Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Hugo'nun Doğulular (1829) önsözü, XIV. Louis'nin yüzyılında helenist olunduğunu, şimdi oryantalist olunduğunu söyler; Doğu'yu hem bir imge hem bir düşünce olarak çağın genel kaygısı sayar. Hugo'nun Doğu'su İbrani, Türk, Yunan, Fars, Arap ve hatta İspanyol renklerinden oluşan belirsiz bir yerdir.
- Hugo Asya'nın «barbarlığının» Bonaparte'ın karşısına konabilecek bir dev çıkardığını söyler, ama Ali Paşa'yı Napolyon'un yanında bir kaplana, bir akbabaya benzetir. Hayranlık ile küçümseme aynı cümlededir.
- Shelley Hellas (1822) önsözünde «Hepimiz Yunanlıyız» der; Avrupa'nın yasalarını, edebiyatını, dinini ve sanatlarını antik Yunan'a bağlar, Çin ve Japonya'yı ise durgunluğun örneği sayar. Aynı önsöz Rusya'nın Yunanistan'ı kurtarmak değil ele geçirmek istediğini de yazar.
- Hugo'nun «Çocuk» şiirinde Türkler yalnızca «oradan geçen» bir yıkımdır; şiirin şefkati Yunan çocuğa yönelir. Romantik oryantalizm hayranlık ve korkunun birlikte bulunduğu bir ambivalans taşır.
- Türkçede Byron'ın Türk imgesi üzerine karşıt okumalar vardır: Seber onu gözleme dayalı bir tanık, Kaymakçı Türk karşıtlığını besleyen bir şair olarak görür ve Türkiye'deki çelişkili yaklaşımları not eder. Karaca'nın aktardığı Barthold itirazı, bir romantik şairin Doğu yargısının bir Rus Doğu bilimcisi tarafından da sorgulandığını gösterir.
Kazanımlar
- Hugo'nun Doğulular önsözündeki «helenist»ten «oryantalist»e geçiş iddiasını ve Doğu rengi imgesini romantik oryantalizmin bir programı olarak çözümleyebilir.
- Shelley'nin Hellas önsözündeki «Hepimiz Yunanlıyız» cümlesini, Avrupa'nın bir köken miti kurarken aynı anda bir düşman imgesi kurmasıyla ilişkilendirebilir.
- Aynı yazarların Doğu'ya hem hayranlık hem küçümseme gösterdiği yerleri ambivalans kavramıyla açıklayabilir.
- Byron'ın ve Puşkin'in Türk imgesi üzerine Türkçede yapılmış birbirine karşıt okumaları imgebilimin yöntemiyle değerlendirebilir.
Video metni
Soğuk açılış
Haziran 1828. Yirmi altı yaşında bir şair kısa bir şiir bitirir. Şiir bir adada geçer: Sakız. Şarap adası, eskiden gölgeli korulara, sulara yansıyan saraylara ve akşamları dans eden genç kızlara yurt olmuş bir ada.
İlk dize bir yıkımı haber verir: Türkler oradan geçti. Her şey yıkıntı ve yas.
Sonra, kararmış bir duvarın dibinde, yalnız başına oturan mavi gözlü bir Yunan çocuk görünür. Şair ona sorar: ne istersin, güzel çocuk? Bir çiçek mi, bir meyve mi, harika bir kuş mu? Çocuk cevap verir: arkadaşım, barut ve kurşun istiyorum.
Şiirin adı «Çocuk»tur. Victor Hugo onu ertesi yıl, Doğulular adlı kitabına koyacaktır.
Büyük soru
Romantiklerin şiirlerinde dolaşan Doğu gerçek bir yer midir, yoksa Avrupa'nın kendine tuttuğu bir ayna mı? Bir şiir aynı anda hem acıma hem düşmanlık taşıyabilir mi? Ve bu şiirlerin Doğu'sunda yaşayanlar, onları nasıl okumalıdır?
