İçeriğe geç

Ünite EDB-233-06 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı

Nahda

EDB-233 Arap Edebiyatı

2.371 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • Nahda
  • ıstılah
  • neo-klasik şiir
  • emîrü'ş-şuarâ
  • mehcer edebiyatı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Çetin'e göre Napolyon'un 1798 seferi yeni safhanın başlangıcı sayılır; Mehmed Ali Paşa okullar açtı, 1826'dan itibaren Fransa'ya öğrenci gönderdi, 1822'de Bulak'ta matbaa kurdu, 1828'de Arapça-Türkçe bir resmî gazete çıkardı. Görgün'e göre Tahtâvî, «nehda» hareketinin önderlerindendir.
  2. Nahda'nın başlangıcı için iki anlatı vardır: Nicholson yenilenmeyi Avrupa etkisine ve matbaaya bağlar; Çetin kaynağın Arap ruhu olduğunu ve klasik Arapçayı Osmanlıların koruduğunu vurgular. Yeni dönemin ilk hamlesi klasik mirası canlandırmaktı.
  3. Yeni kavramlar Arapçada terim sorunu yarattı; Tahtâvî yeni terimler türetti ve Télémaque'ı çevirdi; 1919'da Şam'da, 1932'de Kahire'de dil akademileri kuruldu. Şidyâk'ın 1860'ta İstanbul'da kurduğu Cevâib Matbaası pek çok klasiğin ilk basımını yaptı.
  4. Şiir neo-klasik bir dönüşle başladı: Bârûdî ve Ahmed Şevkî. Şevkî 1927'de «emîrü'ş-şuarâ» unvanını aldı, Akkād, Tâhâ Hüseyin ve Mâzinî buna karşı çıktı. Halîl Mutrân ve Amerika'daki mehcer şairleri yeniliği ilerletti. Roman çeviriyle başladı, Heykel'in Zeyneb'i (1914) dönüm noktası oldu; tiyatroda Nakkāş 1848'de Molière'den uyarladı.
  5. Türk bağı: Tahtâvî'nin Paris kitabı 1839'da Rüstem Besim, 1992'de Cemil Çiftçi tarafından Türkçeye çevrildi; Télémaque Türkçede de 1859'da çıktı; Zehâvî ve Rusâfî İstanbul'da hocalık yaptı ve Edebiyât-ı Cedîde'den etkilendi; Şevkî Türk İstiklal Savaşı'nı şiirlerinde andı.

Kazanımlar

  • On dokuzuncu yüzyıl Arap dünyasında Nahda'yı hazırlayan okulları, çevirileri, matbaayı ve basını açıklayabilir.
  • Nahda'nın başlangıcı ve kaynağı hakkındaki farklı anlatıları kaynaklara dayanarak karşılaştırabilir.
  • Neo-klasik şiirden serbest nazma, çeviriden telif romana ve tiyatroya uzanan yeni türlerin gelişimini anlatabilir.
  • Ahmed Şevkî'nin bir beytini yakından okuyup Nahda ile Türk edebiyatı arasındaki karşılıklı ilişkileri gösterebilir.

Video metni

Soğuk açılış

1826. Mısır valisi Mehmed Ali Paşa'nın Paris'e okumaya gönderdiği kırk genç Fransa'ya doğru yola çıkıyor. Başlarında yirmi beş yaşında bir Ezher hocası: imamları ve hesaplarını tutan kişi.

Adı Rifâa et-Tahtâvî. Paris'te Fransızca öğrenecek, Voltaire'i, Rousseau'yu, Montesquieu'yü, Racine'i okuyacak, 1830 devrimine tanık olacak. Döndüğünde gördüklerini bir kitapta anlatacak. Bu kitap birkaç yıl sonra Bulak'ta Türkçeye de çevrilecek.

Bir imam, Fransızların geleneklerini, siyasi hayatını ve dinini Arap okuruna anlatıyor. Görgün'e göre bu kitabın yazarı, Arap dünyasında yeni bir çağın önderlerinden biri sayılır.

