Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Lee'ye göre soneler 1609'da Thomas Thorpe tarafından, yazarın katkısı olmadan basıldı; 154 sonelik dizinin büyük bölümü genç bir erkeğe, sonlara doğru bir grup ise esmer bir kadına seslenir.
- Lee'ye göre Elizabeth dönemi soneleri çoğunlukla gelenekseldir; Shakespeare'in sonelerinde otobiyografik öğe tümden yok sayılamaz ama küçüktür. 130. sone Petrarcacı benzetmelerle alay eder; 55. ve 73. soneler zamana, yaşlılığa ve şiirin kalıcılığına bakar.
- Fırtına (1611) sürgündeki büyücü Prospero'nun düşmanlarını adaya getirip bağışlamasını ve büyüsünden vazgeçmesini anlatır; Lee, Prospero'nun vedasında Shakespeare'in vedasını gören okumayı olası bulur ama bu tür yorumlara fazla güvenilmemesini öğütler.
- Lee'ye göre Caliban, gezginlerin anlattığı Yeni Dünya yerlisinin hayali portresidir; oyundaki birçok ayrıntı 1609 Bermuda kazası broşürlerinden gelir. Césaire 1969'da oyunu Bir Fırtına olarak yeniden yazdı ve Caliban'ı sömürgeleştirilenin sesi yaptı.
- Özker'e göre 66. sonenin Türkçe çevirilerinde Halman «bıktım», Yücel «vazgeçtim» der; Yücel'in «paklamak» gibi deyimsel seçimleri kaynakta olmayan anlamlar ekler.
Kazanımlar
- Shakespeare'in sonelerinin 1609'daki yayımlanışını ve dizinin iki büyük bölümünü anlatabilir; sonelerde zaman, yaşlılık ve sanatın kalıcılığı temalarını örneklerle açıklayabilir.
- Sonelerin bir itiraf mı yoksa dönemin geleneğinde bir ustalık denemesi mi olduğu tartışmasını Lee'nin görüşü üzerinden değerlendirebilir.
- Fırtına'nın olay örgüsünü, Prospero'nun büyüsünden vazgeçişini ve oyunu Shakespeare'in tiyatroya vedası sayan okumayı ve bu okumanın sınırlarını tartışabilir.
- Caliban karakterini Lee'nin Yeni Dünya okumasıyla ve Césaire'in Bir Fırtına adlı yeniden yazımıyla karşılaştırabilir; bir sonenin Türkçe çevirilerindeki farkları yorumlayabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Bir adada, bir büyücü kızının nişanı için perilere bir gösteri hazırlatmıştır. Tanrıçalar şarkı söyler, orak biçenler dans eder. Birden büyücü bir şey hatırlar ve gösteri bir anda dağılır.
Şaşıran genç damada döner: «Şenliklerimiz sona erdi. Bu oyuncularımız, sana söylemiştim, hep ruhtu; havaya, ince havaya karıştılar.»
Ve devam eder: bu görüntünün temelsiz yapısı gibi, bulutlara değen kuleler, görkemli saraylar, ağırbaşlı tapınaklar, koca yuvarlak dünyanın kendisi de eriyip gidecek, arkasında bir bulut parçası bile bırakmayacak.
Shakespeare'in oyunlarının oynandığı tiyatronun adı Globe'dur, yani «yuvarlak dünya». Büyücü dünyanın eriyeceğini söylerken, seyirciler tam da o adı taşıyan bir tiyatroda oturuyordu.
«Biz rüyaların yapıldığı kumaştanız, ve küçük hayatımızın çevresi bir uykuyla çevrilidir.»
Büyük soru
Bir sanatçının eserinde onun kendi hayatını mı okumalıyız, yoksa bir ustalık oyununu mu? Ve bir büyü sona erdiğinde, o büyünün bedelini kim öder?
Bağlam
237-08'de Puck'ın seyirciden alkış istediği bir rüyayı gördük. Bu derste Shakespeare'in iki farklı yüzüne bakıyoruz: yıllar boyunca yazdığı on dört dizelik şiirler ve büyük olasılıkla tek başına yazdığı son oyun.
