Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Altan Aykut'un derlediği bilgilere göre Türkçeye çevrilen ilk Rus edebî eseri Griboyedov'un Akıldan Belâ'sıdır; 1884'te Rusya'dan göç etmiş Mizancı Mehmed Murad çevirdi. İlk şiir çevirisi 1887'de Fransızcadan yapılmış bir Lermontov şiiriydi.
- 1890'da İstanbul'a gelen Olga Lebedeva, Ahmet Mithat'la birlikte Puşkin'i, Lermontov'u ve Tolstoy'u, 1892'de İvan İlyiç'in Ölümü'nü de Türkçeye çevirdi; kitapların toplam baskısı kırk bine ulaştı.
- 1900–1908 sansür yıllarında Turgenyev'in iki romanı yazarın adı verilmeden çevrildi; Meşrutiyet'ten sonra Tolstoy çevirileri çoğaldı, Gorki'nin Ana'sı devrim ruhuyla anıldı.
- Dostoyevski Türkiye'de de geç tanındı: dergilerde 1917–1918'de parçalar, 1931'de ilk kitaplardan biri, Suç ve Ceza'nın ise önce bir sahne uyarlaması.
- 1940'ta kurulan Tercüme Heyeti'nin Rus Klasikleri dizisi, doğrudan Rusçadan çeviren bir kuşak çevirmeni ve şair-yazarı bir araya getirdi; etki iddiaları ise okuma kanıtıyla metinsel kanıt ayrılarak değerlendirilmelidir.
Kazanımlar
- Rus edebiyatının Türkçeye girişini 1884'ten 1940'a uzanan dönemler hâlinde, ilk çevirileri, çevirmenleri ve aracı dilleri adlandırarak açıklayabilir.
- Olga Lebedeva, Mizancı Murad ve Erol Güney örnekleri üzerinden göçmen çevirmenin ve doğrudan çevirinin bu tarihteki yerini değerlendirebilir.
- Sansürün, savaşların ve siyasi iklimin hangi yazarın ne zaman ve hangi yüzüyle çevrildiğini nasıl biçimlendirdiğini Tolstoy, Turgenyev, Gorki ve Dostoyevski örnekleriyle çözümleyebilir.
- Tercüme Bürosu'nun Rus Klasikleri dizisinin ve bu kursta gördüğümüz Türk yazarlarının Rus edebiyatıyla ilişkisinin, «etki» sözcüğünü hangi kanıtlarla kullanmamıza izin verdiğini tartışabilir.
Video metni
Soğuk açılış
13 Ekim 1890, İstanbul. Kazan valisinin eşi, Türkoloji meraklısı bir Rus kontesi, Olga Sergeyevna Lebedeva, Odessa'dan İstanbul'a gelir. Onu İstanbul'a çağıran kişi, bir yıl önce Stockholm'deki bir doğu bilimciler kongresinde tanıştığı Ahmet Mithat Efendi'dir. Türkiye'de Madam Gülnar adıyla tanınacaktır.
Aynı yıl, Ahmet Mithat'ın Tercüman-ı Hakikat gazetesinin birkaç sayısında bir öykü tefrika edilir: Puşkin'in «Kar Fırtınası». Çevirmeni Lebedeva'dır, Türkçesini Ahmet Mithat gözden geçirmiştir. Bir yıl sonra öykü kitap olur ve önsözünde Ahmet Mithat okurlarına hem Puşkin'i hem de kontesi tanıtır.
Rus edebiyatının Türkçedeki ilk büyük kapısı bir yazarın değil, bir dostluğun eseriydi.
Büyük soru
Bir edebiyatın başka bir dile hangi yazarlarla, hangi sırayla gireceğini kim belirler: yazarların büyüklüğü mü, çevirmenlerin tesadüfleri mi, yoksa sansürün ve savaşların iklimi mi? Ve bir yazarın geç ya da erken gelmesi, onun nasıl okunduğunu değiştirir mi?
