Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Anna Karenina iki hikâyeyi yan yana anlatır: Anna'nın Karenin'i bırakıp Vronski'ye gidişi ve Levin'in Kiti'yle evlenip hayatın anlamını araması; Levin'in atası üçüncü taslakta Nerádov adıyla ortaya çıkar.
- Tolstoy, yapıyı eleştiren Raçinski'ye kemerlerin kilit taşı görünmeyecek biçimde birleştirildiğini yazar; Strahov'a da anlamın tek tek düşüncelerde değil, bağlantılar labirentinde yattığını anlatır.
- Levin'in tırpan sahnesindeki mutlu anlar ve son sayfadaki anlam bulma, Anna'nın trende başkalarının hayatını okumaya katlanamayıp kendisi yaşamak istemesine cevap verir.
- Katkov sekizinci kısmı çıkarmalar yapmadan basmak istemedi; Tolstoy onu 1877'de ayrı basım olarak yayımladı.
- «Öç benimdir» epigrafını Katkov ceza, Dostoyevski insan yargısının sınırı olarak okudu; Adıgözalova ise romanı Aşk-ı Memnu'yla üçgen arzu kuramı üzerinden karşılaştırır.
Kazanımlar
- Anna Karenina'nın Anna ile Levin'in hikâyelerini yan yana yürüten yapısını, Tolstoy'un «roman mimarisi» ve «bağlantılar labirenti» üzerine yazdıklarıyla açıklayabilir.
- Levin'in tırpan sahnesini ve romanın son sayfasını, Anna'nın trende roman okuyamadığı sahneyle karşılaştırarak iki hikâyenin birbirine nasıl cevap verdiğini çözümleyebilir.
- «Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim» epigrafının taslaklardaki geçmişini izleyebilir ve Katkov, Dostoyevski ve Jdanov'un bu epigrafa verdiği farklı anlamları tartışabilir.
- Romanın Anna'yı yargılayıp yargılamadığı sorusunu, Aşk-ı Memnu ile karşılaştırma yapan bir Türkçe makalenin üçgen arzu okumasıyla birlikte değerlendirebilir.
Video metni
Soğuk açılış
Tolstoy üç gün boyunca bir kadını bir evin kapısından içeri sokamadı. Oğlu İlya Tolstoy yıllar sonra babasının ona anlattığını aktarır: üç gün onunla uğraşmış, bir türlü eve girmesini sağlayamamıştı; ne yazdıysa olmuyordu. Sonra her antrede bir ayna, her kadının başında da bir şapka olduğunu hatırlamıştı. Bunu hatırladığı anda kadın yürümeye başlamış, yapması gereken her şeyi yapmıştı. Önemsiz gibi görünüyor, demişti Tolstoy: bir şapka. Ama her şey o şapkanın içindeymiş.
Kapıdan giremeyen kadın Anna Karenina'ydı.
Büyük soru
Bir romanın ilk sayfasına konmuş bir kutsal kitap cümlesi, kahramanı yargılamak için mi oradadır, yoksa okuru yargılamaktan alıkoymak için mi? Ve Anna'nın hikâyesiyle neredeyse hiç kesişmeyen bir toprak sahibinin hikâyesi, aynı kitapta ne arar?
Bağlam
Tolstoy Anna Karenina'yı 1873–1876 arasında yazdı; roman 1875'ten başlayarak Russki Vestnik (Rus Habercisi) dergisinde bölüm bölüm yayımlandı. Romanın doğuşu, sonuçtaki biçiminden çok farklıydı. V. A. Jdanov'un romanın 1970 tarihli akademik baskısındaki yazısına göre ilk taslaklar, sosyete tarafından dışlanan evli bir kadının hikâyesiydi. Levin'in atası üçüncü taslakta, tarım sergisine kendi yetiştirdiği buzağıları getiren, «herkes gibi olmayan» Kostya Nerádov adında bir toprak sahibi olarak belirir. «Anna Karenina» başlığı ve epigraf ilk kez dördüncü taslakta görünür.
Ana anlatı — Kilit taşı görünmeyen kemer
Roman iki hikâye anlatır. Birinde Petersburg sosyetesinden Anna, kocası Karenin'i bırakıp subay Vronski'ye gider. Öbüründe şehir hayatına yabancı, köyünde toprağıyla ve köylüleriyle uğraşan Konstantin Levin, Kiti'yle evlenir ve hayatın anlamını arar. İki hikâye akrabalıklarla birbirine dokunur, ama olaylar birbirini pek etkilemez; Levin ile Anna ancak yedinci kısımda, Stiva'nın Levin'i bir akşam Anna'ya götürmesiyle uzun uzun konuşur.
