Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Decameron (1348-1353), veba sırasında Floransa'dan kaçan yedi genç kadın ile üç genç erkeğin on gün boyunca anlattığı yüz öyküden oluşur; gençler Santa Maria Novella kilisesinde buluşur ve her gün bir kral ya da kraliçe seçerler.
- Veba yalnızca çerçevede, birinci günün girişinde anlatılır; öykülerin hiçbiri salgını konu edinmez. Tasvir, hastalıktan çok toplumsal bağların çözülmesini gösterir.
- Boccaccio bazı sahneleri «kendi gözlerimle gördüm» diye anlatır; Sinanoğlu'na göre ise 1348'de büyük ihtimalle Floransa'da değildi. Tanıklık dili bir anlatım aracı olarak da okunabilir.
- Sinanoğlu Decameron'u Orta Çağ'a ilk kesin veda ve Dante'ye karşı bir «beşerî komedya» sayar; Balamir ise eserin çerçevesinin ve adının Orta Çağ'a özgü olduğunu vurgular. Çerçeve öykünün Doğu'da ve Chaucer'de de örnekleri vardır.
- Sinanoğlu'na göre Boccaccio öykülerinin konularını hemen hiç uydurmamış, sözlü aktarımdan ve eski metinlerden almış, ama onları kendi çağının gerçek dünyasına yerleştirmiştir. Türkçede Decameron Rekin Teksoy'un çevirisiyle okunur.
Kazanımlar
- Decameron'un çerçeve öyküsünü (veba, Santa Maria Novella'daki buluşma, on genç, on gün, yüz öykü) ve eserin yazılış yıllarını anlatabilir.
- Boccaccio'nun veba tasvirini, yazarın tanıklık iddiası ve biyografik bilgiyle karşılaştırarak değerlendirebilir.
- Decameron'un Orta Çağ'a bir veda mı, yoksa Orta Çağ biçimlerinin içinde bir yenilik mi olduğu konusundaki karşıt görüşleri tartışabilir.
- Boccaccio'nun öykülerini nereden aldığını ve sonsözde eleştirilere nasıl cevap verdiğini örneklerle açıklayabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Floransa, 1348. Bir sokakta, vebadan ölmüş yoksul bir adamın paçavraları kapının önüne atılmış. İki domuz gelir. Burunlarıyla paçavraları eşeler, ağızlarına alır, çenelerinde sallar. Biraz sonra olduğu yerde döner, zehir yemiş gibi paçavraların üstüne yığılıp ölürler.
Bu sahneyi anlatan adam, onu kendi gözleriyle gördüğünü söyler. Başkası anlatsa inanmayacağını, yazmaya hiç cesaret edemeyeceğini ekler.
Aynı adam birkaç sayfa sonra, bu ölüm şehrinin ortasından yedi genç kadını ve üç genç erkeği alıp bir bahçeye götürür. Orada on gün boyunca yüz öykü anlatırlar. Öykülerin hiçbirinde veba yoktur.
Adamın adı Giovanni Boccaccio'dur. Kitabın adı Decameron.
Büyük soru
Bir veba kitabı, neden içindeki yüz öyküden hiçbirinde vebaya yer vermez? Ölümün tam ortasında gülmek bir kaçış mıdır, yoksa bir cevap mı?
Bağlam
236-02'de Petrarca'nın 1348'i «acının başlangıcı» diye andığını ve Boccaccio'yu «en sevgili dostum» diye çağırdığını gördük. Şimdi o dostun kendisine bakıyoruz.
Suat Sinanoğlu'na göre Boccaccio 1313'te doğdu. Babası Floransalı bir tüccardı ve oğlunu gençliğinde Napoli'ye gönderdi. Sinanoğlu'na göre Decameron 1348'de başlandı, 1353'te tamamlandı. Boccaccio 31 Aralık 1375'te, babasının memleketi Certaldo'da öldü.
