İçeriğe geç

Ünite EDB-236-08 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı · Uzman ünitesi

Rönesans'ın Osmanlı ile ilişkisi

EDB-236 Rönesans Edebiyatı

2.611 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · anlatım 13 dk

  • madalyon portre
  • kültürel aracı
  • Turcica
  • Türk tehdidi
  • liyakat
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Raby'ye göre Fatih'in çocukluk defterinde Avrupa etkili portre çizimleri vardır; Latince ve Rumca hocaları ona klasik tarihleri okudu. Hiçbir Rönesans prensinin madalyonunu bu kadar çok sanatçı yapmadı; 1479 barışından sonra Venedik ve Floransa'dan sanatçılar ve ustalar istendi.
  2. Gentile Bellini 1479-1480'de İstanbul'da kaldı, sultanın portresini yaptı ve şövalye unvanı aldı. Berk'e göre İstanbul onun paletini ve konularını değiştirdi; Raby'ye göre ise işleri sarayın özel alanına hapsoldu ve Venedik oryantalizminin kaynağı Osmanlı değil Memlûklardı.
  3. Osmanlı sarayında sultanın yabancılara ilgisi eleştirildi; Raby'ye göre II. Bayezid babasının tablolarını sattı.
  4. Avrupa'da «Türk tehdidi» söylemi yaygındı; Arıkan'a göre on altıncı yüzyılda binlerce Turcica basıldı. Dernschwam Osmanlı'yı yozlaşmış bir düzen olarak, Busbecq ise liyakat düzeniyle Avrupa'ya bir model olarak, ama aynı zamanda despotik olarak anlattı.
  5. Cervantes'in La Gran Sultana'sında padişah dinini değiştirmeyen İspanyol tutsak Catalina ile evlenir; Yaycıoğlu'na göre oyun, İspanya'daki kimlik karmaşasının İstanbul'daki uzantısını kimlik ve kılık değiştiren kişilerle sahneye taşır. Rönesans, Akdeniz'in iki yakasının birbirine baktığı bir çağdı.

Kazanımlar

  • Fatih Sultan Mehmed'in İtalyan sanatçılarla, Rum bilginlerle ve klasik metinlerle kurduğu ilişkiyi Julian Raby'nin incelemesine dayanarak anlatabilir.
  • Gentile Bellini'nin İstanbul ziyaretinin etkisi üzerine Nurullah Berk ile Julian Raby'nin farklı değerlendirmelerini karşılaştırabilir.
  • Rönesans Avrupası'nın Osmanlı imgesini «Türk tehdidi» söylemi, Busbecq'in mektupları ve Cervantes'in La Gran Sultana'sı üzerinden çözümleyebilir.
  • Rönesans'ı yalnızca Avrupa içinde gerçekleşmiş bir olay sayan anlayışı kanıtlarla tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Venedik, 1480'lerin başı. Bir ressam Doçlar Sarayı'ndaki bir tablonun köşesine kendi portresini sıkıştırır. Boynunda ağır bir altın zincir vardır. Tablonun altına adını yazar ve yanına iki unvan ekler: Eques Auratus, altın şövalye; Comes Palatinus, saray kontu.

Bu unvanları ona Venedik vermemiştir. Nurullah Berk'e göre onları, boynundaki zincirle birlikte, İstanbul'da bir hükümdar vermiştir: Fatih Sultan Mehmed. Ressam Gentile Bellini'dir. Padişahın yanında bir yıldan fazla kalmış, onun portresini yapmıştır. O portre bugün Londra'dadır.

Konstantinopolis'i fetheden sultan, Rönesans'ın en tanınmış atölyelerinden birinden bir ressam getirtmiş, onu şövalye yapmıştı. Ressam da, Berk'e göre, bu unvanı Venedik'te imzasının yanında kullandı.

Büyük soru

Savaş hâlindeki iki dünya arasında sanat, bilgi ve imge nasıl dolaşır? Ve bu dolaşımı her iki taraf da neden farklı anlatır?

