Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Flaubert, Colet'ye 16 Ocak 1852'de yazdığı mektupta, üslubunun iç gücüyle ayakta duran, neredeyse konusuz bir kitap istediğini yazar; bir sonraki kış bir sayfa için beş gün harcar.
- «Tek doğru kelime» formülü Maupassant'ın 1888 önsözündedir; Flaubert'in doğrudan aktarılan sözü, fayton atını tek kelimeyle ayırt etme alıştırmasıdır.
- Thibaudet'ye göre Flaubert, cümlelerini yüksek sesle okuyarak sınamıştır; bu alışkanlık «gueuloir» adıyla anılır.
- Thibaudet 1919'da Flaubert'in emeğini doğuştan yeteneğin eksikliğine bağlar; Proust 1920'de ona cevap verir, Flaubert'te güzel bir metafor bulamaz, ama zamanların ve bağların yeni kullanımında bir dilbilgisel güzellik ve bir «sonsuz imperfekt» görür.
- «Un cœur simple»in açılışında elli yıllık emek imperfektle akar, sadakat tek bir geçmiş zamanla kapanır; Servet-i Fünun'un nadir kelimeleri ise «doğru kelime»nin kime göre doğru olduğu sorusunu açar.
Kazanımlar
- Flaubert'in Louise Colet'ye yazdığı mektuplardan yola çıkarak «konusuz kitap» idealini ve bir sayfaya günler harcayan çalışma biçimini açıklayabilir.
- «Doğru kelime» öğretisinde Flaubert'in kendi sözünü, Maupassant'ın ona dayanarak kurduğu formülden ayırabilir.
- «Un cœur simple»in açılışındaki zaman kiplerini Proust'un «dilbilgisel güzellik» ve «sonsuz imperfekt» kavramlarıyla çözümleyebilir.
- Doğru kelimenin nadir mi yoksa sade mi olması gerektiği tartışmasını Maupassant'ın uyarısı ve Servet-i Fünun kuşağından bir hatıra üzerinden tartışabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Normandiya, Seine kıyısında bir ev, Ocak ayı. Otuzlu yaşlarında bir adam masasının başında oturuyor. Önünde bir romanın sayfaları var. Geçen hafta bir tek sayfayla uğraştı; o günlerde Yunanca okumalarını da İngilizce çalışmalarını da bıraktı, başka hiçbir şey yapmadı.
Akşam olunca Paris'teki sevgilisine yazıyor: geçen hafta bir sayfa için beş gün harcadım. Ve ekliyor: kitabımda olaylar eksik; art arda elli sayfa, tek bir olay olmadan bir burjuva hayatını ve eyleme dönüşmeyen bir aşkı anlatıyor. İlgi uyandıracaksa bunu üslup yapacak.
Büyük soru
Bir cümlenin güzelliği nerede oturur: tek tek kelimelerde mi, yoksa kelimeleri birbirine bağlayan zamanlarda, eklerde, ritimde mi? Ve «doğru» kelime kime göre doğrudur: yazarına mı, okuruna mı, yoksa yazıldığı dilin kendisine mi?
Bağlam
Önceki derste Madame Bovary'nin hayal kırıklığını izledik. Bu derste romanın nasıl yazıldığına bakıyoruz. Flaubert romanı 1850'lerin başında, Rouen yakınlarındaki Croisset'de yazdı. Çalışmasının en ayrıntılı kaydı, şair Louise Colet'ye gönderdiği mektuplardır. Bu mektuplarda bir romancı, yazdığı kitabı her hafta yeniden sorgular.
Ana anlatı — Hiçbir şey üzerine bir kitap
16 Ocak 1852 tarihli mektupta Flaubert, Madame Bovary'ye başlamadan önceki denemelerini anlatır. Birinde on sekiz ay boyunca üsluptan sarhoş olmuş, incileri özenle yontmuş, ama ipi unutmuştur. Sonra idealini yazar: güzel bulduğu şey, dışarıdan hiçbir şeye bağlı olmayan, dünyanın havada durması gibi yalnızca üslubunun iç gücüyle ayakta duran, neredeyse konusu olmayan bir kitaptır. Ona göre ifade düşünceye ne kadar yaklaşır, kelime düşünceye ne kadar yapışıp kaybolursa, o kadar güzeldir.
