Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ian Watt'ın 1957 tarihli The Rise of the Novel kitabı (Türkçesi: Romanın Yükselişi, çev. Ferit Burak Aydar, 2007) romanın yükselişini orta sınıfın, okur kitlesinin ve bireyciliğin yükselişine bağlar. Hunter bu açıklamayı «üçlü yükseliş tezi» diye adlandırır.
- Watt romanın gerçekçiliğini anlatılan hayatın türünde değil, anlatış biçiminde bulur. Bu ölçüt Fielding'i zorlar. Watt, Richardson'ın sunum gerçekçiliğinin karşısına Fielding'in değerlendirme gerçekçiliğini koyar, ama onu bir teknikten çok bir bilgelik sayar.
- McKeon'a göre Watt eskiden yeniye geçişi mutlak bir kopuş gibi anlatır. Pamela'nın Külkedisi temasını bilerek ve alaycı bir biçimde kullandığını, Pamela'nın gerçekten yükseldiğini gözden kaçırır.
- Downie, «novel» sözcüğünün Painter'dan (1566) ve Congreve'den (1692) beri kullanıldığını gösterir. Watt'ın kanonunun dışında kalan kadın yazarları sayar. Basım kayıtlarına göre Pamela'dan önce yeni kurmaca eser sayısında kalıcı bir artış yoktur.
- Mayer, orta sınıf ve beğeni kavramlarını sorgular, kadın yazarların kanondan dışlanışını izler. Yine de Watt'ın önemli bakımlardan haklı olduğunu kabul eder. Yeşilbaş'a göre on dokuzuncu yüzyıl Türk yazarları «roman» ve «hikâye» sözcüklerini ayırt etmeden kullandı.
Kazanımlar
- Ian Watt'ın romanın yükselişini orta sınıf, okur kitlesi ve bireycilik üzerinden açıklayan kuramını ve bu kuramın Fielding karşısındaki güçlüğünü özetleyebilir.
- McKeon, Downie ve Mayer'in 2000'de aynı dergide Watt'a yönelttiği itirazları kopuş vurgusu, kadın yazarlar, basım verileri ve beğeni sorusu başlıkları altında ayırt edebilir.
- 1692, 1722 ve 1725 tarihli üç önsözü, bir kuramın dönemin kendi tanıklıklarıyla nasıl sınanabileceğini göstermek için kullanabilir.
- On dokuzuncu yüzyıl Türk yazarlarının «roman» ve «hikâye» sözcüklerini nasıl kullandığını inceleyerek bir tür kuramının başka bir edebiyata aktarılırken karşılaştığı sınırları tartışabilir.
Video metni
Soğuk açılış
1722 yılının Ocak ayı. Londra'da Moll Flanders çıkar. Önsözün ilk cümlesi okurdan özür diler gibidir: dünya son zamanlarda romanlarla ve romanslarla öyle meşgul ki, adların gizlendiği gerçek bir hayat hikâyesinin gerçek diye kabul edilmesi zor olacak.
Üç yıl sonra, 1725'te, Mary Davys adında bir kadın yazar kendi eserlerini bir araya getirir. Onun önsözü tam tersini söyler: roman denen yazılar bir süredir modası geçmiş şeylerdir. Hanımlar artık tarih ve seyahat kitaplarıyla meşguldür. Aslına uygun, akla yatkın uydurma hikâyeler onlarla yarışamaz.
İki önsöz, üç yıl arayla, aynı şehirde, aynı tür hakkında birbirine zıt iki tanıklık verir. Romanlar moda mıydı, yoksa modası mı geçmişti?
Büyük soru
Bir türün neden belli bir yerde ve belli bir zamanda güçlendiğini tek bir kuram açıklayabilir mi? Bir kuram bir şeyi ne kadar net gösterirse, başka neyi görünmez kılar?
Bağlam
Romanın doğuşu dersinde (003-06) Ian Watt'ın 1957'de yayımlanan The Rise of the Novel kitabıyla ve onun «biçimsel gerçekçilik» kavramıyla tanışmıştık. Kitap Türkçeye elli yıl sonra, Mayıs 2007'de, Ferit Burak Aydar'ın çevirisiyle Romanın Yükselişi adıyla Metis Yayınları'ndan çıktı. Alt başlığı kapsamını da söyler: Defoe, Richardson ve Fielding üzerine incelemeler.
