Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kant 1784'te Berlinische Monatsschrift'te Aydınlanma'yı, insanın kendi suçuyla düştüğü ergin olmama hâlinden çıkışı olarak tanımladı; parolası Sapere aude!, yani «kendi aklını kullanmaya cesaret et»tir.
- Kant'a göre Aydınlanma için gereken şey aklın kamusal kullanımının, yani bir bilginin yazılarıyla okurlar dünyasına seslenmesinin özgürlüğüdür; yaşanan çağ aydınlanmış bir çağ değil, bir aydınlanma çağıdır.
- Addison'ın Spectator'ı 1711'de günde üç bin nüsha basılıyor, tahminen altmış bin kişiye ulaşıyordu; Addison felsefeyi kitaplıklardan kahvehanelere ve çay masalarına taşımayı hedefledi. Süreli yayınlar Aydınlanma'nın asıl taşıyıcılarından oldu.
- Kant'ın metni bile kadınları vasilerin gözetimindeki çoğunluk içinde anar; Horkheimer ile Adorno'ya göre Aydınlanma'nın aklı araçsal akla dönüşerek yeni bir tahakküm üretti ve kendisi bir mite dönüştü.
- Münif Paşa 1859'da Muhâverât-ı Hikemiyye ile Fénelon, Fontenelle ve Voltaire'den diyalogları Türkçeye aktardı; Meçin'e göre bu, Osmanlı'da felsefi bir uyanış amacı taşıyordu ama Voltaire'in etkisi birkaç isimle sınırlı kaldı.
Kazanımlar
- Kant'ın 1784 tarihli yazısından yola çıkarak Aydınlanma'yı, «ergin olmama» ve «aklın kamusal kullanımı» kavramlarıyla açıklayabilir.
- On sekizinci yüzyılda süreli yayınların, kahvehanelerin ve okur kitlesinin edebiyatın işlevini nasıl değiştirdiğini The Spectator örneğiyle anlatabilir.
- Aydınlanma'ya yöneltilen eleştirileri, Kant'ın kendi metnindeki dışlamalarla ve Horkheimer ile Adorno'nun «araçsal akıl» eleştirisiyle tartışabilir.
- Aydınlanma düşüncesinin Osmanlı'ya ilk girişini Münif Paşa'nın Muhâverât-ı Hikemiyye'si üzerinden değerlendirebilir ve bu etkinin sınırları üzerine gerekçeli bir yargıya varabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Königsberg, 30 Eylül 1784. Bir felsefe profesörü, bir dergi için kısa bir yazıyı bitirir. Yazının başlığı bir sorunun cevabı olduğunu söyler: «Aydınlanma nedir?» sorusuna. Profesör cevabını bir Berlin dergisine gönderecektir.
Tam yazıyı bitirdiği gün bir gazetede bir duyuru okur: aynı dergi, bir başka filozofun, Moses Mendelssohn'un aynı soruya verdiği cevabı yayımlamıştır. Profesör o yazıyı henüz görmemiştir. Yazısına kısa bir not ekler: elimde olsaydı kendi yazımı göndermezdim; şimdi bu yazı yalnızca, rastlantının iki düşünceyi ne kadar yakınlaştırabileceğine bir deneme olsun.
Profesörün adı Immanuel Kant'tır. Yazısı Aralık 1784'te Berlinische Monatsschrift'te çıkar.
Bir çağ, kendi adını bir dergide, okurların önünde, iki farklı kalemden aynı anda aramaktadır.
Büyük soru
Aydınlanma bir fikirler hareketi miydi, yoksa bir okuma ve yazma alışkanlığı mı? Ve herkesi kendi aklını kullanmaya çağıran bir çağ, bu çağrının kimin kulağına ulaşmasına izin verdi?
Bağlam
237-10'da Voltaire'i, İngiliz oyun yazarının dehasını överken zevkini yeren bir eleştirmen olarak tanıdık. Voltaire'in yaşadığı yüzyıl, on sekizinci yüzyıl, kendine bir ad verdi: Almanca Aufklärung, Fransızca Lumières, İngilizce Enlightenment. Türkçede bu ada Aydınlanma diyoruz.