Ana anlatı — Vebadan bahçeye
Decameron bir önsözle açılır. Boccaccio orada gençliğinden beri taşıdığı yüce bir aşkın acısını anlatır ve dostlarının tesellisi olmasa ölebileceğini söyler. Kitabı, bu iyiliğin karşılığı olarak, teselliye en çok ihtiyaç duyan okurlara, aşk acısı çeken kadınlara adar. Balamir'e göre yazar kadınları, evlere kapanmış, erkekler kadar oyalanma yolu bulamayan okurlar olarak görür.
Ardından birinci günün girişi gelir: vebanın tasviri. Boccaccio hastalığın belirtilerini, kasık ve koltuk altındaki şişlikleri, deride beliren kara lekeleri anlatır. Ama asıl anlattığı şey toplumun çözülmesidir. Kimisi eve kapanır, ölçülü yaşar, dışarıdan haber duymak istemez. Kimisi meyhane meyhane dolaşır. Kimisi elinde çiçek ve güzel kokulu otlarla sokağa çıkar. Kimisi de her şeyi bırakıp şehirden kaçar. Anne baba çocuğunu bile bırakır.
Şahin, salgının dindeki etkisini bir vaizin sözleri üzerinden gösterir. Jacopo Passavanti 1340'tan sonra Floransa'da, Santa Maria Novella'da vaiz olarak bilinir ve vaazları ölüm, bedenin çürümesi, kefaret ve cehennemin sonsuz acıları etrafında döner. Boccaccio'nun gençleri de aynı kilisede, Santa Maria Novella'da, bir Salı sabahı, yas giysileri içinde buluşur. Ama onların vardığı sonuç başkadır.
En yaşlıları Pampinea konuşur. Herkesin kendi canını korumaya hakkı olduğunu, şehirde ne kalırlarsa kalsınlar yalnızca ölü ve hasta göreceklerini, evlerinin boşaldığını söyler. Önerisi açıktır: şehirden ayrılıp kırdaki evlere gitmek, orada aklın sınırlarını aşmadan eğlenmek.
Sinanoğlu kuralları anlatır. Her gün bir kral ya da kraliçe seçilir. Gençler en sıcak saatlerde öykü anlatır, akşam yemeğinden sonra dans eder ve şarkı söyler. Cuma ve Cumartesi dinlenir. Ortak hayatları on dört gün sürer, on günde onar öykü anlatılır ve yüz öykü çıkar. Eserin adı da buradan gelir: Yunanca «on gün». Sinanoğlu'na göre ad aslında yanlış kurulmuştur; doğrusu Decahemeron olurdu.
Eserin bir de alt adı vardır. Payne'in çevirisinde kitap hem başında hem sonunda «Prens Galeotto» lakabıyla anılır. 235-04'te Francesca, kendisini sevgilisine yaklaştıran Lancelot kitabını ve yazarını tam bu adla suçluyordu.
Ana anlatı — Tanık mı, anlatıcı mı?
Soğuk açılıştaki domuzlar bir sorun doğurur. Boccaccio o sahneyi «kendi gözlerimle gördüm» diye anlatır. Ama Sinanoğlu'na göre elimizdeki birkaç belge onun 1348'de büyük ihtimalle Napoli'ye gittiğini gösterir. Sinanoğlu açık yazar: Boccaccio, Decameron'un girişinde anlattığı veba salgını sırasında herhalde Floransa'da değildi; babasının ölümü üzerine şehre döndü.
Bu, tasvirin yalan olduğu anlamına gelmez; Boccaccio salgını yaşamış bir insandır. Ama «kendi gözlerimle» sözü, bir tanığın ifadesi olduğu kadar bir anlatıcının aracıdır. Aynı giriş, şehirde yüz binden fazla insanın öldüğünü «kesin olarak inanılır» diye bildirir, sonra da Floransa'nın salgından önce bu kadar nüfusu olduğunun belki de sanılmadığını ekler. Boccaccio rakamı kendi ağzıyla sorgular.
Yaygın yanlış«*Decameron* veba hakkında bir kitaptır; öyküleri salgını anlatır.»
