İçeriğe geç

Ünite EDB-238-03 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı

Defoe

EDB-238 Aydınlanma ve Romanın Yükselişi

2.500 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · anlatım 12 dk

  • bireycilik
  • homo economicus
  • çift taraflı kayıt
  • efendi-köle ilişkisi
  • robinsonad
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Bölükmeşe ile Çanakcı'ya göre Robinson Crusoe, ıssız bir adada yalnız yaşamış Alexander Selkirk'in hikâyesinden doğdu; Crusoe gemi kazasından sonra adada yirmi sekiz yıl, iki ay ve on dokuz gün kalır, bir ev kurar, tahıl eker ve bir günlük tutar.
  2. Crusoe umutsuzluğunu, «borçlu ve alacaklı gibi» tuttuğu bir iyi-kötü bilançosuyla yener; Yaşar ile Kıymetli Şen onu Adam Smith'ten önce yaratılmış bir homo economicus ve çift taraflı kaydın edebi örneği olarak okur.
  3. Crusoe kurtardığı gence Cuma adını verir ve ona önce «Efendi» sözcüğünü öğretir; romanın sonunda adayı mülkü, adadakileri tebaası sayar. Bölükmeşe ile Çanakcı bu ilişkiyi bir efendi-köle ilişkisi olarak okur.
  4. Michel Tournier'nin Cuma ya da Pasifik Arafı'nda Cuma, Crusoe'nun düzenine uyum sağlamaz ve onun Aydınlanma uygarlığının eleştirisine dönüşür; Crusoe sonunda adadan ayrılmayı reddeder.
  5. Balcı'ya göre Türk edebiyatında Abdülhak Hâmid (1885), Sait Faik (1934), Orhan Veli (1937), Cahit Sıtkı (1940) ve Mahmut Bahar (2015) «Robenson» adlı metinler yazdı; bu metinlerde Robenson bir hükümdar değil, yalnızlığın ve kaçışın simgesidir.

Kazanımlar

  • Robinson Crusoe'nun olay örgüsünü ve Crusoe'nun adada kurduğu düzeni metinden örneklerle anlatabilir.
  • Crusoe'nun iyilik ve kötülük bilançosunu, homo economicus ve çift taraflı kayıt kavramlarıyla birlikte bireycilik açısından yorumlayabilir.
  • Crusoe ile Cuma arasındaki ilişkiyi efendi–köle ilişkisi olarak okuyan yorumları ve Tournier'nin yeniden yazımını değerlendirebilir.
  • Türk edebiyatındaki «Robenson» metinlerini ada metaforu üzerinden tanıyabilir ve bir anlatının başka bir edebiyatta nasıl dönüştüğünü tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Issız bir adada, uzun yıllardır tek başına yaşayan bir adam, bir öğle vakti kayığına doğru yürüyor.

Birden duruyor. Kumda bir iz var: bir insanın çıplak ayağının izi. Parmaklar, topuk, ayağın her bir yeri açıkça görülüyor.

Adam yıldırım çarpmış gibi kalır, sanki bir hayalet görmüştür. Dinler, etrafına bakar; hiçbir şey duymaz, hiçbir şey görmez. Bir tepeye çıkıp uzaklara bakar, kıyı boyunca bir aşağı bir yukarı yürür. Ama tek bir iz vardır. Dönüp yeniden bakar, belki bir hayal diye; hayır, iz oradadır.

Evine koşar. Her iki üç adımda bir arkasına bakar. Her çalıyı, her ağacı, uzaktaki her kütüğü bir insan sanır. O günden sonra evine hep «kale» der.

Yıllardır tek başına yaşayan bu adamı, şimdi bir insanın izi ölesiye korkutur.

Büyük soru

Robinson'un adası bir yalnızlık hikâyesi midir, yoksa bir mülkiyet ve hâkimiyet hikâyesi mi? Ve kendi emeğiyle ayakta kalan bir birey, başka bir insanla karşılaştığında ona ne olur?

Bağlam

003-06'da Robinson Crusoe'nun 1719'da kendini gerçek bir hayat hikâyesi olarak sunduğunu ve roman türünün doğuşundaki yerini gördük. Bu derste romanın içine giriyoruz.

