İçeriğe geç

Ünite EDB-241-06 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı

Tolstoy I

EDB-241 Rus Edebiyatının Altın Çağı

1.872 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 9 dk

  • Aydınlanma anı
  • büyük adam kuramı
  • tarih felsefesi
  • sürü hayatı
  • özet çeviri
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Savaş ve Barış 1805'ten 1812'ye Napolyon savaşlarını birkaç ailenin hayatıyla iç içe anlatır; Tolstoy 1868'de kitabının ne roman, ne destan, ne de tarih kroniği olduğunu yazar.
  2. Austerlitz'te yaralanan Andrey, yüksek ve sonsuz gökyüzünün yanında kahramanı Napolyon'u küçük, önemsiz bir adam olarak görür; bu, romanın ilk büyük aydınlanma anıdır.
  3. Üçüncü ciltte Tolstoy anlatıyı keser: insanın kişisel hayatı ile tarihin yasalarını bilinçsizce yerine getirdiği sürü hayatı vardır; Çar tarihin kölesidir.
  4. Flaubert, Turgenyev'in aktardığı cevabında okuduğu üç ciltlik Fransızca çevirinin ilk iki cildini yüce bulur, ama son ciltte yazarın kendini tekrarladığını ve felsefe yaptığını, «beyefendinin, yazarın ve Rusun» göründüğünü söyler.
  5. Roman Türkçeye 1938'de özet olarak, 1943–1949'da Rusçadan tam olarak girdi; tam çeviri Zeki Baştımar imzasıyla çıktı, ama Bursa'da hapisteki Nâzım Hikmet'le birlikte yapılmıştı.

Kazanımlar

  • Savaş ve Barış'ta Andrey Bolkonski'nin Austerlitz'teki «yüksek gökyüzü» sahnesini bir aydınlanma anı olarak ve Napolyon'un küçülmesi üzerinden çözümleyebilir.
  • Tolstoy'un «Çar tarihin kölesidir» cümlesiyle özetlenen tarih felsefesini, büyük adam kuramı ve sürü hayatı kavramlarıyla açıklayabilir.
  • Tolstoy'un kitabının bir roman olmadığını söyleyen 1868 yazısını ve Flaubert'in romanın felsefe yapan kısımlarına yönelik eleştirisini karşılaştırarak tartışabilir.
  • Savaş ve Barış'ın Türkçeye geçişini, 1938 tarihli özet çeviriden Nâzım Hikmet'in adı gizlenerek yayımlanan tam çeviriye kadar izleyebilir.

Video metni

Soğuk açılış

20 Kasım 1805, Austerlitz. Genç bir Rus subayı, prens Andrey Bolkonski, elinde bir sancakla ileri koşar. Kahramanlık hayal etmiştir; uzun zamandır kendi «Toulon»unu, Napolyon'un adını ilk kez duyurduğu yer gibi, onu adsız subaylar arasından çıkarıp şöhrete taşıyacak anı beklemektedir. Sonra başına bir darbe iner ve sırtüstü düşer.

Açtığı gözleri ne topları ne askerleri görür. Üstünde yalnızca gökyüzü vardır: yüksek, açık olmayan ama yine de ölçülemeyecek kadar yüksek bir gökyüzü, üzerinde ağır ağır süzülen gri bulutlar. Ne kadar sessiz, ne kadar sakin, ne kadar görkemli, diye düşünür. Nasıl oldu da bu yüksek gökyüzünü daha önce görmedim?

Büyük soru

Bir roman aynı anda hem birkaç ailenin hikâyesi hem de bir tarih kuramı olabilir mi? Ve bir yazar anlatmayı bırakıp açıklamaya başladığında roman ne kazanır, ne kaybeder?

Bağlam

Lev Tolstoy Savaş ve Barış'ı 1860'ların ikinci yarısında yayımladı. Roman 1805'ten 1812'ye ve sonrasına, Napolyon'un Rusya'ya karşı savaşlarına uzanır. Yüzlerce kişi arasında birkaç aile öne çıkar: Bolkonskiler, Rostovlar, Bezuhovlar. Salonlar, balolar, av sahneleri ile savaş alanları, karargâhlar ve yanan Moskova aynı kitaptadır.