Büyük soru

Bir edebiyatın yenilenmesine «uyanış» demek neyi varsayar? Uyuyan kimdi, uyandıran kim? Ve bu uyanışı dışarıdan gelen bir ışık mı, içeride süren bir yangın mı başlattı?

Bağlam

Çetin'e göre Napolyon'un 1798'deki Mısır seferi, Arapçanın ve Arap edebiyatının yeni safhasının başlangıcı sayılır. Napolyon beraberinde âlimler getirmiş, Arapça eserler basmak için bir matbaa, bir tiyatro, bir kütüphane kurmuştu. Fransız işgali üç yıl kadar sürdü.

Asıl dönüşüm Mehmed Ali Paşa ile geldi. Çetin'e göre 1805'te Mısır valisi olan Paşa, Avrupa tarzında meslek okulları ve yüksek okullar açtı, 1826'dan itibaren Avrupa'ya, özellikle Fransa'ya öğrenci gönderdi; bu öğrencilerin sayısı 1848'de 339'a ulaştı. 1822'de Bulak'ta bir matbaa kurdu. 1828'de yarısı Arapça, yarısı Türkçe bir resmî gazete, el-Vekāyiu'l-Mısriyye'yi çıkardı.

Ana anlatı — İki başlangıç hikâyesi

Nahda nasıl başladı? Kaynaklarımız iki ayrı hikâye anlatır.

Nicholson'un hikâyesinde başlangıç noktası dışarıdadır. Ona göre Napolyon 1798'deki seferiyle yolu gösterdi; Mısır'da, Suriye'de ve Kuzey Afrika'da Müslümanlar giderek daha çok Avrupa etkisine girdi. Mehmed Ali ve halefleri Batı kültürünün pratik yararlarını gördü. Nicholson matbaanın gelişini çığır açan bir adım sayar. Bu matbaalar hem neredeyse unutulmuş klasikleri hem de Racine, Molière, La Fontaine ve hatta Homeros çevirilerini çoğalttı.

Çetin'in hikâyesinde ağırlık içeridedir. Çetin, bazı yazarların Napolyon'dan «fâtih» diye söz etmesini henüz durulmamış heyecanların izi olarak görür. Ona göre on dokuzuncu yüzyılda başlayan kalkınmanın bütün başarılı hamlelerinin kaynağı Arap ruhunun kendisiydi. Bu ruhun dayanağı klasik Arapçaydı ve onu yüzyıllarca koruyan da Osmanlılardı. Çetin'e göre bu yüzden yeni dönemin ilk hareketi, klasik dili ve edebiyatı canlandırma, eski eserlerin benzerlerini üretme çabası oldu.

İki anlatı aynı olgulara bakar: okullar, çeviriler, matbaa, gazeteler. Ama bu olguları farklı bir kök hikâyesine bağlar. Biri Avrupa'nın dokunuşunu, öteki kendi mirasını öne çıkarır. Her iki anlatının da bir yazıldığı yer ve zaman vardır: biri yirminci yüzyıl başında bir İngiliz üniversitesinde, öteki yirminci yüzyıl sonunda Türkiye'de.

Yaygın yanlış«Arap edebiyatı 1798'e kadar uyuyordu; Nahda, Avrupa'nın Araplara getirdiği bir uyanıştır.»
Doğrusu

Kaynaklarımız bu tabloyu karmaşıklaştırır. Çetin'e göre klasik Arapça ve onun yadigârları yüzyıllarca korunmuştu ve yeni dönemin ilk hamlesi bu mirası canlandırmaktı. Nahda'nın büyük adlarından Nâsîf el-Yâzicî, şiirde Mütenebbî'yi, nesirde makāme ustası Harîrî'yi örnek aldı. Avrupa'nın etkisi gerçekti, ama bu etki boş bir alana değil, yaşayan bir geleneğe düştü ve onunla karıştı.