Engin Bölükmeşe ile Mert Çanakcı'ya göre Defoe'nun anlatısı, ıssız bir adada yıllarca yalnız yaşamış İskoç denizci Alexander Selkirk'in gerçek hikâyesinin edebiyata dönüşmüş hâlidir. Romanda York'lu Robinson Crusoe, ailesinin öğütlerine kulak asmadan denize açılır. Bir gemi kazasından tek başına kurtulur ve Amerika kıyılarına yakın bir adaya düşer. Batık gemiden taşıyabildiği her şeyi taşır, bir ev yapar, tahıl eker, keçi evcilleştirir, bir günlük tutar. Yıllar sonra adaya ayin için gelen yerlilerin elinden kaçan bir genci kurtarır ve ona Cuma adını verir. Sonunda bir İngiliz gemisiyle adadan ayrılır. Gemi kayıtlarına göre adada yirmi sekiz yıl, iki ay ve on dokuz gün kalmıştır.

Ana anlatı — Hesap tutan adam

Crusoe, batık gemide bir çekmecede para bulur: Avrupa sikkeleri, Brezilya paraları, altın ve gümüş. Güler ve yüksek sesle paraya seslenir: sen neye yararsın ey işe yaramaz şey? Şu bıçaklardan biri bütün bu yığına değer. Sonra ekler: ama ikinci kez düşününce parayı yine de alıp götürdüm.

Bu küçük sahne Crusoe'yu tanıtır. Parayı küçümser, ama bırakmaz. Adada hayatta kalmanın yolu da budur: hiçbir şeyi atmamak, her şeyi saymak, kaydetmek ve ileride işe yarayıp yaramayacağına göre yerleştirmek.

Adaya düştükten kısa bir süre sonra umutsuzluğa kapılan Crusoe, aklıyla kederini yenmeye çalışır. Kötüyü iyinin karşısına koyar ve kendi deyişiyle, tarafsızca, tıpkı borçlu ve alacaklı gibi, katlandığı acıların karşısına sahip olduğu nimetleri yazar. Sayfanın bir sütununa «Kötü», öbürüne «İyi» başlığını koyar.

Yaşar ile Kıymetli Şen'e göre Crusoe, Adam Smith'ten yıllar önce yaratılmış, kapitalizm öncesi bir homo economicus örneğidir. Sahip olduğu şeyleri hesaplayan, kaydeden ve gelecekte sağlayacakları yarara göre düzenleyen bir figürdür; hem ekonomik hem de ahlaki hesaplaşmayı içeren muhasebe düşüncesi, kitabın neredeyse her sayfasında vardır. İki yazar bunu Max Weber'in Protestan ahlakı ile kapitalizm arasında kurduğu ilişkiyle birlikte okur: çalışmayı, kazanmayı ve biriktirmeyi kutsayan bir ahlak.

Ama Crusoe'nun bilançosu yalnızca bir muhasebe değildir. Bölükmeşe ile Çanakcı'nın aktardığı bir okumaya göre Crusoe'nun birinci ağızdan anlatımı onun manevi gelişimini izler. «İyi» sütununa yazdığı ilk satırlardan biri, onu ölümden kurtaran Tanrı'nın bu durumdan da kurtarabileceğidir. Crusoe hem hesap tutar hem dua eder.

Ana anlatı — Adanın kralı ve Cuma

Ayak izinden yıllar sonra Crusoe, yerlilerin elinden kaçan bir genci kurtarır. Genç, başını Crusoe'nun ayağının dibine koyar ve öbür ayağını kendi başının üstüne yerleştirir: ömür boyu hizmet edeceğinin işaretidir bu.

Crusoe'nun ilk işi ona bir ad vermektir. Onu kurtardığı gün cuma olduğu için adı Cuma olacaktır. Ardından ona bir sözcük öğretir: «Efendi». Bunun kendi adı olacağını da söyler.

Bölükmeşe ile Çanakcı, Gérard Genette'in bir gözlemini aktarır: Defoe'nun eserinde Robinson, bir yoldaşa sahip olmak için vahşiyi kurtarır. Crusoe'nun adaya bakışı da başından beri siyasidir. Onların aktardığı bir yoruma göre Crusoe adayı inceleyip düzenlerken kendini zaten bütün arazinin efendisi, istese kral ya da imparator ilan edebilecek biri olarak görür.

Romanın sonlarına doğru Crusoe bu düşünceyi açıkça söyler. Adası artık «nüfuslanmıştır» ve kendini tebaası bakımından zengin sayar: bütün ülke onun mülküdür, halkı ona tamamen boyun eğmiştir, o da mutlak efendi ve yasa koyucudur.