Bu kurs, bu çağın edebiyatına bakıyor. Sonraki derslerde Fransız klasik tiyatrosuna, Defoe'ya, Swift'e, Voltaire'e, İngiliz romancılarına ve Rousseau'ya geleceğiz. Bu ilk derste ise tek tek yazarlara değil, onların hepsinin içinde yaşadığı iklime bakıyoruz: yeni bir okur, yeni bir yayın biçimi ve yeni bir sözcük.
Ana anlatı — Aklını kullanma cesareti
Kant'ın cevabı ilk cümlesinde verilir: Aydınlanma, insanın kendi suçuyla düştüğü ergin olmama hâlinden çıkışıdır.
Kant'a göre Aydınlanma'nın parolası şudur: Sapere aude! Kendi aklını kullanmaya cesaret et. İnsanların çoğu neden ergin olmayan hâlde kalır? Kant'ın cevabı sert ve alaycıdır: tembellik ve korkaklık yüzünden. Ergin olmamak rahattır. Benim yerime düşünen bir kitabım, benim yerime vicdanı olan bir din adamım, benim yerime perhizime karar veren bir hekimim varsa, neden kendimi yorayım?
Bu durumu sürdürenler de vardır: kendilerini başkalarının vasisi ilan edenler. Kant onları, hayvanlarını önce aptallaştırıp bir yürüteç arabasına kapatan, sonra da kendi başına yürümeye kalkarlarsa başlarına gelecek tehlikeleri gösteren kişilere benzetir.
Çıkış yolu nedir? Kant'a göre yalnızca özgürlük gerekir, ama belirli bir özgürlük: aklın kamusal kullanımının özgürlüğü.
Kant bunu örneklerle anlatır. Bir subay görevdeyken bir emrin yararını tartışmamalıdır; itaat etmelidir. Ama bir bilgin olarak ordudaki kusurlar üzerine yazıp bunları okurlarının yargısına sunmasına engel olunamaz. Kant'ın kamusal akıl dediği şey, bir yazının okurlar dünyasına açılmasıdır. Aydınlanma, Kant'ın gözünde, bir okuma ve yazma işidir.
Kant çağını da değerlendirir. Şimdi aydınlanmış bir çağda mı yaşıyoruz? Hayır, der; ama bir aydınlanma çağında yaşıyoruz. Yol açılmıştır, ama yürünmesi gereken yol henüz uzundur.
Ana anlatı — Kahvehanedeki felsefe
Kant'tan yetmiş yıl önce, Londra'da bir gazete aynı işi başka bir dille yapıyordu. Joseph Addison ile Richard Steele'in The Spectator'ı 1711'de her gün yayımlanan bir kâğıttı. Addison 12 Mart 1711 tarihli onuncu sayıda okurlarına bir hesap verir: yayıncısı her gün üç bin nüsha dağıtıldığını söylemektedir. Addison her nüshanın yirmi kişi tarafından okunduğunu varsayar ve bunu ölçülü bir hesap sayar. Buna göre Londra'da ve Westminster'da altmış bin kadar okuru vardır.
Addison bu okurlar için bir amaç koyar: ahlakı nükteyle canlandırmak, nükteyi de ahlakla yumuşatmak. Böylece okurlar günün yazısında hem eğlence hem yarar bulacaktır. Ve kendi hırsını da açıkça söyler: Sokrates'in felsefeyi gökten indirip insanların arasına yerleştirdiği söylenir; Addison ise onun kitaplıklardan, okullardan ve kolejlerden çıkarıp kulüplere, toplantılara, çay masalarına ve kahvehanelere taşındığının söylenmesini ister.
Bu cümle edebiyatın işlevinde bir kaymayı anlatır. Edebiyat, yalnızca saraylar ve bilginler için değil, çayını içerken gazetesini okuyan kentli bir okur için de yazılmaktadır. Addison kâğıdının sabah çayının bir parçası sayılmasını, çayın ve tereyağlı ekmeğin yanına konmasını önerir. Felsefe artık bir sofra takımının parçasıdır.