Ana anlatı — Kelimeler, matbaalar, gazeteler

Yenilik önce dilde bir sıkıntı olarak kendini gösterdi. Çetin'e göre Avrupa'yla temas, Arapçada karşılığı olmayan kavramların ifadesini zorunlu kıldı.

Tahtâvî'nin hayatı bu çabanın özetidir. Görgün'e göre Paris'ten dönünce çevirmenlik yaptı, bir tercüme okulunu yönetti, resmî gazetenin başına geçti. Fénelon'un Télémaque'ını Arapçaya çevirdi; Görgün'e göre bu çeviri Batı dillerinden Arapçaya aktarılan ilk edebî eserler arasındadır. Eğitimde kız-erkek ayrımı yapmadı; çabaları, Görgün'e göre modern anlamdaki ilk kız okulunun 1873'te açılmasıyla sonuçlandı.

Matbaa ve basın bu çabayı yaydı. Çetin'e göre Arapça yayıncılığa büyük hizmet eden ve pek çok klasik metnin ilk basımını sağlayan bir matbaa İstanbul'daydı: Ahmed Fâris eş-Şidyâk'ın 1860'ta kurduğu Cevâib Matbaası. Gazeteler Şam'da, Halep'te, Tunus'ta, Kahire'de ve İstanbul'da hızla çoğaldı. Butrus el-Bustânî büyük bir ansiklopedi ve bir sözlük hazırladı. Nahda'nın haritasında İstanbul, Kahire ve Beyrut kadar önemli bir duraktı.

Ana anlatı — Kasideden romana

Şiirde yenilik, ilginç biçimde, geriye dönüşle başladı. Çetin'e göre yeni devirde şiir, Abbâsî şairlerinin ve daha öncekilerin temsil ettiği geleneğe dönüş şeklinde başladı.

Bu tarzın doruğu Ahmed Şevkî'dir. Şeşen'e göre Kahire'de doğdu, Hidiv İsmâil Paşa'nın sarayında büyüdü, Fransa'da hukuk ve edebiyat okudu. Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizler Hidiv Abbas Hilmi Paşa'yı azledince, onun taraftarı olan Şevkî İspanya'ya sürüldü ve 1919'a kadar orada kaldı. Endülüs'ü orada tanıdı.

Unvan tartışmasız değildi. Şeşen'e göre Akkād, Tâhâ Hüseyin ve Mâzinî gibi muhalifler, gençliğinde saray şairi olduğunu ileri sürerek bu unvana karşı çıktı. Neo-klasik şiire karşı yeni bir kuşak yükseliyordu. Çetin'e göre şiirde yeniliğin belki en etkili siması Lübnanlı Halîl Mutrân'dı: bağımsız beyitler yerine manzumenin bütünlüğüne yöneldi. Eski geleneği kolayca bırakabilenler ise Amerika'ya göç etmiş şairlerdi.

Roman ve tiyatro çeviriyle geldi. Çetin'e göre roman, Batı'dan serbest çeviriler ve tarihî konulu telif eserlerle başladı; Corcî Zeydân yirmiyi aşan tarihî romanıyla telif roman tekniğini hazırladı. Muhammed Hüseyin Heykel'in 1914'te adını vermeden yayımladığı Zeyneb, bir Mısır köyünde sevdiğinden başkasıyla evlenmek zorunda kalan genç bir kadının hikâyesiyle Arap romanında dönüm noktası sayılır. Tiyatroda ilk adımı Lübnanlı Mârûn en-Nakkāş attı: 1848'de Molière'den uyarladığı bir oyunu Beyrut'ta evinde sahneledi.

Metin anı

Ahmed Şevkî'nin dilden dile dolaşan beyti; Arapçanın okunuşu ve anlamı bizim aktarmamızdır:

Ve inneme'l-ümemü'l-ahlâku mâ bakıyet, fe-in hümû zehebet ahlâkuhum zehebû.
Milletler ancak ahlakları yaşadıkça yaşar; ahlakları gidince kendileri de gider.

