İçeriğe geç

Ünite EDB-240-10 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı · Uzman ünitesi

Realizm Türk romanına nasıl geldi? Halit Ziya ve Flaubert

EDB-240 Realizmin Büyük Romanları

2.533 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · anlatım 13 dk

  • Hakikiyun ve hayaliyun
  • roman tüccarları
  • tarihçi anlatıcı
  • artistik yazı
  • tematik benzerlik
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Halit Ziya'nın Hikâye'si 1887–1888'de İzmir'deki Hizmet gazetesinde tefrika edildi, 1891'de kitap oldu; realizmi romantizme üstün tutar, Balzac, Flaubert, Goncourt'lar ve Daudet'ye geniş yer verir, Zola'yı geçiştirir.
  2. Halit Ziya'ya göre hakikî yazar sonucu hazırlamadan aktaran eleştirel bir tarihçiye benzer ve kişilerini okurun gözü önünde teşrih eder; bu tarif Flaubert'in yorumsuz anlatıcı idealine yakındır.
  3. Aşk-ı Memnu'nun ilk bölümünde Firdevs Hanım'ın evlilikte aldanışı Emma'nınkiyle aynı yapıyı taşır; Bihter evliliği bir yalının nesnelerinden oluşan bir envanter olarak düşünür.
  4. Bir etki iddiası belgelenmiş okuma, metinsel benzerlik ve tematik benzerlik düzeylerinde tartılmalıdır; Yaşar ve Özmen'in «uyarlama» iddiası kanıtlanmamıştır ve makalede tarih ve kovuşturma konusunda hatalar vardır.
  5. Halit Ziya kuramda Flaubert'i över, ama cümlesi Goncourt'ların artistik yazısına daha yakındır; realizm Türk romanına kuram, konu ve üslup olmak üzere farklı kapılardan girmiştir.

Kazanımlar

  • Halit Ziya'nın Hikâye adlı kuram kitabındaki hakikiyun ile hayaliyun ayrımını ve «tarihçi anlatıcı» benzetmesini, realist romanın bir Osmanlı okurunca nasıl anlaşıldığını gösteren bir belge olarak açıklayabilir.
  • Aşk-ı Memnu'nun ilk bölümünde Firdevs Hanım'ın ve Bihter'in evlilik hayallerini anlatan pasajları Madame Bovary'deki benzer anlarla karşılaştırarak çözümleyebilir.
  • Aşk-ı Memnu ile Madame Bovary arasında kurulan etki iddialarını belgelenmiş okuma, metinsel benzerlik ve tematik benzerlik düzeylerine ayırarak değerlendirebilir.
  • Halit Ziya'nın üslubunu Flaubert'in kaybolan kelime ideali ve Goncourt'ların artistik yazısıyla karşılaştırarak, realizmin Türk romanına hangi yollardan girdiğini tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

1887 sonbaharı, İzmir. Bir yıl önce bir arkadaşıyla Hizmet adında bir gazete kurmuş, yirmi iki yaşında bir genç, gazetesinde tefrika hâlinde uzun bir inceleme yayımlamaya başlar. Konusu romandır, ama incelemenin adı Hikâye'dir: genç yazar romanı bu adla anar.

Tefrika dört ay sürer. Yazar Yunanlılardan başlayıp Fransız romancılarına kadar romanın tarihini anlatır, Balzac'a, Flaubert'e, Goncourt kardeşlere, Daudet'ye sayfalar ayırır. Zola'dan ise birkaç sayfada söz edip geçer. Kitabın bir yerinde bir hüküm vardır: en çirkin hakikat, en süslü hayale tercih edilmelidir. Yazarın adı Halit Ziya'dır. Mai ve Siyah'ı yazmasına daha dokuz yıl vardır.

Büyük soru

Bir yazarın bir başkasını hayranlıkla okuduğunu bilmek, onun romanının o başkasının romanından doğduğunu söylemeye yeter mi? Bir etkiyi neyle kanıtlarız, neyle kanıtlayamayız?