Bağlam
Bu ünitenin ana kaynağı, Ankara Üniversitesi'nden Altan Aykut'un 2006 tarihli kapsamlı makalesidir. Aykut, İsmail Habib'in 1941'de yayımlanan Avrupa Edebiyatı ve Biz kitabından, Cafer Gariper'in ve Ali İhsan Kolcu'nun arşiv taramalarından, Sovyet Türkologları A. İ. Şifman'ın, V. A. Gordlevski'nin ve Svetlana Uturgauri'nin çalışmalarından yararlanarak 1884–1940 arasındaki Rusçadan çevirileri tek tek izler.
Tablonun ilk çizgisi şudur: Aykut'un aktardığı bir tespite göre Türkiye'de edebiyat alanında Rusçadan çeviriler, öbür Batı dillerinden çevirilerden yaklaşık yirmi beş yıl sonra başladı. Fransızca, Osmanlı aydını için Avrupa'ya açılan asıl kapıydı; Rus edebiyatı da ilk yıllarında çoğu zaman o kapıdan, Fransızca çeviriler üzerinden geldi.
Ana anlatı — İlk kapılar: bir göçmen, bir kontes, bir asker (1884–1908)
Aykut'un İsmail Habib'e ve Gariper'e dayanarak verdiği bilgiye göre, Türkçeye çevrilen ilk Rus edebî eseri Griboyedov'un Akıldan Belâ adlı oyunudur. Çevirmen, yirmi yaşında Rusya'dan Türkiye'ye göç etmiş, büyük olasılıkla Petersburg'da okumuş Mizancı Mehmed Murad'dır ve çeviriyi 1884'te yapar. İsmail Habib bu seçimi çevirmenin çalkantılı hayatıyla açıklar: kitapla kendi hayatı arasında sıkı bir yakınlık gördüğü için, onun tercüme ve neşri kendisine bir teselli olmuş olacak.
Şiir çevirileri de bu yıllarda başlar. Aykut'un aktardığına göre Ali İhsan Kolcu'nun arşiv taramasında bulunan ilk çeviri, 14 Nisan 1887'de Mehmed Murad'ın çıkardığı Mizan dergisinde yayımlanan bir Lermontov şiiridir; ama bu şiir Fransızcadan çevrilmiş ve bir Osmanlı şairi tarafından «tanzim edilmiş», yani serbestçe yeniden düzenlenmiştir. Aynı yıllarda Harp Okulu'nda Rusça öğrenen şair Recep Vahyî, şiirleri ve bir kısmı Krılov'a ait fablları doğrudan Rusçadan çevirir ve Bursa'daki Nilüfer dergisinde yayımlar. Aykut bir ayrıntıyı da düzeltir: Recep Vahyî'nin 1894'te «Serçe Kuşu» adıyla şiir biçiminde yayımladığı metin, aslında Turgenyev'in Düzyazı Şiirler'indeki bir öyküdür.
Asıl büyük hamleyi Lebedeva yapar. Puşkin'in «Kar Fırtınası»ndan sonra «Maça Kızı»nı Kağıt Oyunu adıyla, Lermontov'un İblis'inden parçaları, Tolstoy'un Aile Saadeti'ni, «İlyas» öyküsünü ve 1892'de İvan İlyiç'in Ölümü'nü çevirir. Aykut'un Şifman'a dayanarak aktardığına göre Lebedeva Tolstoy'a yazdığı bir mektupta, çevirdiği kitapların Türkiye'de o kadar çabuk tükendiğini söyler ki, yazara göndermek için yalnızca iki kitap bulabilmiştir; aynı kaynağa göre Ahmet Mithat'ın gözden geçirdiği bu kitapların toplam baskısı kırk bine ulaşır.
Sonra sansür gelir. Aykut'a göre 1900–1908 arasındaki sıkı sansür yıllarında çok az eser çevrilir. Turgenyev'in iki romanı 1905'te Fransızcadan çevrilip Buhar ve Âb-ı Nevbahar adlarıyla yayımlanır; ama iki çeviride de Turgenyev'in adı yoktur. İsmail Habib bunu büyük yazara saygısızlık sayar, ama nedeninin II. Abdülhamid döneminin sansür kaygısı olabileceğini de ekler.