Sidney Lee'nin anlattığı biçimiyle soneler 1609'da, yazarın katkısı olmadan, Thomas Thorpe adlı bir yayıncı tarafından basıldı. O dönemin yasası yazara eseri üzerinde doğal bir hak tanımıyordu; bir el yazmasının sahibi onu dilediği gibi basabilirdi. Kitabın başında Shakespeare'in değil, Thorpe'un imzasıyla bir ithaf vardır: gizemli bir «Bay W. H.»a. Dizide 154 sone vardır. Büyük bir bölümü genç bir erkeğe yöneliktir; sonlara doğru bir grup ise esmer bir kadına.
Fırtına ise Lee'ye göre 1611 sonbaharında oynanıyordu. Milan'ın meşru dükü Prospero, kardeşi tarafından tahtından edilmiş ve küçük kızı Miranda'yla bir kayığa bindirilip denize bırakılmıştır. Bir adaya sığınmış, kitaplarından öğrendiği büyüyle adanın ruhlarına, özellikle Ariel'e hükmeder. Adanın bir de eski sakini vardır: Caliban. Oyunun başında Prospero bir fırtına çıkarır ve düşmanlarını taşıyan gemiyi adaya düşürür. Sonunda onları bağışlar, kızını düşmanının oğluyla evlendirir, büyüsünden vazgeçer ve Milan'a dönmeye hazırlanır.
Ana anlatı — Soneler: itiraf mı, ustalık mı?
Soneleri okuyan pek çok okur, bunların Shakespeare'in kendi aşklarının, kıskançlıklarının ve yaşlılığının itirafı olduğunu düşünmüştür. Gizemli genç adam kimdir? Esmer kadın kimdir? Bu sorular yüzyıllardır sorulur.
Lee buna temkinle yaklaşır. Ona göre Elizabeth dönemi soneleri çoğu zaman şairin hayal gücünün yapay ürünleriydi; tek tük bir kişisel duygu izi görülebilir, ama otobiyografik itiraf bu sonelerin malzemesi değildi. Shakespeare'in soneleri ilk bakışta çağdaşlarınınkinden çok daha fazla kişisel itiraf izlenimi verir. Ama Lee'ye göre dönemin gelenekleri ve Shakespeare'in her duyguya bürünebilen dramatik yeteneği hesaba katılınca, bu otobiyografik öğe tümden yok sayılamasa da çok küçük bir yere iner. Birçok sone, çağdaş şairlerin çabalarına verilmiş, çoğu zaman üstün değerde birer ustalık denemesidir.
Sonelerde gelenekle bir oyun da vardır. Petrarca'nın Laura için yazdığı sonelerin, 236-02'de gördüğümüz gibi, Wyatt gibi şairlerle İngilizceye geçmişti; sevgiliyi göğün ve doğanın en parlak nesneleriyle övmek bu geleneğin alışkanlığıydı. Shakespeare'in 130. sonesi bu benzetmelerle alay eder: sevgilisinin gözleri hiç de güneşe benzemez, dudakları mercandan kırmızı değildir, yürürken bir tanrıça gibi süzülmez, yere basar. Ama son beyitte şair, sahte benzetmelerle övülen her kadın kadar onun da eşsiz olduğuna yemin eder. Lee'ye göre bu sone, öbür sone yazarlarının kadınlara yaptığı abartılı övgülere yöneltilmiş hicivli bir yorumdur.
Sonelerin büyük temalarından biri de zamandır. 55. sonede şair, ne mermerin ne prenslerin yaldızlı anıtlarının bu güçlü şiirden daha uzun yaşayacağını söyler; savaş heykelleri devirse de şiir sevgilinin anısını yaşatacaktır. 73. sonede ise şair kendi yaşlılığına bakar: kendini yaprakları dökülmüş dallara, batıdan sonra sönen alacakaranlığa, kendi gençliğinin külleri üstünde yanan bir ateşe benzetir. Bunu gören sevgilinin, yakında bırakmak zorunda kalacağı şeyi daha çok seveceğini söyler.