Bağlam
Bu kavramla daha önce karşılaştık. Dünya edebiyatı dersinde (234-09) oryantalizmi, Edward Said'in 1978'de tanımladığı biçimiyle, Avrupa'nın Doğu'yu bir «Öteki» olarak kurması ve kendini bu Öteki'den ayırarak güç ve kimlik kazanması olarak görmüştük. Molière ve Racine dersinde (238-02) Said'in «şark sahnesi» mecazını, yani Avrupalı yazarların Doğu'ya dair elinin altında tuttuğu kalıp imgeleri tanımıştık.
Bu ünitenin derslerinde Doğu sık sık karşımıza çıktı. Byron Osmanlı topraklarını gezdi ve bir Türk balıkçının ağzından bir şiir yazdı. Puşkin Erzurum'a kadar geldi (239-08). Bu derste soruyu doğrudan soruyoruz: romantik şairlerin kafasındaki Doğu nasıl kuruldu? Bunu yaparken üç metne dayanacağız: Hugo'nun Doğulular'ı, Shelley'nin Hellas'ı ve bu metinlerin Türkçede nasıl okunduğu.
Ana anlatı — Hugo: «Eskiden helenisttik, şimdi oryantalistiz»
Doğulular'ın önsözü Ocak 1829 tarihlidir. Hugo önce eleştirmenlere meydan okur. Biri ona bu kitabın ne işe yaradığını, neden bütün bir cilt boyunca Doğu'da dolaştığını, kamunun ciddi kaygıları arasında bu saf şiir kitabının ne anlama geldiğini sorarsa bilmediğini söyleyecektir. Fikir ona geçen yaz, güneşin batışını seyrederken gelmiştir.
Ama önsözün devamı bu masum cevabı çağın büyük bir eğilimine bağlar. Bugün Doğu'yla hiç olmadığı kadar ilgileniliyor, der; Doğu çalışmaları hiç bu kadar ilerlememişti. Ardından ünlü karşılaştırma gelir: XIV. Louis'nin yüzyılında helenisttik, şimdi oryantalistiz. Çin'den Mısır'a Doğu'nun her dili için bir bilgin vardır. Doğu, ister bir imge ister bir düşünce olarak, akıllar kadar hayal güçleri için de bir tür genel kaygı hâline gelmiştir. Hugo'ya göre kendisi de belki farkında olmadan bu kaygıya boyun eğmiştir.
Hugo'nun Doğu'su haritası belirsiz bir yerdir. Düşünceleri ve düşleri sırayla İbrani, Türk, Yunan, Fars, Arap, hatta İspanyol olmuştur; çünkü Hugo'ya göre İspanya da Doğu'dur, yarı Afrikalıdır, Afrika da yarı Asyalıdır. Doğu burada bir yer olmaktan çok bir renk, bir hava, bir ruh hâlidir.
Önsözün son sayfası ise bu rengin ardındaki politikayı gösterir. Hugo'ya göre Doğu, imparatorluklar için de edebiyatlar için de yakında Batı'da bir rol oynayacaktır. Yunan savaşı bütün halkların yüzünü o tarafa çevirmiştir; Avrupa'nın dengesi İstanbul tarafından çatırdamaktadır; bütün kıta Doğu'ya eğilir.
Önsözde bir cümle daha dikkat çeker. Hugo, şimdiye kadar modern çağın fazlasıyla XIV. Louis'nin yüzyılında, antik çağın da fazlasıyla Roma'da ve Yunanistan'da arandığını söyler. Modern çağı ortaçağda, antik çağı Doğu'da incelemek daha yüksekten ve daha uzağa görmeyi sağlamaz mı, diye sorar. Bu soru romantik oryantalizmin cazibesini açıkça gösterir: Doğu, Avrupa'nın unuttuğu kendi geçmişi gibi, bir tür başka antik çağ olarak hayal edilir.
Tam burada Hugo'nun cümlesi kendine karşı döner. Eski Asya barbarlığı, der, uygarlığımızın sandığı kadar üstün insanlardan yoksun olmayabilir. Bu yüzyılda Bonaparte'ın karşısına konabilecek tek dev onu çıkarmıştır: «Türk ve Tatar» dediği Tepedelenli Ali Paşa. Ama aynı cümle hayranlığı bir hayvan benzetmesiyle geri alır: Ali Paşa Napolyon'a göre, aslanın karşısında kaplan, kartalın karşısında akbabadır.