Bu ünitede bu üç yazarı tek tek okuduk: Robinson'un defterlerini, Pamela'nın mektuplarını, Fielding'in okura seslenen anlatıcısını. Şimdi geri çekilip Watt'ın bu üç yazarı tek bir hikâyede nasıl birleştirdiğine ve o hikâyenin nerede çatladığına bakıyoruz.
Kitap yayımlandıktan kırk üç yıl sonra, 2000'de, Kanada'da yayımlanan Eighteenth-Century Fiction dergisinin bir sayısında romanın yükselişi tartışmasını yeniden ele alan bir dizi makale yayımlandı. Bu dersin üç eleştirmeni o sayıdan geliyor.
Ana anlatı — Kuramın iskeleti: kim okudu, ne istedi?
Watt'ın açıklaması bir zincire benzer. Paul Hunter bu zincire sonradan «üçlü yükseliş tezi» adını verdi: orta sınıfın yükselişi okur kitlesinin yükselişine, okur kitlesinin yükselişi de romanın yükselişine yol açtı. Mayer'in aktardığı cümlede Watt, okur kitlesinin ağırlık merkezinin kaydığını ve orta sınıfın ilk kez bir bütün olarak baskın konuma geçtiğini söyler.
Zincirin ikinci ayağı bireyciliktir. McKeon'un aktardığı pasajlarda Watt, Rönesans'tan bu yana Batı'da ortaçağın bütünlüklü dünya resminin yerini belli zamanlarda ve belli yerlerde belli deneyimler yaşayan bireylerden oluşan bir dünya resminin aldığını söyler. Roman bu yeni dünyaya uygun düşen biçimdir. Kişiler tip değil, belirli insanlardır. Olaylar belirli bir takvimde, belirli bir sokakta geçer. Anlatının örneği otobiyografik anıdır. Bu yüzden Watt'ın kitabında Defoe ile Richardson merkezde durur.
Üçüncü ayak bir biçim iddiasıdır. Watt'a göre romanın gerçekçiliği anlattığı hayatın türünde değil, onu anlatış biçimindedir. 003-06'da tanıdığımız biçimsel gerçekçilik budur: sözcükler nesneyi bütün somutluğuyla okura yaklaştırmalıdır.
Kuramın ilk çatlağı burada, 238-06'da tanıdığımız Fielding'de belirir. McKeon'un aktardığına göre Watt, Fielding'in üslup erdemlerinin romancılık tekniğine engel olduğunu yazar. Açıkça seçici bir bakış, okurun anlatılana inancını bozar, dikkati anlatılandan anlatıcının becerisine çevirir. Watt'ın ölçütüyle okuru durdurup onunla konuşan bir anlatıcı romanı zayıflatır.
Watt bu sorunu kitabın sondan bir önceki bölümünde görür ve bir ikinci kavram önerir. Richardson'ın sunum gerçekçiliğinin karşısına Fielding'in değerlendirme gerçekçiliğini koyar. McKeon'un saptamasına göre bu ikinci gerçekçilik bir anlatım tekniği değil, geniş bir dünya bilgeliğidir. Watt'a göre romanın geleneğinde kalıcı bir öğe hâline de gelmez.
Ana anlatı — Üç itiraz: kopuş, sayılar, beğeni
McKeon'un itirazı en genişidir. Lukács'tan, Ortega y Gasset'ten ve Bakhtin'den gelen Avrupa roman kuramları romanı eski türlerle bir diyalog içinde görür. Roman destanı ve romansı içine alır, onlara öykünür ve onlarla alay eder. Bakhtin'in cümlesiyle roman söylemi durmadan kendini eleştirir. Watt ise eskiden yeniye geçişi neredeyse mutlak bir kopuş gibi anlatır. Romanın geleneksel olay örgülerini reddettiğini söyler.
McKeon bu kopuş vurgusunun bedelini Pamela üzerinden gösterir. Watt, Pamela'nın kadim Külkedisi temasının modern bir türevi olduğunu kabul eder ve Richardson'ın küçümsediği romansların hazzını farkında olmadan yeniden verdiğini söyler. McKeon'a göre Watt burada iki şeyi kaçırır: Richardson'ın eski kalıbı bilerek, alaycı bir biçimde kullandığını ve Pamela'nın masallardaki kızın aksine gerçekten alt sınıftan gelip gerçekten yükseldiğini. Fark tam da eskiyi yineleyen yerdedir.