Bağlam

Bu kurs boyunca Osmanlı birkaç kez karşımıza çıktı. 236-01'de 1453'ün Rönesans'ın hikâyesinde bir kırılma sayıldığını ve Fatih'in sanatçıları himaye ettiğini gördük. 236-05'te Montaigne'in Türkleri hiç görmeden kitaplardan tanıdığını, 236-06'da Cervantes'in beş yılını Cezayir'de esir geçirdiğini izledik. Bu uzman ünitesi dağınık izleri bir araya getiriyor.

Zeki Arıkan'a göre on altıncı yüzyılda Türk, Batı edebiyatında, gezi yazılarında ve tarih kitaplarında dikkat çekici bir yer tutar. Arıkan, Avrupa aydınlarını meşgul eden bir «Türk saplantısı»ndan söz eder ve rakamlar verir: Fransa'da 1480-1609 arasında basılan 558 eserden 80'i doğrudan Türklerle ilgilidir; Carl Göllner'in katalogu on altıncı yüzyıl Avrupası'nda Türklerle ilgili 2463 eserin adını verir.

Ana anlatı — Bir sultanın Rönesans'ı

Julian Raby, Fatih'i «bir paradoks sultanı» olarak anlatır. Çelişkiler çocuklukta başlar. Raby'ye göre Topkapı Sarayı'nda saklanan bir çocukluk defterinde Mehmed'in tuğra, hayvan figürleri ve arabeskler yanında profilden ve dörtte üç açıdan yüz portreleri de çizdiği görülür; çizimlerdeki tarama tekniği Avrupa etkisini gösterir.

Raby'ye göre Mehmed'in Müslüman öğretmenleri dışında biri Latince, biri Rumca iki hocası vardı. Bu hocalar İstanbul'un fethinden hemen önce ona her gün Diogenes Laertius'tan, Herodotos'tan, Livius'tan, Quintus Curtius'tan, papaların, imparatorların ve Fransa krallarının tarihlerinden okuyordu.

Portre ilgisi bir koleksiyona dönüştü. Raby'ye göre İtalya'da ya da Almanya'da hiçbir Rönesans prensinin madalyonunu bu kadar çok sanatçı yapmamıştır.

Davetler de bu ilgiyi gösterir. Raby'ye göre Mehmed 1461'de Rimini lordu Sigismondo Malatesta'dan ressam ve madalyon ustası Matteo de' Pasti'yi istedi; ama Matteo yolda, Girit'te Venedikliler tarafından casus olduğu şüphesiyle tutuklandı ve İstanbul'a varamadı. 1479'da Venedik ile barışın ardından Gentile Bellini ve heykeltıraş Bartolommeo Bellano geldi. Sultan Bellano'yu beğenmedi ve Venediklilerden «birincisiyle aynı ya da daha iyi» bir usta istedi.

Bilgi de sanatla birlikte dolaştı. Raby'ye göre Rum bilgin Georgios Amirutzes, Ptolemaios'un Coğrafya'sındaki haritalardan sultan için bir dünya haritası hazırladı ve eseri oğluyla birlikte Arapçaya çevirmekle görevlendirildi. Sarayda bugün, Raby'ye göre, İstanbul'un ilk Osmanlı sultanının kütüphanesini temsil eden on yedi Rumca el yazması tespit edilmiştir; aralarında Büyük İskender'in hayatını anlatan Arrianos da vardır.

Yaygın yanlış«Rönesans ile Osmanlı yalnızca savaşan iki düşman dünyaydı; aralarında kültürel bir alışveriş yoktu.»
Doğrusu

Savaşlar gerçekti: Raby'ye göre Venedik ile Osmanlı arasında on altı yıl süren bir savaş bütün kültürel bağlantıları kesmişti. Ama 1479 barışı gelir gelmez Fatih Venedik'ten ressam, heykeltıraş, mimar ve saat ustası istedi; Floransa'ya da ustalar aramak için bir elçi gönderdi. Raby'ye göre Fatih'in hayatının son iki buçuk yılında İstanbul'da büyük bir Avrupa atölyesi kurulmuştu. Düşmanlık ile alışveriş aynı yüzyılda, çoğu zaman aynı kişilerde yan yana yaşadı.

Ana anlatı — Bellini'nin mirası: iki okuma

Bellini'nin İstanbul'da ne öğrendiği ve Venedik'e ne götürdüğü tartışmalıdır.