Ana anlatı — Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e: kim ne zaman geldi? (1908–1940)
1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla sansür kalkar, gazeteler çoğalır ve çeviriler canlanır. Aykut'un tablosunda en çok çevrilen ve en çok etki bırakan yazar Tolstoy'dur. Diriliş 1911'de Fransızcadan iki ayrı çeviriyle çıkar; Anna Karenina ve Hacı Murat 1912'de Fransızcadan çevrilir. Savaş ve Barış'ın ilk çevirisi de aynı yıl bir gazetede tefrikaya başlar; ama Şifman'a göre bu çeviri çok yetersizdir.
Gorki'nin Türkiye'deki yolu başka bir siyasi rüzgârla açılır. Ana romanı 1908'de Fransızcadan çevrilip Tanin gazetesinde tefrika edilir, 1911'de kitap olur. Aykut, Uturgauri'nin yorumunu aktarır: kitabın 1911'de basılması, 1908'de ateşlenen devrim ruhunun henüz sönmediğinin bir göstergesiydi; kapağında elinde kızıl bayrakla polisin süngüsüne doğru yürüyen yaşlı bir kadın ve genç bir işçi vardı.
Dostoyevski ise geç gelir. Aykut'a göre Avrupa'da olduğu gibi Türkiye'de de Dostoyevski öbür Rus klasiklerinden sonra tanındı. 1917–1918'de Yeni Mecmua'da Refik Halit'in çevirdiği bir Ölü Evinden Anılar parçası ve Ruşen Eşref'in çevirdiği Beyaz Geceler çıkar. Ama kitap olarak ilk çevirilerden biri, «Uysal Kız» öyküsünün İçli Kız adıyla, yazılışından elli beş yıl sonra, 1931'de yapılan çevirisidir. Suç ve Ceza ise okurdan önce seyirciyle karşılaşır: Reşat Nuri Güntekin'in Cürüm ve Ceza adlı çevirisiyle İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda oynanır.
1920'lerde Kurtuluş Savaşı sırasında başlayan yakınlaşma, Rus devrimine ve Rus kültürüne ilgiyi artırır. Aykut'a göre Nâzım Hikmet, Vâlâ Nurettin, Muhsin Ertuğrul ve Hasan Âli Ediz eğitim için Moskova'ya gider. İç savaştan kaçan göçmen dalgasıyla İstanbul'a gelenler arasında, ileride pek çok Rus klasiğini Türkçeye kazandıracak Erol Güney de vardır. İsmail Habib'in listesine göre 1930'larda gazete ve dergilerdekiler dışında Rusçadan elliye yakın kitap çevrilir. Bu kitapların bir özelliği de uzun önsözleridir. Aykut'un sayımına göre Hasan Âli Ediz, Çehov'un «6 Numaralı Koğuş»una 1940'ta kırk yedi sayfalık bir önsöz yazar. Çevirmen, okurun bu yazarları tanımadığını bilir ve kitabın kapısında onları bir öğretmen gibi tanıtır. İsmail Habib ise bu cömertliği her zaman hoş karşılamaz: otuz sekiz sayfalık bir İblis çevirisine yazılan yirmi sayfalık önsöz için, bunun fazla düştüğünü söyler.
Yaygın yanlış«Rus edebiyatı Türkiye'ye Cumhuriyet'le, Sovyet etkisiyle birlikte geldi.»
— Aykut'un derlediği bilgilere göre ilk çeviri 1884'te, ilk büyük çeviri hamlesi 1890'larda Lebedeva ile Ahmet Mithat'ın işbirliğiyle yapıldı. Tolstoy'un pek çok eseri 1908–1912 arasında zaten Türkçedeydi. Cumhuriyet yıllarında ilgi arttı ve çeviriler çoğaldı, ama kapı çok daha önce, Osmanlı'nın son çeyrek yüzyılında açılmıştı.