Nicholson'dan, 1821'de Mısır'a gelen matbaa üzerine:

Matbaanın 1821'de getirilmesi çığır açan bir adımdı. Bir yandan, neredeyse unutulmuş pek çok klasik eserin yayımlanması, Arapların kendi ulusal edebiyatlarına duydukları coşkuyu yeniden alevlendirdi.

Ve Çetin'den, aynı yüzyıla bir Türk âliminin bakışı:

Bu ruhun en kuvvetli dayanağı olan klasik Arapça'yı ve onun eski yâdigârlarını da yüzyıllarca mukaddes bir emanet gibi Osmanlı Türkleri korumaya çalışmışlardır.

Şevkî'nin beyti neo-klasik şiirin ne yaptığını tek dizede gösterir. Biçim tamamen klasiktir: iki mısra, sıkı bir vezin, simetrik bir düşünce. Hikmet beyti geleneğini Mütenebbî'den tanıyoruz. Ama konu yenidir: «ümem», milletler. Bir kabilenin ya da bir hükümdarın değil, bir ulusun kaderi söz konusudur. Şeşen'e göre Şevkî sürgünden sonra şiirinde millî şuuru öne çıkarmıştı; bu beyit o dönemin düşüncesini yansıtır. Eski kalıp, yeni bir özneyi taşır.

Nicholson'un ve Çetin'in cümleleri ise aynı olguya, klasiklerin yeniden basılmasına, iki ayrı yerden bakar. Nicholson için coşkuyu yeniden alevlendiren matbaadır, yani yeni bir teknik. Çetin için o klasiklerin varlığı, onları yüzyıllarca koruyan bir emanetçiye bağlıdır. Nahda'nın hikâyesi, kimin anlattığına göre başka bir kahraman bulur.

Cevap ve bağlantı

Uyuyan kimdi, uyandıran kim? Kaynaklarımıza bakılırsa soru biraz yanlış sorulmuştur. Arap edebiyatı uyumuyordu; klasik dil, divanlar, şerhler yaşıyordu. Ama on dokuzuncu yüzyılda yeni bir hız ve yeni araçlar kazandı: okullar, çeviriler, matbaa, gazete. Bu araçlar hem eskiyi yeniden bastı hem yeniyi getirdi. Şevkî'nin kasidesi eski biçimle yeni konuyu, Tahtâvî'nin kitabı Ezher'in bilgisini Paris'in gözlemleriyle birleştirdi. Nahda, dışarıdan gelen ışık ile içeride süren ateşin buluşmasıydı.

Bu buluşmanın içinde Türk edebiyatı da vardı. Tahtâvî'nin Paris kitabı, Görgün'e göre Rüstem Besim tarafından 1839'da Bulak'ta Türkçeye çevrildi; 1992'de Cemil Çiftçi onu Paris Gözlemleri adıyla yeniden çevirdi. Çetin'e göre Télémaque Türkçeye de 1859'da çevrilmişti; Molière uyarlamalarında Ahmed Vefik Paşa'nın çalışmalarının Mısırlı Osman Celâl'e örnek olması mümkündür. Iraklı şairler Cemîl Sıdkī ez-Zehâvî ve Ma'rûf er-Rusâfî İstanbul'da ders verdiler, Osmanlı Meclis-i Mebusan'ında bulundular ve Çetin'e göre şiirlerinde Edebiyât-ı Cedîde şairlerinin etkisi görülür. Şeşen'e göre Ahmed Şevkî de Türk İstiklal Savaşı'nı yakından izledi ve bazı şiirlerinde onun kumandanlarına şükranını dile getirdi.