Kitap yayımlanırken Tolstoy okurlarına bir açıklama yapma gereği duydu. 1868'de bir dergide yayımlanan «Savaş ve Barış kitabı üzerine birkaç söz» yazısında şöyle yazdı: Savaş ve Barış nedir? Bir roman değildir, daha da az bir destan, daha da az bir tarih kroniğidir. Savaş ve Barış, yazarın ifade etmek istediği ve ifade edebildiği şeydir, ifade edildiği biçimde.

Ana anlatı — Gökyüzü ve küçük adam

Austerlitz sahnesi romanın en çok okunan yerlerinden biridir, çünkü bir inancın bir anda yıkılışını gösterir. Andrey savaşa bir kahraman olmak için gelmişti; örneği de Napolyon'du. Yaralı yatarken bir şey değişir: gökyüzünün yanında koşuşturma, bağırış, iki askerin bir top harbisini çekiştirmesi gülünç görünür.

Savaş biterken Napolyon, alanı gezerken Andrey'in başında durur ve Fransızca söyler: işte güzel bir ölüm. Andrey bunu duyar ve konuşanın kahramanı Napolyon olduğunu bilir. Ama o anda Napolyon, ruhu ile o yüksek, sonsuz gökyüzü arasında olup bitenin yanında, ona çok küçük, önemsiz bir adam gibi görünür. Kimin başında durduğu, ne dediği umurunda değildir; yalnızca biri ona yardım etsin ister.

Ana anlatı — Çar tarihin kölesidir

Tolstoy yalnızca sahnelerle yetinmez. Romanın üçüncü cildi, 1812 seferinin başında, anlatıyı keser ve bir deneme gibi konuşur. Her insanda iki hayat vardır, der: çıkarları ne kadar soyutsa o kadar özgür olan kişisel hayat, ve insanın kendisine buyrulan yasaları kaçınılmaz olarak yerine getirdiği kendiliğinden, sürüye benzeyen hayat. İnsan bilinçli olarak kendisi için yaşar, ama farkında olmadan tarihsel amaçların aracı olur.

Buradan en keskin cümlesine varır: bir insan toplumsal merdivende ne kadar yukarıdaysa, eylemlerinin önceden belirlenmişliği o kadar açıktır. Çar tarihin kölesidir. Napolyon da 1812'de halklarının kanını dökmenin ya da dökmemenin kendisine bağlı olduğunu sandığı hâlde, hiçbir zaman olmadığı kadar kaçınılmaz yasalara bağlıdır.

Yaygın yanlış«*Savaş ve Barış* bir tarihî romandır; gerçek tarihi olayları olduğu gibi anlatır.»
Doğrusu

— Tolstoy'un kendisi 1868'de kitabının ne roman, ne destan, ne de tarih kroniği olduğunu yazdı. Kitap tarihsel olayları kurmaca ailelerin hayatlarıyla iç içe anlatır, ama bunu yaparken tarih yazımının kendisini de tartışır: tarihçilerin büyük adamlara verdiği rolü sorgular ve kendi tarih felsefesini açık deneme bölümlerinde savunur.

Metin anı

Andrey yarasından uyandığında ilk düşüncesi gökyüzüdür:

«Где оно, это высокое небо, которого я не знал до сих пор и увидал нынче?» было первою его мыслью. «И страдания этого я не знал также».

«"Nerede o, bugüne kadar bilmediğim ve bugün gördüğüm o yüksek gökyüzü?" oldu ilk düşüncesi. "Bu acıyı da bilmiyordum."»

Bu iki cümle bir keşfi ve bir kaybı birlikte söyler. Gökyüzü yenidir, acı da yenidir; Andrey ikisini de «bilmiyordum» diye anar. Tolstoy'un yöntemi buradadır: büyük bir tarihsel olayın ortasında, bir insanın bilincinde küçük ve sessiz bir şey olur, ve roman o küçük şeyi savaştan daha önemli gösterir.