Bu cümleyi dikkatli okumak gerekir. Flaubert kelimelerin süslenmesini değil, kaybolmasını ister: iyi kelime, kendini göstermeden düşüncenin üstüne oturan kelimedir. Bir yıl sonra, Ocak 1853'te, bunun bedelini yazar: bir sayfa için beş gün. Aynı mektupta bir ilke de koyar: olaylar eksik, ama «fikirler de olaydır»; fikirlerle ilgi uyandırmak daha zordur ve başaramazsa bu üslubun suçudur.
Ana anlatı — Öğretmenin sözü, öğrencinin formülü
«Her şey için tek bir doğru kelime vardır» sözü Flaubert'le birlikte anılır. Ama bu sözün en bilinen biçimi ustanın değil, öğrencisinin kalemindedir: Guy de Maupassant'ın. 1888'de Pierre et Jean romanına yazdığı önsözde, gençliğinde yedi yıl boyunca her pazar denemelerini Flaubert'e okuttuğunu anlatır.
Maupassant iki tür cümleyi ayırarak yazar. Birincisini doğrudan ustasının ağzından aktarır: bir kapının önünde oturan bakkalın, pipo içen kapıcının duruşunu öyle göster ki onu başka hiçbir bakkalla karıştırmayayım; ve bana tek bir kelimeyle, bir fayton atının önündeki ve arkasındaki elli attan nasıl ayrıldığını göster. Sonra kendi sesiyle devam eder: ustasının üslup üzerine düşüncelerini başka bir yerde geliştirdiğini söyler ve formülü kurar. Söylemek istediğimiz şey ne olursa olsun, onu anlatacak tek bir ad, onu canlandıracak tek bir fiil, onu niteleyecek tek bir sıfat vardır; bulana kadar aramalı, «aşağı yukarı» ile yetinmemelidir.
Ayrım önemlidir. Fayton atı cümlesi bir gözlem alıştırmasıdır: kelime, bakmanın sonucudur. Formül ise bir yasa gibi konuşur. Öğrenci, ustanın alıştırmasını bir kurala çevirmiştir. Bu yanlış değildir, ama bir öğretinin tarihini okurken kimin hangi cümleyi söylediğini ayırmak gerekir.
Flaubert kelimelerini yalnızca kâğıtta sınamadı. Thibaudet'ye göre başkalarının önünde kötü okurdu, ama çalışma odasında cümlelerini birkaç kez yüksek sesle okuyup sesin sınavından geçirmesi gerekirdi. Thibaudet bu alışkanlığı «ünlü gueuloir» diye anar.
Ana anlatı — Güzellik kelimede mi, dilbilgisinde mi?
Bir sayfaya beş gün harcamak neyin işaretidir? 1919'da Thibaudet, Nouvelle Revue Française'te sert bir cevap verdi: bu büyük emek, Flaubert'in soydan büyük bir yazar olmadığını, dile tam hâkimiyetin ona doğuştan verilmediğini gösterir. 1920'de Marcel Proust, aynı derginin «seçkin eleştirmeni»nin Flaubert'i yazmaya yeteneksiz saymasına şaşırdığını yazdı. Proust'un savunması tuhaftır, çünkü önce eleştirinin bir kısmını kabul eder. Ona göre üsluba bir tür sonsuzluk kazandırabilecek tek şey metafordur ve Flaubert'in bütün eserinde belki tek bir güzel metafor yoktur. Proust, Flaubert'in bazı dilbilgisi hatalarını iyi bir öğrencinin bile düzeltebileceğini söyler.
