İçeriğe geç

Ünite EDB-233-04 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı

Endülüs

EDB-233 Arap Edebiyatı

2.325 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • müveşşah
  • harce
  • zecel
  • mülûkü't-tavâif
  • müstezad
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Özdemir'e göre Müslümanlar 711'de İberya'ya geçti; Şam'daki Emevîler yıkılınca I. Abdurrahman Endülüs'te yeni bir Emevî devleti kurdu. Nicholson'a göre Endülüs, âlimlerin yolculukları ve Ziryâb gibi sanatçılar sayesinde Doğu'yla sıkı bağını korudu.
  2. Özdemir'e göre Endülüs şiiri üç kolda gelişti: klasik şiir, müveşşah ve zecel. Klasik şiire Doğu özlemi ve tabiat tasviri girdi; mülûkü't-tavâif döneminde siyasi çöküşe rağmen şiir zenginleşti ve şairlik vezirliğe denk sayıldı. İbn Zeydûn'un Vellâde için yazdığı şiirler Nicholson'a göre Petrarca ile karşılaştırıldı.
  3. Aydın'a göre müveşşah uzun beyitlerle kısa bentlerin dönüşümlü geldiği, çalgı eşliğinde söylenen bir şiirdir; son bölümü harcedir ve harce bazen halk Arapçası, Latince ve İspanyolca içerir. Yıldız'a göre zecel dilbilgisi kurallarını bırakan halk şiiridir; İbn Kuzmân onu halk diliyle yazılması gereken bir şiir olarak savundu.
  4. Müveşşahın kökeni tartışmalıdır. Aydın'a göre Doğulu şairlere bağlayan rivayetler çürütülmüştür ve ağır basan görüş, türün İspanyol halk şarkılarının etkisiyle Endülüs'te doğduğudur; Özdemir ilk kez Mukaddem b. Muâfâ'nın ortaya koyduğu görüşünü aktarır.
  5. Aydın'a göre müveşşah İbrânî şiirini etkiledi, Kastilya'da villancico'ya kaynak oldu, İran üzerinden Türk şiirinde müstezadın doğuşuna katkıda bulundu. İbn Hazm'ın Tavku'l-hamâme'si Mahmut Kanık'ın çevirisiyle Güvercin Gerdanlığı adıyla Türkçededir.

Kazanımlar

  • Endülüs'te Arap şiirinin Doğu'dan getirdiği kalıpları, sürgün duygusunu ve saray kültürünü açıklayabilir.
  • Müveşşahın yapısını, harcenin işlevini ve zecelin halk diline yönelişini kaynaklara dayanarak anlatabilir.
  • Müveşşahın kökeni üzerine görüşleri karşılaştırabilir ve Endülüs şiirinin İbrânî, Kastilya, Fars ve Türk şiirine uzanan izlerini değerlendirebilir.
  • Endülüslü şairlerden kısa parçaları yakından okuyup İbn Hazm'ın Güvercin Gerdanlığı'nın Türkçe çevirisiyle ilişkilendirebilir.

Video metni

Soğuk açılış

Kurtuba'da, sekizinci yüzyılda, bir saray bahçesi. Bahçede tek başına bir hurma ağacı duruyor. Suriye'den getirilip buraya dikilmiş.

Bahçenin sahibi Abdurrahman, Şam'da iktidarı kaybeden Emevî ailesinin kaçıp kurtulan üyelerinden biri. Rivayete göre ağaca bakar, yurdunu hatırlar ve ona bir şiir söyler: sen de benim gibi Batı'da bir yabancısın, doğduğun Doğu'dan uzaktasın.

Şiirin gerçekten ona ait olup olmadığı kesin değil. Ama Endülüs'ün Arap şiiri, bu sahnedeki gibi, bir ağacın ve bir sürgünün diliyle başlar.

Büyük soru

Bir şiir geleneği, doğduğu yerden binlerce kilometre uzağa taşındığında neyi korur, neyi değiştirir? Ve yeni yurdunun dilleri, müziği ve insanları onun biçimine nasıl karışır?

Bağlam

Özdemir'e göre Müslümanlar 711'de İberya'ya geçti ve kısa sürede Kurtuba'yı, Vizigotların başkenti Toledo'yu, Sevilla'yı ele geçirdi. Araplar bu topraklara Endülüs dedi. Şam'daki Emevîler yıkılınca kaçan Abdurrahman 756'da burada yeni bir Emevî devleti ilan etti.

