Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Madame Bovary'de hayal kırıklığı tek bir olayla değil, tekrarla kurulur: kitaplardaki «mutluluk» sözcüğü evlilikte, sonra zinada da karşılıksız kalır.
- Balodan kalan puro tabakası romanda yinelenen bir nesnedir; Emma'nın Rodolphe'a verdiği kopya, hayalin değer kaybını gösterir.
- Tarım fuarı sahnesi bir kontrpuandır: Rodolphe'un aşk sözleri gübre ve domuz ödülleriyle dönüşümlü duyulur ve basmakalıp dil ortaya çıkar.
- Roman kötülüğü cezalandırmaz: Charles her şeyi kadere bağlar, Berthe fabrikada çalışır, eczacı Homais nişan alır.
- Bovarizm, Gaultier'de insanın kendini olduğundan başka tasarlama gücüdür; Baudelaire Emma'yı yüce bir kahraman olarak okur; Korkmaz Ahmet Mithat'ın kahramanlarında Türk romanının ilk Bovarist tiplerini arar.
Kazanımlar
- Madame Bovary'de Emma'nın hayal kırıklığının balodan kalan tabaka ve «evliliğin bayağılıkları» cümlesi üzerinden bir tekrar düzeni olarak kurulduğunu açıklayabilir.
- Tarım fuarı sahnesindeki kontrpuanı çözümleyerek aşk söyleminin basmakalıp dile nasıl dönüştüğünü gösterebilir.
- Romanın sonunu, Charles'ın «kaderin suçu» sözü ve Homais'nin nişanıyla, kötülüğü cezalandırmayan bir kapanış olarak yorumlayabilir.
- Bovarizm kavramını Gaultier'nin tanımı, Baudelaire'in okuması ve Ahmet Mithat'ın kadın kahramanları üzerine bir çalışma aracılığıyla tartışabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Kuzey Fransa'da bir şato, gece yarısını çoktan geçmiş bir balo. Genç bir taşra doktorunun karısı bir vikontla vals yapar. Sabah olur, konuklar dağılır, doktor ile karısı arabalarıyla evlerine dönerler.
Yolda koşum kopar. Doktor aşağı iner, onarır, yerde bir şey bulur: kenarları yeşil ipekle işlenmiş, ortasında bir arma taşıyan küçük bir tabaka. İçinde iki puro vardır. «Bu akşam yemekten sonra içerim» der.
Karısı tabakayı alır ve saklar. Haftalar sonra, kocası evde yokken çamaşır dolabını açıp onu çıkarır, astarını koklar: mine çiçeği ve tütün. Kimindi? Vikontun. Belki bir sevgili işlemişti onu. Kadın bu küçük nesneden koca bir dünya kurar. O dünyaya bir daha hiç girmeyecektir.
Büyük soru
Hayal kırıklığı kimin eseridir? Hayali kuranın mı, hayali ona satanların mı, yoksa hayale hiç yer bırakmayan bir dünyanın mı? Bir roman bu soruyu sorarken kahramanına acır mı, onunla alay mı eder, yoksa ikisini aynı anda mı yapar?
Bağlam
Gustave Flaubert Madame Bovary'yi 1856'da bir dergide tefrika ettirdi, kitap 1857'de çıktı. Emma'nın manastırda okuduğu romanları sayan ünlü cümleye 109-03'te, romanın yargılanmasına 005-03'te baktık. Bu derste romanın bütününe, özellikle bir hayalin nasıl adım adım söndüğüne bakıyoruz.
Konu sade: Emma Rouault bir çiftçinin kızıdır. Tostes kasabasında hekimlik yapan Charles Bovary ile evlenir, sonra Yonville'e taşınırlar. Emma iki kez âşık olur, borçlanır, terk edilir; borçları ödenemez hâle gelince ölümü seçer. Flaubert romanın hiçbir yerinde «bu kadın yanıldı» demez. Yargıyı sahnelerin düzenine bırakır.