Downie'nin itirazı somuttur. Birincisi sözcüğün tarihidir. İngilizcede kendine «novel» diyen yazılar Robinson Crusoe'dan yaklaşık yüz elli yıl önce basılmaya başlamıştı. William Painter 1566'da bu anlatılara Nouelles adını verir. 1692'de William Congreve de Incognita'yı açıkça bir novel olarak sunar ve onu romanstan ayırır.
İkincisi yazarlardır. Watt'ın üç adamlık kanonunun dışında Aphra Behn, Delarivier Manley, Eliza Haywood, Jane Barker, Penelope Aubin ve Mary Davys gibi kadın yazarlar kalır.
Üçüncüsü sayılardır. Downie on sekizinci yüzyıl İngiliz basım kayıtlarına dayanır. 1700 ile 1740 arasında her yıl basılan yeni düzyazı kurmaca eserler, 1719–1726 arasındaki kısa bir kabarma dışında, aşağı yukarı parmakla sayılacak kadar azdır. Pamela'dan sonra sayı yılda yirmi civarına çıkar. Yılda kırk civarına ise ancak yüzyılın son otuz yılında ulaşır. Downie'nin vardığı yer açıktır: Pamela'dan önce kurmacaya kalıcı bir talep artışı olduğunu gösteren bir kanıt yoktur. Defoe'nun anlatıları başka bir geleneğe aittir.
Mayer'in itirazı kavramsaldır. Erken modern İngiltere için «orta sınıf» ne demektir? Bir sınıfın beğenisi nasıl saptanır? Mayer, Watt'ın bu soruları eserlerin içeriğini çözümleyerek cevapladığını söyler. Defoe ve Richardson'da bireyciliği, kapitalizmi, Püritenliği bulmak, o değerlerin okurlara ait olduğunu kanıtlamaz.
Mayer bir kanonun nasıl kurulduğunu da izler. Anna Laetitia Barbauld, elli ciltlik İngiliz romancıları derlemesinin ilk on beş cildini Richardson'a ayırmıştı. Fielding sonradan saygınlık kazandı. Behn, Manley ve Haywood ise kazanamadı. Mayer burada Jane Spencer'ın 1986 tarihli kitabına dayanır: kadın yazarlar ancak «kadınsı» incelik ve edep gösterdiklerinde kabul görüyordu.
Yaygın yanlış«Eleştiriler Watt'ın kuramını çürüttü, kitap artık geçersizdir.»
Eleştirmenlerin hiçbiri kitabı bir kenara atmaz. McKeon, Watt'ı Anglo-Amerikan roman eleştirisinin en uzun soluklu etkiye sahip adı sayar. Hunter, Mayer'in aktardığı biçimiyle, Watt'ın temel varsayımlarını kabul edip yeni okurların romandan önce başka okuma malzemelerine yöneldiğini göstermeye çalışır. Mayer de makalesini şöyle bitirir: Watt önemli bakımlardan haklıydı, ama işaret ettiği hikâye onun sandığından daha karmaşıktı.
Ana anlatı — Roman mı, hikâye mi? Kuramı başka bir dile taşımak
Watt'ın zinciri İngiltere için kuruldu. Aynı zinciri on dokuzuncu yüzyıl İstanbul'una taşımayı denersek ilk halkada takılırız. Türk okuru romanla önce çeviriler aracılığıyla tanıştı. Tür ülkeye bir okur kitlesinin içinden büyüyerek değil, dışarıdan bir örnek olarak girdi. Tür de yerli bir ad bulmakta zorlandı.
Yeşilbaş bu adlandırma sorununu izler. Namık Kemal İntibah'ın önsözünde okuruna bilgi verir: Fransız dilinde hikâyeye roman derler. Celal için yazdığı önsözde ise bir tanım önerir: romanın amacı, gerçekten yaşanmamış olsa bile yaşanması mümkün bir olayı ahlak, âdet, duygu ve ihtimallere ilişkin her türlü ayrıntısıyla betimlemektir. Ama birkaç paragraf sonra Hugo'nun Sefiller'inden yine «hikâye» diye söz eder.