Nurullah Berk 1953'te yazdığı makalede etkiyi güçlü görür. Berk'e göre Bellini 1480 sonunda Fatih'in izniyle Venedik'e döndü; sultan ona Türk motifleriyle süslü, iki yüz elli altın ağırlığında bir zincir ve bey payesi verdi. Berk'e göre İstanbul yolculuğundan sonra ressamın paleti değişti; Fatih'in portresinde kullandığı renklerin izi sonraki bir Meryem tablosunda da görülür ve Doğu'dan aldığı etkiler yalnız tekniğinde değil konularında da belirir.

Julian Raby bu tabloyu sınırlar. Raby'ye göre Bellini'nin sarayda yaptığı işler sultanın özel alanına hapsolmuştu; Mehmed onu İstanbul'un manzaralarını ya da tören alaylarını resmetmeye yöneltmedi. Bu yüzden Raby, Bellini'nin Venedik oryantalizminin babası olduğu yolundaki alışılmış iddiayı yanıltıcı bulur: bu dönemde Venedik'in Doğu tasvirlerine esin veren Osmanlı değil, Suriye ve Mısır'daki Memlûklardı ve Bellini oralara hiç gitmemişti.

İki okuma aynı olguya farklı ölçeklerden bakar. Berk bir ressamın kişisel dönüşümünü, Raby ise bir sanat akımının kaynağını sorar.

Tartışmanın bir yüzü de Osmanlı tarafındadır. Raby'ye göre saraydaki herkes sultanın bu ilgisini onaylamadı. Raby, sultanın eşiğinde itibar görmek için ya Yahudi, ya Acem ya da Frenk olmak gerektiğinden yakınan bir beyti aktarır. Raby'ye göre Mehmed'in oğlu II. Bayezid tahta çıkınca babasının tablolarını sattı; 1519'da İstanbul'dan Michelangelo'ya yazan Tommaso di Tolfo, Bayezid'in resimden hiç hoşlanmadığını, hatta nefret ettiğini bildirir.

Ana anlatı — Avrupa'nın aynasındaki Türk

Avrupa'nın Osmanlı'ya bakışı da tek sesli değildi. Uybadın'a göre dönemin Alman yazarları ve reformcuları arasında yaygınlaşan «Türk tehdidi» söylemi, Osmanlılara yönelik sert ve önyargılı bir retoriği biçimlendirdi. Arıkan'a göre de gezi yazılarında Türk bir yandan yeryüzünün en yabani ve zalim varlığı gibi gösterilirken, öbür yandan Türklerin ahlaki değerlerini yücelten gözlemlere de yer veriliyordu.

Bu iki sesi iki yol arkadaşı temsil eder. Uybadın'a göre Hans Dernschwam 1553-1555'te, Ogier Ghiselin de Busbecq ise 1554-1562 arasında Habsburg elçilik heyetiyle Osmanlı topraklarındaydı. Dernschwam'ın günlüğü, Uybadın'a göre, Osmanlı'yı kültürel, toplumsal ve dinî açıdan yozlaşmış, bir an önce alt edilmesi gereken bir düzen olarak resmeder. Busbecq'in dört mektubu ise Osmanlı'yı Avrupa için bir reform modeli olarak çerçeveler.

Ama Busbecq de hayranlıkla sınırlı değildir. Uybadın'a göre Busbecq Osmanlı ordusunun disiplinini ve liyakat düzenini överken aynı sistemin katı merkeziyetçiliğini bir despotizm olarak yorumlar, Avrupa'daki özgürlük anlayışıyla karşılaştırır ve Osmanlı'nın bilimde, sanatta ve edebiyatta Avrupa kadar ilerlemediğini düşünür. Övgüsü, dolaylı yoldan Avrupa'yı yücelten çelişkili bir söyleme dönüşür.

Aynı ikilik edebiyatta da görülür. Cervantes'in La Gran Sultana adlı oyununda, Mukadder Yaycıoğlu'nun çözümlemesine göre, padişah yedi yıl gözlerden saklanan İspanyol tutsak Catalina'ya âşık olur; Catalina adını, giysisini ve dinini değiştirmemek için direnir; padişah buna rağmen onunla evlenir. Yaycıoğlu'na göre oyun kimlik ve kılık değiştiren kişilerle doludur; Cervantes ikincil görünen olaylar ve kahramanlar aracılığıyla, kendi ülkesinde yaşanan kimlik karmaşasının İstanbul'daki uzantısı üzerine düşüncelerini ifade eder. Cezayir'de esir düşmüş bir yazar, bu kez İstanbul'u bir Osmanlı sarayının görkemiyle sahneye taşır.