Ana anlatı — Bir tabakanın ömrü
Emma'nın hayal kırıklığı tek bir darbeyle gelmez; tekrar ederek büyür. Birinci kısmın beşinci bölümünde, evliliğin ilk haftalarında, Flaubert onun iç sesini şöyle özetler: evlenmeden önce âşık olduğunu sanmıştı, ama o aşktan doğması gereken mutluluk gelmemişti; demek ki yanılmıştı. Emma, kitaplarda kendisine o kadar güzel görünen «mutluluk», «tutku» ve «esrime» sözcüklerinin hayatta tam olarak ne anlama geldiğini öğrenmeye çalışır.
Balo bu aralığı keskinleştirir. Emma bir gece için öbür dünyayı görür, sonra kendi mutfağına döner. Dokuzuncu bölümde tabakayı koklar, onu işleyen kadını hayal eder. Aynı bölümün devamında bekleyişi anlatılır: her sabah uyandığında o gün bir şey olacağını umar, her akşam ertesi günün gelmesini ister. Flaubert onu, ufukta beyaz bir yelken arayan kazazede bir denizciye benzetir.
Tabaka romana bir kez daha döner. İkinci kısmın on ikinci bölümünde Emma sevgilisi Rodolphe'a hediyeler yağdırır; aralarında vikontunkine tıpatıp benzeyen bir puro tabakası vardır. Bir zamanlar ulaşılmaz bir dünyanın işareti olan nesne, şimdi Emma'nın kendi elinden çıkan bir kopyadır. Rodolphe bu hediyelerden sıkılır, onları aşağılayıcı bulur. Hayal, bir eşyadan başka bir eşyaya geçerken değer kaybeder.
Ana anlatı — Fuarda iki ses
Romanın en çok alıntılanan sahnelerinden biri, ikinci kısmın sekizinci bölümündeki tarım fuarıdır. Yonville'in meydanında bir kürsü kurulmuş, bir yetkili nutuk atmaktadır. Belediye binasının üst katında ise Rodolphe, Emma'ya aşkını ilan eder.
Flaubert iki sesi üst üste bindirir. Rodolphe «Yüz kez gitmek istedim, ama sizi izledim, kaldım» der; aşağıdan bir ses «Gübreler!» diye bağırır. Rodolphe «Bu akşam, yarın, öbür günler, bütün ömrüm boyunca kalırdım» der; kürsüden bir altın madalya ilan edilir. Doruk cümlesinde Rodolphe «Beni düşüncenizde, hayatınızda bir şey olarak tutacaksınız, değil mi?» diye sorarken ödül listesi domuz ırkına gelir: iki çiftçiye ortak ödül, altmış frank.
Sahne neyi yargılar? İlk bakışta Rodolphe'u: sözleri, gübre ve domuz ödülleriyle aynı değerdedir. Ama daha derin bir yargı da vardır. Rodolphe'un cümleleri, Emma'nın manastırda okuduğu romanlardan çıkmış gibidir: iki ırmağın birleşmesi, önceki bir hayattan gelen yakınlık, ölümsüz bir anı. Bu sözler, Emma'yı bir gün yıkacak hayalin ta kendisidir. Fuar ile aşk ilanı aynı dili konuşur: kalabalığa satılmak için hazırlanmış bir dil.
Flaubert bu konuda tek yönlü değildir. On ikinci bölümde Rodolphe, Emma'nın sözlerini daha önce başka kadınlardan da duyduğu için ciddiye almaz. Anlatıcı ise araya girer: aynı ifadelerin altında farklı duygular olabilir, çünkü insan hiçbir zaman ihtiyacının, acısının tam ölçüsünü veremez. Emma basmakalıp konuşur, ama hissettiği basmakalıp olmayabilir.