Ana anlatı — Bir devlet dizisi ve bir kuşak çevirmen (1940 ve sonrası)
1930'ların sonunda çevirilerin dağınıklığı bir sorun olarak görülür. İsmail Habib, o güne kadar Batı dillerinden yapılan çevirileri sıraladıktan sonra şu hükmü verir: buna fazla değil, çok fakir denir. Aykut'a göre Maarif Vekili Hasan Âli Yücel 2 Mayıs 1939'da I. Türk Neşriyat Kongresi'ni açarken çeviriye büyük önem verdiklerini söyler. Bakanlıkta bir Tercüme Heyeti kurulur; 1940–1966 arasında 87 sayı çıkacak Tercüme dergisi yayımlanmaya başlar ve Dünya Edebiyatından Tercümeler serisi içinde bir Rus Klasikleri dizisi açılır.
Aykut'un sıraladığı adlar bir kuşağın portresidir. Çevirilerini doğrudan Rusçadan yapan Zeki Baştımar, Hasan Âli Ediz, Nihal Yalaza Taluy, Erol Güney, Servet Lünel ve daha pekçoğunun yanında, Ahmet Muhip Dranas, Oktay Rifat, Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Behçet Necatigil, Sabahattin Ali gibi şairler ve yazarlar da bu dizide çalıştı. Bu kursta okuduğumuz çevirilerin bir kısmı bu kuşağın mirasıdır: Savaş ve Barış'ın 1943–1949 arasında Baştımar imzasıyla çıkan, Nâzım Hikmet'le birlikte yapılmış tam çevirisi de bu programın ürünüdür.
Metin anı
Rus edebiyatı Türk yazarlarını nasıl etkiledi? Bu sorunun en güvenilir kanıtlarından biri, bir Türk romancının bir Rus yazarı nasıl okuduğunu kendi sözleriyle anlattığı metinlerdir. Reşat Nuri Güntekin 1933'te yayımladığı küçük Tolstoy kitabında şöyle yazar:
Ölüm tasvirinde Tolstoy ancak Dante ile mukayese edilebilir. Onun Üç Ölüm öyküsünden daha derin, daha etkileyici bir şey bilmiyorum… Tolstoy'un üslûbu son asrın en güzel ve kudretli üslûplarından biridir.
Bu cümlelerde iki şey dikkat çeker. Birincisi, Reşat Nuri'nin ölçütü edebîdir: ölüm tasviri ve üslup. Tolstoy'un Türkiye'deki ilk yüzü ahlakçı bir bilge yüzüydü; 1920'lerde en çok dinî ve ahlaki yazıları çevrilmişti. Burada ise bir romancı, bir başka romancının zanaatına bakar. İkincisi, bu bir etki kanıtı değil, bir okuma kanıtıdır. Reşat Nuri'nin Tolstoy'u sevdiğini biliyoruz; romanlarının bu sevgiden nasıl etkilendiğini söylemek için başka ve daha zor kanıtlar gerekir.
Cevap ve bağlantı
Bir edebiyatın başka bir dile nasıl gireceğini kim belirler? Aykut'un tablosu bu soruya bir formülle karşılık vermez; yine de bir örüntü seçilir. Yazarların büyüklüğü tek başına yetmez: Dostoyevski, öbür Rus klasiklerinden geç geldi. Çevirmenlerin hayatları belirleyicidir: Mizancı Murad'ın göçmenliği, Lebedeva'nın Ahmet Mithat'la dostluğu, Erol Güney'in İstanbul'a sığınması. Siyasetin iklimi de belirleyicidir: sansür yıllarında Turgenyev adsız çevrildi, Meşrutiyet'te Gorki devrimle birlikte anıldı, Cumhuriyet'in devlet programı ise bütün bir klasikler dizisini sistemli biçimde Türkçeye getirdi.
Geç ya da erken gelmek, okumayı da değiştirir. Tolstoy Türkiye'ye önce bir ahlak bilgesi olarak geldi; Gorki bir devrim yazarı olarak; Dostoyevski ise bir tiyatro sahnesinden. Bir yazarın ilk yüzü, onun bir kuşak boyunca nasıl okunacağını belirleyebilir.