Veba yalnızca çerçevede, birinci günün girişinde anlatılır. Balamir'in belirttiği gibi öykülerin hiçbiri salgını konu edinmez. Öyküler aşkı, talihi, kurnazlığı, din adamlarının iki yüzlülüğünü işler. Veba, yüz öykünün neden anlatıldığını açıklar; ne anlatıldığını değil.
Bu karşıtlığın nasıl okunacağı tartışmalıdır. Sinanoğlu'nun aktardığına göre Boccaccio'nun vebayı açık saçık öykülerini mazur göstermek için bir bahane olarak kullandığını söylemek âdet olmuştur. Sinanoğlu buna itiraz eder: şehrinin sayısız acısını unutmak, gerçeğin katlanılmaz acılarına hayalin eğlenceli yaratmalarıyla cevap vermek ihtiyacı, Boccaccio'yu hem kitabın planına hem de mahiyetine yöneltmiş olabilir.
Ana anlatı — Veda mı, devam mı?
Sinanoğlu'nun hükmü serttir: Decameron Orta Çağ'a edilen ilk kesin vedadır. Eser ihtirasların kabarmasını, insanın hayata dört elle sarılmasını, yeryüzünün değerini söyler. Sinanoğlu'na göre Boccaccio, Dante'nin İlahi Komedya'sına tam bir karşıtlık oluşturan «beşerî bir komedya» yaratmıştır.
Ama aynı eserin biçimi Orta Çağ'a aittir. Balamir'e göre Boccaccio Decameron'da Orta Çağ edebiyatına özgü bir yapısal çerçeve kurmuştur ve kitabın adı da Orta Çağ eserlerinin adlarına benzer. Sinanoğlu da çerçeve fikrinin yeni olmadığını kabul eder: Doğu edebiyatlarında örneği boldur, Orta Çağ'da çok yaygın olan Yedi Bilge hikâyesinde de böyle bir çerçeve vardır. Balamir aynı yapının Binbir Gece Masalları'nda ve Chaucer'in Canterbury Hikâyeleri'nde de görüldüğünü hatırlatır. Sinanoğlu'na göre 235-06'daki Chaucer hacıları Boccaccio'nun gençlerinden çok daha canlıdır.
Öykülerin kaynağı da aynı soruyu sorar. Sinanoğlu'na göre araştırmalar Boccaccio'nun hemen hiçbir öyküsünün konusunu uydurmadığını göstermiştir. Yaklaşık elli öykü halk arasında yaşayan konulardan ve yerel fıkralardan gelir; diğerleri Apuleius'tan, Latince derlemelerden, Provence kaynaklarından, eski Novellino'dan alınmıştır. Birinci günün üçüncü öyküsü, Selahaddin ile Yahudi Melchizedek'in hikâyesi, Sinanoğlu'nun Novellino'ya bağladığı öykülerden biridir.
Yine de Sinanoğlu, Boccaccio'da yaratıcı deha olmadığı iddiasını ciddiye almaz: Boccaccio belirsiz dünyaların belirsiz kahramanlarını on dördüncü yüzyıl İtalya'sına yerleştirir. Konu başkasınındır; bakış onundur.
Metin anı
Birinci günün girişinden, Boccaccio'nun tanıklık iddiası; Payne'in 1886 çevirisinden aktardığımız biçimiyle:
Anlatacağım şey işitilmesi şaşılacak bir şeydir ve onu pek çok insanın gözü, benim gözlerim de görmemiş olsaydı, güvenilir birinden duymuş bile olsam, inanmaya, hele yazıya geçirmeye cesaret edemezdim.
Pampinea'nın Santa Maria Novella'da arkadaşlarına söyledikleri:
Burada kimseyi terk etmiyoruz; tersine, doğruyu söylemek gerekirse terk edilen biziz, çünkü akrabalarımız ya ölerek ya da ölümden kaçarak bizi bu büyük felaketin içinde yalnız bıraktı.
Birinci günün üçüncü öyküsünde Melchizedek'in Selahaddin'e cevabı; üç dinden hangisinin doğru olduğunu soran sultana, babadan oğula geçen ve sonunda birbirinin eşi üç yüzüğe dönüşen bir yüzüğü anlattıktan sonra:
Size de, efendim, Baba Tanrı'nın üç halka verdiği üç yasa için aynısını söylerim: her halk onun mirasına, gerçek yasasına ve buyruklarına sahip olduğunu sanır; ama yüzüklerde olduğu gibi, gerçekte hangisinin sahip olduğu sorusu hâlâ askıdadır.