Ana anlatı — Shelley: «Hepimiz Yunanlıyız»
Romantik oryantalizmin ikinci yüzü Yunanistan'dır. Byron'ın 1824'te Mesolongi'de öldüğünü ve filhelenizmi daha önce görmüştük. Shelley 1821 sonbaharında Pisa'da Hellas adlı lirik dramı yazdı; eser 1822'de yayımlandı. Önsözü bir iman ikrarı gibidir.
Hepimiz Yunanlıyız, der Shelley. Yasalarımız, edebiyatımız, dinimiz, sanatlarımız köklerini Yunanistan'da bulur. Yunanistan olmasaydı hâlâ yaban ve putperest olabilirdik; ya da daha kötüsü, Çin ve Japonya'nınki gibi durgun ve sefil bir toplumsal düzene ulaşmış olabilirdik.
Bu cümlede iki Doğu birden vardır. Biri Yunanistan'dır: Doğu Akdeniz'de, Osmanlı yönetiminde, ama Avrupa'nın kendi geçmişi sayılan bir Doğu. Öbürü Çin ve Japonya'dır: Avrupa'nın olmaktan kurtulduğunu düşündüğü durgunluğun örneği. Shelley'nin önsözünde Osmanlı, Avrupa'nın bu köken mitinin önüne dikilen «Türk zorbası» olarak yer alır.
Önsöz yine de tek bir sesle konuşmaz. Shelley aynı sayfada Rusya'nın Yunanistan'ı kurtarmak değil ele geçirmek istediğini de yazar. Filhelenizm, büyük güçlerin çıkarlarıyla iç içedir ve Shelley bunu görmektedir.
Hugo'nun «Çocuk» şiiri bu dünyanın bir ürünüdür. Şiirde Türkler yalnızca bir cümlede, bir yıkım olarak görünür; yüzleri, sesleri, adları yoktur. Konuşan, acı çeken, cevap veren Yunan çocuktur. Şiirin bütün şefkati bir tarafa yönelir; öbür taraf yalnızca geçip giden bir felakettir.
Şiirin başında küçük bir ayrıntı daha vardır. Hugo ona bir epigraf koyar: Shakespeare'in Macbeth'inden «Ah dehşet! Dehşet! Dehşet!» çığlığı. Bu çığlık oyunda bir kralın öldürüldüğünün anlaşıldığı anda yükselir. Epigraf, Sakız'daki yıkımı bir Avrupa tragedyasının diline yerleştirir. Okur olayı İngiliz sahnesinin en bilinen dehşet çığlıklarından biriyle karşılar; yıkımı anlatacak dil de Avrupa'nın kendi edebiyatından ödünç alınmıştır.
Yaygın yanlış«Romantik şairler Doğu'yu ya bütünüyle sevdi ya bütünüyle aşağıladı.»
Aynı metinlerde iki tavır birden vardır. Hugo Doğu'yu yüce bir şiir kaynağı sayar, ama onu barbarlıkla anar; Ali Paşa'yı Napolyon'un yanına koyar, ama onu bir kaplana benzetir. Shelley Yunanistan'ı Avrupa'nın annesi ilan eder, ama Çin ve Japonya'yı durgunluğun simgesi yapar. Bu ikili tavra ambivalans denir ve romantik oryantalizmi anlamanın anahtarıdır.
Ana anlatı — Aynaya bakan göz: Türkçede iki okuma
Bu metinleri Türkçede okumak bir soru doğurur: bir yazarın Türk imgesini nasıl değerlendirmeliyiz? Burada, bir edebiyattaki yabancı halk imgelerini inceleyen yaklaşım yardımcı olur.
Byron'ın Türk imgesi üzerine Türkçede birbirine zıt okumalar vardır. Seber'e göre Byron Gâvur'da yaşayarak tanıdığı bir kültürü gözleme dayalı ayrıntılarla işler, anlatının çoğunu bir Türk balıkçının sesine bırakır ve olaya birden çok yerden bakmayı mümkün kılar. Kaymakçı ise Byron'ı Batı'daki Türk karşıtlığını besleyen şairlerden sayar ve Çocuk Harold'da ve Türk Hikâyeleri'nde Türklerin zalim, Yunanlıların mazlum gösterildiğini yazar. Ama aynı makale önemli bir kayıt düşer: Türkiye'de de Byron'ın Türklere bakışı konusunda çelişkili yaklaşımlar vardır ve bazıları onun Türk düşmanlığının bugünkü milliyetçiliğin ürettiği bir mit olduğunu, 1800'lerin romantizmiyle birlikte düşünülmesi gerektiğini savunur.