Yaygın yanlış«*Robinson Crusoe* yalnızca ıssız bir adada hayatta kalma hikâyesidir.»
Doğrusu

Roman bir hayatta kalma hikâyesi olduğu kadar bir mülkiyet ve hâkimiyet hikâyesidir. Crusoe adayı mülkü, Cuma'yı hizmetkârı sayar; ona önce «Efendi» sözcüğünü öğretir. Bölükmeşe ile Çanakcı'nın aktardığı okumalar, adanın düzenlenmesini ve Cuma'nın eğitimini bir hâkimiyet kurma süreci olarak görür.

Ana anlatı — Başkalarının Robinson'u

Crusoe'nun hikâyesini başkaları yeniden yazdı. Fransız yazar Michel Tournier'nin Cuma ya da Pasifik Arafı bu yeniden yazımların en ünlülerinden biridir. Bölükmeşe ile Çanakcı'nın aktardığına göre Genette, Tournier'de Cuma'nın Crusoe'nun hayatına tamamen bir kaza gibi girdiğini, Robinson'un onsuz da gayet iyi idare edebileceğini söyler. Tournier'nin Cuma'sı, Defoe'nunkinin tersine, içine girdiği düzene uyum sağlamaz. Brantly'ye göre Cuma'nın neşeli varlığı, Crusoe'nun özenle kurduğu Aydınlanma uygarlığının içi boş yapılarının bir eleştirisine dönüşür. Tournier'nin Crusoe'su sonunda adaya gelen bir gemiyle dönmeyi reddeder.

Türk edebiyatı da kendi Robensonlarını yazdı. 003-06'da gördüğümüz gibi roman Türkçeye ilk kez 1864'te Arapça üzerinden çevrildi. Yunus Balcı, sonraki yüzyılda «Robenson» adını taşıyan beş metni inceler: Abdülhak Hâmid'in 1885 tarihli Divaneliklerim yahut Belde kitabındaki şiiri, Sait Faik'in 1934'te Varlık'ta yayımlanan öyküsü, Orhan Veli'nin 1937'de yine Varlık'ta çıkan şiiri, Cahit Sıtkı'nın 1940 tarihli şiiri ve Mahmut Bahar'ın 2015 tarihli şiiri.

Balcı bu metinleri bir metaforla okur: Defoe'nun romanı bir anakaradır, Türk şairlerinin metinleri ise ondan kopmuş adalardır. Orhan Veli'nin şiirinde çocukluk arkadaşlarıyla ıssız adadaki zavallı Robenson'u kurtarmanın yollarını düşünür ve devler ülkesindeki çaresiz Gulliver için günlerce ağlar. Balcı'ya göre burada çocukluğa bir özlem ve bir kaçış vardır; ama şair kendini de ıssız adadaki bir Robenson gibi görür. Cahit Sıtkı'nın şiirinde ise şair «akıllı Robenson»a imrenir ve onun adasında huzur bulacağını söyler. Türk şiirinin Robenson'u, bir hâkimiyet kuran adam değil, yalnızlığa kaçan ya da yalnızlıkla boğuşan bir insandır.

Metin anı

Kumdaki ayak izi sahnesinden:

Kıyıda, kumda açıkça görülen, bir insanın çıplak ayağının izini görünce son derece şaşırdım. Yıldırım çarpmış biri gibi, ya da bir hayalet görmüş gibi kalakaldım.

Bilançonun ilk iki satırı:

Kötü: Her türlü kurtuluş umudundan yoksun, korkunç, ıssız bir adaya düştüm. — İyi: Ama hayattayım; bütün gemi arkadaşlarım gibi boğulmadım.

Ve adanın kralı:

Önce, bütün ülke benim mülkümdü, dolayısıyla tartışmasız bir hâkimiyet hakkım vardı. İkincisi, halkım tamamen boyun eğmişti; mutlak efendi ve yasa koyucu bendim.

İlk parça, Crusoe'nun yalnızlığının ne olduğunu gösterir. Yıllardır insan yüzü görmemiş adam, bir insanın izini görünce kaçar. Başka bir insan, artık bir arkadaş değil, bir tehdittir. Crusoe'nun kurduğu düzen, bir yabancıya yer açacak biçimde kurulmamıştır.

İkinci parça, Yaşar ile Kıymetli Şen'in okumasının merkezindedir. Crusoe duygularını bir defter gibi tutar. Ama bu defterin «İyi» sütunu, yalnızca kazançları değil, Tanrı'nın lütfunu da kaydeder. Hesap ile dua aynı sayfadadır.