Ana anlatı — Kimin ödül aldığı
Hayal kırıklığının en keskin cümlesi üçüncü kısmın altıncı bölümündedir. Emma'nın ikinci aşkı Léon ile ilişkisi de tükenmiştir; ikisi birbirini fazla tanır, biri öbüründen iğrenir, öbürü yorulmuştur. Flaubert tek cümleyle bağlar: Emma, zinada evliliğin bütün bayağılıklarını yeniden buldu.
Bu cümle romanın mantığını özetler. Emma evlilikten kaçıp aşka sığındı; aşk da evliliğe dönüştü. Değişen adamlar, değişmeyen ise Emma'nın beklentisiyle dünyanın verdiği arasındaki aralıktır.
Yaygın yanlış«*Madame Bovary* roman okumanın zararlarını anlatan, günahkârı cezalandıran ahlaki bir hikâyedir.»
— Emma ölür, ama roman ahlaki bir düzen kurmaz. Onu terk eden Rodolphe hiçbir bedel ödemez. Emma'yı borca batıran tüccar Lheureux, son bölümde yeni bir araba işletmesi kurmuştur. Ve romanın son cümlesi, kasabanın kendini beğenmiş eczacısına aittir: Homais, devlet nişanı alır.
Metin anı
Romanın son bölümü. Charles, Emma'nın ölümünden sonra onun mektuplarını bulmuş, her şeyi öğrenmiştir. Son varlığı olan atını satmaya gittiği pazarda Rodolphe ile karşılaşır ve ona kin gütmediğini söyler:
Il ajouta même un grand mot, le seul qu'il ait jamais dit : — C'est la faute de la fatalité !
«Hatta büyük bir söz de ekledi, hayatında söylediği tek büyük sözü: — Kaderin suçu!»
Birkaç sayfa sonra roman şu satırla kapanır:
Il vient de recevoir la croix d'honneur.
«Az önce devlet nişanını aldı.»
İki cümle yan yana okunduğunda romanın ironisi görünür. Charles'ın tek büyük sözü bir basmakalıptır; üstelik yanlıştır, çünkü kaderin bir adı vardır. Emma'nın kızı Berthe, her şey satıldıktan sonra kalan on iki frank yetmiş beş santimle büyükannesine gönderilir; sonunda bir pamuk fabrikasında çalışmaya başlar. Homais ise yükselir. Şiirsel adaletin tersine döndüğü bir dünyada ödülü, bayağılığı en iyi taşıyan alır.
Cevap ve bağlantı
Hayal kırıklığı kimin eseridir? Flaubert tek bir cevap vermez, ama cevabın parçalarını dağıtır. Emma'nın payı vardır: kitaplardan aldığı kalıplarla yaşar. Rodolphe gibi bu kalıpları bilerek kullananların payı vardır. Ve kalıpları ödüllendiren, Homais'yi nişanla onurlandıran bir dünyanın payı vardır.
Emma'nın adı sonradan bir kavrama dönüştü. Georges Palante, 1903'te Jules de Gaultier'nin Le Bovarysme kitabını tanıtırken kavramı şöyle aktarır: insanın kendini olduğundan başka biri olarak tasarlama gücü. Palante'ye göre Gaultier bunu herkese genişletir: kimse Bovarizmden kaçamaz; kavram bireylerden halklara, topluluklara kadar uzanır.
Baudelaire ise başka bir yerden bakar. Ona göre konu, edebiyatın en çok aşınmış teması olan zinadır ve Flaubert bu bayağı konudan bir başyapıt çıkarmıştır. Baudelaire, Emma'yı acınacak bir kurban olarak değil, kendi küçük ufkunda yüce bir kişi olarak okur. Bunu yaparken onun enerjisini ve hırsını «erkeksi» diye niteler; bu niteleme, bugünün okurunun sorgulayacağı bir cinsiyet varsayımı taşır. Yine de Emma'yı yargılanan bir kadın olmaktan çıkarıp bir kahraman yapan erken okumalardan biridir.