Endülüs Doğu'dan kopmadı. Nicholson'a göre Endülüslü âlimlerin neredeyse hepsi ilim peşinde Mısır'a, Hicaz'a, Suriye'ye, Irak'a gitti. Bağdat'tan gelen İranlı müzisyen Ziryâb Kurtuba sarayında giyimden yemeğe kadar zevkin ölçüsünü koydu. Nicholson'un aktardığına göre Doğulu eleştirmenler, Endülüslü İbn Zeydûn gibi şairleri «Batı'nın Buhtürîleri ve Mütenebbîleri» diye anardı.

Şiir sarayla sınırlı değildi. Nicholson, bir coğrafyacının Portekiz'deki Silves kasabası hakkında aktardığı bir gözlemi nakleder: orada sabanın başındaki bir işçiye bile şiir sorsanız, istediğiniz konuda hemen doğaçlama yaparmış.

Ana anlatı — Doğu'nun kalıpları, Batı'nın bahçeleri

Özdemir'e göre Endülüs şiiri üç kolda gelişti. Birincisi klasik şiirdir. İlk şairler fetih ordusuyla gelmişti ve şiirleri şekil, üslup ve tema bakımından Doğu'dakileri andırıyordu. Emirlik döneminin başından itibaren şiire yeni duygular girdi: Doğu'ya duyulan özlem ve tabiat tasvirleri.

Özdemir'e göre on birinci yüzyılda Endülüs siyasi olarak parçalandı, ama şiir zenginleşti.

Bu dönemin şairlerinden İbn Zeydûn, Nicholson'a göre Kurtuba'da siyasete atıldı, ama muhtemelen halife kızı şair Vellâde'ye olan aşkı yüzünden gözden düştü. Sonunda Sevilla sarayında itibar gördü. Vellâde için yazdığı şiirler, Nicholson'a göre Avrupalı biyografi yazarlarının onu Petrarca ile yan yana anmasına yol açtı.

Nicholson, Endülüs şiirinin en ilgi çekici özellikleri olarak iki şey sayar: aşk şiirlerinde zaman zaman beliren şefkatli, romantik duyarlık ve tabiat güzelliğine karşı neredeyse modern bir duyarlılık. Ama aynı yerde Bağdat ve Halep şairlerini bağlayan kalıpların Kurtuba ve Sevilla'da da tam güçle sürdüğünü ekler. Endülüs şiiri Doğu'dan kopmadı; Doğu'nun kalıplarına yeni bir peyzaj ekledi.

Ana anlatı — Kasideden şarkıya

Asıl yenilik başka yerden geldi. Özdemir'in saydığı ikinci kol müveşşahtır.

Kaside baştan sona tek kafiyeyle ilerliyordu. Müveşşah ise kafiyeyi böldü. Aydın'a göre bir müveşşahta uzun beyitlerden oluşan ve hep aynı kafiyeyi taşıyan kısımlar, kafiyesi bölümden bölüme değişen kısa bentlerle sırayla gelir. Nicholson bu düzeni şemayla gösterir: ana kafiye her bendin sonunda bir nakarat gibi döner, arada başka kafiyeler gelip geçer. Müveşşah dinlemek için değil, söylemek ve çalmak için yazılmış bir şiirdi.

Müveşşahın sonunda özel bir bölüm vardır.

Harcenin bu özelliği müveşşahı ilginç kılar. Aydın'a göre müveşşahlar başta fasih Arapçayla söylenirdi; halk kolayca anlasın ve şiir müzikal bir hava kazansın diye bazı harcelerde halk ağzı, Latince ve İspanyolca girdi. Bir Arap şiirinin son dizelerinde yerli halkın Romans dili konuşur. Endülüs'ün iki dili aynı şarkının içinde buluşur.

Özdemir'in saydığı üçüncü kol bunu daha da ileri götürür.

Yıldız'a göre zecelin en ünlü şairi on ikinci yüzyılda yaşayan İbn Kuzmân'dır. Divanının girişinde halk şiirinde dilbilgisi kurallarının zevksizliğe ve zorlamaya yol açtığını, şiirin herkesin anlayabilmesi için halk diliyle yazılması gerektiğini söyler. Önceki derste gördüğümüz belâgat ilmi, fasih dilin kurallarını yazıyordu. İbn Kuzmân tam karşı yönde bir şiir poetikası yazar.