Bağlam

Realizmin Türk edebiyatına gelişini daha önce akımlar düzeyinde gördük: Beşir Fuad'ın 1885'te Hugo'nun karşısına Zola'yı koyması, Ahmet Mithat'ın natüralizme itirazı. Bu ünite aynı hikâyeyi tek bir yazarın masasından okuyor.

Halit Ziya 1865'te İstanbul'da doğdu, gençliğini İzmir'de geçirdi, Fransız romanlarını erken yaşta okudu. Hikâye 19 Kasım 1887 ile 27 Mart 1888 arasında Hizmet'te tefrika edildi, 1891'de kitap olarak basıldı. Ardından romanları geldi. Aşk-ı Memnu 1899–1900'de Servet-i Fünun dergisinde tefrika edildi ve 1901'de kitap oldu. Bu ünitenin sorusu şu: Halit Ziya'nın romanlarındaki realizm, Hikâye'de övdüğü Flaubert'ten mi geldi, yoksa başka kapılardan mı?

Ana anlatı — Bir kuram kitabı

Vicir'in maddesine göre Hikâye'nin amacı, dönemin büyük tartışmalarından birini, realizm ile romantizm arasındaki ayrımı açıklamaktır. Halit Ziya bunları kendi terimleriyle adlandırır: hakikiyun ve hayaliyun. Ve bir üçüncü grubu ikisinden de ayırır: ne realist ne romantik sayılabilecek, yalnızca halkı eğlendiren «masalcılar».

Halit Ziya'nın ayrımı dikkat çekici biçimde bir anlatı tekniği ayrımıdır. Ona göre hakikî bir yazarın hikâyesini okuyan, yazarı eleştirel bir tarihçi sanır. Yazar olayı bütün ayrıntılarıyla aktarırken çıkacak sonucu hiç düşünmüyormuş gibi görünür; sonuç o kadar doğaldır ki kendi kendine ortaya çıkar. Hayalî yazarda ise her sözden, her tavırdan yazarın hangi sonucu hazırladığı anlaşılır. Halit Ziya bir benzetme daha ekler: hakikî yazar kişilerini okurun gözü önünde teşrih eder, yani bir hekim gibi keser açar; hayalî yazarın kişileri ise bir baloya gitmek için süslenmiş yabancılar gibidir.

Bu tarif, 240-05'te gördüğümüz Flaubert idealine yakındır: yazarın kendini göstermemesi, sonucun olaylardan doğması. Vicir'e göre Halit Ziya kitabında Balzac'a, Flaubert'e, Goncourt'lara ve Daudet'ye geniş yer verir, Zola'yı ise konuları yüzünden birkaç sayfada geçiştirir. Yaşar ve Özmen'in aktardığı bir cümlede Halit Ziya Madame Bovary'yi zamanının edebiyat tarihinde «büyük bir ihtilal» getiren bir roman olarak anar ve Flaubert'in gösterdiği «maharet-i terbiye ve tedkikiye»yi hayret verici bulur.

İlginç bir ayrıntı: aynı kitapta Halit Ziya romantizmin en önemli Türk temsilcisi saydığı Ahmet Mithat'ı över ve onu o dönemin tek romancısı olarak kabul eder. Yani realizmi savunan genç yazar, kendinden önceki romancıyı yıkmaz; onu romantik bir usta olarak yerine koyar.

Ana anlatı — Bir etki iddiası nasıl sınanır?

On iki yıl sonra Halit Ziya bu kuramı bir romanda uygular. Aşk-ı Memnu'nun ilk bölümü, ünlü sandal sahnesinden sonra Firdevs Hanım'ın geçmişine döner. Firdevs Hanım on sekiz yaşında, güzel giyinmekten ve eğlenmekten başka bir şeyi önemsemeyen bir genç kızken, giysilerinin masrafını karşılayacak bir kese gibi bir koca bulmaya karar vermiştir. Roman onun hayal kırıklığını şöyle anlatır: bu evlilikte aldanmıştı; evlilik ona beklediği şeylerden hiçbirini getirmiyordu ve birden kendisini hayallerinde aldatmış olan adama düşman oldu.