Ve yazarın sonsözünden, öykülerin bazılarının hiç yazılmasa daha iyi olacağını söyleyenlere cevabı:
Ama insanlar benim bu öykülerin hem uydurucusu hem yazarı olduğumu ileri sürmekte direnirlerse (ki değilim), hepsinin aynı ölçüde güzel olmamasından utanç duymam; çünkü Tanrı dışında her şeyi aynı ölçüde iyi yapan hiçbir usta yoktur.
İlk parça, tanıklığın dilini gösterir. Boccaccio kendi gözünü, başkalarının gözünü ve güvenilir bir kaynağı bir tarihçi gibi üst üste koyar. Sinanoğlu'nun biyografik bilgisi doğruysa, bu sıralama okuru ikna etme sanatıdır.
İkinci parça, kaçışın ahlakını tartışır. Pampinea'ya göre kaçan onlar değildir; terk edilmiş olanlar onlardır. Gençlerin yolculuğu bir sorumsuzluk değil, çözülmüş bir toplumda düzen kurma denemesidir. Bahçedeki kral ve kraliçeler, kurallar, şarkı ve dans saatleri şehirde kaybolan düzeni küçük ölçekte yeniden kurar.
Üçüncü parçada Melchizedek, üç dinden birini seçerse tuzağa düşeceğini bilir ve cevabını bir öyküye saklar. Öykü onu kurtarır. Öykü anlatmak burada da hayatta kalmanın bir aracıdır, tıpkı çerçevedeki gençler için olduğu gibi.
Dördüncü parça ise Boccaccio'nun kendini nasıl konumlandırdığını gösterir. «Uydurucu değilim» der. Bu, Sinanoğlu'nun aktardığı kaynak araştırmalarıyla örtüşür, ama aynı zamanda bir savunmadır: öyküler açık saçıksa, onları anlatan gençlerdir; yazan yalnızca kaydeder.
Cevap ve bağlantı
Bir veba kitabı içindeki öykülerde vebaya yer vermez, çünkü kitap vebanın neyi yıktığını gösterip ona bir karşılık kurar. Boccaccio'nun tasvirinde veba yalnızca bedenleri öldürmez; aile bağlarını, cenaze törenlerini, yasaları, komşuluğu çözer. Bahçedeki yüz öykü, çözülenin yerine konuşmayı, kuralı, ortak zevki koyar: bir kaçış, ama çok düzenli bir kaçış.
Veda mı, devam mı sorusunun tek cevabı yoktur: çerçeve ve öyküler eskiden gelir, bakış yenidir; öbür dünyanın yargısı yerine bu dünyanın gözlemi.
Boccaccio'nun sonraki yılları bu yeniliği kendisinin de tedirginlikle karşıladığını gösterir. Sinanoğlu'na göre 1362'de bir keşişin ziyaretinden sonra ağır bir ölüm korkusuna kapıldı ve bütün eserlerini yakmak istedi; onu Petrarca engelledi. Petrarca'nın gençlik şiirlerini küçümsediğini 236-02'de görmüştük; Boccaccio da, Sinanoğlu'nun aktardığına göre, genç bir dostuna yazdığı bir mektupta gençlik eserlerini sert bir dille eleştirdi ve onları ailesine okumamasını tavsiye etti.
Türk okuru Decameron'u Rekin Teksoy'un çevirisiyle okuyabilir; Balamir'in makalesi bu çeviriyi kullanır (İstanbul: Oğlak, 1996). Sinanoğlu 1958'deki makalesinde küçük bir dil notu da düşer: Boccaccio'nun sonraki eserlerinden Corbaccio'nun adının Türkçe «kırbaç»tan gelebileceğine pek ihtimal verilmediğini, adın İtalyanca «karga» sözcüğünden gelmesinin çok daha muhtemel olduğunu yazar.