Türk romanında Emma'ya benzeyen kadınlar erken belirdi. Korkmaz, Bovarist tipin Türk romanındaki ilk örneğini Aşk-ı Memnu'nun Bihter'inde değil, Ahmet Mithat'ın 1879 tarihli Yeryüzünde Bir Melek'indeki Raziye'de bulur; 1882 tarihli Vâh'ın Ferdane'si de aynı çizgidedir. Ama Korkmaz'ın kendi karşılaştırması büyük bir ayrılığı gösterir: Ahmet Mithat'ın kahramanları cezasını çeker ya da yola getirilip topluma yeniden kazandırılır. Flaubert'te ise kimse düzeltilmez. Korkmaz, Ahmet Mithat'ın Madame Bovary'yi okumuş olmasını «muhtemelen» diye kurar; bu bir kanıt değil, bir çıkarımdır. Bu yüzden ilişkiyi kesin bir etki olarak değil, aynı sorunun iki farklı cevabı olarak okumak daha sağlamdır.
Kapanış kancası
Rodolphe'un Emma'yı dinlemediği sahnede anlatıcı bir cümle kurar: insan sözü çatlak bir kazana benzer; yıldızları ağlatmak isterken üstünde ayıları oynatacak ezgiler çalarız. Peki bir romancı bu kazandan nasıl temiz bir ses çıkarır? Bir sonraki derste yazarın masasına geçiyoruz: tek bir cümle için günlerce aranan doğru kelime, bir üslup nasıl kurulur?
Özet kartı
- Madame Bovary'de hayal kırıklığı tek bir olayla değil, tekrarla kurulur: kitaplardaki «mutluluk» sözcüğü evlilikte, sonra zinada da karşılıksız kalır.
- Balodan kalan puro tabakası romanda yinelenen bir nesnedir; Emma'nın Rodolphe'a verdiği kopya, hayalin değer kaybını gösterir.
- Tarım fuarı sahnesi bir kontrpuandır: Rodolphe'un aşk sözleri gübre ve domuz ödülleriyle dönüşümlü duyulur ve basmakalıp dil ortaya çıkar.
- Roman kötülüğü cezalandırmaz: Charles her şeyi kadere bağlar, Berthe fabrikada çalışır, eczacı Homais nişan alır.
- Bovarizm, Gaultier'de insanın kendini olduğundan başka tasarlama gücüdür; Baudelaire Emma'yı yüce bir kahraman olarak okur; Korkmaz Ahmet Mithat'ın kahramanlarında Türk romanının ilk Bovarist tiplerini arar.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Hayal kırıklığı romanı | Novel of disillusionment | Beklenti ile gerçeklik arasındaki aralığı olay örgüsünün ekseni yapan roman |
| Yinelenen nesne | Recurring object | Farklı anlarda yeniden belirip her dönüşünde anlamı değişen eşya |
| Kontrpuan sahne | Contrapuntal scene | İki konuşmanın ya da olayın dönüşümlü verilerek birbirine yorum yaptığı kurgu |
| Basmakalıp dil | Cliché | Duyguyu çok kez tekrarlanmış hazır kalıplarla dile getirme |
| Bovarizm | Bovarysme | Kişinin kendini olduğundan başka biri olarak tasarlayıp bu tasarıya göre yaşamaya çalışması |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Emma evliliğin ilk haftalarında hangi sözcüklerin anlamını arar? Bu arayış hayal kırıklığı romanı hakkında ne söyler?
- (Kazanım 1) Puro tabakası romanda hangi anlarda belirir? Nesnenin anlamı nasıl değişir?
- (Kazanım 2) Tarım fuarı sahnesinde hangi iki ses dönüşümlü duyulur? Bu kurgu Rodolphe'un sözleri hakkında ne söyler?
- (Kazanım 3) Romanın son bölümünde Charles'ın «büyük sözü» nedir ve anlatıcı ona nasıl bir karşılık verir? Homais'nin nişanı bu sonu nasıl tamamlar?