Bu cümleyi 240-04'teki bir cümleyle yan yana koyalım. Flaubert'in Emma'sı evlendikten sonra, aşktan doğması gereken mutluluğun gelmediğini görür ve kitaplarda ona güzel görünen sözcüklerin anlamını aramaya başlar. İki cümle aynı yapıyı taşır: evlilikten beklenen ile evliliğin getirdiği arasındaki aralık. Ama bir fark da vardır. Emma'nın beklentisini kitaplar kurmuştur. Firdevs Hanım'ınkini ise zenginlik ve gösteriş kurmuştur.

Şimdi büyük iddiaya gelelim. Yaşar ve Özmen'in makalesine göre Halit Ziya'nın Aşk-ı Memnu'yu kurgularken Madame Bovary'den etkilenmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Makalenin sonuç bölümü daha da ileri gider: Flaubert hayranı Halit Ziya, Madame Bovary'yi Türkiye'deki hayata uyarlayarak Aşk-ı Memnu'yu yazmıştır. Bu iki cümle arasındaki fark, bir etki iddiasının nasıl kurulduğunu ve nasıl bozulduğunu gösterir.

Bir etki iddiasını üç düzeyde tartabiliriz. İlki belgelenmiş okumadır: yazarın öbür yazarı okuduğunu ve önemsediğini gösteren bir kanıt. Halit Ziya için bu kanıt vardır; Hikâye'de Madame Bovary'yi över. İkincisi metinsel benzerliktir: bir cümle yapısının, bir sahnenin, bir tekniğin aktarıldığını gösteren karşılaştırma. Firdevs Hanım'ın hayal kırıklığı ile Emma'nınki, Bihter'in listesi ile Emma'nın envanterleri bu düzeyde tartışılabilir. Üçüncüsü tematik benzerliktir: iki romanın aynı konuyu işlemesi.

Yaşar ve Özmen'in karşılaştırması çoğunlukla bu üçüncü düzeyde kalır: iki kadın da lükse düşkündür, iki kadın da kocasını aldatır, iki romanın sonu da hazindir. Ama tematik benzerlik bir uyarlamayı kanıtlamaz. Üstelik aynı makale iki olguda da yanılır: Aşk-ı Memnu'nun kitap baskısını 1925'e tarihler, oysa roman 1901'de kitap olmuştu; iki romanın da ahlaka aykırı bulunup kovuşturma geçirdiğini söyler, ama Aşk-ı Memnu için buna bir kaynak göstermez. Madame Bovary'nin davası belgelidir; Aşk-ı Memnu için böyle bir dava kaydı verilmez.

Yaygın yanlış«Halit Ziya *Aşk-ı Memnu*'yu *Madame Bovary*'yi uyarlayarak yazdı.»
Doğrusu

— Halit Ziya'nın Madame Bovary'yi okuduğu ve övdüğü belgelidir; iki romanın temaları ve bazı pasajları arasında benzerlikler vardır. Ama «uyarlama» sözü bir olay örgüsünün ve kişilerin bir eserden alınıp başka bir çevreye taşınmasını anlatır. Aşk-ı Memnu'nun Tanpınar'ın satranç oyununa benzettiği, Bihter'in, Nihal'in, Adnan Bey'in ve Behlül'ün hamlelerinden kurulan yapısı Emma'nın tek merkezli hikâyesinden farklıdır. Etki tartışılabilir; uyarlama kanıtlanmamıştır.

240-04'te Korkmaz'ın, Ahmet Mithat'ın kadın kahramanlarını Emma'yla karşılaştırırken aynı soruna dikkat ettiğini görmüştük: Korkmaz etkiyi «muhtemelen» diye kurar ve bunun bir çıkarım olduğunu saklamaz. Yaşar ve Özmen'in makalesi ise «kuvvetle muhtemel»den «uyarlamıştır»a birkaç sayfa içinde geçer. Bu geçiş, etki araştırmalarında en sık görülen hatadır.

Ana anlatı — Flaubert'ten mi, Goncourt'lardan mı?

Bir etki iddiası sınandığında bazen başka bir etki ortaya çıkar. 208-09'da Mehmet Kaplan'ın Halit Ziya'yı Goncourt kardeşleri taklit eden bir yazar olarak andığını görmüştük. Goncourt kardeşler de realist ve natüralist çevredendir. Maupassant'ın 1888'de «artistik yazı» adıyla eleştirdiği, nadir kelimeler toplayan üslup, edebiyat tarihlerinde çoğunlukla onların adıyla anılır.