Üçüncü parça, efendi-köle okumasının en açık dayanağıdır. Crusoe bunu kendi deyişiyle neşeli bir düşünce olarak anlatır. Hemen ardından adadaki üç kişinin üç ayrı dinden olduğunu, ama hepsine vicdan özgürlüğü tanıdığını ekler. Hükmeden bir kral, aynı cümlede hoşgörülü bir hükümdardır.

Cevap ve bağlantı

Robinson'un adası bir yalnızlık hikâyesi midir, yoksa bir mülkiyet ve hâkimiyet hikâyesi mi? Metin iki okumayı da destekler. Yaşar ile Kıymetli Şen'in homo economicus'u, hesap tutan ve emeğiyle ayakta kalan bir bireydir. Bölükmeşe ile Çanakcı'nın aktardığı okumalar ise aynı bireyin, bir başka insanla karşılaştığında önce onu adlandıran, sonra ona hükmeden bir efendiye dönüştüğünü gösterir. Bu iki okumadan birini seçmek okurun kendi yargısına kalır; ikisinin de dayandığı cümleler romanda duruyor.

Kendi emeğiyle ayakta kalan birey başka bir insanla karşılaşınca ne olur? Defoe'nun cevabı, bir düzen ve bir hiyerarşidir. Tournier'nin cevabı, o düzenin çözülmesidir. Türk şairlerinin cevabı ise başka bir yöndedir: onların Robenson'u bir hükümdar değil, yalnızlığın kendisidir.

Robinson Crusoe'yu bugün Fadime Kâhya'nın çevirisiyle Türkçe okuyabiliriz.

Kapanış kancası

Orhan Veli'nin şiirinde çocuklar yalnızca Robenson için değil, devler ülkesindeki çaresiz Gulliver için de ağlar. Bir sonraki derste Gulliver'le tanışacağız: o da gemi kazalarıyla yabancı ülkelere düşen bir İngiliz gezgindir. Ama bu kez yazar, yolculuğu bir hayatta kalma hikâyesi olarak değil, insanlığa tutulan bir ayna olarak kurar. Bir yolculuk anlatısı, gezginin kendi ülkesini nasıl gülünç gösterebilir?

Özet kartı

  1. Bölükmeşe ile Çanakcı'ya göre Robinson Crusoe, ıssız bir adada yalnız yaşamış Alexander Selkirk'in hikâyesinden doğdu; Crusoe gemi kazasından sonra adada yirmi sekiz yıl, iki ay ve on dokuz gün kalır, bir ev kurar, tahıl eker ve bir günlük tutar.
  2. Crusoe umutsuzluğunu, «borçlu ve alacaklı gibi» tuttuğu bir iyi-kötü bilançosuyla yener; Yaşar ile Kıymetli Şen onu Adam Smith'ten önce yaratılmış bir homo economicus ve çift taraflı kaydın edebi örneği olarak okur.
  3. Crusoe kurtardığı gence Cuma adını verir ve ona önce «Efendi» sözcüğünü öğretir; romanın sonunda adayı mülkü, adadakileri tebaası sayar. Bölükmeşe ile Çanakcı bu ilişkiyi bir efendi-köle ilişkisi olarak okur.
  4. Michel Tournier'nin Cuma ya da Pasifik Arafı'nda Cuma, Crusoe'nun düzenine uyum sağlamaz ve onun Aydınlanma uygarlığının eleştirisine dönüşür; Crusoe sonunda adadan ayrılmayı reddeder.
  5. Balcı'ya göre Türk edebiyatında Abdülhak Hâmid (1885), Sait Faik (1934), Orhan Veli (1937), Cahit Sıtkı (1940) ve Mahmut Bahar (2015) «Robenson» adlı metinler yazdı; bu metinlerde Robenson bir hükümdar değil, yalnızlığın ve kaçışın simgesidir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
BireycilikIndividualismBireyi ve onun emeğini, aklını, çıkarını toplumun ya da geleneğin önüne koyan düşünce
Homo economicusEconomic manİnsanı ekonomik çıkarını en üst düzeye çıkarmak için akılcı davranan bir varlık olarak tanımlayan kavram
Çift taraflı kayıtDouble-entry bookkeepingHer işlemin hem borç hem alacak tarafına yazıldığı muhasebe yöntemi
Efendi-köle ilişkisiMaster-slave relationshipBir kişinin öbürünün emeğine, adına ve hayatına hükmettiği eşitsiz ilişki
RobinsonadRobinsonadeIssız bir yere düşen bir insanın orada tek başına hayat kurmasını anlatan eserlerin geleneği