Etki sorusu ise en dikkatli yaklaşılması gereken sorudur. Bu kursta gördüğümüz kanıtlar farklı düzeylerdeydi. Memduh Şevket Esendal'ın Bakü'deki elçiliği sırasında Rusçayı öğrendiği ve Çehov'u kendi dilinde okuduğu belgelidir; öykülerindeki Çehov izi de yakın okumayla gösterilebilir. Turgenyev'in romanını Türkçeye aktaran da Melih Cevdet Anday'ın kendisiydi; bu, onun Aylaklar'ını Turgenyev'le birlikte okumak için güçlü bir dayanaktır. Dostoyevski ile Tehlikeli Oyunlar arasında kurulan bağ ise eleştirmenlerin kurduğu bir okumadır. Bir yazarın bir başkasını okuduğunu bilmek, etkinin kapısını açar; ama etkiyi kanıtlamak için metinler arasında gösterilebilir bağlar gerekir.
Kapanış kancası
Rus edebiyatı kendi ulusal kimliğini on dokuzuncu yüzyılda Avrupa'yla hem yarışarak hem tartışarak kurdu. Aynı yüzyılda Atlantik'in öbür yakasında da genç bir ulus kendi sesini arıyordu. Bir sonraki kursta Amerika'ya geçiyoruz ve Emerson'un «bağımsızlık bildirisi» sayılan konuşmasıyla başlıyoruz: Avrupa'dan kopmak isteyen bir ulusun kendine ait bir edebiyatı olabilir mi?
Özet kartı
- Altan Aykut'un derlediği bilgilere göre Türkçeye çevrilen ilk Rus edebî eseri Griboyedov'un Akıldan Belâ'sıdır; 1884'te Rusya'dan göç etmiş Mizancı Mehmed Murad çevirdi. İlk şiir çevirisi 1887'de Fransızcadan yapılmış bir Lermontov şiiriydi.
- 1890'da İstanbul'a gelen Olga Lebedeva, Ahmet Mithat'la birlikte Puşkin'i, Lermontov'u ve Tolstoy'u, 1892'de İvan İlyiç'in Ölümü'nü de Türkçeye çevirdi; kitapların toplam baskısı kırk bine ulaştı.
- 1900–1908 sansür yıllarında Turgenyev'in iki romanı yazarın adı verilmeden çevrildi; Meşrutiyet'ten sonra Tolstoy çevirileri çoğaldı, Gorki'nin Ana'sı devrim ruhuyla anıldı.
- Dostoyevski Türkiye'de de geç tanındı: dergilerde 1917–1918'de parçalar, 1931'de ilk kitaplardan biri, Suç ve Ceza'nın ise önce bir sahne uyarlaması.
- 1940'ta kurulan Tercüme Heyeti'nin Rus Klasikleri dizisi, doğrudan Rusçadan çeviren bir kuşak çevirmeni ve şair-yazarı bir araya getirdi; etki iddiaları ise okuma kanıtıyla metinsel kanıt ayrılarak değerlendirilmelidir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Doğrudan çeviri | Direct translation | Bir eserin başka bir çeviri üzerinden değil, özgün dilinden çevrilmesi |
| Göçmen çevirmen | Émigré translator | Göç ederek iki dil arasında yaşayan ve bir edebiyatı öbür dile taşıyan çevirmen |
| Yazar adı gizlenmiş çeviri | Unattributed translation | Özgün yazarın adının belirtilmediği çeviri |
| Çeviri dalgası | Translation wave | Çevirilerin belirli bir dönemde siyasi, kültürel ya da kurumsal nedenlerle yoğunlaştığı evre |
| Çeviri dizisi | Translation series | Belirli bir plana göre seçilen eserlerin ortak başlık ve ilkelerle yayımlandığı çeviriler bütünü |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Aykut'un derlediği bilgilere göre Türkçeye çevrilen ilk Rus edebî eseri hangisidir ve kim çevirmiştir? İlk şiir çevirisi hangi dilden yapılmıştır?
- (Kazanım 2) Olga Lebedeva kimdir ve Rus edebiyatının Türkçeye girişinde nasıl bir rol oynamıştır?
- (Kazanım 3) 1900–1908 arasındaki sansür, Turgenyev çevirilerini nasıl etkiledi? Meşrutiyet'ten sonra Gorki'nin Ana'sı neden devrimle birlikte anıldı?