Ana anlatı — Prospero'nun asası
Fırtına'nın sonuna doğru Prospero, adanın perilerine, rüzgârlara ve fırtınalara seslenerek yaptıklarını sayar: öğle güneşini karartmış, denizle gök arasında savaş çıkarmış, mezarları açıp ölüleri uyandırmıştır. Sonra ekler: ama bu kaba büyüden burada vazgeçiyorum. Asasını kıracak, onu toprağın derinlerine gömecek ve kitabını hiçbir iskandilin inemeyeceği derinliğe batıracaktır.
Lee bu konuşmanın bir kaynağını da gösterir: konuşma, Ovidius'un Dönüşümler'indeki büyücü Medea'nın yakarışından, Arthur Golding'in çevirisi aracılığıyla izler taşır. Lee, Golding'in Ovidius'unu genç Shakespeare'in en sevdiği kitaplar arasında sayar.
Prospero'nun vedası Shakespeare'in vedası mıdır? Lee'ye göre bu yorumun bir dayanağı vardır: büyü gücünden son sahnede vazgeçen Prospero'da oyun yazarının kendi yüz çizgileri arandı ve Shakespeare bu oyunla büyük olasılıkla hayatının büyülü işine veda etti. Ama Lee aynı bölümde temkinli de davranır. Eleştirmenlerin oyunun ciddi havasından yola çıkarak onda insan varlığının çözülmez sorunlarına dair düşünceler aramasını az dayanağı olan bir çaba sayar. Prospero'nun büyüsünden vazgeçmesi, onun adil ve bilge doğasına zaten uygundur; Lee'ye göre bunun için başka bir gerekçe aramak gereksizdir.
Yaygın yanlış«*Fırtına* Shakespeare'in son yazdığı eserdir ve Prospero'nun konuşması onun kendi veda mektubudur.»
Lee'nin aktardığı bilgilere bakılırsa Shakespeare 1611'den sonra oyun yazmayı büyük ölçüde bıraksa da topluluğuna yarım kalmış taslaklar bıraktı ve adı sonraki bazı ortak yapımlarla da anılır. Prospero'yu Shakespeare'le özdeşleştirmek mümkün bir okumadır, ama Lee bu tür yorumlara fazla güvenilmemesi gerektiğini söyler.
Ana anlatı — Caliban'ın dili
Adanın öbür sakini Caliban'dır. Oyunun başında Prospero'ya şöyle der: bu ada annemden bana kaldı, sen onu elimden aldın. Prospero geldiğinde onu okşamış, ona suyla meyve vermiş, gündüz ve gece yanan büyük ve küçük ışığın adlarını öğretmişti; Caliban da ona adanın tatlı sularını, tuz çukurlarını, verimli ve çorak yerlerini göstermişti. Şimdi ise bir kayaya kapatılmıştır. Prospero ve Miranda ise onu bir köle, iyiliğin iz bırakmadığı bir yaratık olarak görür; Miranda'yı kirletmeye kalktığını söyler.
Lee'ye göre Caliban, Shakespeare'in insan doğasını ahlaki duygular gelişmeden önceki hâliyle simgeleme çabası değildir. O, dönemin gezginlerinin anlattığı ve herkesin merakını uyandıran Yeni Dünya yerlisinin eşsiz bir canlılıkla çizilmiş hayali portresidir. Lee, oyundaki birçok ayrıntının 1609'da Bermuda'da kazaya uğrayan bir geminin hikâyesini anlatan broşürlerden geldiğini, Caliban'ın taptığı tanrı Setebos'un adının da Macellan yolculuğunun bir çevirisinden alındığını gösterir. Oyundaki yaşlı danışman Gonzalo'nun ideal devlet tasarısı da Lee'ye göre Montaigne'in Florio çevirisinden gelir; aynı düşünceyi 236-05'te, yamyamlar üzerine yazılmış o denemede görmüştük.
Yirminci yüzyılda Caliban bambaşka bir okumanın merkezine geçti. Yelmiş'e göre oyun, bir adanın yerlilerce zaten yaşanan topraklarına sahip çıkan beyaz bir Avrupalıyı anlattığı için, George Lamming ve Roberto Fernández Retamar gibi yazarlar tarafından sömürgeciliğin arketipi olarak okundu. Martinikli şair Aimé Césaire 1969'da oyunu Bir Fırtına adıyla yeniden yazdı. Bu oyunda Caliban sahneye çıktığında Prospero'yu Svahili dilinde «Uhuru!», yani «Özgürlük!» diye selamlar. Yelmiş'e göre Césaire'in Caliban'ı, kendi dilini kullanarak Prospero'nun onu hayvanlaştıran söylemine karşı çıkar.