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Crusoe adada nasıl bir hayat kurar? Kumdaki ayak izi onun üzerinde nasıl bir etki yapar?
  2. (Kazanım 2) Crusoe'nun iyi-kötü bilançosu nedir? Yaşar ile Kıymetli Şen bu bilançoyu nasıl yorumlar?
  3. (Kazanım 2) Para sahnesi Crusoe'nun karakteri hakkında ne söyler? Bu sahne bireycilik kavramıyla nasıl ilişkilendirilebilir?
  4. (Kazanım 3) Crusoe ile Cuma arasındaki ilişki nasıl kurulur? Tournier'nin yeniden yazımı bu ilişkiyi nasıl değiştirir?
  5. (Kazanım 4) Balcı'ya göre Türk edebiyatındaki «Robenson» metinleri hangileridir ve Robenson figürü bu metinlerde nasıl bir anlam kazanır?

Cevaplar

  1. Crusoe batık gemiden taşıyabildiği her şeyi adaya taşır, bir ev yapar, tahıl eker, keçi evcilleştirir ve bir günlük tutar. Yıllar sonra kumda bir insanın çıplak ayağının izini görünce yıldırım çarpmış gibi kalır, sanki bir hayalet görmüştür; her iki üç adımda bir arkasına bakarak evine koşar, her çalıyı ve kütüğü bir insan sanır ve o günden sonra evine «kale» der. Yıllardır insan yüzü görmemiş adam, bir insanın izini bir tehdit olarak algılar.
  2. Adaya düştükten sonra umutsuzluğa kapılan Crusoe, aklıyla kederini yenmek için kötüyü iyinin karşısına koyar ve kendi deyişiyle tarafsızca, borçlu ve alacaklı gibi, acılarının karşısına nimetlerini yazar; sayfanın bir yanında «Kötü», öbür yanında «İyi» başlığı vardır. Yaşar ile Kıymetli Şen'e göre bu, Crusoe'nun kendi durumunu çift taraflı bir kayıt sistemine, bir bilançoya dönüştürmesidir; Crusoe Adam Smith'ten önce yaratılmış, sahip olduklarını hesaplayan, kaydeden ve gelecekteki yararına göre düzenleyen bir homo economicus'tur. Ama bilançonun «İyi» tarafı Tanrı'nın lütfunu da kaydeder; hesap ile dua aynı sayfadadır.
  3. Crusoe batık gemide bulduğu paraya güler ve paranın bir bıçak kadar bile işe yaramadığını söyler; ama ikinci kez düşününce onu yine de alıp götürür. Sahne, Crusoe'nun hiçbir şeyi atmayan, her şeyin ileride işe yarayıp yaramayacağını hesaplayan bir kişi olduğunu gösterir. Bireycilik açısından Crusoe'nun adası, aileden, kiliseden ve devletten uzakta, bir insanın yalnızca kendi emeği, aklı ve hesaplarıyla bir düzen kurduğu bir sahnedir.
  4. Crusoe yerlilerden kaçan genci kurtarır; genç başını onun ayağının dibine koyar ve ömür boyu hizmet edeceğini gösterir. Crusoe ona kurtardığı günün adını, Cuma adını verir ve ona önce «Efendi» sözcüğünü öğretir. Bölükmeşe ile Çanakcı'ya göre Crusoe'nun Cuma'ya verdiği eğitimin sonunda ikisi arasında sarsılmaz bir efendi-köle ilişkisi kurulur; Genette'e göre Defoe'nun Robinson'u bir yoldaşa sahip olmak için vahşiyi kurtarır. Tournier'nin Cuma ya da Pasifik Arafı'nda ise Cuma, Crusoe'nun hayatına bir kaza gibi girer, onun düzenine uyum sağlamaz ve Brantly'ye göre neşesiyle Crusoe'nun kurduğu Aydınlanma uygarlığının içi boş yapılarını eleştirir; sonunda Crusoe adadan ayrılmayı reddeder.
  5. Balcı beş metni inceler: Abdülhak Hâmid'in Divaneliklerim yahut Belde (1885) kitabındaki «Robenson» şiiri, Sait Faik'in 1934'te Varlık'ta yayımlanan «Robenson» öyküsü, Orhan Veli'nin 1937'de Varlık'ta çıkan «Robenson» şiiri, Cahit Sıtkı'nın 1940 tarihli «Robenson» şiiri ve Mahmut Bahar'ın 2015 tarihli «Robenson Crusoe» şiiri. Balcı Defoe'nun romanını bir anakara, bu metinleri ise ondan kopmuş adalar olarak okur. Orhan Veli'nin şiirinde Robenson çocukluk özlemiyle ve kaçışla birleşir, şair kendini de ıssız adadaki bir Robenson gibi görür; Cahit Sıtkı ise Robenson'un adasında huzur bulacağını söyler. Bu metinlerde Robenson, bir hâkimiyet kuran adam değil, yalnızlığın ve kaçışın simgesidir.