- (Kazanım 4) Gaultier, Baudelaire ve Korkmaz Emma'ya hangi açılardan bakar? Korkmaz'ın etki iddiası neden temkinle okunmalıdır?
Cevaplar
- «Mutluluk», «tutku» ve «esrime» sözcüklerinin; bunlar kitaplarda ona çok güzel görünmüştü. Beklediği mutluluk gelmeyince yanıldığını düşünür. Hayal kırıklığı romanında asıl olay bir çatışma değil, bir beklentinin sönmesidir; Emma'nın arayışı romanın ekseninin daha ilk bölümlerde kurulduğunu gösterir.
- İlk kez balodan dönüşte Charles'ın yolda bulduğu vikont tabakası olarak; sonra Emma'nın gizlice çıkarıp kokladığı, bir sevgili hikâyesi kurduğu nesne olarak; son olarak Emma'nın Rodolphe'a verdiği, vikontunkine tıpatıp benzeyen kopya olarak. Nesne ulaşılmaz bir dünyanın işaretiyken Emma'nın kendi aldığı ve sevgilisinin sıkıldığı bir hediyeye dönüşür; hayal bir eşyadan öbürüne geçerken değer kaybeder.
- Rodolphe'un belediye binasında Emma'ya yaptığı aşk ilanı ile kürsüden okunan ödül listesi. Rodolphe'un vaatleri «Gübreler!», altın madalya ve domuz ırkına verilen altmış franklık ortak ödülle yan yana gelir. Kurgu, onun sözlerinin fuardaki nutuk gibi hazır kalıplardan oluştuğunu, satmak için söylendiğini gösterir.
- «Kaderin suçu!» Anlatıcı hemen ardından Rodolphe'u bu kaderi yöneten kişi olarak adlandırır ve onun Charles'ı gülünç, biraz da aşağılık bulduğunu söyler. Charles'ın tek büyük sözü bir basmakalıptır ve yanlıştır. Berthe bir pamuk fabrikasında çalışmaya başlar; rakip hekimleri kasabadan kaçıran Homais ise devlet nişanı alır. Roman kötülüğü cezalandırmaz, bayağılığı ödüllendirir.
- Gaultier (Palante'nin aktarımıyla) Bovarizmi insanın kendini olduğundan başka biri olarak tasarlama gücü olarak tanımlar ve herkese, hatta halklara genişletir. Baudelaire Emma'yı kendi küçük ufkunda yüce bir kahraman olarak okur; ama bunu yaparken onun enerjisini «erkeksi» diye niteler. Korkmaz, Türk romanının ilk Bovarist tipini Ahmet Mithat'ın Raziye'sinde bulur ve Mithat'ın kahramanlarının cezalandırıldığını ya da topluma kazandırıldığını gösterir. Ancak Ahmet Mithat'ın romanı okuduğunu bir kanıta değil «muhtemelen» diye kurulan bir çıkarıma dayandırır; bu yüzden ilişki kesin bir etkiden çok bir benzerlik olarak okunmalıdır.
Okuma
- Gustave Flaubert, Madam Bovary, çev. Nurullah Ataç ve Sabri Esat Siyavuşgil (İş Kültür, 2006). Birinci kısmın 5., 8. ve 9. bölümlerini, ikinci kısmın 8. bölümünü ve üçüncü kısmın 11. bölümünü okuyun.
- Charles Baudelaire, «Madame Bovary, par Gustave Flaubert», L'Art romantique. Emma'yı kahraman sayan okumayı Palante'nin Bovarizm tanımıyla karşılaştırın.
- Ferhat Korkmaz, «Türk Romanının İlk Bovarist Tipleri», Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi 10/35 (2011).
- Ahmet Mithat Efendi, Vâh. Ferdane'nin hikâyesinin nasıl kapandığını Emma'nınkiyle karşılaştırın.