Burada bir paradoks vardır. Halit Ziya kuram kitabında Flaubert'i över ve realist anlatıcıyı yorumsuz bir tarihçiye benzetir. Ama romanlarının cümlesi, Flaubert'in kaybolan kelimesine değil, Goncourt'ların yığılan kelimesine daha yakındır. Birazdan okuyacağımız bir pasaj bunun küçük bir örneğidir: gözlem Flaubert gibi nesnelere yönelir, ama dil nesneleri tek tek süsleyerek sayar.

Bu paradoks, realizmin Türk romanına tek bir kapıdan girmediğini gösterir. Bir kapı kuramdı: hakikatin hayale tercih edilmesi, yorumsuz anlatıcı, ayrıntılı tasvir. Bir kapı konulardı: evlilik, aldatma, lüks ve hayal kırıklığı. Bir kapı da üsluptu ve o kapıdan giren, Flaubert'in sadeliğinden çok Goncourt'ların sanatlı cümlesiydi. Halit Ziya bunları kendi dilinde, Osmanlı Türkçesinin uzun tamlamalı cümlesinde birleştirdi.

Aynı bölümde Bihter, eniştesinden Adnan Bey'in kendisiyle evlenmek istediğini öğrenir. Roman bu anı Bihter'in iç sesiyle anlatır. Elli yaşındaki bir adamın iki çocuğu vardır; Bihter bunu düşünüp kendi kendine güler: bana anne mi diyecekler, yirmi iki yaşında bir genç kızın annesi olmak! Sonra asıl düşünce gelir: Adnan Bey'le evlilik, Boğaziçi'nin en büyük yalılarından biri demektir.

Metin anı

Lâkin Adnan Bey'le izdivaç demek Boğaziçi'nin en büyük yalılarından biri, o önünden geçilirken pencerelerinden avizeleri, ağır perdeleri, oyma Louis XV ceviz sandalyeleri, iri kalpaklı lâmbaları, yaldızlı iskemleleriyle masaları, kayıkhanesinde üzerlerine temiz örtüleri çekilmiş beyaz kikle maun sandalı fark olunan yalı demekti.

«Ama Adnan Bey'le evlilik, Boğaziçi'nin en büyük yalılarından biri demekti: önünden geçerken pencerelerinden avizeleri, ağır perdeleri, oymalı Louis XV ceviz sandalyeleri, iri abajurlu lambaları, yaldızlı iskemleleri ve masaları, kayıkhanesinde üstüne temiz örtüler çekilmiş beyaz maun sandalı görünen o yalı.»

Bu cümlenin yapısı bir listedir ve Flaubert'in listelerini hatırlatır. Manastır yıllarının kitaplarını Flaubert bir depo envanteri gibi sıralar; 240-04'te de Emma'nın bir puro tabakasından bir dünya kurduğunu görmüştük. Bihter de bir yalının pencerelerinden bir dünya kurar. Cümlenin devamında yalı, üzerine kumaşların, dantelaların, mücevherlerin, incilerin serpildiği bir yağmura dönüşür.

Ama cümleyi bir de uzunluğuyla okuyalım. Bu tek cümle kırk kelimeyi aşar ve nesneleri birbirine eklenen tamlamalarla dizer. Flaubert'in 240-05'te okuduğumuz ideali, kelimenin düşüncenin üstüne yapışıp kaybolmasıydı. Halit Ziya'nın cümlesinde ise kelimeler kaybolmaz; biri öbürünün üstüne yığılır ve okur onların ağırlığını duyar.

Cevap ve bağlantı

Bir yazarın bir başkasını hayranlıkla okuduğunu bilmek, onun romanının o romandan doğduğunu söylemeye yeter mi? Halit Ziya ve Flaubert örneği bunun yetmediğini gösterir. Belgelenmiş okuma vardır: Hikâye, Madame Bovary'yi edebiyat tarihinde bir devrim sayar. Metinsel benzerlikler de tartışılabilir: Firdevs Hanım'ın ve Emma'nın hayal kırıklığı aynı yapıyı taşır, Bihter'in listesi Emma'nın envanterlerini hatırlatır. Ama bu kanıtlar bir uyarlamayı değil, bir okumanın izini gösterir. Üslup düzeyinde ise iz başka bir yöne, Goncourt'lara çıkar.