Yaygın yanlış«Aydınlanma yalnızca filozofların kitaplarında yaşanan bir düşünce hareketiydi.»
Kant'ın yazısı aylık bir dergide, bir soruya cevap olarak çıktı ve aynı soruya aynı dergide başka bir filozof da cevap verdi; Addison'ın Spectator'ı her gün binlerce nüsha basılıp kahvehanelerde okundu. Aydınlanma, kitapların yanında gazetelerde, dergilerde, kahvehane sohbetlerinde ve çay sofralarında da yaşandı; kendi okurunu yaratarak yayıldı.
Ana anlatı — Işığın gölgesi
Kant herkesi kendi aklını kullanmaya çağırdı. Ama kendi metni, bu çağrının kime ulaştığı sorusunu da ortaya koyar. İnsanların büyük çoğunluğunun erginliğe adım atmayı zor ve tehlikeli bulduğunu yazarken, parantez içinde bir ekleme yapar: bunların arasında bütün güzel cins de vardır. Kadınlar, Kant'ın metninde, vasilerin erginliği tehlikeli gösterdiği çoğunluğun bir parçası olarak anılır; metin, onların bu gözetimden nasıl çıkacağı üzerine ayrıca bir şey söylemez.
Aydınlanma'nın gölgesine en sert bakış yirminci yüzyılda geldi. Mehmet Kocaoğlu'nun anlattığına göre Max Horkheimer ile Theodor W. Adorno Aydınlanmanın Diyalektiği'nde çağın iki yüzünü gösterir. Bir yüzde eleştirel ve özgür bir ortam, bilimsel buluşlar ve insanları esir eden mitsel öğelerin reddi vardır. Öbür yüzde ise akıl üzerinden yeni tahakküm ilişkileri üretilir.
Kocaoğlu'ya göre Horkheimer ile Adorno'nun tezi şudur: mitleri parçalayıp insanı özgürleştirmeyi amaçlayan Aydınlanma, yeni bir egemenlik ve sömürü üreterek kendisi bir mite dönüştü. İki düşünür bu serüveni Odysseus'un yolculuğu üzerinden okur: Odysseus'un öyküsü, bireyin mitsel güçlerden kendi araçsal aklıyla sıyrılışının öyküsüdür.
Bu eleştiri Aydınlanma'yı reddetmek midir? Kocaoğlu'nun özetinde bile Aydınlanma'nın iki yüzü birlikte durur. Bir anlamda, eleştirinin kendisi de Aydınlanma'nın mirasıdır: akla, aklın kendisini sorgulatır.
Metin anı
Kant'ın yazısının ilk satırlarından; Gutenberg'deki 1913 baskısından çevirimizle:
Aydınlanma, insanın kendi suçuyla düştüğü ergin olmama hâlinden çıkışıdır. Ergin olmama, insanın aklını bir başkasının yol göstermesi olmadan kullanamamasıdır. [...] Sapere aude! Kendi aklını kullanmaya cesaret et! İşte Aydınlanma'nın parolası.
Aynı yazıdan:
Oysa her yandan bir ses duyuyorum: Akıl yürütmeyin! Subay der ki: Akıl yürütmeyin, talim yapın! Maliye memuru: Akıl yürütmeyin, ödeyin! Din adamı: Akıl yürütmeyin, inanın!
Ve Spectator'ın onuncu sayısından, Addison:
Sokrates için felsefeyi gökten indirip insanların arasında oturttuğu söylenir; ben de benim için, felsefeyi dolaplardan ve kitaplıklardan, okullardan ve kolejlerden çıkarıp kulüplerde ve toplantılarda, çay masalarında ve kahvehanelerde oturttuğumun söylenmesini isterim.
İlk parçada dikkat çeken sözcük «suç»tur. Kant insanın ergin olmayışının sorumluluğunu doğrudan ona yükler. Bu, bir suçlamadır, ama aynı zamanda bir umut: suç senin olduğuna göre, çıkış da senin elindedir.
