İçeriğe geç

Ünite EDB-241-01 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı

Puşkin'den Gogol'e

EDB-241 Rus Edebiyatının Altın Çağı

1.999 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • Rütbeler cetveli
  • insancıl pasaj
  • edebî soy kütüğü
  • karşı yazı
  • mal edilmiş söz
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Puşkin'in «İstasyon Şefi» (1831), posta istasyonu şefini «on dördüncü sınıfın şehidi» olarak anlatır; kızını bir süvari subayına kaptıran Samson Vırin kendini içkiye verip ölür.
  2. Gogol'ün «Palto»sunda (1842) ebedî titüler danışman Akakiy Akakiyeviç, büyük fedakârlıkla yaptırdığı paltosunu ilk gece kaybeder, bir «önemli kişi»den azar işitip ölür; öykü hayaletle biter.
  3. «Ben senin kardeşinim» pasajı, alaycı anlatımın ortasında acımayı dile getirir; Vogüé Akakiy'i hem güldüren hem acındıran dokunaklı bir grotesk sayar.
  4. İnsancıklar'da Devuşkin «İstasyon Şefi»ni kendi hayatı gibi sever, «Palto»ya ise itiraz eder; Dostoyevski romanına bir karşı yazı yerleştirir.
  5. Vogüé sözü adını vermediği bir Rus'tan duyduğunu yazar; Dostoyevski'ye bağlanması sonradan yerleşmiş bir atıftır. Altay «Palto»yu Yaşar Kemal'in «Beyaz Pantolon»uyla karşılaştırır.

Kazanımlar

  • Puşkin'in «İstasyon Şefi» ve Gogol'ün «Palto» öykülerinde küçük memurun rütbeler cetveli içindeki yerini açıklayabilir.
  • «Palto»daki «ben senin kardeşinim» pasajını, alay ile acıma arasındaki gerilim içinde çözümleyebilir.
  • Dostoyevski'nin İnsancıklar'ında Devuşkin'in iki öyküye verdiği karşıt tepkileri bir karşı yazı örneği olarak yorumlayabilir.
  • «Hepimiz Gogol'ün Palto'sundan çıktık» sözünün kaynağını Vogüé'nin metinlerinden izleyerek, sözü Dostoyevski'ye bağlayan yaygın atfı ve «Palto» ile Yaşar Kemal'in «Beyaz Pantolon»unu karşılaştıran bir çalışmayı tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Petersburg, kış. Bir devlet dairesinde, yıllardır aynı masada oturan kısa boylu, hafifçe çiçek bozuğu, alnı açılmış bir memur belgeleri temize çeker. İşini sever; bazı harfler onun en gözdeleridir, onlara gelince gülümser, göz kırpar. Evde de boş durmaz; akşam yemeğinden sonra yine yazı kopyalar.

Bir sabah, Petersburg'un ayazı sırtını iğne gibi deler. Memur paltosuna bakar: kumaş sırtında ve omuzlarında incelmiş, tül gibi olmuştur. Terziye götürür. Terzi paltoyu şöyle bir evirip çevirir ve hükmünü söyler: bu onarılmaz; yenisini yaptırmanız gerek. Memurun gözleri kararır. Yeni bir palto, onun bütün hayatını değiştirecektir.

Büyük soru

Bir edebiyatın atası olarak tek bir metin gösterilebilir mi? Ve bir kahraman, kendi hayatını anlatan bir kitabı okuduğunda ne hisseder: tanınmanın sevincini mi, alay edilmenin incinmesini mi?

Bağlam

239-08'de Puşkin'i Yevgeni Onegin üzerinden tanımıştık. Bu ünite, Rus edebiyatının on dokuzuncu yüzyıldaki büyük yükselişini izliyor. İlk dersin konusu, bu yükselişin sık sık bir soy kütüğü gibi anlatılan başlangıcı: Puşkin'in 1831'de yayımlanan «İstasyon Şefi», Gogol'ün 1842'de yayımlanan «Palto»su ve genç Dostoyevski'nin ilk romanı İnsancıklar.

Üç metin de devlet hizmetindeki küçük insanları anlatır. 212-05'te bu tipi Türk edebiyatında görmüştük: tarihin ve iktidarın merkezinde değil, kenarında yaşayan sıradan insan. Rusya'da bu kenarın bir cetveli vardı.