Bu dağınıklık bazı okurları rahatsız etti. Tolstoy, romanın yapısını eleştiren S. A. Raçinski'ye 27 Ocak 1878'de şöyle cevap verdi: tam tersine, mimarisiyle gurur duyuyordu; kemerler öyle birleştirilmişti ki kilit taşının nerede olduğu fark edilmiyordu. Ve en çok bunun için uğraşmıştı.
Kilit taşı nerededir? Tolstoy bunu iki yıl önce Strahov'a yazdığı mektupta dolaylı olarak anlatmıştı. Yazdığı hemen her şeyde, kendini ifade etmek için birbirine bağlı düşünceleri bir araya getirme ihtiyacı duyduğunu söyler. Ama her düşünce, içinde bulunduğu bağlantıdan koparılıp tek başına sözcüklerle söylendiğinde anlamını yitirir. Bu bağlantının temeli doğrudan sözcüklerle anlatılamaz; ancak dolaylı olarak, imgeleri, eylemleri, durumları betimleyerek gösterilebilir. Aynı yıllarda eleştiriden beklediği şeyi de söyler: okuru, sanatın özü olan o sonsuz bağlantılar labirentinde yönlendirmek.
Ana anlatı — Tırpan ve son sayfa
Bağlantıyı görmek için iki sahneyi yan yana koymak gerekir. Birincisi üçüncü kısımdadır: Levin, köylüleriyle birlikte bütün gün çayır biçer. Başta zorlanır, sonra sıcakta iş kolaylaşır. Gittikçe daha sık, ne yaptığını düşünmeden yapabildiği bilinçsiz anlar gelir. Tırpan kendiliğinden keser. Tolstoy'un cümlesi kısadır: bunlar mutlu anlardı. Yaşlı köylü tırpanı ıslak otla siler, dere suyunu teneke bir maşrapayla Levin'e uzatır; Levin hiç böyle bir içki içmediğini düşünür.
İkinci sahne romanın son sayfasıdır. Levin bir inanç bulmuştur, ama bu onu değiştirmemiştir. Arabacı İvan'a yine kızacak, yine tartışacak, düşüncelerini yersiz yere söyleyecek, ruhunun en iç köşesi ile karısı arasında yine bir duvar kalacaktır. Değişen tek şey şudur: hayatının her dakikası artık anlamsız değildir; ona kendi koyabileceği bir iyilik anlamı vardır.
Bu son sayfa neredeyse okurlara hiç ulaşmayacaktı. Anna'nın ölümüyle yedinci kısım biter; sekizinci kısım Levin'e ve Sırbistan'a giden gönüllülere döner. Derginin yayıncısı Mihail Katkov, bu kısmı bazı çıkarmalar yapmadan basmak istemedi; Tolstoy kabul etmedi ve kısmı 1877'de ayrı bir kitap olarak yayımladı. Katkov, derginin 1877 temmuz sayısındaki imzasız yazısında romanın, kahramanın ölümüyle aslında bitmiş olduğunu savundu.
Ana anlatı — Öç kimindir?
Romanın ilk sayfasında, ünlü aileler cümlesinden bile önce, tek satırlık bir epigraf durur: «Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim.» Jdanov'un yazısı bu satırın da bir geçmişi olduğunu gösterir. Tolstoy'un notları arasında önce «Öç benim» kaydı vardır. Dördüncü taslakta epigraf «Öç benimdir» olur; Jdanov bunu, Tesniye'deki (32:35) «Öç ve karşılık benimdir» sözünün bellekten yapılmış bir alıntısı sayar. Sekizinci redaksiyonda Tolstoy cümleyi tamamlar ve Pavlus'un Romalılara Mektubu'ndaki (12:19) biçime yaklaştırır; kanonik metinde olmayan bir «ve» ekleyerek.
Bu tek satır üç farklı biçimde okundu. Katkov, yazısında, ilk sayfada vaat edilen öcün yerine geldiğini yazdı: epigrafı, romanın Anna'ya verdiği ceza olarak okudu. Dostoyevski aynı yıl Bir Yazarın Günlüğü'nde tersini savundu: epigrafı söyleyen, dünyanın bütün sırrını ve insanın son yazgısını yalnızca kendisi bilen Tanrı'dır; insan yargıç ise kendi kusursuzluğuyla gururlanarak hüküm veremez, çünkü kendisi de günahkârdır. Jdanov bir üçüncü yol önerir: epigraf yalnızca Anna'ya bağlanmamalıdır, çünkü romanda Karenin de Vronski de acı çeker; onu da sonsuz bağlantılar labirentinin içinde okumak gerekir.
Yaygın yanlış«*Anna Karenina* evliliğini bozan bir kadının cezalandırılışını anlatır; epigraf da bunu açıkça söyler.»