Cevap ve bağlantı

Bir roman aynı anda hem aile hikâyesi hem tarih kuramı olabilir mi? Savaş ve Barış bunu dener ve bu denemenin bir bedeli vardır. Flaubert kitabı Turgenyev'in gönderdiği üç ciltlik Fransızca çevirisinden okudu. Turgenyev, Flaubert'in cevabını 12 Ocak 1880'de Tolstoy'a aktardı. Flaubert'e göre eser birinci sınıftı: ne ressam, ne psikolog! Bu çevirinin ilk iki cildi yüceydi, ama üçüncüsü korkunç biçimde çöküyordu. Kendini tekrarlıyor ve felsefe yapıyordu! Sonunda beyefendiyi, yazarı ve Rusu görüyorduk; oysa o zamana kadar yalnızca doğayı ve insanlığı görmüştük.

Flaubert'in eleştirisi, 240-05'te gördüğümüz kendi idealinden gelir: yazar kendini göstermemelidir. Tolstoy ise romanın kendi yasalarını bozmayı göze alır, çünkü ona göre kitap bir roman değildir. İki görüş de bir şeyi yakalar. Flaubert, sahnelerin gücünün deneme bölümlerinde zayıfladığını görür. Tolstoy ise Austerlitz'teki gökyüzü ile «Çar tarihin kölesidir» cümlesinin aynı düşüncenin iki biçimi olduğuna inanır: biri gösterir, öbürü açıklar.

Savaş ve Barış'ın Türkçeye gelişi de romanın uzunluğuyla ilgili bir hikâyedir. Gürses'in notuna göre roman Türkçeye ilk kez 1938'de, Fransızcadan 328 sayfalık bir özet olarak Harb ve Sulh adıyla çevrildi; yayıncı önsözünde, romanın aslında dört ciltte iki bin sayfa olduğunu ve böyle bir kitabı basmanın o gün için ekonomik açıdan çok güç olduğunu yazıyordu. Rusça aslından tam çeviri, Tercüme Bürosu'nun programına alındı ve dört cilt hâlinde 1943–1949 arasında Maarif Vekâleti'nin dizisinde yayımlandı. Kitap yalnızca Zeki Baştımar'ın imzasını taşıyordu; ama çeviri, Baştımar'ın o sırada Bursa'da hapiste olan Nâzım Hikmet'le birlikte yaptığı bir çeviriydi. Nâzım'ın adı, bilinen siyasi nedenlerle kitapta yer almadı.

Nâzım Hikmet bu çeviriyi Kemal Tahir'e yazdığı mektuplarda sık sık anar. Gürses'in aktardığı 1943 tarihli bir mektupta Tolstoy için şöyle der: halis muhlis bir dev, fakat bu devin bir çocuk yüreği var; bir bakıma realizmin şaheseri onda. Bir başka mektupta çevirinin yalnızca Türkçeleştirmek olmadığını, Tolstoy'un kendi diliyle konuşması gerektiğini ve bunun için bir tür üslup çalışması gerektiğini yazar. Bugün bu çeviri iki çevirmenin adıyla basılıyor.

Kapanış kancası

Savaş ve Barış bir ulusun savaşını birkaç ailenin salonlarından ve savaş alanlarından anlattı. Tolstoy'un bir sonraki büyük romanı çok daha dar bir sahneye, bir evliliğe ve bir tutkuya bakacak. 103-04'te ilk cümlesini okumuştuk: mutlu aileler birbirine benzer. Bir sonraki derste Anna Karenina'ya geçiyoruz: bir kadının tutkusu, toplumun kurallarıyla karşılaştığında roman kimin yanında durur?