Ahmet Mithat, Ahmet Metin ve Şirzad'ın önsözünde aynı eserine önce roman, birkaç satır sonra hikâye der. Halit Ziya, Hikâye adlı eleştiri kitabında roman yerine «hikâye» sözcüğünü seçtiğini, bunu «Osmanlı lisanına hürmeten» yaptığını söyler. Yeşilbaş'ın sonucu açıktır: on dokuzuncu yüzyıl Türk edebiyatında iki sözcük anlam ve tür farkı gözetilmeden kullanıldı.
Namık Kemal'in tanımı Congreve'in ve Davys'in İngilizcesine şaşırtıcı biçimde yakındır. Yaşanması mümkün bir olay, «akla yatkın uydurma hikâye». Ama bu yakınlık bir etki kanıtı değildir. Aynı sorunun iki ayrı dilde benzer bir cevap bulduğunu gösterir: kurmaca, olabilecek olanı her ayrıntısıyla anlatarak okuru inandırır.
Metin anı
Congreve, Incognita'nın önsözünde (1692), iki türü şöyle ayırır:
Romanslar daha çok hayret, romanlar daha çok haz verir.
Moll Flanders'ın önsözü (1722):
Dünya son zamanlarda romanlarla ve romanslarla öyle meşgul ki, adların ve öteki koşulların gizlendiği gerçek bir hayat hikâyesinin gerçek diye kabul edilmesi zor olacak.
Mary Davys'in önsözü (1725):
Roman denen yazıların bir süredir modası çok geçmiştir; hanımlar daha yararlı eğlencelerle, yani tarih ve seyahat kitaplarıyla meşguldür. Akla yatkın uydurma hikâyeler onlarla hiçbir biçimde yarışamaz.
Congreve'in cümlesi Robinson Crusoe'dan yirmi yedi, Pamela'dan kırk sekiz yıl önce yazılmıştır. Watt'ın romanı romanstan ayırmak için kullandığı ölçütü Congreve kendi sözcükleriyle zaten koymuştur. Tür, onu adlandıran kuramdan önce kendi farkını söylemektedir.
Moll Flanders ile Davys arasındaki çelişki ise bir kuramın neden tek bir tanıklığa yaslanamayacağını gösterir. Downie'ye göre Davys'in sözünü ettiği tarih ve seyahat kitaplarının bir kısmı, Defoe'nun gerçek gibi sunulan anlatılarıdır. Defoe'nun kurmaca ile gerçek arasındaki oyunu Downie'ye göre bir çağ ruhunun ifadesi değil, zekice bir satış yöntemidir.
Cevap ve bağlantı
Tek bir kuram bir türün yükselişini açıklayabilir mi? Watt'ın kuramı hâlâ en çok tartışılan açıklamadır, çünkü sorulabilir sorular sorar. Kim okudu? Ne istedi? Hangi biçim bu isteğe cevap verdi? Eleştirmenler bu soruları çöpe atmadı; cevaplarını sınadı. Orta sınıf kavramı belirsiz çıktı. Basım kayıtları Pamela'dan önce bir talep artışı göstermedi. Kadın yazarlar kanonun dışında kalmıştı. Tür, adını Painter'dan ve Congreve'den çok önce almıştı.
Kuram neyi görünmez kıldı? Netlik bedeli ödetti. Watt'ın biçimsel gerçekçiliği okuru durdurmayan bir anlatımı ölçü aldı. Fielding'in okurla konuşan anlatıcısını ve 238-06'da gördüğümüz Sterne'ün sayfayla oynayışını bu ölçü kolayca yerleştiremez. McKeon'un hatırlattığı Avrupa geleneğinde ise romanın kendi biçimini göstermesi bir kusur değil, özüdür.
Bu tartışmanın Türkçe okur için bir dersi var. Namık Kemal'in «Fransız dilinde hikâyeye roman derler» cümlesi, türün adını bile başka bir dilden ödünç aldığını gösterir. Bir kuramı başka bir edebiyata taşımadan önce onun hangi okur, hangi pazar ve hangi dil üzerine kurulduğunu sormak gerekir.