İkinci parça Kant'ın alaycı üslubunu gösterir. Üç otorite üç ayrı emir verir, ama hepsi aynı şeyi ister: düşünme. Kant hemen ardından bir dördüncüsünü ekler: dünyada yalnızca tek bir efendi, «istediğiniz kadar ve istediğiniz şey üzerine akıl yürütün, ama itaat edin» der. Kant aynı yazıda çağını «Friedrich'in yüzyılı» diye anar; bu tek efendi büyük olasılıkla Prusya kralıdır. Kant'ın savunduğu özgürlük, itaatle yan yana duran bir özgürlüktür.
Üçüncü parçada Addison felsefenin adresini değiştirir. Kant'ın okurlar dünyası dediği şeyin somut adresleri burada sayılır: kulüp, çay masası, kahvehane. Edebiyat, bu mekânlarda okunacak biçimde yazılmaya başlar: kısa, nükteli, ahlak dersi veren ama sıkmayan yazılar.
Cevap ve bağlantı
Aydınlanma bir fikirler hareketi miydi, yoksa bir okuma ve yazma alışkanlığı mı? Kant'a ve Addison'a bakınca ikisinin ayrılamadığı görülür. Kant'ın aklın kamusal kullanımı dediği şey, bir yazının okurlar dünyasına açılmasıdır; Addison'ın kahvehanedeki felsefesi de her gün basılan bir kâğıtla yaşar. Aydınlanma'nın düşünceleri, onları taşıyan dergiler ve okurlar olmadan yayılamazdı.
Bu çağrı kimin kulağına ulaştı? Kant'ın metni bile kadınları vasilerin gözetimindeki çoğunluk içinde anar. Horkheimer ile Adorno ise aklın kendisinin yeni bir tahakküm aracına dönüşebileceğini gösterir. Bu iki eleştiri, Aydınlanma'nın vaat ettiği ışığın herkese aynı biçimde düşmediğini hatırlatır. Aydınlanma'yı bir başarı mı yoksa bir yanılgı mı sayacağımız ölçülebilir bir soru değildir; iki yargı da metinlerden kanıt bulur.
Aydınlanma'nın Osmanlı'ya ulaşması ise geç ve dolaylı oldu. Meçin'e göre Münif Paşa 1859'da Muhâverât-ı Hikemiyye (Felsefi Diyaloglar) adıyla bir derleme yayımladı: bir giriş ve Fénelon'dan iki, Fontenelle'den bir, Voltaire'den sekiz olmak üzere on bir kısa diyalog. Meçin'e göre Münif Paşa bu derlemeyle Osmanlı okurunun daha önce tanımadığı felsefi diyalog türünü tanıttı; ama seçtiği örneklerin son dönem Fransız düşünürlerinden olması, bir türü tanıtmaktan öte bilinçli bir felsefi uyanış amacı taşıdığını düşündürür. Meçin, Voltaire'in Osmanlı aydınları üzerindeki etkisinin yaygın olmadığını, birkaç isimle sınırlı kaldığını da ekler. Münif Paşa'da ve Ahmed Midhat'ta bu etki daha çok edebi yönüyle sınırlı kaldı; Beşir Fuad ise Voltaire'in din ve metafizik üzerine düşüncelerinden daha derinden etkilendi.
Kant'ın yazısını bugün Nejat Bozkurt'un çevirisiyle Türkçe okuyabiliriz.
Kapanış kancası
237-10'da Voltaire'in Shakespeare'i zevk ve sanat eksikliğiyle suçladığını ve onu «Londra'nın Corneille'i» diye andığını gördük. Voltaire'in ölçüsü, bir önceki yüzyılın Paris sahnesiydi. Bir sonraki derste o sahneye gideceğiz: on yedinci yüzyılın Fransız klasik tiyatrosuna, bir komedi yazarı ile bir tragedya yazarının kurduğu dünyaya. Kurallara uyan bir tiyatro, nasıl oluyor da hem güldürüp hem düşündürebiliyor?