Okuma

  • Daniel Defoe, Robinson Crusoe, çev. Fadime Kâhya (İş Bankası yayını, 2016).
  • R. Şebnem Yaşar ve İlker Kıymetli Şen, «Robinson Muhasebesi ve Homo Economicus», Muhasebe Bilim Dünyası Dergisi 22, Özel Sayı (2020).
  • Engin Bölükmeşe ve Mert Çanakcı, «Daniel Defoe'nun "Robinson Crusoe" ve Michel Tournier'nin "Cuma ya da Pasifik Arafı" Eserlerine Metinlerarası Bir Yaklaşım», Folklor/Edebiyat 25/97 (2019).
  • Yunus Balcı, «Global Exposures in Turkish Literature: The Case of Robinson Crusoe», Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları 20 (2018).
  • Orhan Veli'nin ve Cahit Sıtkı'nın «Robenson» şiirlerini bulun ve Defoe'nun romanındaki bilanço sayfasıyla karşılaştırın. İki şairin Robenson'u, Defoe'nun hesap tutan Crusoe'suna benziyor mu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:30 Soğuk açılış: öğle güneşinde boş bir kumsal; kumda tek bir çıplak ayak izi; donup kalan bir adam; arkasına bakarak koşan bir silüet; her çalının bir insan şekline dönüşmesi.
  • 1:30–2:00 Büyük soru: bir adanın haritası; önce boş, sonra sınırları çizilen bir mülk.
  • 2:00–3:30 Bağlam: fırtınada batan bir gemi; kıyıya taşınan sandıklar; bir ev, bir tarla, bir keçi sürüsü; takvimde yirmi sekiz yılın akışı.
  • 3:30–6:30 Ana anlatı — Hesap tutan adam: bir masada sikkeler ve bir bıçak; bir defterin iki sütunu, «Kötü» ve «İyi»; bir terazinin iki kefesi dengelenir.
  • 6:30–9:00 Ana anlatı — Adanın kralı ve Cuma: yere diz çöken bir genç; havada beliren «Cuma» ve «Efendi» sözcükleri; bir tahtın üstünde oturan bir adam ve önünde üç kişi.
  • 9:00–11:30 Ana anlatı — Başkalarının Robinson'u: bir Fransız romanının kapağı; neşeyle dans eden bir Cuma ve yıkılan bir düzen; bir anakara ve ondan kopan beş ada, her birinin üstünde bir Türk şairinin adı.
  • 11:30–13:30 Metin anı: kumdaki iz; bilanço sayfası; bir tahtın üstündeki taç.
  • 13:30–14:30 Cevap ve bağlantı: aynı ada üç ayrı ışıkla; bir defter, bir zincir, bir yalnız adam.
  • 14:30–15:00 Kapanış kancası: kumsalda uyanan bir adam, iplerle yere bağlanmış; üstünde minik insanlar.

Telaffuz

  • Daniel Defoe: «DEN-yıl dı-FO»; Robinson Crusoe: «RO-bin-sın KRU-so»; Alexander Selkirk: «e-lig-ZEN-dır SEL-kırk»; York: «YORK».
  • Michel Tournier: «mi-ŞEL tur-NYE»; Gérard Genette: «je-RAR jö-NET»; Adam Smith: «E-dım SMİS»; Max Weber: «MAKS VE-bır».
  • Engin Bölükmeşe: «en-GİN bö-lük-me-ŞE»; Mert Çanakcı: «MERT ça-nak-CI»; R. Şebnem Yaşar: «şeb-NEM ya-ŞAR»; İlker Kıymetli Şen: «il-KER kıy-met-Lİ ŞEN»; Yunus Balcı: «yu-NUS bal-CI»; Fadime Kâhya: «fa-di-ME kâh-YA».
  • Sait Faik: «sa-İT fa-İK»; Cahit Sıtkı: «ca-HİT sıt-KI»; Mahmut Bahar: «mah-MUT ba-HAR».