Kapanış kancası
Bu ünitede romanın okurunu arayıp durduk. Bir sonraki ünite başka bir soruyla açılıyor: bir roman okurlarını ne kadar derinden sarsabilir? 1774'te genç bir Alman yazar, Goethe, mutsuz bir aşkı mektuplarla anlatan kısa bir kitap yayımlar. Kitabın adı Genç Werther'in Acıları'dır. Bir kitap, okurlarının giyimine, konuşmasına, hayatına nasıl karışabilir? Yeni ünitenin ilk dersi, bir kitabın yarattığı çılgınlığı konu ediniyor.
Özet kartı
- Ian Watt'ın 1957 tarihli The Rise of the Novel kitabı (Türkçesi: Romanın Yükselişi, çev. Ferit Burak Aydar, 2007) romanın yükselişini orta sınıfın, okur kitlesinin ve bireyciliğin yükselişine bağlar. Hunter bu açıklamayı «üçlü yükseliş tezi» diye adlandırır.
- Watt romanın gerçekçiliğini anlatılan hayatın türünde değil, anlatış biçiminde bulur. Bu ölçüt Fielding'i zorlar. Watt, Richardson'ın sunum gerçekçiliğinin karşısına Fielding'in değerlendirme gerçekçiliğini koyar, ama onu bir teknikten çok bir bilgelik sayar.
- McKeon'a göre Watt eskiden yeniye geçişi mutlak bir kopuş gibi anlatır. Pamela'nın Külkedisi temasını bilerek ve alaycı bir biçimde kullandığını, Pamela'nın gerçekten yükseldiğini gözden kaçırır.
- Downie, «novel» sözcüğünün Painter'dan (1566) ve Congreve'den (1692) beri kullanıldığını gösterir. Watt'ın kanonunun dışında kalan kadın yazarları sayar. Basım kayıtlarına göre Pamela'dan önce yeni kurmaca eser sayısında kalıcı bir artış yoktur.
- Mayer, orta sınıf ve beğeni kavramlarını sorgular, kadın yazarların kanondan dışlanışını izler. Yine de Watt'ın önemli bakımlardan haklı olduğunu kabul eder. Yeşilbaş'a göre on dokuzuncu yüzyıl Türk yazarları «roman» ve «hikâye» sözcüklerini ayırt etmeden kullandı.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Üçlü yükseliş tezi | Triple-rise thesis | Orta sınıfın yükselişinin okur kitlesini, okur kitlesinin de romanı yükselttiği açıklaması |
| Sunum gerçekçiliği | Realism of presentation | Okuru kişilerin gerçekliğine gömen, anlatıcıyı gözden silen yakın anlatım |
| Değerlendirme gerçekçiliği | Realism of assessment | Olayları yorumlayan ve okurla konuşan bir anlatıcının sağladığı gerçeklik duygusu |
| Ereksel önyargı | Teleological bias | Geçmişteki eserleri bugün bilinen sonuca yakınlıklarına göre sıralayan tarih yazımı |
| Süreklilik ve kopuş | Continuity and discontinuity | Bir türün tarihinde eskiyle bağını mı, eskiden ayrılışını mı öne çıkaracağımız sorusu |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Watt'ın romanın yükselişini açıklayan zinciri hangi halkalardan oluşur? Bu zincire kim, hangi adı vermiştir?
- (Kazanım 1) Watt'ın gerçekçilik ölçütü Fielding karşısında neden zorlanır? Watt bu sorunu hangi kavramla çözmeye çalışır?
- (Kazanım 2) McKeon, Downie ve Mayer'in itirazları birbirinden nasıl ayrılır? Her birinden bir örnek verin.
- (Kazanım 3) Congreve'in, Moll Flanders'ın ve Mary Davys'in önsözleri romanın yükselişi tartışmasına ne katar?
- (Kazanım 4) On dokuzuncu yüzyıl Türk yazarları «roman» ve «hikâye» sözcüklerini nasıl kullandı? Bu durum Watt'ın kuramını başka bir edebiyata taşıma hakkında ne düşündürür?