Peki Flaubert'i büyük yapan nedir? Proust'a göre bir dilbilgisel güzellik: zamanların, edatların, zarfların yeni bir kullanımı. Flaubert'in sayfaları bir yürüyen kaldırım gibidir; kesintisiz, tekdüze akar. Süren bir durumu imperfekt taşır; bir değişiklik olduğunda geçmiş zaman araya girer, sonra imperfekt yeniden akmaya başlar.
Yaygın yanlış«Flaubert'in büyüklüğü nadir ve süslü kelimeler seçmesindendir.»
— Maupassant tersini söyler: tuhaf ve nadir kelimelerden oluşan bir sözlüğe gerek yoktur; nadir terim koleksiyoncusu değil, iyi bir üslupçu olmak gerekir. Proust ise Flaubert'in güzelliğini kelime seçiminde değil, cümlelerin zamanlarında ve bağlarında bulur.
Metin anı
Flaubert 1877'de Trois Contes adlı kitabını yayımladı. İlk hikâye «Un cœur simple», yani «Basit Bir Yürek», bir hizmetçinin hayatını anlatır. İlk iki cümlesi şöyledir:
Pendant un demi-siècle, les bourgeoises de Pont-l'Évêque envièrent à Mme Aubain sa servante Félicité.
Pour cent francs par an, elle faisait la cuisine et le ménage, cousait, lavait, repassait, savait brider un cheval, engraisser les volailles, battre le beurre, et resta fidèle à sa maîtresse, — qui cependant n'était pas une personne agréable.
«Yarım yüzyıl boyunca Pont-l'Évêque'in burjuva hanımları Bayan Aubain'e hizmetçisi Félicité'yi kıskandılar. Yılda yüz franka yemeği ve ev işini yapar, diker, yıkar, ütüler, ata gem vurmayı, tavuk semirtmeyi, yayık yaymayı bilirdi; ve hanımına sadık kaldı — ki o hiç de hoş biri değildi.»
Zamanları izleyelim. İlk cümlede yarım yüzyıl, tek bir kapanmış eylemle verilir: «kıskandılar». İkinci cümlede Félicité'nin işleri sonsuz imperfektle akar: yapardı, dikerdi, yıkardı, bilirdi. Bu, her gün tekrarlanan ve bitmeyen bir emektir. Sonra tek bir geçmiş zaman gelir: «sadık kaldı». Elli yıllık bir sadakat, bir kerede olup bitmiş bir şey gibi kapanır. Ve en son, bir tire ile ayrılmış kısa bir ek: hanım hoş biri değildi. Tek bir sıfat yoktur, yorum yoktur, yalnızca bir tire vardır. Ağırlığı taşıyan kelimeler değil, kelimelerin arasındaki zamanlardır.
Cevap ve bağlantı
Bir cümlenin güzelliği nerede oturur? Flaubert'in mektupları, onun kelimenin kaybolmasını, düşüncenin üstüne yapışmasını istediğini gösterir. Maupassant bu arzuyu «tek doğru kelime» yasasına çevirdi. Proust ise tartışmayı başka bir yere taşıdı: Flaubert'in güzelliği kelimelerin kendisinde değil, onları birbirine bağlayan dilbilgisindedir. Thibaudet ise aynı emeği bir eksikliğin kanıtı saydı. Dört görüş de aynı yazar için söylenir ve her biri bir şeyi yakalar.