Metin anı

Busbecq'in ilk mektubundan, Amasya'da Kanuni Sultan Süleyman'ın divanında gördükleri; Forster ile Daniell'in çevirisinden Türkçeleştirdiğimiz biçimiyle:

O büyük kalabalığın içinde, yerini yiğitliğinden ve liyakatinden başka bir şeye borçlu olan tek bir adam yoktu. Türkler arasında soya hiçbir ayrıcalık tanınmaz; bir adama gösterilecek saygı, kamu hizmetinde tuttuğu yerle ölçülür. [...] Sultanın en yüksek makamlara getirdiği kişiler çoğunlukla çobanların ya da sığırtmaçların oğullarıdır ve soylarından utanmak şöyle dursun, bununla övünürler.

Aynı mektubun devamı:

Bizim düşüncelerimiz böyle değil; bizde liyakate hiçbir kapı açık bırakılmamıştır; soy her şeyin ölçüsüdür; soyun saygınlığı kamu hizmetinde yükselmenin tek anahtarıdır.

Ve aynı mektuptan, Edirne'den İstanbul'a giderken:

Nergis, sümbül ve Türklerin tulipan dediği çiçeklerden kocaman demetler sunuldu bize. Kışın ortasında açtıklarını görünce çok şaşırdık. [...] Lalenin hemen hiç kokusu yoktur; değeri renklerinin çeşitliliğinde ve güzelliğindedir.

İlk parça bir gözlemdir, ama aynı zamanda bir argümandır. Busbecq sultanın divanını anlatırken aslında bir yönetim ilkesini tarif eder: yükselme doğumla değil yetenekle olur. Uybadın'ın gösterdiği gibi bu anlatı, Osmanlı'yı Avrupa'ya bir reform modeli olarak sunar.

İkinci parça aynanın öbür yüzüdür. Busbecq Osmanlı'yı anlatırken asıl kendi dünyasını eleştirir. Bu, Montaigne'in yamyamları ve Türkleri kullanışına benzer: başka bir toplum, kendi toplumunu görmek için tutulan bir aynadır. Ama Uybadın'ın hatırlattığı gibi aynı Busbecq Osmanlı düzenini despotik de bulur; ayna hem övücü hem çarpıtıcıdır.

Üçüncü parça, siyasetin dışında bir alışverişi gösterir. Busbecq laleyi Türklerin verdiği adla anar, onu kokusuyla değil renkleriyle tarif eder. Gutenberg baskısının giriş notu, Busbecq'in bahçemize getirdiği çiçekler arasında leylak ve laleyi sayar. Savaşın sürdüğü bir yüzyılda, bir çiçek de bir kültürel aracı olabilir.

Cevap ve bağlantı

Sanat, bilgi ve imge savaş hâlindeki iki dünya arasında aracılarla dolaştı: Venedikli ressamlar, Rum bilginler, Habsburg elçileri, Cezayir'de esir düşen yazarlar. Fatih'in sarayında Latince tarihler okundu, Ptolemaios Arapçaya çevrildi, İtalyan madalyoncular sultanın profilini döktü. Avrupa'da ise Türk hakkında binlerce kitap basıldı, bir elçi Osmanlı liyakat düzenini kendi soylu sınıfının önüne bir ayna gibi tuttu.

Ama her iki taraf da bu dolaşımı kendi kaygılarıyla anlattı. Osmanlı sarayında sultanın yabancılara ilgisi eleştirildi ve oğlu tabloları sattı. Avrupa'da hayranlık ile «Türk tehdidi» korkusu aynı metinlerde yan yana durdu. Berk ile Raby'nin Bellini üzerine ayrılığı da bu yüzden önemlidir: bir etkiyi görmek, ona hangi ölçekten baktığımıza bağlıdır.