Cevaplar
- Zincir üç halkadan oluşur: orta sınıfın yükselişi okur kitlesinin büyümesine, okur kitlesinin büyümesi de romanın yükselişine yol açar. Buna bireycilik eşlik eder: Rönesans'tan sonra bütünlüklü dünya resminin yerini belirli zaman ve yerlerde belirli deneyimler yaşayan bireylerin dünyası alır. Roman bu dünyaya uygun biçimdir. Paul Hunter bu açıklamaya «üçlü yükseliş tezi» adını verir.
- Watt romanın gerçekçiliğini anlatış biçiminde bulur ve okuru anlatılana gömen yakın anlatımı ölçü alır. Fielding'in açıkça seçici, okurla konuşan anlatıcısı ise okurun dikkatini anlatılandan anlatıcının becerisine çevirir. Watt bu yüzden Fielding'in üslup erdemlerinin romancılık tekniğine engel olduğunu yazar. Sondan bir önceki bölümde Richardson'ın sunum gerçekçiliğinin karşısına Fielding'in değerlendirme gerçekçiliğini koyar, ama McKeon'a göre bunu bir teknikten çok bir dünya bilgeliği olarak görür.
- McKeon kuramsal bir itiraz yapar: Watt, Avrupa roman kuramlarının aksine eskiden yeniye geçişi mutlak bir kopuş gibi anlatır. Örnek: Pamela'daki Külkedisi temasını bilinçsiz bir tekrar sayar, bilinçli ve alaycı kullanımı gözden kaçırır. Downie tarihsel ve sayısal itiraz yapar: «novel» sözcüğü 1566'dan beri kullanılır, kadın yazarlar dışarıda kalmıştır, basım kayıtları Pamela'dan önce kalıcı bir artış göstermez. Mayer kavramsal bir itiraz yapar: «orta sınıf» ve «sınıf beğenisi» belirsizdir ve eser içeriğinden çıkarılamaz. Örnek: Barbauld derlemesinin ilk on beş cildini Richardson'a ayırmıştı, Behn, Manley ve Haywood ise saygınlık kazanamadı.
- Congreve 1692'de, Robinson Crusoe'dan önce, romansın hayret, romanın haz verdiğini söyleyerek iki türü ayırır; demek ki tür kendi farkını Watt'tan önce dile getirmiştir. Moll Flanders'ın önsözü 1722'de roman modasından söz eder. Davys'in önsözü ise 1725'te romanın modasının geçtiğini söyler. Bu çelişki bir kuramın tek bir tanıklığa yaslanamayacağını gösterir. Downie'ye göre Davys'in andığı tarih ve seyahat kitaplarının bir kısmı Defoe'nun gerçek gibi sunulan anlatılarıdır.
- Yeşilbaş'a göre iki sözcük anlam ve tür farkı gözetilmeden kullanıldı. Namık Kemal Fransızcada hikâyeye roman dendiğini söyler, sonra Sefiller'den hikâye diye söz eder. Ahmet Mithat aynı eserine önce roman, sonra hikâye der. Halit Ziya «Osmanlı lisanına hürmeten» hikâye sözcüğünü seçer. Türün çevirilerle ve dışarıdan bir örnek olarak geldiği bir edebiyatta Watt'ın okur kitlesinden romana uzanan zinciri doğrudan uygulanamaz. Önce kuramın hangi okur, pazar ve dil üzerine kurulduğunu sormak gerekir.
Okuma
- Ian Watt, Romanın Yükselişi: Defoe, Richardson ve Fielding Üzerine İncelemeler, çev. Ferit Burak Aydar (Metis Yayınları, 2007). Birinci bölümü ve Fielding bölümünü karşılaştırarak okuyun.
- Michael McKeon, «Watt's Rise of the Novel within the Tradition of the Rise of the Novel», Eighteenth-Century Fiction 12.2–3 (2000).
- J. A. Downie, «Mary Davys's "Probable Feign'd Stories" and Critical Shibboleths about "The Rise of the Novel"», Eighteenth-Century Fiction 12.2–3 (2000).
- Robert Mayer, «Did You Say Middle Class? The Question of Taste and the Rise of the Novel», Eighteenth-Century Fiction 12.2–3 (2000).
- Mustafa Yeşilbaş, «19. Yüzyıl Türk Edebiyatında Roman Teriminin Hikâyesi», TURAS 2/2 (2021).