Metin anı
Fırtına'nın dördüncü perdesinden, Prospero; 1623 metninden:
Biz rüyaların yapıldığı kumaştanız, ve küçük hayatımızın çevresi bir uykuyla çevrilidir.
Birinci perdeden, Caliban:
Bana dil öğrettin, bundan kazancım da şu: nasıl lanet okunacağını biliyorum. Kızıl veba seni alsın, bana dilini öğrettiğin için.
Ve 55. soneden:
Ne mermer, ne prenslerin yaldızlı anıtları bu güçlü şiirden uzun yaşayacak.
İlk parça, Prospero'nun büyüsünden vazgeçmeden önce söylediği sözdür. Ama bu sözü duyanlar tiyatrodaki seyircilerdir. Oyuncuların «havaya karıştığını» söyleyen karakter, kendisi de bir oyuncudur; oyun kendi geçiciliğini seyirciye gösterir.
İkinci parça, Caliban okumasının merkezindedir. Prospero'nun dili Caliban'a bir armağan olarak verilmiştir; ama Caliban onu Prospero'ya karşı kullanır. Lee'nin okumasında bu, Yeni Dünya yerlisinin canlı bir portresidir; Césaire'in okumasında ise sömürgeleştirilenin sesi. Césaire'in Caliban'ı bir adım daha atar ve Prospero'nun dilini bırakıp kendi diliyle konuşur.
Üçüncü parça, sonelerin sanatla zaman arasındaki sözleşmesidir. Şair, kendi şiirinin kalıcılığına güvenir. Dört yüz yıl sonra bu sonenin hâlâ okunuyor olması, sözünün en azından bir kısmının tuttuğunu gösterir.
Cevap ve bağlantı
Bir sanatçının eserinde onun hayatını mı okumalıyız? Soneler ve Fırtına bu soruya iki ayrı yerden yaklaşır. Lee'ye göre sonelerde otobiyografik öğe küçüktür ve bir ustalık oyunu ağır basar; Prospero'nun vedasında Shakespeare'in vedasını görmek mümkündür, ama bu okumanın sınırları vardır. Öbür okurlar ise sonelerin ve Prospero'nun konuşmasının içinde bir insanın sesini duymaya devam eder. Bu ayrım ölçülebilir bir soru değildir; her okur kendi okumasının gerekçesini metinde bulmak zorundadır.
Büyünün bedelini kim öder? Prospero bağışlar ve adadan ayrılır; ama adanın ilk sakini Caliban için oyun bir dönüş değil, bir kayıptır. Césaire'in yeniden yazımı bu bedeli sahnenin merkezine taşır.
Bir veda sonesi Türkçede de iki ayrı sese bürünür. 66. sonede şair dünyanın haksızlıklarından yorulmuştur ve ölümü ister; onu tutan tek şey sevgilisini yalnız bırakmak istememesidir. Özker'e göre bu yorgunluğu Talât Sait Halman «bıktım», Can Yücel ise «vazgeçtim» diye karşılar: biri yorgunluğun kendisini, öbürü yorgunluğun ardından gelen eylemi anlatır. Yücel ilk dizeyi «tek ölüm paklar beni» diye bitirir; Özker'e göre «paklamak» fiili Türkçede ölümü çağrıştıran deyimlerle birlikte, konuşanın kendi günahlarından da arınması gerektiği anlamını ekler, oysa kaynak metinde böyle bir anlam yoktur.
Kapanış kancası
Bu derste bir sonenin Türkçede iki şairin elinde iki farklı şiire dönüştüğünü gördük. Shakespeare'in Türkiye'deki hayatı bir sonenin çevirisinden çok daha geniştir. Bir sonraki derste bu yolculuğu baştan izleyeceğiz: Fransızcadan yapılan ilk kısaltılmış uyarlamalardan kendi çevirmenlerini ve kendi sahnelerini bulan bir Shakespeare'e. Bir yabancı yazar, bir başka dilin tiyatrosunda nasıl yerli olur?