Rönesans'ı yalnızca Avrupa'nın içinde gerçekleşmiş bir yeniden doğuş olarak görmek, bu kurs boyunca izlediğimiz izleri gözden kaçırır. 236-01'de Sarıkaya'nın Doğu-Batı ayrımına yönelttiği eleştiri, burada somut adlar ve belgelerle karşılık bulur: Rönesans, Akdeniz'in iki yakasının birbirine baktığı, çoğu zaman da birbirini yanlış gördüğü bir çağdı.

Kapanış kancası

Rönesans kursunu kapatıyoruz. Bir sonraki kurs bu çağın en çok oynanan ve en çok tartışılan oyun yazarına ayrılmış: Shakespeare. Onun hayatı hakkında gerçekte ne kadar şey biliyoruz ve bu oyunları gerçekten onun yazdığı neden hâlâ sorgulanıyor?

Özet kartı

  1. Raby'ye göre Fatih'in çocukluk defterinde Avrupa etkili portre çizimleri vardır; Latince ve Rumca hocaları ona klasik tarihleri okudu. Hiçbir Rönesans prensinin madalyonunu bu kadar çok sanatçı yapmadı; 1479 barışından sonra Venedik ve Floransa'dan sanatçılar ve ustalar istendi.
  2. Gentile Bellini 1479-1480'de İstanbul'da kaldı, sultanın portresini yaptı ve şövalye unvanı aldı. Berk'e göre İstanbul onun paletini ve konularını değiştirdi; Raby'ye göre ise işleri sarayın özel alanına hapsoldu ve Venedik oryantalizminin kaynağı Osmanlı değil Memlûklardı.
  3. Osmanlı sarayında sultanın yabancılara ilgisi eleştirildi; Raby'ye göre II. Bayezid babasının tablolarını sattı.
  4. Avrupa'da «Türk tehdidi» söylemi yaygındı; Arıkan'a göre on altıncı yüzyılda binlerce Turcica basıldı. Dernschwam Osmanlı'yı yozlaşmış bir düzen olarak, Busbecq ise liyakat düzeniyle Avrupa'ya bir model olarak, ama aynı zamanda despotik olarak anlattı.
  5. Cervantes'in La Gran Sultana'sında padişah dinini değiştirmeyen İspanyol tutsak Catalina ile evlenir; Yaycıoğlu'na göre oyun, İspanya'daki kimlik karmaşasının İstanbul'daki uzantısını kimlik ve kılık değiştiren kişilerle sahneye taşır. Rönesans, Akdeniz'in iki yakasının birbirine baktığı bir çağdı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Madalyon portrePortrait medalBir kişinin profilini ve simgesini taşıyan, Rönesans'ta ün ve hatıra aracı olan döküm madalyon
Kültürel aracıCultural intermediaryİki dil, din ya da kültür arasında metinlerin, bilgilerin ve imgelerin aktarılmasını sağlayan kişi
TurcicaTurcicaOn beşinci ve on altıncı yüzyıl Avrupası'nda Türkler hakkında basılan kitaplar ve risaleler
Türk tehdidiTurkish menace (Türkengefahr)Türkleri Hıristiyanlığı cezalandırmak için gönderilmiş bir bela olarak gösteren Avrupa söylemi
LiyakatMeritGörev ve yükselmenin soya değil yetenek ve hizmete göre verilmesi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Raby'ye göre Fatih'in Rönesans sanatına ve klasik bilgiye ilgisini gösteren kanıtlar nelerdir?
  2. (Kazanım 2) Gentile Bellini'nin İstanbul ziyaretinin etkisi konusunda Berk ile Raby nasıl ayrılır?
  3. (Kazanım 2) Osmanlı sarayında Fatih'in Avrupa sanatına ilgisine nasıl tepkiler verildi?
  4. (Kazanım 3) Dernschwam ile Busbecq Osmanlı'yı nasıl farklı anlatır? Busbecq'in anlatısındaki çelişki nedir?
  5. (Kazanım 4) Rönesans'ı yalnızca Avrupa içinde gerçekleşmiş bir olay olarak görmeye bu ünitenin kanıtlarıyla nasıl itiraz edilebilir?