Özet kartı
- Kant 1784'te Berlinische Monatsschrift'te Aydınlanma'yı, insanın kendi suçuyla düştüğü ergin olmama hâlinden çıkışı olarak tanımladı; parolası Sapere aude!, yani «kendi aklını kullanmaya cesaret et»tir.
- Kant'a göre Aydınlanma için gereken şey aklın kamusal kullanımının, yani bir bilginin yazılarıyla okurlar dünyasına seslenmesinin özgürlüğüdür; yaşanan çağ aydınlanmış bir çağ değil, bir aydınlanma çağıdır.
- Addison'ın Spectator'ı 1711'de günde üç bin nüsha basılıyor, tahminen altmış bin kişiye ulaşıyordu; Addison felsefeyi kitaplıklardan kahvehanelere ve çay masalarına taşımayı hedefledi. Süreli yayınlar Aydınlanma'nın asıl taşıyıcılarından oldu.
- Kant'ın metni bile kadınları vasilerin gözetimindeki çoğunluk içinde anar; Horkheimer ile Adorno'ya göre Aydınlanma'nın aklı araçsal akla dönüşerek yeni bir tahakküm üretti ve kendisi bir mite dönüştü.
- Münif Paşa 1859'da Muhâverât-ı Hikemiyye ile Fénelon, Fontenelle ve Voltaire'den diyalogları Türkçeye aktardı; Meçin'e göre bu, Osmanlı'da felsefi bir uyanış amacı taşıyordu ama Voltaire'in etkisi birkaç isimle sınırlı kaldı.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Aydınlanma | Enlightenment | Aklı hayatın ve bilginin temel ölçüsü yapmaya çalışan on sekizinci yüzyıl Avrupa düşünce hareketi |
| Ergin olmama | Unmündigkeit / immaturity | İnsanın kendi aklını başkasının yol göstermesi olmadan kullanamaması hâli |
| Aklın kamusal kullanımı | Public use of reason | Bir kişinin aklını yazılarıyla bütün okurlar dünyasının önünde kullanması |
| Süreli yayın | Periodical | Belirli aralıklarla çıkan gazete ya da dergi |
| Araçsal akıl | Instrumental reason | Aklın yalnızca bir amaca ulaşmanın en etkili aracını hesaplayan bir yeteneğe indirgenmesi |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Kant'a göre Aydınlanma nedir ve insanlar neden ergin olmama hâlinde kalır?
- (Kazanım 1) Kant aklın kamusal ve özel kullanımını nasıl ayırır? Bu ayrım edebiyatla nasıl ilişkilidir?
- (Kazanım 2) Addison Spectator'ın onuncu sayısında okurlarına ne anlatır ve felsefe için nasıl bir hedef koyar?
- (Kazanım 3) Kant'ın metnindeki dışlama nedir? Horkheimer ile Adorno Aydınlanma'yı hangi yönüyle eleştirir?
- (Kazanım 4) Münif Paşa'nın Muhâverât-ı Hikemiyye'si nedir ve Meçin'e göre Voltaire'in Osmanlı aydınları üzerindeki etkisi ne ölçüdedir?
Cevaplar
- Kant'a göre Aydınlanma, insanın kendi suçuyla düştüğü ergin olmama hâlinden çıkışıdır. Ergin olmama, insanın aklını bir başkasının yol göstermesi olmadan kullanamamasıdır; bu hâl aklın eksikliğinden değil, onu kullanma kararlılığının ve cesaretinin eksikliğinden doğuyorsa insanın kendi suçudur. Kant'a göre insanlar tembellik ve korkaklık yüzünden bu hâlde kalır: yerlerine düşünen bir kitap, bir din adamı ve bir hekim varken kendilerini yormak istemezler. Kendini onların vasisi ilan edenler de bu hâli sürdürür ve kendi başına yürümenin tehlikeli olduğunu gösterirler.