Ana anlatı — On dördüncü sınıfın şehidi

Puşkin'in öyküsü bir soruyla açılır: posta istasyonu şefine kim lanet okumamıştır, kim onunla kavga etmemiştir? Anlatıcı yolcuların öfkesini sıraladıktan sonra adil olmayı önerir: istasyon şefi nedir? On dördüncü sınıfın gerçek bir şehidi; rütbesi onu dayaktan koruyan tek şeydir, o da her zaman değil.

Öykünün şefi Samson Vırin'in bir tek hazinesi vardır: güzel kızı Dunya. Bir gün istasyona genç bir süvari subayı gelir, hastalanmış gibi yapar, birkaç gün kalır ve giderken Dunya'yı da götürür. Vırin kızını Petersburg'da arar, bulur, kapıdan kovulur. Anlatıcı yıllar sonra istasyona döndüğünde yaşlı adamın bir yıl önce öldüğünü öğrenir. Neden öldüğünü sorar; kadının cevabı tek kelimedir: içkiden.

Puşkin'in anlatıcısı küçük memura bir acıma borcunu ödemeye çalışır. Ama öyküde alay yoktur. Vırin gülünç değil, kederlidir.

Ana anlatı — Bir paltonun ömrü

Gogol'ün öyküsü başka bir ses tonuyla başlar. Memurun adı Akakiy Akakiyeviç Başmaçkin'dir. Anlatıcı, soyadının «başmak», yani ayakkabı sözünden geldiğini, ama ailede herkesin çizme giydiğini söyleyerek şakalaşır. Rütbesi, anlatıcının deyişiyle ebedî bir titüler danışmanlıktır: bir türlü yükselmeyen bir ara basamak. Dairedeki genç memurlar onunla alay eder, başına kâğıt parçaları serper.

Yeni palto için Akakiy Akakiyeviç akşam çayından vazgeçer, mum yakmaz, ayakkabılarının tabanı aşınmasın diye sokakta parmak uçlarında yürür. Palto dikilir; bu, hayatının en büyük günüdür. Aynı gece, bir kutlamadan dönerken karanlık bir meydanda paltosu çalınır. Yardım için bir «önemli kişi»ye başvurur; bu kişi onu, kendi önemini bir arkadaşına göstermek için, azarlayıp kovar. Akakiy Akakiyeviç hastalanır ve ölür. Öykü bitmez: Petersburg'da bir süre sonra, rütbe ve unvan gözetmeden gelip geçenlerin paltolarını çeken bir memur hayaletinin dolaştığı söylenir.

Yaygın yanlış«"Hepimiz Gogol'ün *Palto*'sundan çıktık" sözü Dostoyevski'nindir.»
Doğrusu

— Sözü Fransız okura tanıtan Vogüé, 1885'te onu adını vermediği bir Rus yazardan duyduğunu yazar: «edebiyat tarihine çok karışmış» biri. Aynı yıl başka bir yazısında sözü «Rus yazarlar»ın söylediğini belirtir. Sözün Dostoyevski'ye bağlanması sonradan yerleşmiş bir atıftır; Vogüé'nin metinleri bunu doğrulamaz.

Ana anlatı — Kendini okuyan memur

Dostoyevski'nin ilk romanı İnsancıklar mektuplardan oluşur. Yaşlı ve yoksul bir memur olan Makar Devuşkin, uzaktan akrabası genç Varvara'ya yazar. Varvara ona kitaplar gönderir. 1 Temmuz tarihli mektubunda Devuşkin, Puşkin'in «İstasyon Şefi»ni okumuştur ve coşku içindedir: insanın hayatının, burnunun dibindeki bir kitapta bir tablo gibi anlatılmış olabileceğini hiç bilmezmiş. Samson Vırin'in içkiye verdiği kendini, kirli eliyle gözlerini silişini okurken neredeyse ağlamıştır. Bu kitabı sanki kendisi yazmış gibidir.

8 Temmuz'da her şey değişir. Varvara bu kez ona «Palto»nun bulunduğu bir kitap göndermiştir. Devuşkin incinmiştir. Bir memurun hayatını bu kadar gülünç göstermek nedendir? Adamcağızı öldürmek yerine, daha yaşarken ona bir palto vermek daha iyi olmaz mıydı? Mektubu sert bir hükümle biter: bu kötü tasarlanmış, gerçekdışı bir eserdir, çünkü böyle bir memur yaratılışta yoktur. Protesto ediyorum.

Burada bir ironi vardır: Devuşkin'in kendisi de bir Gogol kahramanına benzer. Vogüé'ye göre Dostoyevski, Gogol'ün temasını almış ama ustasının ironisi yerine bir duygu, bir acıma koymuştur. Vogüé'nin aktardığına göre roman çıktığında şair Nekrasov eleştirmen Belinski'ye koşar: yeni bir Gogol doğdu!