Karaca'nın Puşkin üzerine yazısı aynı tartışmanın bir başka örneğidir. Çevirmen Behramoğlu Puşkin'in Erzurum'unu oryantalistlerin Doğusuyla ilgisiz bulur. Karaca ise yolculuk kitabında Asya'nın yalnızca yoksulluk ve ilkellikle anıldığı satırları gösterir ve bu yargıya 1930'da bir Rus Doğu bilimcisinin, Barthold'un, karşı çıktığını hatırlatır. Buradaki ders ilginçtir: bir romantik şairin Doğu yargısına yöneltilen bu itiraz Doğu'da yaşayanlardan değil, Doğu'yu inceleyen bir Rus bilginden gelmiştir.
İmgebilim bu tartışmaları bir yargıya indirmeyi değil, iki soruyu ayırmayı önerir. Birincisi: bu imge gerçeği ne kadar yansıtıyor? İkincisi: bu imge, onu kuranın korkuları ve arzuları hakkında ne söylüyor? Hugo'nun kaplanı Ali Paşa hakkında az, Hugo'nun Napolyon'u hangi yüceliğe yerleştirdiği hakkında çok şey söyler.
Metin anı
Hugo, Doğulular önsözü (Ocak 1829):
XIV. Louis'nin yüzyılında helenisttik, şimdi oryantalistiz.
Hugo, «Çocuk» (Haziran 1828):
Türkler oradan geçti. Her şey yıkıntı ve yas.
Shelley, Hellas önsözü (1822):
Hepimiz Yunanlıyız.
Üç cümle birlikte okunduğunda bir çelişki ortaya çıkar. İlkinde Hugo, Avrupa'nın artık Yunan değil Doğu hayranı olduğunu söyler. Üçüncüsünde Shelley, Avrupa'nın özünde Yunanlı olduğunu söyler. İkisi aynı on yılda yazılmıştır ve ikisi de Yunan savaşının etkisindedir.
Bu çelişki romantik oryantalizmin iç yapısını gösterir. Yunanistan Avrupa'nın içine alınır, köken olur. Geri kalan Doğu dışarıda kalır: bir renk, bir şiir kaynağı, bazen bir tehdit. «Türkler oradan geçti» cümlesi bu ayrımın en kısa hâlidir. Bir halk, adı ve yüzü olmadan, yalnızca bir geçiş, bir yıkım olarak şiire girer.
Cevap ve bağlantı
Romantiklerin Doğu'su gerçek bir yer midir, bir ayna mı? İkisi de. Byron gerçekten kahvehanelerde oturdu, Puşkin gerçekten Erzurum'a gitti, Hugo'nun şiirindeki yıkım gerçek bir savaşın yıkımıydı. Ama bu gerçeklik şairin imgeleriyle, Avrupa'nın kendi köken mitiyle ve çağın siyasi çıkarlarıyla iç içe geçti. Hugo bunu itiraf eder gibidir: Doğu ona bir imge ve bir düşünce olarak, belki farkında olmadan gelmiştir.
Bir şiir hem acıma hem düşmanlık taşıyabilir mi? «Çocuk» bunun örneğidir. Yunan çocuğa yönelen şefkat gerçektir; ama şiirin öbür halkı yalnızca bir yıkım olarak görmesi de gerçektir. Ambivalans, romantik metinleri ne masum ne de yalnızca düşmanca okumamızı önerir.
Bu şiirlerin Doğu'sunda yaşayanlar onları nasıl okumalıdır? Türkçedeki tartışmalar iki tuzağı birlikte gösterir: her imgeyi bir düşmanlık kanıtı saymak ya da her ayrıntıyı bir hayranlık belgesi saymak. İmgebilimin önerdiği yol, imgeyi hem gerçekle hem de onu kuranın ihtiyaçlarıyla sınamaktır. Barthold'un Puşkin'e itirazı hatırlatır ki bu sınama, Doğu'da yaşayanların tekelinde de değildir.