Ana anlatı — Kök nerede, kapı nereye?

Müveşşahın kökeni tartışmalıdır. Aydın'a göre bazı rivayetler İmruülkays'a, Ebû Nüvâs'a ve başka Doğulu şairlere müveşşaha benzer şiirler atfeder ve bu yüzden türün Doğu'da doğup Endülüs'e geçtiğini ileri sürenler olmuştur. Ama Aydın'ın aktardığı araştırmalara göre İmruülkays böyle bir şiir yazmamıştır, ötekilere atfedilen şiirler de başka şairlerindir. Aydın'a göre ağır basan görüş, müveşşahın İspanyol gezgin halk ozanlarının aşk ve kahramanlık şarkılarından etkilenerek Endülüs'teki Arap ve İspanyol kökenli halk arasında doğduğudur.

Özdemir ise farklı görüşleri anar: türün Câhiliye'de bile var olduğu, ya da yerli halkın Latince şarkılarından etkilendiği. Ona göre genel kanaat, müveşşahın ilk kez Endülüs'te, dokuzuncu yüzyılın sonunda şair Mukaddem b. Muâfâ tarafından ortaya konduğudur. Aydın ise bugüne ulaşan müveşşahların türü ilk kez Ubâde b. Mâüssemâ'nın yazıya geçirdiğini gösterdiğini ekler.

Yaygın yanlış«Müveşşah, Doğu'dan hazır gelen bir Arap şiir kalıbının Endülüs'teki kopyasıdır.»
Doğrusu

Kaynaklarımız bunun tersini gösterir. Aydın'a göre türü Doğulu şairlere bağlayan rivayetler araştırmalarla çürütülmüştür ve ağır basan görüş, müveşşahın Endülüs'te, yerli halk şarkılarının etkisiyle doğduğudur. Özdemir de genel kanaatin türün ilk kez Endülüs'te görüldüğü yönünde olduğunu söyler. Müveşşah Doğu'ya ancak sonra, Aydın'a göre on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda Mısır üzerinden geçti.

Müveşşah yalnızca Doğu'ya dönmedi; başka kapılardan da çıktı. Aydın'a göre Endülüs müveşşahı İbrânî şiirini etkiledi ve bu dilde müveşşahlarıyla ünlü Yahudi şairler yetişti. Kastilya halk şiirinde «villancico» denen türün doğuşuna kaynak oldu. Aynı kaynağa göre müveşşah İran şiirini, İran şiiri de Türk şiirini etkiledi.

Metin anı

Kurtuba'daki hurma ağacına söylendiği rivayet edilen şiir. Nicholson'un İngilizcesinden aktaran biziz:

Ey hurma, sen de Batı'da bir yabancısın,
Doğu'daki yurdundan uzak, benim gibi bahtsız.
Ağla! Ama ağlayamazsın, dilsiz, boynu bükük ağaç;
sen benim derdime ortak olmak için yaratılmadın.

İbn Zeydûn'dan, Kurtuba'nın saray banliyösü Zehrâ'da Vellâde'yi anarken:

Bugün özleyen düşüncelerim seni burada anıyor;
manzara ışıldıyor, gökyüzü berrak.
Gümüş çeşmeler gülüyor, bir kızın boynundan
kopan gerdanlığın incileri saçılır gibi.

İbn Hazm'dan, kitapları Sevilla'da yakılırken söylediği rivayet edilen dizeler:

Kâğıdı yakabilirsiniz, ama kâğıdın taşıdığını yakamazsınız;
o göğsümde güvendedir, nereye gidersem benimle gider.

Hurma şiiri Endülüs'ün kuruluş şiiridir, ama bir ağıt biçiminde. Şair bir nesneye seslenir ve onu kendine benzetir: ikisi de Doğu'dan Batı'ya taşınmıştır. Sonra benzerliği bozar: ağaç ağlayamaz. Önceki derslerdeki terk edilmiş konak yeri burada yer değiştirmiştir. Yıkık bir çadır yerine, yeni bir sarayın bahçesinde tek başına bir ağaç vardır. Kayıp artık bir sevgili değil, bir yurttur.