Metin anı

«Palto»nun başlarında, dairedeki alaylar dayanılmaz hâle geldiğinde Akakiy Akakiyeviç yalnızca şunu söyler. Genç bir memur bu sözleri başka türlü duyar:

«оставьте меня, зачем вы меня обижаете» — и в этих проникающих словах звенели другие слова: «я брат твой.»

«"Bırakın beni, neden beni kırıyorsunuz?" Ve bu içe işleyen sözlerde başka sözler çınlıyordu: "Ben senin kardeşinim."»

Anlatıcıya göre genç memur bu sözleri duyduktan sonra arkadaşlarından uzaklaşır ve ömrü boyunca, insanda ne kadar çok insanlık dışılık, kibar ve eğitimli görünen hayatta ne kadar çok vahşi kabalık saklı olduğunu görüp ürperir. Ama birkaç satır sonra anlatıcı yine eski tonuna döner ve Akakiy Akakiyeviç'in harflere göz kırpmasını anlatarak güldürür. Öykü acıma ile alay arasında gidip gelir. Vogüé bu ikiliği tek bir cümleyle adlandırmıştı: Akakiy dokunaklı bir grotesktir; ona hem güleriz hem de acırız.

Cevap ve bağlantı

Bir edebiyatın atası olarak tek bir metin gösterilebilir mi? Sözün kendi tarihi buna temkinli bir cevap verir. Vogüé 1885'te, Rusları okudukça, edebiyat tarihine çok karışmış birinin kendisine söylediği sözün doğruluğunu daha iyi gördüğünü yazar: «Hepimiz Gogol'ün Palto'sundan çıktık.» Ona göre Dostoyevski'de bu soy açıktır: İnsancıklar'ın kahramanı, Akakiy Akakiyeviç'in daha gelişmiş ve daha karanlık bir kopyasıdır. 1914'te bir NRF yazarı sözü, Vogüé'nin «bir Rus yazardan» duyduğu bir söz olarak anar. Söz zamanla sahibini bulmuştur: Dilber'in 2018 tarihli makalesinde olduğu gibi pek çok yerde onu Dostoyevski söyler.

Kahraman kendi hayatını okuduğunda ne hisseder? Devuşkin'in iki mektubu iki cevap verir: Puşkin'de tanınmanın sevincini, Gogol'de alay edilmenin incinmesini. Aynı soru Türk edebiyatında da sorulabilir. Altay, «Palto»yu Yaşar Kemal'in 1952 tarihli «Beyaz Pantolon» öyküsüyle karşılaştırır. Yaşar Kemal'in kahramanı Mustafa bir ayakkabıcı çırağıdır; beyaz bir pantolon ve beyaz ayakkabılar alabilmek için üç gün üç gece bir tuğla ocağında çalışır. Onu işe alan Hasan Bey, uyuduğunu söyleyerek ücretinin çoğunu vermez. Ama ustası haftalığını artırır ve Mustafa hayalindeki pantolona kavuşur. Akakiy Akakiyeviç paltosunu kaybedip ölür; Mustafa sömürülür, ama giysisine kavuşur. Altay bu iki öyküde yoksulluğu ve umudu evrensel insanlık durumları olarak okur. Karşılaştırma bir etki iddiası değildir; iki yazarın, bir giysiye bağlanmış bir hayali nasıl farklı sonlara götürdüğünü gösterir.

Kapanış kancası

Vogüé, İnsancıklar'ın önemini anlatırken bir tarih verir: Turgenyev'in Avcının Notları bu romandan beş yıl sonra çıkacaktı. Turgenyev, küçük memurdan köylüye, sonra bir kuşağın kendi babalarıyla hesaplaşmasına geçecek. Bir sonraki derste Babalar ve Oğullar'a bakıyoruz: babalarının inandığı her şeyi reddeden bir genç, bir romanda nasıl anlatılır?