Kapanış kancası
Byron'ın Gâvur'u 1813'te yayımlandı. Aynı yıl İngiltere'de bambaşka bir kitap çıktı: ne bir harem, ne bir savaş, ne bir kahvehane vardı içinde. Bir köy, bir aile, beş kız kardeş ve evlenecek bir bekâr. İlk cümlesi bir evrensel doğru gibi başlıyordu. Bir sonraki ünite realizmin büyük romanlarını açıyor ve ilk durağı Jane Austen: evlilik bir piyasa olabilir mi, ve ironi bu piyasayı nasıl görünür kılar?
Özet kartı
- Hugo'nun Doğulular (1829) önsözü, XIV. Louis'nin yüzyılında helenist olunduğunu, şimdi oryantalist olunduğunu söyler; Doğu'yu hem bir imge hem bir düşünce olarak çağın genel kaygısı sayar. Hugo'nun Doğu'su İbrani, Türk, Yunan, Fars, Arap ve hatta İspanyol renklerinden oluşan belirsiz bir yerdir.
- Hugo Asya'nın «barbarlığının» Bonaparte'ın karşısına konabilecek bir dev çıkardığını söyler, ama Ali Paşa'yı Napolyon'un yanında bir kaplana, bir akbabaya benzetir. Hayranlık ile küçümseme aynı cümlededir.
- Shelley Hellas (1822) önsözünde «Hepimiz Yunanlıyız» der; Avrupa'nın yasalarını, edebiyatını, dinini ve sanatlarını antik Yunan'a bağlar, Çin ve Japonya'yı ise durgunluğun örneği sayar. Aynı önsöz Rusya'nın Yunanistan'ı kurtarmak değil ele geçirmek istediğini de yazar.
- Hugo'nun «Çocuk» şiirinde Türkler yalnızca «oradan geçen» bir yıkımdır; şiirin şefkati Yunan çocuğa yönelir. Romantik oryantalizm hayranlık ve korkunun birlikte bulunduğu bir ambivalans taşır.
- Türkçede Byron'ın Türk imgesi üzerine karşıt okumalar vardır: Seber onu gözleme dayalı bir tanık, Kaymakçı Türk karşıtlığını besleyen bir şair olarak görür ve Türkiye'deki çelişkili yaklaşımları not eder. Karaca'nın aktardığı Barthold itirazı, bir romantik şairin Doğu yargısının bir Rus Doğu bilimcisi tarafından da sorgulandığını gösterir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Romantik oryantalizm | Romantic orientalism | Romantik yazarların Doğu'yu bir esin, renk ve duygu deposu olarak hayal etmesi |
| Doğu rengi | Oriental colour | Doğu'yu somut bir coğrafyadan çok bir renk ve atmosfer olarak kullanma eğilimi |
| Köken miti | Myth of origin | Bir topluluğun kimliğini seçilmiş ve yüceltilmiş bir başlangıca bağlayan anlatı |
| Ambivalans | Ambivalence | Aynı nesneye karşı hayranlık ile korku gibi karşıt duyguların birlikte bulunması |
| İmgebilim | Imagology | Bir edebiyatta başka bir halk hakkında kurulan imgeleri inceleyen karşılaştırmalı edebiyat alanı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Hugo Doğulular'ın önsözünde Avrupa'nın ilgisindeki değişimi nasıl anlatır? Hugo'nun Doğu'su neden belirsiz bir coğrafyadır?
- (Kazanım 2) Shelley «Hepimiz Yunanlıyız» derken ne kasteder? Bu önsözde hangi iki Doğu görünür?
- (Kazanım 3) Hugo'nun Ali Paşa hakkındaki cümlesi ve «Çocuk» şiiri ambivalans kavramını nasıl örnekler?
- (Kazanım 4) Seber ve Kaymakçı Byron'ın Türk imgesini nasıl farklı okur? Kaymakçı'nın makalesi hangi önemli kaydı düşer?