Cevaplar

  1. Raby'ye göre Mehmed'in çocukluk defterinde tuğra ve arabeskler yanında Avrupa etkisi taşıyan profil ve dörtte üç açılı portreler vardır. Latince ve Rumca iki hocası ona Laertius, Herodotos, Livius ve Avrupa tarihlerinden okurdu. Hiçbir Rönesans prensinin madalyonunu bu kadar çok sanatçı yapmamıştır; Costanzo da Ferrara'nın madalyonu dönemin en iyilerindendir. 1461'de Matteo de' Pasti'yi istedi; 1479 barışından sonra Bellini ve Bellano geldi, Venedik'ten mimar ve ustalar, Floransa'dan zanaatkârlar istendi. Amirutzes Ptolemaios'tan bir dünya haritası hazırladı ve eseri Arapçaya çevirdi; sarayda sultanın kütüphanesinden on yedi Rumca el yazması tespit edilmiştir.
  2. Berk'e göre Bellini 1480 sonunda değerli hediyeler, iki yüz elli altın ağırlığında bir zincir ve bey payesiyle Venedik'e döndü; İstanbul yolculuğundan sonra paleti değişti, Doğu etkisi hem tekniğinde hem konularında görüldü. Raby'ye göre ise Bellini'nin işleri sultanın özel alanına hapsoldu; Mehmed onu İstanbul manzaraları ya da tören alayları yapmaya yöneltmedi. Raby, Bellini'nin Venedik oryantalizminin babası olduğu iddiasını yanıltıcı bulur, çünkü bu akımın esin kaynağı Memlûklardı. Berk bir ressamın kişisel dönüşümüne, Raby bir akımın kaynağına bakar.
  3. Raby'ye göre saraydaki herkes bu ilgiyi onaylamadı; sultanın eşiğinde itibar görmek için Yahudi, Acem ya da Frenk olmak gerektiğinden yakınan bir beyit yazıldı. Figürlü resim dinî çevrelerde tepki uyandırıyordu. Mehmed'in oğlu II. Bayezid tahta çıkınca babasının tablolarını sattı; 1519'da Michelangelo'ya yazan Tommaso di Tolfo, Bayezid'in resimden nefret ettiğini bildirir.
  4. Uybadın'a göre Dernschwam Osmanlı'yı kültürel, toplumsal ve dinî açıdan yozlaşmış, alt edilmesi gereken tehditkâr bir düzen olarak resmeder. Busbecq ise Osmanlı ordusunun disiplinini ve makamların soya değil liyakate göre verilmesini överek Osmanlı'yı Avrupa için bir reform modeli olarak çerçeveler. Çelişki şuradadır: Busbecq aynı merkeziyetçi düzeni despotizm olarak yorumlar, Avrupa'nın özgürlük anlayışıyla karşılaştırır ve Osmanlı'nın bilim, sanat ve edebiyatta geride kaldığını düşünür; övgüsü dolaylı yoldan Avrupa'yı yücelten bir söyleme dönüşür.
  5. Fatih'in sarayında İtalyan sanatçılar çalıştı, Latince ve Yunanca klasik tarihler okundu, Ptolemaios Arapçaya çevrildi ve Rumca el yazmaları toplandı; Bellini İstanbul'dan unvan ve hediyelerle döndü. Avrupa'da ise Türkler hakkında binlerce eser basıldı; Busbecq Osmanlı liyakat düzenini Avrupa'ya ayna tuttu, Cervantes İstanbul'u sahneye taşıdı, Montaigne Türkleri Fransa'yı eleştirmek için kullandı. Bu izler Rönesans'ın Akdeniz'in iki yakası arasında aracılarla dolaşan bir alışveriş olduğunu gösterir; aynı zamanda iki tarafın da birbirini kendi kaygılarıyla ve çoğu zaman yanlış gördüğünü.