Maden'in karşılaştırması da tematik düzeyde çalışır: iki romanda kadınların yönlendirdiği bir olay örgüsü görür, iki kadının da toplumsal yapının dışına çıkma arayışını karşılaştırır. Bu tür karşılaştırmalar değerlidir, çünkü iki toplumun aynı soruya verdiği cevabı gösterir. Yanlış olan, benzerlikten etkiye, etkiden uyarlamaya kanıt göstermeden geçmektir.

Realizm Türk romanına nasıl geldi? Bir akımın programı olarak değil, bir okurun seçmeleriyle. Halit Ziya Balzac'ı, Flaubert'i, Goncourt'ları, Daudet'yi okudu, Zola'yı geçiştirdi, Ahmet Mithat'ı onurlandırdı; sonra bu okumalardan kendi romanını kurdu. Bu yüzden Aşk-ı Memnu ne Madame Bovary'nin bir kopyasıdır ne de ondan bağımsızdır. Bir okurun yazdığı romandır.

Kapanış kancası

Bu seri boyunca Batı Avrupa'nın realist romanını izledik: Austen'dan Zola'ya. Bir sonraki ünitede doğuya dönüyoruz. Rus romanının altın çağı, bir yazarlar kuşağının «hepimiz Gogol'ün Palto'sundan çıktık» dediği rivayet edilen bir öyküyle anılır. Peki bu cümleyi gerçekten kim söyledi, ve bir öykü bir edebiyatın tamamına nasıl kaynak olabilir?

Özet kartı

  1. Halit Ziya'nın Hikâye'si 1887–1888'de İzmir'deki Hizmet gazetesinde tefrika edildi, 1891'de kitap oldu; realizmi romantizme üstün tutar, Balzac, Flaubert, Goncourt'lar ve Daudet'ye geniş yer verir, Zola'yı geçiştirir.
  2. Halit Ziya'ya göre hakikî yazar sonucu hazırlamadan aktaran eleştirel bir tarihçiye benzer ve kişilerini okurun gözü önünde teşrih eder; bu tarif Flaubert'in yorumsuz anlatıcı idealine yakındır.
  3. Aşk-ı Memnu'nun ilk bölümünde Firdevs Hanım'ın evlilikte aldanışı Emma'nınkiyle aynı yapıyı taşır; Bihter evliliği bir yalının nesnelerinden oluşan bir envanter olarak düşünür.
  4. Bir etki iddiası belgelenmiş okuma, metinsel benzerlik ve tematik benzerlik düzeylerinde tartılmalıdır; Yaşar ve Özmen'in «uyarlama» iddiası kanıtlanmamıştır ve makalede tarih ve kovuşturma konusunda hatalar vardır.
  5. Halit Ziya kuramda Flaubert'i över, ama cümlesi Goncourt'ların artistik yazısına daha yakındır; realizm Türk romanına kuram, konu ve üslup olmak üzere farklı kapılardan girmiştir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Hakikiyun ve hayaliyunRealists and idealistsOsmanlı edebiyat tartışmalarında gerçekçi ve hayalci yazarlar için kullanılan adlar
Roman tüccarlarıNovel merchantsHalit Ziya'ya göre yalnız şaşırtıcı olaylarla halkı eğlendiren, ne realist ne romantik yazarlar
Tarihçi anlatıcıHistorian-narratorOlayları yorumsuz aktaran, sonucu kendiliğinden doğuyormuş gibi sunan anlatıcı
Artistik yazıÉcriture artisteNadir kelimelere ve sanatlı cümlelere dayanan, Goncourt'larla anılan üslup
Tematik benzerlikThematic parallelİki eserin aynı konuyu işlemesi; tek başına bir etkinin kanıtı değildir