- Kant'a göre aklın kamusal kullanımı, bir kişinin aklını bir bilgin olarak, yazılarıyla bütün okurlar dünyasının önünde kullanmasıdır ve her zaman özgür olmalıdır. Aklın özel kullanımı ise kişinin bir memuriyette ya da görev yerinde aklını kullanmasıdır ve sınırlanabilir: görevdeki bir subay emri tartışmamalı, itaat etmelidir; ama bir bilgin olarak ordunun kusurları üzerine yazıp okurların yargısına sunabilir. Bu ayrım edebiyatla doğrudan ilişkilidir, çünkü Kant'ın gözünde Aydınlanma, yazıların okurlar dünyasına açılmasıyla gerçekleşir.
- Addison, yayıncısının her gün üç bin nüsha dağıttığını söyler ve her nüshayı yirmi kişinin okuduğunu varsayarak Londra ve Westminster'da yaklaşık altmış bin okuru olduğunu hesaplar. Amacı ahlakı nükteyle canlandırmak, nükteyi de ahlakla yumuşatmaktır. Sokrates'in felsefeyi gökten indirip insanların arasına yerleştirdiği söylenir; Addison ise onu kitaplıklardan, okullardan ve kolejlerden çıkarıp kulüplere, toplantılara, çay masalarına ve kahvehanelere taşıdığının söylenmesini ister. Hatta kâğıdının sabah çayının bir parçası sayılmasını önerir.
- Kant, insanların büyük çoğunluğunun erginliğe adım atmayı zor ve tehlikeli bulduğunu yazarken parantez içinde bunların arasına «bütün güzel cinsi», yani kadınları da katar; kadınlar vasilerin gözetimindeki çoğunluğun parçası olarak anılır, ama metnin muhatabı olan bilginler dünyasında yer almaz. Kocaoğlu'nun anlattığına göre Horkheimer ile Adorno, Aydınlanma'nın bir yüzünde eleştirel özgürlük ve bilimsel ilerleme, öbür yüzünde ise akıl üzerinden üretilen yeni tahakküm ilişkileri görür. Onlara göre mitleri parçalamayı amaçlayan Aydınlanma, aklı araçsal bir akla indirgeyerek doğayı ve insanları nesneleştirdi ve kendisi bir mite dönüştü.
- Muhâverât-ı Hikemiyye (Felsefi Diyaloglar), Münif Paşa'nın 1859'da yayımladığı, bir giriş ile Fénelon'dan iki, Fontenelle'den bir ve Voltaire'den sekiz olmak üzere on bir kısa diyalogdan oluşan bir çeviri derlemesidir. Meçin'e göre Münif Paşa bu derlemeyle Osmanlı okurunun tanımadığı felsefi diyalog türünü tanıtmış ve son dönem Fransız düşünürlerini seçerek bilinçli bir felsefi uyanışı amaçlamıştır. Ama Meçin'e göre Voltaire'in Osmanlı aydınları üzerindeki etkisi yaygın değildir, birkaç isimle sınırlı kalmıştır: Münif Paşa ve Ahmed Midhat'ta daha çok edebi yönüyle, Beşir Fuad'da ise din ve metafizik üzerine düşünceleriyle daha derinden hissedilmiştir.
Okuma
- Immanuel Kant, «Aydınlanma Nedir Sorusuna Yanıt», çev. Nejat Bozkurt, Toplumbilim Aydınlanma Özel Sayısı 11 (2000).
- Joseph Addison, The Spectator, 10. sayı (12 Mart 1711).
- Mehmet Kocaoğlu, «Aydınlanmayı Yeniden Düşünmek: Horkheimer ve Adorno», MCBÜ Sosyal Bilimler Dergisi (Manisa) 16/3 (2018).
- Mahmut Meçin, «Aydınlanma Felsefesinde Voltaire'in Yeri ve Osmanlı Aydınları Üzerinde Etkisi», Kilis 7 Aralık Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 8/1 (2021).
- Kant'ın yazısındaki subay, maliye memuru ve din adamı örneklerini okuyun. Bugünden, aklın «kamusal» ve «özel» kullanımının çatıştığı bir örnek bulun ve Kant'ın ayrımının o örnekte ne kadar işe yaradığını tartışın.