Özet kartı

  1. Savaş ve Barış 1805'ten 1812'ye Napolyon savaşlarını birkaç ailenin hayatıyla iç içe anlatır; Tolstoy 1868'de kitabının ne roman, ne destan, ne de tarih kroniği olduğunu yazar.
  2. Austerlitz'te yaralanan Andrey, yüksek ve sonsuz gökyüzünün yanında kahramanı Napolyon'u küçük, önemsiz bir adam olarak görür; bu, romanın ilk büyük aydınlanma anıdır.
  3. Üçüncü ciltte Tolstoy anlatıyı keser: insanın kişisel hayatı ile tarihin yasalarını bilinçsizce yerine getirdiği sürü hayatı vardır; Çar tarihin kölesidir.
  4. Flaubert, Turgenyev'in aktardığı cevabında okuduğu üç ciltlik Fransızca çevirinin ilk iki cildini yüce bulur, ama son ciltte yazarın kendini tekrarladığını ve felsefe yaptığını, «beyefendinin, yazarın ve Rusun» göründüğünü söyler.
  5. Roman Türkçeye 1938'de özet olarak, 1943–1949'da Rusçadan tam olarak girdi; tam çeviri Zeki Baştımar imzasıyla çıktı, ama Bursa'da hapisteki Nâzım Hikmet'le birlikte yapılmıştı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Aydınlanma anıEpiphanyKahramanın sıradan bir anda hayatın anlamını birden farklı gördüğü an
Büyük adam kuramıGreat man theoryTarihin gidişini olağanüstü bireylerin iradesinin belirlediğini savunan görüş
Tarih felsefesiPhilosophy of historyTarihin nasıl işlediğini ve olayları neyin belirlediğini soran düşünce
Sürü hayatıSwarm lifeİnsanın bilinçsizce başkalarının eylemleriyle birleşip tarihin yasalarını yerine getirdiği ortak hayat
Özet çeviriAbridged translationBir eserin kısaltılmış ya da özetlenmiş biçimini aktaran çeviri

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Andrey Bolkonski Austerlitz'te yaralandığında ne görür ve ne düşünür? Napolyon ona neden küçük görünür?
  2. (Kazanım 2) Tolstoy üçüncü ciltte insanın hangi iki hayatını ayırır? «Çar tarihin kölesidir» cümlesi ne anlama gelir?
  3. (Kazanım 2) Büyük adam kuramı nedir? Savaş ve Barış bu kurama nasıl karşı çıkar?
  4. (Kazanım 3) Tolstoy 1868 yazısında kitabının türü hakkında ne der? Flaubert romanın hangi yanını eleştirir ve bu eleştiri nereden gelir?
  5. (Kazanım 4) Savaş ve Barış Türkçeye nasıl girdi? Tam çevirinin imza sorunu nedir?

Cevaplar

  1. Sırtüstü düştüğünde yalnızca gökyüzünü görür: yüksek, açık olmayan ama ölçülemeyecek kadar yüksek, üzerinde gri bulutların süzüldüğü bir gökyüzü. Ne kadar sessiz, sakin ve görkemli olduğunu, onu daha önce nasıl görmediğini düşünür. Napolyon başında durduğunda, ruhu ile o sonsuz gökyüzü arasında olup bitenin yanında kahramanı ona küçük, önemsiz bir adam gibi görünür.
  2. Çıkarları ne kadar soyutsa o kadar özgür olan kişisel hayatı ve insanın kendisine buyrulan yasaları kaçınılmaz olarak yerine getirdiği sürü hayatını ayırır. Bir insan toplumsal merdivende ne kadar yukarıdaysa eylemlerinin önceden belirlenmişliği o kadar açıktır; Çar bile tarihin yasalarının aracıdır. Tarihi yöneten tek tek büyük adamlar değil, milyonlarca insanın birleşen eylemleridir.
  3. Tarihin gidişini olağanüstü bireylerin, kralların, komutanların iradesinin belirlediğini savunan görüştür. Savaş ve Barış buna hem sahnelerle, örneğin Andrey'in gözünde Napolyon'un küçülmesiyle, hem de açık deneme bölümleriyle karşı çıkar: Napolyon kanı dökmenin kendisine bağlı olduğunu sanır, ama kaçınılmaz yasalara bağlıdır.
  4. Tolstoy kitabın ne roman, ne destan, ne de tarih kroniği olduğunu, yazarın ifade etmek istediği ve edebildiği şey olduğunu yazar. Flaubert okuduğu üç ciltlik Fransızca çevirinin ilk iki cildini yüce bulur, ama son ciltte eserin kendini tekrarladığını ve felsefe yaptığını, doğa ve insanlık yerine «beyefendinin, yazarın ve Rusun» göründüğünü söyler. Bu eleştiri, Flaubert'in yazarın kendini göstermemesi gerektiği yolundaki idealinden gelir.
  5. İlk kez 1938'de Fransızcadan 328 sayfalık bir özet olarak Harb ve Sulh adıyla çevrildi. Rusçadan tam çeviri 1943–1949 arasında Maarif Vekâleti'nin dizisinde dört cilt hâlinde çıktı. Kitap yalnızca Zeki Baştımar'ın imzasını taşıyordu; ama çeviri, Bursa'da hapiste olan Nâzım Hikmet'le birlikte yapılmıştı ve Nâzım'ın adı siyasi nedenlerle kitapta yer almadı. Bugün çeviri iki çevirmenin adıyla basılıyor.