Özet kartı

  1. Puşkin'in «İstasyon Şefi» (1831), posta istasyonu şefini «on dördüncü sınıfın şehidi» olarak anlatır; kızını bir süvari subayına kaptıran Samson Vırin kendini içkiye verip ölür.
  2. Gogol'ün «Palto»sunda (1842) ebedî titüler danışman Akakiy Akakiyeviç, büyük fedakârlıkla yaptırdığı paltosunu ilk gece kaybeder, bir «önemli kişi»den azar işitip ölür; öykü hayaletle biter.
  3. «Ben senin kardeşinim» pasajı, alaycı anlatımın ortasında acımayı dile getirir; Vogüé Akakiy'i hem güldüren hem acındıran dokunaklı bir grotesk sayar.
  4. İnsancıklar'da Devuşkin «İstasyon Şefi»ni kendi hayatı gibi sever, «Palto»ya ise itiraz eder; Dostoyevski romanına bir karşı yazı yerleştirir.
  5. Vogüé sözü adını vermediği bir Rus'tan duyduğunu yazar; Dostoyevski'ye bağlanması sonradan yerleşmiş bir atıftır. Altay «Palto»yu Yaşar Kemal'in «Beyaz Pantolon»uyla karşılaştırır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Rütbeler cetveliTable of RanksRus devlet memurlarını ve subaylarını on dört sınıfa ayıran hiyerarşi
İnsancıl pasajHumane passageAlaycı anlatımın ortasında küçük memura acımayı ve kardeşliği dile getiren kısa pasaj
Karşı yazıWriting backÖnceki bir esere, izleğini başka bir bakışla yeniden yazarak cevap verme
Mal edilmiş sözApocryphal attributionKaynağı belirsiz olduğu hâlde zamanla ünlü birine bağlanan söz
Edebî soy kütüğüLiterary genealogyBir geleneği eserleri ata ve torun olarak dizerek anlatma biçimi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Puşkin'in anlatıcısı istasyon şefini nasıl tanımlar? Gogol'ün anlatıcısı Akakiy Akakiyeviç'in rütbesini nasıl anlatır?
  2. (Kazanım 2) «Palto»daki «ben senin kardeşinim» pasajında ne olur? Bu pasaj öykünün geri kalanının tonuyla nasıl bir gerilim kurar?
  3. (Kazanım 3) Devuşkin 1 Temmuz ve 8 Temmuz tarihli mektuplarında iki öyküye nasıl tepki verir? Bu tepkiler neden bir karşı yazı olarak okunabilir?
  4. (Kazanım 4) «Hepimiz Gogol'ün Palto'sundan çıktık» sözünün kaynağı hakkında Vogüé'nin metinleri ne söyler? Sözün Dostoyevski'ye bağlanması neden temkinle karşılanmalıdır?
  5. (Kazanım 4) Altay «Palto» ile «Beyaz Pantolon»u nasıl karşılaştırır? İki öykünün sonu arasındaki fark nedir?

Cevaplar

  1. Puşkin'in anlatıcısı istasyon şefini on dördüncü sınıfın gerçek bir şehidi olarak tanımlar; rütbesi onu dayaktan korur, o da her zaman değil. Gogol'ün anlatıcısı, bizde önce rütbenin söylendiğini belirterek Akakiy Akakiyeviç'in ebedî bir titüler danışman olduğunu, yani bir türlü yükselmeyen bir ara basamakta kaldığını anlatır.
  2. Dairedeki alaylar dayanılmaz hâle gelince Akakiy Akakiyeviç «Bırakın beni, neden beni kırıyorsunuz?» der; genç bir memur bu sözlerde «Ben senin kardeşinim» sözlerini duyar, arkadaşlarından uzaklaşır ve ömrü boyunca insandaki insanlık dışılığı görüp ürperir. Pasaj acımayı dile getirir, ama anlatıcı birkaç satır sonra yine güldürür; öykü acıma ile alay arasında gidip gelir.
  3. 1 Temmuz'da Devuşkin «İstasyon Şefi»ni okur ve hayatının bir tablo gibi anlatıldığını, kitabı sanki kendisinin yazdığını hissederek coşar. 8 Temmuz'da «Palto»yu okuyunca incinir: adamcağızı öldürmek yerine yaşarken ona bir palto verilmesi gerektiğini, eserin kötü tasarlanmış ve gerçekdışı olduğunu söyler, protesto eder. Dostoyevski böylece kahramanına Gogol'ün öyküsünü okutup ona itiraz ettirir; Gogol'ün temasını ironi yerine acımayla yeniden yazar.
  4. Vogüé 1885'te sözü edebiyat tarihine çok karışmış, adını vermediği bir Rus'tan duyduğunu yazar; başka bir yazısında sözü «Rus yazarlar»ın söylediğini belirtir. 1914'teki bir NRF notu da sözü Vogüé'nin bir Rus yazardan duyduğu bir söz olarak anar. Sözü Dostoyevski'ye bağlayan hiçbir kayıt bu metinlerde yoktur; atıf sonradan yerleşmiştir. Bir sözün sahibini en eski yazılı kaydına dönerek sınamak gerekir.
  5. Altay iki öyküyü yoksulluk ve umut temasıyla karşılaştırır: iki kahramanın da hayalinde bir giysi vardır ve onu elde etmek için büyük fedakârlık yaparlar. Akakiy Akakiyeviç paltosunu kaybedip ölür; Yaşar Kemal'in Mustafa'sı tuğla ocağında sömürülür, ücretinin çoğunu alamaz, ama ustası haftalığını artırır ve beyaz pantolonuna kavuşur.