- (Kazanım 4) İmgebilim bir yazarın Türk imgesini değerlendirirken hangi iki soruyu ayırmayı önerir? Barthold'un Puşkin'e itirazı bu tartışmaya ne ekler?
Cevaplar
- Hugo, Doğu'yla hiç olmadığı kadar ilgilenildiğini, Doğu çalışmalarının hiç bu kadar ilerlemediğini söyler ve XIV. Louis'nin yüzyılında helenist olunduğunu, şimdi oryantalist olunduğunu ekler; Doğu imge ve düşünce olarak çağın genel kaygısıdır. Hugo'nun düşünceleri sırayla İbrani, Türk, Yunan, Fars, Arap ve İspanyol olur; ona göre İspanya da Doğu'dur, yarı Afrikalıdır, Afrika da yarı Asyalıdır. Bu yüzden Doğu bir yer olmaktan çok bir renk ve ruh hâlidir.
- Shelley, Avrupalıların yasalarının, edebiyatının, dininin ve sanatlarının kökünü antik Yunan'da bulduğunu, Yunanistan olmasaydı yaban ya da durgun bir toplum olarak kalabileceklerini söyler. Önsözde iki Doğu görünür: Avrupa'nın kendi geçmişi, köken miti sayılan Yunanistan ve durgunluğun örneği olarak gösterilen Çin ve Japonya. Osmanlı ise bu köken mitinin önüne dikilen bir zorba olarak yer alır.
- Hugo, Asya'nın «barbarlığının» Bonaparte'ın karşısına konabilecek tek devi, Ali Paşa'yı çıkardığını söyleyerek bir hayranlık dile getirir; ama aynı cümlede onu aslanın karşısında kaplana, kartalın karşısında akbabaya benzeterek küçümser. «Çocuk» şiirinde Yunan çocuğa yönelen şefkat gerçektir, ama Türkler yalnızca adı ve yüzü olmayan bir yıkım olarak görünür. İkisi de hayranlık ve küçümsemenin, şefkat ve düşmanlığın aynı metinde birlikte bulunduğunu, yani ambivalansı gösterir.
- Seber, Gâvur'da Byron'ın yaşayarak tanıdığı bir kültürü gözleme dayalı gerçekçi ayrıntılarla yansıttığını, anlatının çoğunu bir Türk balıkçının sesine bıraktığını ve farklı bakış açılarını mümkün kıldığını gösterir. Kaymakçı ise Byron'ı Türk karşıtlığını besleyen şairlerden sayar ve eserlerinde Türklerin zalim, Yunanlıların mazlum gösterildiğini yazar. Aynı makale Türkiye'de de çelişkili yaklaşımlar olduğunu, bazılarının Byron'ın Türk düşmanlığını bugünkü milliyetçiliğin ürettiği bir mit sayıp 1800'lerin romantizmi içinde düşünmeyi önerdiğini not eder.
- İmgebilim, imgenin gerçeği ne kadar yansıttığı sorusunu, imgenin onu kuranın korkuları ve arzuları hakkında ne söylediği sorusundan ayırmayı önerir. Barthold'un 1930'da Puşkin'in Doğu–Batı karşıtlığına itiraz etmesi, bu itirazın Doğu'da yaşayanlardan değil, Doğu'yu inceleyen bir Rus bilginden geldiğini gösterir; bu sınama kimsenin tekelinde değildir.
Okuma
- Victor Hugo, Les Orientales (1829): önsözü ve «L'Enfant» şiirini Fransızca Vikikaynak'ta okuyun.
- Puşkin'in yolculuk kitabı Erzurum Yolculuğu (çev. Ataol Behramoğlu, İş Kültür). «Asya şaşaası» bölümünü Hugo'nun önsözüyle karşılaştırın.
- Percy Bysshe Shelley, Hellas (1822), önsöz; İngilizce metni Gutenberg'de.
- Mustafa Kaymakçı, «Yunan Algısında Türk İmgesinin Oryantalizm Kökenleri», İzmir Araştırmaları Dergisi 16 (2022). Byron üzerine bilig'te çıkan Seber incelemesiyle karşılaştırarak okuyun.