Okuma

  • Julian Raby, «Bir Paradoks Sultanı: Sanatın Hâmisi Olarak Fatih Mehmed», çev. Semra Daşçı, Sanat Tarihi Dergisi 29/1 (2020).
  • Nurullah Berk, «Fatih Sultan Mehmet ve Venedikli Ressam Gentile Bellini» (1953).
  • Ogier Ghiselin de Busbecq, Türk Mektupları, çev. Hüseyin Cahit Yalçın (İstanbul, 1939) ya da daha yeni bir Türkçe baskı.
  • Aynülhayat Uybadın, «16. Yüzyıl Seyahat Yazınında Osmanlı'yı Görmek: Dernschwam ve Busbecq'in Karşılaştırmalı Etnografisi», Kadim 9 (2025).
  • Busbecq'in mektuplarından bir bölüm seçin ve Busbecq'in Osmanlı'yı övdüğü ya da eleştirdiği her cümlenin yanına, onun aslında kendi ülkesi hakkında ne söylediğini not edin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:40 Soğuk açılış: Venedik'te bir saray salonu; bir ressam büyük bir tablonun köşesine kendi yüzünü çizer; boynunda altın bir zincir; imzanın yanında beliren iki Latince unvan; kamera Londra'daki bir müze duvarında asılı sarıklı bir portreye geçer.
  • 1:40–2:10 Büyük soru: Akdeniz haritası; iki yakadan kalkan gemiler, arasında gidip gelen kitaplar, madalyonlar ve çiçekler.
  • 2:10–3:40 Bağlam: kursun önceki üç dersinden kısa görüntüler; bir matbaada basılan ve üst üste yığılan Türk konulu broşürler; sayaçta 2463 rakamı.
  • 3:40–7:30 Ana anlatı — Bir sultanın Rönesans'ı: bir çocuk defterinde yan yana tuğra ve profil portre; iki hocanın okuduğu Latince ve Rumca kitaplar; bir döküm madalyonun iki yüzü; Girit'te tutuklanan bir ressam; sarayda bir dünya haritası ve Arapçaya çevrilen sayfalar.
  • 7:30–10:00 Ana anlatı — Bellini'nin mirası: iki okuma: ekran ikiye bölünür; bir yanda değişen bir palet, öbür yanda duvarlarla çevrili bir saray odası ve uzakta Memlûk kıyafetli figürler; ardından satılığa çıkarılan tablolar.
  • 10:00–13:00 Ana anlatı — Avrupa'nın aynasındaki Türk: bir yolda iki elçi, biri defterine kaşlarını çatarak yazar, öbürü hayranlıkla bakar; divanda sıra sıra sarıklar; bir tiyatro sahnesinde bir padişah ve bir İspanyol tutsak.
  • 13:00–15:30 Metin anı: üç alıntı; «liyakat» ve «soy» sözcükleri terazinin iki kefesinde; kışın açan bir lale demeti.
  • 15:30–16:40 Cevap ve bağlantı: Akdeniz haritasında iki yaka arasında çizilen ince çizgiler; bir aynanın içinde başka bir aynanın görüntüsü.
  • 16:40–17:10 Kapanış kancası: bir Londra tiyatrosunun ahşap sahnesi; boş bir sandalyenin üzerinde bir tüy kalem.

Telaffuz

  • Gentile Bellini: «cen-Tİ-le bel-Lİ-ni»; Eques Auratus: «E-kues au-RA-tus»; Comes Palatinus: «KO-mes pa-la-Tİ-nus»; Bartolommeo Bellano: «bar-to-lom-ME-o bel-LA-no».
  • Costanzo da Ferrara: «kos-TAN-zo da fer-RA-ra»; Matteo de' Pasti: «mat-TE-o de PAS-ti»; Sigismondo Malatesta: «si-cis-MON-do ma-la-TES-ta»; Georgios Amirutzes: «ge-OR-yos a-mi-RUT-zes».
  • Ogier Ghiselin de Busbecq: «o-JYE gi-zö-LEN dö büz-BEK»; Hans Dernschwam: «HANS DERN-şvam»; Türkengefahr: «TÜR-ken-ge-far»; tulipan: «tu-li-PAN».
  • La Gran Sultana: «la gran sul-TA-na»; Catalina: «ka-ta-Lİ-na»; Tommaso di Tolfo: «tom-MA-zo di TOL-fo».
  • Julian Raby: «CU-lyın REY-bi»; Nurullah Berk: «nu-rul-LAH BERK»; Aynülhayat Uybadın: «ay-nül-ha-YAT uy-ba-DIN»; Mukadder Yaycıoğlu: «mu-kad-DER yay-cı-oğ-LU».