«Doğru» kelime kime göre doğrudur? Aynı soru başka bir dilde de soruldu. 208-06'da tanıdığımız Hüseyin Cahit, Can Şen'in aktardığına göre hatıralarında Halit Ziya'nın, Tevfik Fikret'in ve Cenap Şahabettin'in Arapça ve Farsça kelimeleri bilgiçlik taslamak için değil, «sanatkârane» yazmak istedikleri için kullandıklarını söyler. Kendi üslubunun daha sade olmasını ise bu dilleri onlar kadar iyi bilmemesine bağlar. Yine Şen'in aktardığına göre Halit Ziya da Kırk Yıl'da Hüseyin Cahit'in dilini ölçülü, Mehmet Rauf'unkini ise zamanına göre aşırı bulur. Bu hatıraya göre kuşağın önde gelen yazarları için sanatlı kelime çoğu zaman Arapça ya da Farsça kökenli, az kullanılan kelimeydi; Maupassant'ın uyarısı ise nadir kelime koleksiyonuna karşıdır. İki gelenek aynı soruya iki farklı cevap verdi ve hangisinin doğru olduğu hâlâ bir zevk ve dil tartışmasıdır.
Kapanış kancası
«Un cœur simple»in birkaç paragraf sonrasında Félicité'nin çocukluğu anlatılır: babası bir iskeleden düşmüştür, annesi ölmüştür; bir çiftçi onu yanına alır ve çok küçükken inek gütmeye gönderir. Anlatıcı, yetişkin Félicité'yi otomatik işleyen tahtadan bir kadına benzetir. Aynı yıllarda Manş'ın öbür yakasında fabrikalar büyüyordu. Bir sonraki derste İngiltere'ye geçiyoruz: sanayi devrimi, bir romancının gözünde çocukluğu nasıl değiştirdi?
Özet kartı
- Flaubert, Colet'ye 16 Ocak 1852'de yazdığı mektupta, üslubunun iç gücüyle ayakta duran, neredeyse konusuz bir kitap istediğini yazar; bir sonraki kış bir sayfa için beş gün harcar.
- «Tek doğru kelime» formülü Maupassant'ın 1888 önsözündedir; Flaubert'in doğrudan aktarılan sözü, fayton atını tek kelimeyle ayırt etme alıştırmasıdır.
- Thibaudet'ye göre Flaubert, cümlelerini yüksek sesle okuyarak sınamıştır; bu alışkanlık «gueuloir» adıyla anılır.
- Thibaudet 1919'da Flaubert'in emeğini doğuştan yeteneğin eksikliğine bağlar; Proust 1920'de ona cevap verir, Flaubert'te güzel bir metafor bulamaz, ama zamanların ve bağların yeni kullanımında bir dilbilgisel güzellik ve bir «sonsuz imperfekt» görür.
- «Un cœur simple»in açılışında elli yıllık emek imperfektle akar, sadakat tek bir geçmiş zamanla kapanır; Servet-i Fünun'un nadir kelimeleri ise «doğru kelime»nin kime göre doğru olduğu sorusunu açar.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Konusuz kitap | Book about nothing | Değerini olaydan değil üslubun iç gücünden alan, konusu neredeyse görünmez kitap ideali |
| Doğru kelime | Le mot juste | Söylenmek isteneni başka hiçbir kelimenin tam karşılayamayacağı biçimde karşılayan kelime |
| Bağırma odası | Gueuloir | Flaubert'in cümlelerini yüksek sesle okuyarak sınadığı çalışma alışkanlığı |
| Dilbilgisel güzellik | Grammatical beauty | Zamanların, edatların ve zamirlerin yeni kullanımından doğan, doğruluktan ayrı güzellik |
| Sonsuz imperfekt | Eternal imperfect | Süren durumları ve tekrarları anlatan, sahneyi bir akışa çeviren sürekli geçmiş zaman |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Flaubert 16 Ocak 1852 tarihli mektubunda nasıl bir kitap yazmak istediğini söyler? Bu ideal kelimenin görevi hakkında ne söyler?
- (Kazanım 1) Flaubert 1853 Ocak'ında yazdığı mektupta kitabındaki olay eksikliği için ne der ve bunun sorumluluğunu neye yükler?
- (Kazanım 2) Maupassant'ın önsözünde hangi cümle Flaubert'in ağzından aktarılır, hangisi Maupassant'ın kendi formülüdür? Bu ayrım neden önemlidir?