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Halit Ziya Hikâye'de hakikiyun ile hayaliyunu nasıl ayırır? «Tarihçi» ve «teşrih» benzetmeleri realist anlatıcı hakkında ne söyler?
  2. (Kazanım 1) Hikâye Flaubert'e, Zola'ya ve Ahmet Mithat'a nasıl yer verir? Bu seçim Halit Ziya'nın okuma tercihleri hakkında ne gösterir?
  3. (Kazanım 2) Aşk-ı Memnu'nun ilk bölümünde Firdevs Hanım'ın evlilik hayal kırıklığı ile Emma'nınki nasıl karşılaştırılabilir? Bihter'in Adnan Bey'le evlilik düşüncesi nasıl bir yapıya sahiptir?
  4. (Kazanım 3) Bir etki iddiası hangi üç düzeyde tartılabilir? Yaşar ve Özmen'in «uyarlama» iddiası bu düzeylere göre nasıl değerlendirilir?
  5. (Kazanım 4) Halit Ziya'nın kuramı ile üslubu arasında nasıl bir paradoks vardır? Bu paradoks realizmin Türk romanına gelişi hakkında ne söyler?

Cevaplar

  1. Ayrım konudan çok tasvir biçimine dayanır: hakikî yazar ayrıntıyı gözlemden alır ve sonucu hazırlamadan aktarır, hayalî yazar ayrıntıyı sonucuna uydurmak için icat eder. Halit Ziya'ya göre hakikî yazarı okuyan onu eleştirel bir tarihçi sanır; sonuç kendi kendine ortaya çıkar. Hakikî yazar kişilerini okurun gözü önünde bir hekim gibi teşrih eder. Bu benzetmeler yorumsuz, gözleme dayanan, kişilerin iç dünyasını çözümleyen bir anlatıcıyı tarif eder.
  2. Vicir'e göre Balzac'a, Flaubert'e, Goncourt'lara ve Daudet'ye geniş yer verir; Zola'yı konuları yüzünden birkaç sayfada geçiştirir; romantizmin en önemli Türk temsilcisi saydığı Ahmet Mithat'ı ise över ve dönemin tek romancısı kabul eder. Yaşar ve Özmen'in aktardığı cümlede Madame Bovary'yi edebiyat tarihinde büyük bir ihtilal sayar. Bu seçim, Halit Ziya'nın realizmi savunurken natüralizmin sert konularından uzak durduğunu ve kendinden önceki romancıyı dışlamadığını gösterir.
  3. Firdevs Hanım evlilikte aldanmıştır; evlilik ona beklediği şeylerden hiçbirini getirmemiştir. Emma da aşktan doğması gereken mutluluğun gelmediğini görür. İki cümle de beklenen ile gelen arasındaki aralığı anlatır; ama Emma'nın beklentisini kitaplar, Firdevs Hanım'ınkini zenginlik kurmuştur. Bihter ise evliliği bir envanter olarak düşünür: avizeler, perdeler, Louis XV sandalyeler, maun sandal; sonra kumaş ve mücevher yağmuru.
  4. Belgelenmiş okuma, metinsel benzerlik ve tematik benzerlik. Halit Ziya'nın Madame Bovary'yi okuduğu ve övdüğü belgelidir; bazı pasajlar metinsel düzeyde karşılaştırılabilir. Ama Yaşar ve Özmen'in karşılaştırması büyük ölçüde tematik düzeyde kalır ve «kuvvetle muhtemel»den kanıtsız biçimde «uyarlamıştır»a geçer. Üstelik makale kitap baskısını 1925'e tarihler ve Aşk-ı Memnu için kaynak göstermeden bir kovuşturmadan söz eder. Uyarlama iddiası kanıtlanmamıştır.
  5. Halit Ziya kuramda Flaubert'i över ve yorumsuz, tarihçi gibi bir anlatıcı ister; ama romanlarındaki cümle, Flaubert'in kaybolan kelimesinden çok Goncourt'ların nadir ve sanatlı kelimeleri yığan artistik yazısına yakındır. Bu, realizmin Türk romanına tek bir yazardan değil, kuram, konu ve üslup gibi farklı kapılardan ve bir okurun seçmeleri aracılığıyla girdiğini gösterir.