Kapanış kancası

Kahire'nin eski bir semtinde doğan bir çocuk, yazarlığı Akkād'dan, akılcılığı ve Batı ile verimli iletişimi Tâhâ Hüseyin'den öğrendiğini söyleyecekti. Yıldız'a göre romanlarının mekânı hep Kahire oldu; bir sokağı, bir ailenin üç kuşağını anlattı. 1988'de Nobel'i kazandığında ödülün yalnızca kendisine değil Mısır'a, Araplara ve bütün Arap edebiyatına ait olduğunu söyledi. Bir yazar tek bir kentten nasıl bütün dünyaya seslenebilir?

Özet kartı

  1. Çetin'e göre Napolyon'un 1798 seferi yeni safhanın başlangıcı sayılır; Mehmed Ali Paşa okullar açtı, 1826'dan itibaren Fransa'ya öğrenci gönderdi, 1822'de Bulak'ta matbaa kurdu, 1828'de Arapça-Türkçe bir resmî gazete çıkardı. Görgün'e göre Tahtâvî, «nehda» hareketinin önderlerindendir.
  2. Nahda'nın başlangıcı için iki anlatı vardır: Nicholson yenilenmeyi Avrupa etkisine ve matbaaya bağlar; Çetin kaynağın Arap ruhu olduğunu ve klasik Arapçayı Osmanlıların koruduğunu vurgular. Yeni dönemin ilk hamlesi klasik mirası canlandırmaktı.
  3. Yeni kavramlar Arapçada terim sorunu yarattı; Tahtâvî yeni terimler türetti ve Télémaque'ı çevirdi; 1919'da Şam'da, 1932'de Kahire'de dil akademileri kuruldu. Şidyâk'ın 1860'ta İstanbul'da kurduğu Cevâib Matbaası pek çok klasiğin ilk basımını yaptı.
  4. Şiir neo-klasik bir dönüşle başladı: Bârûdî ve Ahmed Şevkî. Şevkî 1927'de «emîrü'ş-şuarâ» unvanını aldı, Akkād, Tâhâ Hüseyin ve Mâzinî buna karşı çıktı. Halîl Mutrân ve Amerika'daki mehcer şairleri yeniliği ilerletti. Roman çeviriyle başladı, Heykel'in Zeyneb'i (1914) dönüm noktası oldu; tiyatroda Nakkāş 1848'de Molière'den uyarladı.
  5. Türk bağı: Tahtâvî'nin Paris kitabı 1839'da Rüstem Besim, 1992'de Cemil Çiftçi tarafından Türkçeye çevrildi; Télémaque Türkçede de 1859'da çıktı; Zehâvî ve Rusâfî İstanbul'da hocalık yaptı ve Edebiyât-ı Cedîde'den etkilendi; Şevkî Türk İstiklal Savaşı'nı şiirlerinde andı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
NahdaArab renaissance1800'lerde ve 1900'lerin başında Arap dünyasında dil, edebiyat ve düşüncede yenilik hareketi
IstılahTechnical termBelli bir bilim ya da sanat alanında kullanılan terim
Neo-klasik şiirNeoclassical poetryKlasik kasidenin dilini canlandırıp ona yeni konular katan şiir
Emîrü'ş-şuarâPrince of poets1927'de Ahmed Şevkî'ye verilen «şairlerin emiri» unvanı
Mehcer edebiyatıMahjar literatureAmerika'ya göç eden Lübnanlı ve Suriyeli yazarların edebiyatı

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Nahda'yı hazırlayan kurumlar ve araçlar nelerdir? Tahtâvî bu süreçte nasıl bir rol oynadı?
  2. (Kazanım 2) Nicholson ve Çetin Nahda'nın başlangıcını nasıl anlatır? Bu iki anlatı hangi noktada ayrışır?
  3. (Kazanım 2) Nahda'yı «Avrupa'nın getirdiği bir uyanış» saymak hangi olguları dışarıda bırakır?
  4. (Kazanım 3) Şiirde, romanda ve tiyatroda Nahda döneminde neler değişti? Ahmed Şevkî'nin unvanı neden tartışma yarattı?
  5. (Kazanım 4) Şevkî'nin beytini yakından okuyun; Nahda ile Türk edebiyatı arasındaki ilişkileri örneklerle anlatın.