— Epigraf açık bir hüküm değildir. Pavlus'un mektubunda bu söz, insanlara öç almamalarını, öcü Tanrı'ya bırakmalarını söyleyen bir öğüdün parçasıdır. Katkov onu ceza olarak okudu, Dostoyevski ise insanın yargıç olamayacağının kanıtı olarak. Roman da Anna'yı yargılayanları, sosyeteyi, Karenin'in kuralcılığını, çoğu zaman Anna'dan daha sert bir ışık altında gösterir.
Metin anı
Birinci kısmın sonunda Anna, Moskova'dan Petersburg'a dönen gece treninde bir İngiliz romanı okumaya çalışır:
Анна Аркадьевна читала и понимала, но ей неприятно было читать, то есть следить за отражением жизни других людей. Ей слишком самой хотелось жить.
«Anna Arkadyevna okuyor ve anlıyordu, ama okumak, yani başka insanların hayatının yansımasını izlemek ona tatsız geliyordu. Kendisi yaşamayı fazlasıyla istiyordu.»
240-04'te Emma Bovary okuduğu romanların hayatını yaşamak istiyordu. Anna'nın durumu farklıdır: kitaptaki hayatı istemez, kitabın kendisini bir engel sayar. Bu iki cümle Levin'in tırpan sahnesiyle karşılaşınca tuhaf bir ayna oluşur. Anna yaşamak için bilinçli bir istekle yanar; Levin ise mutlu anlarını, ne yaptığını düşünmeyi bıraktığında bulur.
Cevap ve bağlantı
Epigraf okuru yargılamaktan mı alıkoyar, yoksa Anna'yı mı yargılar? Romanın kendisi bir ipucu verir. Levin, Anna'yla konuştuğu akşam ona büyük bir acıma duyar; Stiva da arabaya binerken ona şöyle der: önceden yargılama. Roman, yargıyı kaldırmaz ama onu insan elinden alır: hüküm veren herkesin, Karenin'in, sosyetenin, hatta bir an Levin'in, kendi sınırları görünür.
Türkçede bu soruyu Aşk-ı Memnu'yla birlikte düşünen bir çalışma, Aysel Adıgözalova'nın 2021 tarihli makalesidir. Adıgözalova iki romanı René Girard'ın üçgen arzu kuramıyla okur ve Halit Ziya ile Tolstoy'u, eserlerinde yargılamaktan kaçınan, tarafsız kalmayı seçen yazarlar olarak niteler. Bu yargı tartışmaya açıktır. Epigraf, bir yazarın tarafsız kalmak yerine yargıyı bilerek başka bir makama, insanın erişemeyeceği bir yere havale edebileceğini de gösterir.
Adıgözalova'nın okuması iki romanın ortak noktasını sosyal çerçevede değil, arzunun biçiminde arar ve bir etki iddiasında bulunmaz; karşılaştırma bu yüzden güvenlidir. Ama Levin'in hikâyesi bu üçgene sığmaz. Tolstoy'un kilit taşı belki tam da buradadır: bir yanda başkasının arzusuyla yanan bir hayat, öbür yanda arzuyu değil anlamı arayan bir hayat.
Kapanış kancası
Levin romanın son sayfasında hayatının her dakikasına bir anlam koyabileceğini söyledi. Tolstoy birkaç yıl sonra bu soruyu tersinden sorar. Bir sonraki derste İvan İlyiç'in Ölümü'ne geçiyoruz: herkesin doğru bulduğu, düzgün ve başarılı bir hayat, sona yaklaştığında sahibine neden boş görünür?
Özet kartı
- Anna Karenina iki hikâyeyi yan yana anlatır: Anna'nın Karenin'i bırakıp Vronski'ye gidişi ve Levin'in Kiti'yle evlenip hayatın anlamını araması; Levin'in atası üçüncü taslakta Nerádov adıyla ortaya çıkar.
- Tolstoy, yapıyı eleştiren Raçinski'ye kemerlerin kilit taşı görünmeyecek biçimde birleştirildiğini yazar; Strahov'a da anlamın tek tek düşüncelerde değil, bağlantılar labirentinde yattığını anlatır.
- Levin'in tırpan sahnesindeki mutlu anlar ve son sayfadaki anlam bulma, Anna'nın trende başkalarının hayatını okumaya katlanamayıp kendisi yaşamak istemesine cevap verir.
- Katkov sekizinci kısmı çıkarmalar yapmadan basmak istemedi; Tolstoy onu 1877'de ayrı basım olarak yayımladı.