Özet kartı
- Lee'ye göre soneler 1609'da Thomas Thorpe tarafından, yazarın katkısı olmadan basıldı; 154 sonelik dizinin büyük bölümü genç bir erkeğe, sonlara doğru bir grup ise esmer bir kadına seslenir.
- Lee'ye göre Elizabeth dönemi soneleri çoğunlukla gelenekseldir; Shakespeare'in sonelerinde otobiyografik öğe tümden yok sayılamaz ama küçüktür. 130. sone Petrarcacı benzetmelerle alay eder; 55. ve 73. soneler zamana, yaşlılığa ve şiirin kalıcılığına bakar.
- Fırtına (1611) sürgündeki büyücü Prospero'nun düşmanlarını adaya getirip bağışlamasını ve büyüsünden vazgeçmesini anlatır; Lee, Prospero'nun vedasında Shakespeare'in vedasını gören okumayı olası bulur ama bu tür yorumlara fazla güvenilmemesini öğütler.
- Lee'ye göre Caliban, gezginlerin anlattığı Yeni Dünya yerlisinin hayali portresidir; oyundaki birçok ayrıntı 1609 Bermuda kazası broşürlerinden gelir. Césaire 1969'da oyunu Bir Fırtına olarak yeniden yazdı ve Caliban'ı sömürgeleştirilenin sesi yaptı.
- Özker'e göre 66. sonenin Türkçe çevirilerinde Halman «bıktım», Yücel «vazgeçtim» der; Yücel'in «paklamak» gibi deyimsel seçimleri kaynakta olmayan anlamlar ekler.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Sone dizisi | Sonnet sequence | Bir arada okunmak üzere düzenlenmiş, aynı kişiye ya da öyküye bağlanan soneler |
| Esmer Kadın | Dark Lady | Shakespeare'in sonelerinin son bölümündeki bir grupta seslenilen, kimliği bilinmeyen kadın |
| Biyografik okuma | Biographical reading | Bir edebi eseri yazarının hayatına ilişkin bir belge gibi okuyan yaklaşım |
| Geç dönem oyunları | Late plays | Shakespeare'in son döneminde yazdığı, büyünün, bağışlamanın ve kavuşmanın öne çıktığı oyunlar |
| Epilog | Epilogue | Bir oyunun sonunda bir karakterin seyirciye doğrudan seslendiği kapanış konuşması |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Shakespeare'in soneleri nasıl yayımlandı? Dizi hangi bölümlerden oluşur ve 55. ile 73. soneler zaman karşısında nasıl bir tutum alır?
- (Kazanım 2) Lee'ye göre soneleri Shakespeare'in kişisel itirafları olarak okumak neden sorunludur? 130. sone bu tartışmaya nasıl bir örnek sunar?
- (Kazanım 3) Prospero'nun büyüsünden vazgeçişi nasıl anlatılır? Lee, Prospero'yu Shakespeare'le özdeşleştiren okumaya nasıl yaklaşır?
- (Kazanım 4) Lee Caliban'ı nasıl yorumlar? Césaire'in Bir Fırtına'sında Caliban nasıl değişir?
- (Kazanım 4) Özker'e göre 66. sonenin Halman ve Yücel çevirileri ilk dizede nasıl ayrılır?
Cevaplar
- Lee'ye göre soneler 1609'da yayıncı Thomas Thorpe tarafından, Shakespeare'in katkısı olmadan basıldı; o dönemde bir el yazmasının sahibi onu yazardan izin almadan basabiliyordu ve kitaptaki ithaf Thorpe'un imzasını taşır. 154 sonenin büyük bölümü genç bir erkeğe yöneliktir; sonlara doğru bir grup ise esmer bir kadına seslenir. 55. sonede şair, mermerin ve prenslerin yaldızlı anıtlarının bile şiirinden uzun yaşamayacağını söyler; 73. sonede kendini yaprakları dökülmüş dallara, sönen alacakaranlığa ve küllerin üstünde yanan bir ateşe benzeterek yaşlılığına bakar ve sevgilinin yakında bırakacağı şeyi daha çok seveceğini söyler.