Cevaplar

  1. Çetin'e göre Napolyon'un 1798'de kurduğu matbaa ve kurumlar ilk adımdı; Mehmed Ali Paşa Avrupa tarzı okullar açtı, 1826'dan itibaren Fransa'ya öğrenci gönderdi (1848'de 339 öğrenci), 1822'de Bulak'ta matbaa kurdu, 1828'de Arapça-Türkçe resmî gazete çıkardı; gazeteler ve dergiler hızla çoğaldı. Görgün'e göre Tahtâvî 1826'da Paris'e giden öğrencilerin imamıydı, orada Fransızca öğrendi, döndükten sonra tercüme okulunu yönetti, resmî gazetenin başına geçti, Télémaque'ı çevirdi, yeni terimler türetti ve kız okulunun açılmasına katkıda bulundu; «nehda» hareketinin önderlerinden sayılır.
  2. Nicholson'a göre Napolyon yolu gösterdi, Mısır'da ve çevresinde Müslümanlar Avrupa etkisine girdi, matbaa çığır açtı ve klasiklerle birlikte Avrupa eserlerinin çevirileri basıldı. Çetin'e göre ise Napolyon'u «fâtih» diye anmak heyecanların izidir; başarılı hamlelerin kaynağı Arap ruhudur, klasik Arapçayı Osmanlılar korumuştur ve yeni dönemin ilk hareketi klasik mirası canlandırmaktır. İki anlatı aynı olgulara bakar ama biri Avrupa'nın dokunuşunu, öteki kendi mirasını kök hikâye yapar.
  3. Çetin'e göre klasik Arapça ve eski eserler yüzyıllarca korunmuştu ve yeni dönemin ilk hamlesi bu mirası canlandırmaktı; Nâsîf el-Yâzicî şiirde Mütenebbî'yi, nesirde Harîrî'yi örnek aldı. Avrupa etkisi gerçekti ama boş bir alana değil, yaşayan bir geleneğe düştü; Nahda bu ikisinin buluşmasıdır.
  4. Çetin'e göre şiir, Abbâsî geleneğine dönüşle başladı; Bârûdî ve Şevkî klasik biçime yeni konular kattı; Halîl Mutrân manzumenin bütünlüğüne yöneldi; Amerika'daki mehcer şairleri eski geleneği kolayca bıraktı; daha sonraki kuşaklar serbest nazma ulaştı. Roman serbest çeviriler ve tarihî romanlarla başladı, Heykel'in Zeyneb'i (1914) dönüm noktası oldu; tiyatroda Nakkāş 1848'de Molière'i uyarladı. Şeşen'e göre Şevkî'ye 1927'de «emîrü'ş-şuarâ» unvanı verildi; bu, bir şaire ilk kez verilen bir unvandı ve Akkād, Tâhâ Hüseyin, Mâzinî gibi muhalifler onun saray şairi geçmişini öne sürerek karşı çıktı.
  5. Şevkî'nin beyti klasik biçimde, hikmet beyti geleneğiyle, milletlerin ancak ahlakları yaşadıkça yaşayacağını söyler; kabile ya da hükümdar değil, ulus söz konusudur ve eski kalıp yeni bir özneyi taşır. Türk bağı: Görgün'e göre Tahtâvî'nin Paris kitabını 1839'da Rüstem Besim, 1992'de Cemil Çiftçi Türkçeye çevirdi; Çetin'e göre Télémaque Türkçeye de 1859'da çevrilmişti ve Ahmed Vefik Paşa'nın Molière uyarlamaları Osman Celâl'e örnek olmuş olabilir; Zehâvî ve Rusâfî İstanbul'da hocalık yaptı, Meclis-i Mebusan'da bulundu ve Edebiyât-ı Cedîde'den etkilendi; Şeşen'e göre Şevkî Türk İstiklal Savaşı'nın kumandanlarına şiirlerinde şükranını dile getirdi.