- (Kazanım 3) Dostoyevski Türkiye'ye nasıl ve ne zaman geldi? Bu gecikme onun okunuşu hakkında ne düşündürür?
- (Kazanım 4) Tercüme Bürosu'nun Rus Klasikleri dizisi neyi değiştirdi? Reşat Nuri'nin Tolstoy üzerine sözleri neden bir etki kanıtı değil, bir okuma kanıtıdır?
Cevaplar
- Griboyedov'un Akıldan Belâ oyunudur; yirmi yaşında Rusya'dan Türkiye'ye göç etmiş, büyük olasılıkla Petersburg'da okumuş Mizancı Mehmed Murad 1884'te çevirmiştir. İlk şiir çevirisi, 1887'de Mizan dergisinde yayımlanan bir Lermontov şiiridir ve Fransızcadan çevrilip serbestçe yeniden düzenlenmiştir.
- Kazan valisinin eşi, Türkoloji meraklısı bir Rus kontesidir; Ahmet Mithat'ın daveti üzerine 13 Ekim 1890'da İstanbul'a gelmiş ve Madam Gülnar diye tanınmıştır. Ahmet Mithat'ın Türkçesini gözden geçirdiği çevirilerle Puşkin'in «Kar Fırtınası»nı ve «Maça Kızı»nı, Lermontov'un İblis'inden parçaları, Tolstoy'un Aile Saadeti'ni, «İlyas»ını ve İvan İlyiç'in Ölümü'nü Türkçeye kazandırmıştır; bu kitapların toplam baskısı kırk bine ulaşmıştır.
- Sansür yıllarında çok az eser çevrildi; Turgenyev'in iki romanı 1905'te Buhar ve Âb-ı Nevbahar adlarıyla yazarın adı verilmeden yayımlandı; İsmail Habib bunu sansür kaygısına bağlar. Ana 1908'de Tanin'de tefrika edilip 1911'de kitap oldu; Uturgauri'ye göre bu, devrim ruhunun sönmediğinin göstergesiydi ve kapağında kızıl bayrakla polisin süngüsüne yürüyen bir kadınla bir işçi vardı.
- Avrupa'da olduğu gibi öbür Rus klasiklerinden geç tanındı: 1917–1918'de Yeni Mecmua'da Refik Halit'in çevirdiği bir Ölü Evinden Anılar parçası ve Ruşen Eşref'in çevirdiği Beyaz Geceler çıktı, 1931'de «Uysal Kız» İçli Kız adıyla çevrildi, Suç ve Ceza ise önce Reşat Nuri'nin çevirisiyle sahnede oynandı. Bir yazarın ilk hangi yüzüyle geldiği, bir kuşak boyunca nasıl okunacağını biçimlendirebilir.
- Çevirileri tek tek çevirmenlerin tesadüflerinden kurtarıp sistemli bir plana bağladı; doğrudan Rusçadan çeviren çevirmenlerle şair ve yazarları aynı dizide bir araya getirdi. Reşat Nuri'nin sözleri onun Tolstoy'u nasıl okuduğunu ve neye hayran olduğunu gösterir; ama kendi romanlarının bu okumadan nasıl etkilendiğini göstermek için metinler arasında gösterilebilir bağlar gerekir.
Okuma
- Altan Aykut, «Türkiye'de Rus Dili ve Edebiyatı Çalışmaları: Rus Edebiyatından Çeviriler (1884–1940) ve Rusça Öğrenimi (1883–2006)», Ankara Üniversitesi DTCF Dergisi 46/2 (2006), 1–27.
- Tolstoy'un 1886 tarihli uzun öyküsü İvan İlyiç'in Ölümü, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan 2014'te çıkan, çevirmen Mazlum Beyhan'ın Rusçadan aktardığı baskıyla. Bu metni, Lebedeva'nın 1892'de Ahmet Mithat'la birlikte yayımladığı çevirinin yüz yirmi yıl sonra doğrudan Rusçadan yapılmış bir karşılığı olarak okuyun; iki dönemin çevirmeninin okura ne kadar açıklama yaptığını düşünün.
- İsmail Habib, Avrupa Edebiyatı ve Biz (1941), Rus edebiyatı bölümleri.