- Lee'ye göre Elizabeth dönemi soneleri çoğunlukla şairin hayal gücünün ürünü olan, Fransız ve İtalyan örneklerini izleyen geleneksel şiirlerdi; otobiyografik itiraf bu sonelerin olağan malzemesi değildi. Shakespeare'in soneleri itiraf izlenimi verse de, dönemin gelenekleri ve onun her duyguya bürünebilen dramatik yeteneği hesaba katılınca otobiyografik öğe küçülür; birçok sone çağdaşlarla yarışan birer ustalık denemesidir. 130. sone Petrarcacı benzetmelerle alay eder ve Lee'ye göre öbür sone yazarlarının abartılı övgülerine yöneltilmiş hicivli bir yorumdur; yani bir gelenek içinde, o geleneğe karşı yazılmıştır.
- Prospero adanın perilerine ve doğanın güçlerine seslenerek büyüsüyle yaptıklarını sayar, sonra bu kaba büyüden vazgeçtiğini, asasını kırıp toprağa gömeceğini ve kitabını denizin derinliklerine batıracağını söyler. Lee'ye göre bu konuşmada Golding'in Ovidius çevirisindeki Medea yakarışının izleri vardır. Lee, Prospero'da Shakespeare'in yüz çizgilerinin arandığını ve Shakespeare'in bu oyunla büyük olasılıkla büyülü işine veda ettiğini kabul eder; ama oyunun ciddi havasından derin anlamlar çıkaran yorumlara fazla güvenilmemesi gerektiğini ve Prospero'nun vazgeçişinin onun bilge doğasına zaten uygun olduğunu söyler.
- Lee'ye göre Caliban, insan doğasını ahlaki duygular gelişmeden önceki hâliyle simgeleyen bilinçli bir yaratım değildir; dönemin gezginlerinin anlattığı Yeni Dünya yerlisinin canlı ve hayali bir portresidir. Oyundaki birçok ayrıntı 1609 Bermuda kazası broşürlerinden, Setebos adı da Macellan yolculuğunun bir çevirisinden gelir. Yelmiş'e göre oyun, yerlilerin yaşadığı bir adaya sahip çıkan bir Avrupalıyı anlattığı için sömürgeciliğin arketipi olarak okundu. Césaire 1969'da oyunu Bir Fırtına olarak yeniden yazdı; Caliban Prospero'yu Svahili dilinde «Uhuru!», yani «Özgürlük!» diye selamlar ve kendi diliyle Prospero'nun onu hayvanlaştıran söylemine karşı çıkan asi bir karaktere dönüşür.
- Özker'e göre 66. sonenin ilk sözü olan «tired with all these» Halman'ın çevirisinde «bıktım», Yücel'inkinde «vazgeçtim» diye karşılanır; «bıkmak» yorgunluğun kendisini, «vazgeçmek» ise yorgunluğun ardından gelen eylemi anlatır. Yücel ilk dizeyi «tek ölüm paklar beni» diye bitirir; Özker'e göre «paklamak» Türkçede ölümü çağrıştıran deyimlerle, konuşanın günahlarından arınması gerektiği anlamını ekler, oysa kaynak metinde böyle bir anlam yoktur. Özker'e göre iki çevirmen de şiirin anlam evrenini aktarmış, ama şiir çeviriye direnen bir tür olduğu için ikisi de anlamda kaymalara başvurmuştur.
Okuma
- William Shakespeare, Soneler, çev. Talât Sait Halman; Can Yücel'in 66. sone çevirisiyle birlikte okuyun.
- Başak Özker, «Comparative Analysis of Two Turkish Translations of Shakespeare's "Sonnet 66" in View of Semiotics of Translation», Söylem Filoloji Dergisi, Çeviribilim Özel Sayısı II (2025).
- İmren Yelmiş, «Dehumanisation of Colonised Humans Revisited», TÜEFD 14/28 (2024), s. 237-268.
- Fırtına'nın ilk perdesindeki Prospero, Miranda ve Caliban sahnesini okuyun. Caliban'ın adayla ilgili iddiasını ve Prospero'nun cevabını yan yana yazın. Hangisinin sözü oyunda son sözdür?