Okuma

  • Halit Ziya Uşaklıgil, Hikâye, hzl. Gülden Vicir (Dergâh, 2018). «Meslek-i Hayaliyun» ve Flaubert'e ayrılan bölümleri okuyun.
  • Halit Ziya Uşaklıgil, Aşk-ı Memnu, birinci bölüm; Firdevs Hanım'ın geçmişi ve Bihter'in evlilik kararı.
  • Flaubert, Madam Bovary, çev. Sabri Esat Siyavuşgil ile Nurullah Ataç (İş Kültür). Birinci kısmın beşinci bölümünü Firdevs Hanım'ın pasajıyla yan yana okuyun.
  • Hüseyin Yaşar ve Tuba Özmen, «Kaderi Kesişen İki Arketip: Emma Bovary ile Bihter Ziyagil», Littera Turca 10/4 (2024). Makaleyi bu ünitedeki üç düzeye göre okuyun: hangi iddia hangi kanıta dayanıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:40 Soğuk açılış: bir liman kenti; bir matbaada dizilen harfler; gazete sayfasında haftalar boyunca süren bir tefrika; sayfaların kenarında Fransız romancılarının adları.
  • 1:40–2:30 Büyük soru: iki kitap yan yana; aralarında bir ok belirir, sonra okun üstüne bir soru işareti konur.
  • 2:30–4:00 Bağlam: bir zaman çizgisi: 1885, 1887, 1891, 1899, 1901; her yılın üstünde bir kitap ya da dergi kapağı.
  • 4:00–7:20 Ana anlatı — Bir kuram kitabı: bir terazinin iki kefesi, birinde «hakikat», öbüründe «hayal»; bir tarihçinin masası; bir anatomi masası çizimi, yalnızca sembolik bir çizgi olarak.
  • 7:20–11:30 Ana anlatı — Bir etki iddiası nasıl sınanır?: iki kadın silueti, biri bir taşra evinde, öbürü Boğaziçi'nde bir yalıda; ikisinin önünde de solan bir hayal balonu; ardından üç basamaklı bir merdiven: belgelenmiş okuma, metinsel benzerlik, tematik benzerlik; bir makale sayfasındaki iki tarihin üstünün çizilmesi.
  • 11:30–13:40 Ana anlatı — Flaubert'ten mi, Goncourt'lardan mı?: iki kalem; birinin yazdığı kelimeler kaybolur, öbürününkiler üst üste yığılır.
  • 13:40–16:40 Metin anı: bir yalının pencerelerinden birer birer beliren nesneler; en sonda nesnelerin üstüne yağan kumaş ve mücevher yağmuru.
  • 16:40–18:10 Cevap ve bağlantı: bir okurun masasında açık duran beş Fransız romanı ve ortada yazılmakta olan bir Türk romanı.
  • 18:10–18:50 Kapanış kancası: karlı bir şehirde bir memurun yıpranmış paltosu.
  • Bihter'in ölümü ve ölüm yöntemi gösterilmez ve anlatılmaz.

Telaffuz

  • Uşaklıgil: «u-şak-lı-GİL»; yazarın ön adları («Halid Ziya» yazımı da görülür): «haa-LİT zi-YAA»; Hizmet: «hiz-MET»; Hikâye: «hi-kâ-YE»; hakikiyun: «ha-kii-ki-YUN»; hayaliyun: «ha-yaa-li-YUN»; teşrih: «teş-RİH».
  • Aşk-ı Memnu: «aş-kı mem-NUU»; Firdevs Hanım: «fir-DEVS ha-NIM»; Bihter: «bih-TER»; Adnan Bey: «ad-NAAN BEY»; Boğaziçi: «bo-ĞAA-zi-çi»; Louis XV: «lu-İ kenz».
  • Gülden Vicir: «gül-DEN vi-CİR»; Hüseyin Yaşar: «hü-se-YİN ya-ŞAR»; Tuba Özmen: «tu-BA öz-MEN»; Fazıl Gökçek: «fa-ZIL gök-ÇEK»; Sedat Maden: «se-DAT ma-DEN»; Goncourt: «gon-KUR»; écriture artiste: «e-kri-TÜR ar-TİST»; Gogol: «GO-gol».