Okuma

  • Nikolay Gogol, Bir Delinin Anı Defteri: Palto, Burun, Petersburg Öyküleri ve Fayton, çev. Mazlum Beyhan (İş Kültür, 2010). «Palto»yu okuyun; alaycı ve acıyan cümleleri iki renkle işaretleyin.
  • Aleksandr Puşkin, «İstasyon Şefi», Belkin'in Öyküleri içinde.
  • Fyodor Dostoyevski, İnsancıklar; 1 Temmuz ve 8 Temmuz tarihli mektuplar.
  • Beyza Altay, «Nikolay Vasilyeviç Gogol'ün Palto ve Yaşar Kemal'in Beyaz Pantolon Eserlerinde Yoksulluk ve Umut Teması», Mediterranean Journal of Humanities XV/2 (2025).

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:30 Soğuk açılış: karlı bir Petersburg sokağı; bir devlet dairesinde eğik bir masa ve özenle yazılan harfler; ışığa tutulan, tül gibi incelmiş bir palto sırtı.
  • 1:30–2:10 Büyük soru: bir aile ağacı; dallarında kitap kapakları; kökte bir soru işareti.
  • 2:10–3:30 Bağlam: on dört basamaklı bir merdiven; en alt basamaklarda küçük insan siluetleri.
  • 3:30–5:40 Ana anlatı — On dördüncü sınıfın şehidi: karlı bir yolda bir posta istasyonu; bir süvari subayının kızaklı arabası uzaklaşır; boş bir sandalye ve yarım bir kadeh.
  • 5:40–8:20 Ana anlatı — Bir paltonun ömrü: terzinin masasında yeni bir palto; karanlık bir meydan; bir makam odasında yükselen bir ses; sonra köprülerde sisin içinde beliren bir memur silueti.
  • 8:20–10:30 Ana anlatı — Kendini okuyan memur: bir pencereden öbürüne uçan mektuplar; birinde gülümseyen, öbüründe kırılan bir yüz.
  • 10:30–11:50 Metin anı: alay eden memurların kalabalık gölgeleri; ortada kısa boylu bir adam; tek bir genç yüzün ona dönmesi.
  • 11:50–14:00 Cevap ve bağlantı: bir dergi sayfasında bir tırnak işaretinin içindeki söz; imzası silik bir el yazısı; ardından bir tuğla ocağının ateşi ve beyaz bir pantolon.
  • 14:00–14:40 Kapanış kancası: bir av tüfeği ve bir defter; bir köy yolunda yürüyen bir genç.
  • Akakiy Akakiyeviç'in ölümü ve hastalığı ayrıntılı gösterilmez; sönen bir mum ve boşalan bir sandalyeyle sezdirilir.

Telaffuz

  • Puşkin: «PUŞ-kin» (ön adı Aleksandr); Samson Vırin: «sam-SON VI-rin»; Dunya: «DU-nya»; Станционный смотритель: «stan-tsi-ON-nıy smat-Rİ-tel».
  • Nikolay Gogol: «ni-ka-LAY GO-gol»; Akakiy Akakiyeviç Başmaçkin: «a-KA-kiy a-ka-Kİ-ye-viç baş-MAÇ-kin»; Шинель: «şi-NEL».
  • Fyodor Dostoyevski: «FYO-dor da-sta-YEF-ski»; Makar Devuşkin: «ma-KAR DYE-vuş-kin»; Varvara: «var-VA-ra»; Nekrasov: «ni-KRA-sof»; Belinski: «bi-LİN-ski».
  • Eugène-Melchior de Vogüé: «ö-JEN mel-KYOR dö vo-gü-E»; Beyza Altay: «bey-ZA al-TAY»; Kadir Can Dilber: «ka-DİR CAN dil-BER»; Mazlum Beyhan: «maz-LUM bey-HAN».