarak geride bırakılır. «Kurumuş hasat artıkları», başka topraklarda yetişmiş bir düşüncenin geride kalanıdır; hızla büyüyen yeni bir nüfus, kendi hayatından doğan taze bir düşünceye ihtiyaç duyar.
  3. Webster, bağımsız bir ulus olarak yönetimde olduğu gibi dilde de kendilerine ait bir sistem istedi ve Büyük Britanya'nın artık ölçüt olmamasını savundu. Emerson'un «kendinde ısrar et; asla taklit etme» ilkesi aynı bağımsızlık fikrini bireye ve düşünceye taşır. Ama Emerson dili değiştirmeyi değil, bakışı değiştirmeyi ister; İngilizceyi bırakmak onun gündeminde yoktur.
  4. Tocqueville Amerikalıların önemli İngiliz kitaplarını yeniden bastığını, yazarlarının özde ve biçimde İngiliz olduğunu, okurların bir yazarın değerini İngiltere'nin onayıyla ölçtüğünü yazdı ve Amerikalıların şimdilik doğru dürüst bir edebiyatı olmadığını söyledi. Holmes ise 1885'te konuşmayı düşünsel bağımsızlık bildirisi saydı. İki yargı bağdaşır: Tocqueville 1840'taki durumu ölçüyordu, Emerson olması gerekeni istiyordu; Holmes ise aradaki yarım yüzyılda o isteğin gerçekleşmesine bakarak yazıyordu.
  5. İkisi de prestijli bir yabancı modelden kopmak ve «biz»i yeniden tanımlamak ister. Genç Kalemler'in ilk hedefi dildir: Arapça ve Farsça kurallardan arınmış, konuşulan Türkçeye yakın bir yazı dili. Emerson ise İngilizceyi bırakmayı düşünmez; istediği, düşünme ve bakış bağımsızlığıdır. Dil bağımsızlığına daha yakın olan Webster'dır. Bu bir etki değil, bir karşılaştırmadır.

Okuma

  • Ralph Waldo Emerson, «The American Scholar» (1837). Kısa bir konuşmadır; İngilizce aslını Project Gutenberg'de okuyabilirsiniz.
  • Ralph Waldo Emerson, İnsanın Görkemi, çev. F. Cihan Dansuk ve Pınar Öztamur (Okuyanus). Kitaptaki «Kendine Güven» denemesini okuyun; taklit ve özgünlük üzerine cümleleri işaretleyin.
  • Alexis de Tocqueville, Amerika'da Demokrasi, II. cilt, I. kitap, 13. bölüm («Demokratik çağların edebî özellikleri»).

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:30 Soğuk açılış: 1830'larda bir üniversite salonu; kürsüde siyah redingotlu bir adam silueti; dolu sıralar ve pencerelerde kümelenmiş başlar.
  • 1:30–2:10 Büyük soru: bir bildiri kâğıdı; üzerinde «bağımsızlık» sözcüğü; kâğıdın arkasında İngiliz ve Amerikan bayraklarının soluk silüetleri.
  • 2:10–3:40 Bağlam: 1776'dan 1837'ye bir zaman çizelgesi; bir sözlük sayfası; bir papaz kürsüsünden inen bir adam.
  • 3:40–6:40 Ana anlatı — Düşünen insan ve kitap kurdu: bir heykel parçalara ayrılır, her parça bir meslek figürüne dönüşür; yüksek raflı bir kütüphanede kitapların arasında kaybolan genç figürler.
  • 6:40–9:20 Ana anlatı — Kendi ayaklarımızla: toprak bir yolda yürüyen ayaklar; bir mimarın masasında Dor ve Gotik sütun çizimlerinin üstü çizilir.
  • 9:20–10:40 Metin anı: bir hasat tarlası; bir yanda kurumuş, solmuş başaklar, öbür yanda yeni filizlenen ekin.
  • 10:40–13:20 Cevap ve bağlantı: bir kütük evde mum ışığında okunan bir kitap; ardından iki dergi kapağı yan yana: bir 1837 konuşma metni ve 1911 tarihli bir Selanik dergisi.
  • 13:20–14:00 Kapanış kancası: bir Püriten meclis evinin kapısı; kapıya iliştirilmiş kızıl bir harf.

Telaffuz

  • Ralph Waldo Emerson: «RALF VOL-do E-mır-sın»; James Russell Lowell: «CEYMS RA-sıl LO-ıl»; Oliver Wendell Holmes: «O-li-vır VEN-dıl HOUMZ»; Phi Beta Kappa: «FAY BEY-ta KE-pa».
  • Noah Webster: «NO-a VEB-stır»; Thomas Carlyle: «TO-mıs kar-LAYL»; Coleridge: «KOUL-ric»; Wordsworth: «VÖRDZ-vörs»; Alexis de Tocqueville: «a-lek-Sİ dö tok-VİL».
  • Hawthorne: «HO-torn»; Cihan Dansuk: «ci-HAN dan-SUK»; Pınar Öztamur: «pı-NAR öz-ta-MUR».