Okuma

  • Rifâa et-Tahtâvî, Paris Gözlemleri, Arapçadan çev. Cemil Çiftçi (İstanbul 1992).
  • Nihad M. Çetin, «Arap» maddesinin edebiyat bölümü, TDV İslâm Ansiklopedisi.
  • Ramazan Şeşen, «Ahmed Şevkī», TDV İslâm Ansiklopedisi.
  • Paris Gözlemleri'nden bir bölüm seçin. Tahtâvî Paris'te gördüğü bir kurumu anlatırken hangi Arapça ya da İslami kavramlara başvuruyor? Yeni olanı eski kelimelerle nasıl adlandırıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: Fransa'ya doğru yola çıkan bir öğrenci kafilesi; güvertede kırk genç ve başlarında sarıklı bir hoca; Paris sokakları, bir tiyatro, bir meclis salonu; bir kitabın Arapça ve Türkçe kapakları.
  • 1:10–1:40 Büyük soru: karanlık bir odada bir kandil ve pencereden giren bir ışık; hangisinin odayı aydınlattığı belirsiz.
  • 1:40–3:00 Bağlam: 1798'de Mısır kıyısında bir donanma; Bulak'ta bir matbaa; yarısı Arapça yarısı Türkçe bir gazete sayfası.
  • 3:00–5:20 Ana anlatı — İki başlangıç hikâyesi: bir İngiliz profesörün masası ile bir Türk âliminin masası yan yana; aynı olgular iki farklı renkle çizilen iki haritaya dağılır.
  • 5:20–7:10 Ana anlatı — Kelimeler, matbaalar, gazeteler: Fransızca bir kelime Arapça harflerle yeniden yazılır; İstanbul'da Cevâib Matbaası; Şam, Halep, Kahire, İstanbul gazete başlıkları.
  • 7:10–9:50 Ana anlatı — Kasideden romana: bir kaside sayfasına «vatan» kelimesi eklenir; 1927'de bir tören ve itiraz eden bir grup yazar; Amerika'ya giden bir gemi; bir köyde yalnız bir kadın; Beyrut'ta bir evin salonunda kurulan sahne.
  • 9:50–11:50 Metin anı: iki mısralık beyit ekranda simetrik iki satır olarak belirir; bir matbaadan çıkan eski klasikler; bir kütüphanede bir emanet gibi korunan yazmalar.
  • 11:50–12:50 Cevap ve bağlantı: kandil ve pencere aynı anda yanar; İstanbul ile Kahire arasında gidip gelen kitaplar ve şairler.
  • 12:50–13:20 Kapanış kancası: Kahire'nin eski bir semtinde dar bir sokak; bir pencereden üç kuşak bir aile.

Telaffuz

  • Nahda: «NAH-da»; Rifâa et-Tahtâvî: «ri-FA-a et-tah-ta-Vİ»; Ezher: «EZ-her»; el-Vekāyiu'l-Mısriyye: «el-ve-ka-yi-ul-mıs-RİY-ye»; ıstılah: «ıs-tı-LAH»; Ahmed Fâris eş-Şidyâk: «AH-med FA-ris eş-şid-YAK»; Cevâib: «ce-VA-ib»; Butrus el-Bustânî: «BUT-rus el-bus-ta-Nİ»; Nâsîf el-Yâzicî: «na-SİF el-YA-zi-ci».
  • Ahmed Şevkī: «AH-med şev-Kİ»; emîrü'ş-şuarâ: «e-mi-rüş-şu-a-RA»; Bârûdî: «ba-ru-Dİ»; Halîl Mutrân: «ha-LİL mut-RAN»; mehcer: «MEH-cer»; Corcî Zeydân: «cor-Cİ zey-DAN»; Heykel: «HEY-kel»; Mârûn en-Nakkāş: «ma-RUN en-nak-KAŞ»; Zehâvî: «ze-ha-Vİ»; Rusâfî: «ru-sa-Fİ».