- (Kazanım 3) «Un cœur simple»in ilk iki cümlesinde zaman kipleri nasıl dağılır? Proust'un kavramları bu dağılımı nasıl açıklar?
- (Kazanım 4) Hüseyin Cahit, Servet-i Fünun yazarlarının Arapça ve Farsça kelimeleri neden kullandığını söyler? Bu tutum Maupassant'ın uyarısıyla nasıl karşılaştırılabilir?
Cevaplar
- Dışarıdan hiçbir şeye bağlı olmayan, dünyanın havada durması gibi yalnızca üslubunun iç gücüyle ayakta duran, neredeyse konusuz bir kitap. Flaubert'e göre ifade düşünceye yaklaştıkça, kelime düşünceye yapışıp kayboldukça eser güzelleşir; yani iyi kelime kendini göstermeyen kelimedir.
- Bir sayfa için beş gün harcadığını, kitabında olayların eksik olduğunu ve elli sayfa boyunca tek bir olay olmadan bir taşra hayatını anlattığını söyler. Fikirlerin de olay olduğunu savunur; fikirlerle ilgi uyandırmak daha zordur ve başarılamazsa bu üslubun suçudur.
- Bakkalı, kapıcıyı ve bir fayton atını başkalarından ayıracak biçimde, at için tek bir kelimeyle gösterme öğüdü Flaubert'in ağzından aktarılır. «Her şey için tek bir ad, tek bir fiil, tek bir sıfat vardır» formülünü ise Maupassant, ustasının düşüncelerini geliştirdiğini söyleyerek kendi sesiyle kurar. Ayrım, bir gözlem alıştırmasının öğrencinin elinde bir yasaya dönüştüğünü gösterir ve öğretinin tarihini doğru okumayı sağlar.
- İlk cümlede yarım yüzyıl, tek bir kapanmış geçmiş zamanla verilir: «kıskandılar». İkinci cümlede Félicité'nin işleri imperfektle akar ve her gün tekrar eden bir emeği anlatır; sonra «sadık kaldı» geçmiş zamanı elli yılı tek bir kapanmış eyleme çevirir. Proust'a göre süren durumu imperfekt, değişikliği geçmiş zaman taşır; güzellik kelimelerde değil, bu zamanların dağılımında, yani dilbilgisel güzellikte oturur.
- Can Şen'in aktardığına göre Hüseyin Cahit, Halit Ziya, Fikret ve Cenap'ın bu kelimeleri bilgiçlik taslamak için değil, «sanatkârane» yazmak istedikleri için kullandıklarını, kendi sade üslubunun ise bu dilleri onlar kadar bilmemesinden geldiğini söyler. Maupassant ise nadir terim koleksiyoncusu değil iyi bir üslupçu olmayı öğütler. Hüseyin Cahit'in anlattığı yazarlar için sanatlı kelime çoğu kez az kullanılan Arapça ya da Farsça kelimeyken, Maupassant'ta doğru kelime yerinde kullanılmış sade kelimedir; ikisi aynı soruya farklı cevap verir.
Okuma
- Gustave Flaubert, Üç Hikâye, çev. Can Belge ve Berna Akkıyal (İletişim, ilk basım 2011). «Basit Bir Yürek»in ilk iki sayfasını okuyun ve fiillerin zamanlarını işaretleyin.
- Guy de Maupassant, «Le Roman», Pierre et Jean önsözü (1888). Flaubert'in ağzından aktarılan cümleleri Maupassant'ın kendi cümlelerinden ayırın.
- Albert Thibaudet, «Sur le style de Flaubert», NRF (1919), ve Marcel Proust, «À propos du "style" de Flaubert» (1920). İki yazıyı birlikte okuyun: aynı emek iki farklı hükme nasıl dönüşür?
- Can Şen, «İki Yazarın Hatıraları Üzerine Bir Karşılaştırma: Kırk Yıl ve Edebî Hatıralar'da Hüseyin Cahit Yalçın», ODÜ Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi 10/2 (2020).