Kapanış kancası
Boccaccio'nun gençleri bahçede güldüler; ama gülüşleri ölçülüydü, kurallıydı, aklın sınırını aşmıyordu. Bir sonraki derste gülme bahçeden çıkıp meydana taşınacak: Rabelais'nin Gargantua'sında karnavalın kalabalığı içinde her şey tersine döner. Bahçedeki zarif sohbet ile meydandaki karnaval kahkahası aynı şeye mi güler?
Özet kartı
- Decameron (1348-1353), veba sırasında Floransa'dan kaçan yedi genç kadın ile üç genç erkeğin on gün boyunca anlattığı yüz öyküden oluşur; gençler Santa Maria Novella kilisesinde buluşur ve her gün bir kral ya da kraliçe seçerler.
- Veba yalnızca çerçevede, birinci günün girişinde anlatılır; öykülerin hiçbiri salgını konu edinmez. Tasvir, hastalıktan çok toplumsal bağların çözülmesini gösterir.
- Boccaccio bazı sahneleri «kendi gözlerimle gördüm» diye anlatır; Sinanoğlu'na göre ise 1348'de büyük ihtimalle Floransa'da değildi. Tanıklık dili bir anlatım aracı olarak da okunabilir.
- Sinanoğlu Decameron'u Orta Çağ'a ilk kesin veda ve Dante'ye karşı bir «beşerî komedya» sayar; Balamir ise eserin çerçevesinin ve adının Orta Çağ'a özgü olduğunu vurgular. Çerçeve öykünün Doğu'da ve Chaucer'de de örnekleri vardır.
- Sinanoğlu'na göre Boccaccio öykülerinin konularını hemen hiç uydurmamış, sözlü aktarımdan ve eski metinlerden almış, ama onları kendi çağının gerçek dünyasına yerleştirmiştir. Türkçede Decameron Rekin Teksoy'un çevirisiyle okunur.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Çerçeve öykü | Frame narrative | Başka öykülerin anlatılmasına zemin hazırlayan ve onları bir arada tutan öykü |
| Kara Ölüm | Black Death | 1340'ların sonunda Avrupa'yı saran büyük veba salgını |
| Sözlü aktarım | Oral transmission | Bir öykünün yazıya geçmeden önce ağızdan ağıza dolaşması |
| Beşerî komedya | Human comedy | Bu dünyadaki insanların zaaflarını, aşklarını ve talihlerini gözlemci bir bakışla gösteren eser; Sinanoğlu'nun Decameron için ifadesi |
| Galeotto | Go-between | Âşıkları birbirine yaklaştıran aracı; Francesca'nın kitaba verdiği ad ve Decameron'un alt adı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Decameron'un çerçeve öyküsünü anlatın: gençler kimdir, nerede buluşur, hangi kurallarla ve ne kadar süre öykü anlatırlar?
- (Kazanım 1) Decameron adı ne anlama gelir? Sinanoğlu adın kuruluşu hakkında ne not eder?
- (Kazanım 2) Boccaccio'nun domuzlar sahnesindeki tanıklık iddiası ile Sinanoğlu'nun biyografik bilgisi nasıl çelişir? Bu çelişki nasıl okunabilir?
- (Kazanım 3) Decameron'u Orta Çağ'a bir veda olarak gören ve onun Orta Çağ'a ait biçimlerini vurgulayan görüşleri karşılaştırın.
- (Kazanım 4) Boccaccio öykülerini nereden almıştır? Sonsözde «uydurucu» olmadığını söylemesi hangi eleştiriye cevaptır?
Cevaplar
- Yedi genç kadın ile üç genç erkek, 1348 vebası sırasında bir Salı sabahı Floransa'daki Santa Maria Novella kilisesinde buluşur. En yaşlıları Pampinea'nın önerisiyle şehirden ayrılıp kırdaki evlere giderler. Sinanoğlu'na göre her gün bir kral ya da kraliçe seçilir; gençler en sıcak saatlerde öykü anlatır, akşam dans eder ve şarkı söyler, Cuma ve Cumartesi dinlenir. Ortak hayatları on dört gün sürer, on günde onar öykü anlatılır ve yüz öykü çıkar.