Okuma

  • Lev Tolstoy, Savaş ve Barış, çev. Zeki Baştımar ve Nâzım Hikmet Ran (Can, 2010). Birinci cildin Austerlitz bölümlerini ve üçüncü cildin ilk bölümünü okuyun; Sabri Gürses'in «Çeviri Üzerine» notunu da okuyun.
  • Lev Tolstoy, «Savaş ve Barış kitabı üzerine birkaç söz» (1868).

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:30 Soğuk açılış: sisli bir kış sabahı; bir sancakla koşan genç bir subay; ekran birden sessizleşir ve kamera yukarıya, gri bulutlu yüksek bir gökyüzüne döner.
  • 1:30–2:10 Büyük soru: bir kitabın sayfaları; bir sayfada diyaloglar, bir sonrakinde uzun bir deneme paragrafı.
  • 2:10–3:30 Bağlam: bir Avrupa haritasında 1805'ten 1812'ye ilerleyen oklar; üç aile armasına benzer üç ev silueti.
  • 3:30–6:00 Ana anlatı — Gökyüzü ve küçük adam: yerde yatan bir yaralı; ufukta atlı küçük bir figür yaklaşır; figür gökyüzünün önünde gittikçe küçülür.
  • 6:00–8:40 Ana anlatı — Çar tarihin kölesidir: bir arı kovanı; binlerce arı tek bir yöne akar; kovanın üstünde tahtında oturan küçük bir figür.
  • 8:40–10:10 Metin anı: bulutların arasından sızan soluk bir ışık; bir el yavaşça gökyüzüne uzanır.
  • 10:10–13:40 Cevap ve bağlantı: Paris'te bir yazı masası ve açık üç cilt; ardından İstanbul'da bir kitapçı vitrini ve ince bir özet kitap; sonra bir cezaevi penceresinin önünde bir daktilo ve yığılmış sayfalar.
  • 13:40–14:20 Kapanış kancası: bir tren istasyonunda buharlar içinde bekleyen bir kadın silueti.
  • Savaş sahnelerinde yaralar ve ölüler ayrıntılı gösterilmez; yalnızca uzak siluetler ve duman kullanılır.

Telaffuz

  • Lev Tolstoy: «LYEF tal-STOY»; Война и мир: «vay-NA i MİR»; Andrey Bolkonski: «an-DREY bal-KON-ski»; Austerlitz: «AUS-ter-lits»; Rostov: «ras-TOF»; Bezuhov: «be-ZU-hof».
  • Flaubert: «flo-BER»; Turgenyev: «tur-GE-nyef»; Toulon: «tu-LON».
  • Sabri Gürses: «sab-Rİ gür-SES»; Zeki Baştımar: «ze-Kİ baş-tı-MAR»; Nâzım Hikmet Ran: «naa-ZIM hik-MET RAN»; Kemal Tahir: «ke-MAL ta-HİR».