- «Öç benimdir» epigrafını Katkov ceza, Dostoyevski insan yargısının sınırı olarak okudu; Adıgözalova ise romanı Aşk-ı Memnu'yla üçgen arzu kuramı üzerinden karşılaştırır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Roman mimarisi | Architecture of the novel | Bir romanın bölümlerinin ve hikâye çizgilerinin birbirine yaslanma biçimi |
| Bağlantılar labirenti | Labyrinth of linkages | Anlamın tek tek düşüncelerde değil, sahnelerin bağlanma biçiminde yattığını anlatan Tolstoy ifadesi |
| Ayrı basım | Separate edition | Bir eserin ya da bölümünün dergi dışında kendi başına kitap olarak basılması |
| Epigraf | Epigraph | Eserin başına konan, genellikle başka bir metinden alınmış kısa söz |
| Üçgen arzu | Triangular desire | Arzunun bir aracının arzusu örnek alınarak kurulduğunu savunan Girard kuramı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Tolstoy Raçinski'ye romanın yapısı hakkında ne yazdı? Strahov'a yazdığı mektuptaki «bağlantı» düşüncesi bu cevabı nasıl açıklar?
- (Kazanım 2) Levin'in tırpan sahnesinde mutlu anlar nasıl gelir? Bu sahne Anna'nın trende okuduğu sahneyle nasıl karşılaştırılabilir?
- (Kazanım 2) Romanın sekizinci kısmı neden ayrı basım olarak çıktı ve bu kısmın son sayfasında Levin neyi fark eder?
- (Kazanım 3) Epigraf taslaklarda nasıl değişti? Katkov ile Dostoyevski onu nasıl farklı okudu?
- (Kazanım 4) Adıgözalova iki romanı hangi kuramla karşılaştırır ve iki yazar hakkında hangi yargıya varır? Bu yargıya epigraf açısından nasıl itiraz edilebilir?
Cevaplar
- Tam tersine mimarisiyle gurur duyduğunu, kemerlerin kilit taşının nerede olduğu fark edilmeyecek biçimde birleştirildiğini ve en çok bunun için uğraştığını yazdı. Strahov'a da bir düşüncenin, içinde bulunduğu bağlantıdan koparılınca anlamını yitirdiğini, bu bağlantının ancak imgeler, eylemler ve durumlarla dolaylı olarak gösterilebileceğini söylemişti. Buna göre iki hikâyeyi birleştiren şey olay örgüsü değil, sahnelerin birbirine verdiği cevaptır.
- Levin başta zorlanır, sonra sıcakta iş kolaylaşır ve ne yaptığını düşünmeden çalıştığı bilinçsiz anlar gittikçe sıklaşır; tırpan kendiliğinden keser ve bunlar mutlu anlardır. Anna ise trende başkalarının hayatının yansımasını izlemekten hoşlanmaz, çünkü kendisi yaşamayı fazlasıyla ister. Anna mutluluğu bilinçli bir istekte, Levin kendini unuttuğu anda arar.
- Derginin yayıncısı Katkov bu kısmı bazı çıkarmalar yapmadan basmak istemedi, Tolstoy kabul etmedi ve kısmı 1877'de kendisi ayrı bir kitap olarak yayımladı. Son sayfada Levin inancın onu değiştirmediğini, yine kızacağını, tartışacağını görür; ama hayatının her dakikasının artık kendi koyabileceği bir iyilik anlamı taşıdığını fark eder.
- Önce notlarda «Öç benim» kaydı vardır; dördüncü taslakta Tesniye'den bellekle alıntılanmış «Öç benimdir» olur; sekizinci redaksiyonda Romalılara Mektup'taki biçime yaklaşır, kanonik metinde olmayan bir «ve» ile. Katkov ilk sayfada vaat edilen öcün yerine geldiğini yazarak epigrafı ceza olarak okudu. Dostoyevski ise epigrafı, yalnızca Tanrı'nın dünyanın sırrını bildiği ve insan yargıcın gururla hüküm veremeyeceği biçiminde okudu.
- René Girard'ın üçgen arzu kuramıyla karşılaştırır ve Halit Ziya ile Tolstoy'u yargılamaktan kaçınan, tarafsız kalmayı seçen yazarlar olarak niteler. Buna, epigrafın tarafsızlık değil yargıyı insan dışı bir makama havale etme olduğu söylenerek itiraz edilebilir; roman yargıyı kaldırmaz, onu yargılayanların sınırlarını göstererek insan elinden alır.
Okuma
- Lev Tolstoy, Anna Karenina, çev. Ayşe Hacıhasanoğlu (İş Kültür, 2011). Birinci kısmın 29. bölümünü, üçüncü kısmın 4–5. bölümlerini ve sekizinci kısmın son bölümünü okuyun; epigrafın hangi sayfada durduğuna dikkat edin.
- Aysel Adıgözalova, «Aşk-ı Memnu ve Anna Karenina Romanlarında Üçgen Arzu», Söylem Filoloji Dergisi 6/3 (2021), 747–761.