- Ad Yunanca «on gün» anlamına gelir ve öykülerin anlatıldığı on güne işaret eder. Sinanoğlu adın aslında yanlış kurulduğunu, doğru biçimin Decahemeron ya da Dechemeron olması gerektiğini, ama Aziz Ambrosius'un eserinin de Hexameron diye bilindiğini not eder. Balamir de adın Orta Çağ eserlerinin adlarına benzediğini söyler.
- Boccaccio iki domuzun vebalı bir adamın paçavralarıyla oynadıktan sonra öldüğünü kendi gözleriyle gördüğünü söyler. Sinanoğlu'na göre ise elimizdeki belgeler onun 1348'de büyük ihtimalle Napoli'ye gittiğini ve salgın sırasında herhalde Floransa'da bulunmadığını gösterir. Bu, tasvirin uydurma olduğunu kanıtlamaz; ama «kendi gözlerimle» sözünün bir tanığın ifadesi olduğu kadar okuru ikna etmeye çalışan bir anlatıcının aracı olduğunu da düşündürür. Boccaccio'nun yüz binden fazla ölü rakamını verip hemen ardından şehrin bu kadar nüfusu olduğunun belki de sanılmadığını eklemesi de rakamlara ihtiyatla yaklaşmak gerektiğini gösterir.
- Sinanoğlu'na göre Decameron Orta Çağ'a edilen ilk kesin vedadır: ihtirası, hayata bağlılığı, yeryüzünün değerini söyler ve Dante'nin İlahi Komedya'sına karşı bir «beşerî komedya»dır. Balamir ise eserin Orta Çağ edebiyatına özgü bir yapısal çerçeve kurduğunu ve adının Orta Çağ eserlerinin adlarına benzediğini vurgular. Sinanoğlu da çerçeve fikrinin yeni olmadığını, Doğu edebiyatlarında ve Yedi Bilge hikâyesinde örnekleri bulunduğunu kabul eder; Balamir buna Binbir Gece Masalları'nı ve Chaucer'i ekler. İki görüş birbirini dışlamaz: biçim Orta Çağ'dan gelir, bakış yenidir.
- Sinanoğlu'na göre Boccaccio hemen hiçbir öykünün konusunu uydurmamıştır. Yaklaşık elli öykü sözlü aktarımla yaşayan halk konularından ve yerel fıkralardan gelir; diğerleri Apuleius, Latince derlemeler, Provence kaynakları ve Novellino gibi eski metinlerden alınmıştır. Selahaddin ile Melchizedek'in öyküsü de Novellino'ya bağlanır. Sonsözde Boccaccio, bazı öykülerin yazılmasa daha iyi olacağını söyleyenlere, kendisinin öykülerin uydurucusu olmadığını, yalnızca anlatılanları yazdığını söyler ve Tanrı dışında her şeyi aynı ölçüde iyi yapan bir usta olmadığını hatırlatır. Bu cevap hem kaynak gerçeğiyle örtüşür hem de açık saçık bulunan öykülerin sorumluluğunu anlatan gençlere yükleyen bir savunmadır.
Okuma
- Giovanni Boccaccio, Decameron, çev. Rekin Teksoy (İstanbul: Oğlak, 1996).
- Suat Sinanoğlu, «Giovanni Boccaccio», DTCF Dergisi (Ankara) 16/1-2 (1958).
- Ebru Balamir, «Giovanni Boccaccio'nun Decameron Adlı Eserinde Yapısal Çerçeve», ASEAD 6/5 (2019).
- Duygu Şahin, «Geç Orta Çağ ve Erken Rönesans İtalya'sında Veba ve Sanat» (2024).
- Teksoy çevirisinden birinci günün girişini okuyun ve vebaya karşı gösterilen dört tepkiyi (eve kapanmak, eğlenceye dalmak, kokulu otlarla dolaşmak, kaçmak) listeleyin. Gençlerin seçtiği yol bunlardan hangisine benzer, hangisinden ayrılır?