İbn Zeydûn'un dizeleri Nicholson'un Endülüs şiiri hakkındaki iddiasını sınar. Burada tabiat bir süs değil, duygunun aynasıdır. Çeşmelerin gülüşü, bir kızın boynundan kopan incilere benzetilir; ama kopan gerdanlık aynı zamanda kopan bir ilişkinin de imgesidir. Manzara parlıyor, şair yalnız. Nicholson'un «tabiata modern duyarlılık» dediği şey bu karşıtlıktadır.

İbn Hazm'ın dizeleri ise başka bir Endülüs'ü gösterir. Nicholson'a göre İbn Hazm dinî otoritelere keskin dille saldırdığı için sert düşmanlık gördü ve kitapları Sevilla'da yakıldı. Aynı adam gençliğinde aşk üzerine Güvercin Gerdanlığı'nı yazmıştı. Endülüs yalnızca şarkıların ve bahçelerin değil, yakılan kitapların da ülkesiydi.

Cevap ve bağlantı

Bir şiir geleneği yeni yurdunda neyi korur, neyi değiştirir? Kaynaklarımıza göre Endülüs, Doğu'nun kaside kalıbını, belâgatını ve şair tiplerini korudu; İbn Zeydûn'u Doğu'nun ölçüleriyle ölçtü. Ama aynı topraklarda Arap ve yerli halkın şarkıları karıştı. Kaside tek kafiyesini kaybetti, bentlere bölündü, çalgıya ve koroya açıldı. Son dizelerinde Romans dilinden kelimeler duyuldu. Zecel ise dilbilgisini bırakıp sokağın diliyle konuştu.

Endülüs'ün yeniliği yalnız Batı'ya doğru yayılmadı. Aydın'a göre İbrânî şiirine ve Kastilya'nın villancico'suna uzanan müveşşah, İran üzerinden Türk şiirine de ulaştı ve müstezadın doğuşunda pay sahibi oldu. Divan şiirinin bir nazım şekli, dolaylı bir yoldan, Endülüs bahçelerindeki şarkılara bağlanır. İbn Hazm'ın Güvercin Gerdanlığı da Mahmut Kanık'ın 1985'te yayımlanan çevirisiyle Türk okurunun elindedir.

Kapanış kancası

Onuncu yüzyılda bir Arap tarihçi eski bir Farsça kitaptan söz eder: Hezâr Efsâne, «Bin Masal». Nicholson'un aktardığına göre bu kitaba genellikle «Bin Bir Gece» denir ve bir hükümdarın, bir vezirin, vezirin kızının ve onun cariyesinin hikâyesidir. Bu vezir kızı her gece ölümle karşı karşıyadır ve elinde yalnızca hikâyeler vardır. Bir hikâye, anlatıcısını gerçekten hayatta tutabilir mi?

Özet kartı

  1. Özdemir'e göre Müslümanlar 711'de İberya'ya geçti; Şam'daki Emevîler yıkılınca I. Abdurrahman Endülüs'te yeni bir Emevî devleti kurdu. Nicholson'a göre Endülüs, âlimlerin yolculukları ve Ziryâb gibi sanatçılar sayesinde Doğu'yla sıkı bağını korudu.
  2. Özdemir'e göre Endülüs şiiri üç kolda gelişti: klasik şiir, müveşşah ve zecel. Klasik şiire Doğu özlemi ve tabiat tasviri girdi; mülûkü't-tavâif döneminde siyasi çöküşe rağmen şiir zenginleşti ve şairlik vezirliğe denk sayıldı. İbn Zeydûn'un Vellâde için yazdığı şiirler Nicholson'a göre Petrarca ile karşılaştırıldı.
  3. Aydın'a göre müveşşah uzun beyitlerle kısa bentlerin dönüşümlü geldiği, çalgı eşliğinde söylenen bir şiirdir; son bölümü harcedir ve harce bazen halk Arapçası, Latince ve İspanyolca içerir. Yıldız'a göre zecel dilbilgisi kurallarını bırakan halk şiiridir; İbn Kuzmân onu halk diliyle yazılması gereken bir şiir olarak savundu.
  4. Müveşşahın kökeni tartışmalıdır. Aydın'a göre Doğulu şairlere bağlayan rivayetler çürütülmüştür ve ağır basan görüş, türün İspanyol halk şarkılarının etkisiyle Endülüs'te doğduğudur; Özdemir ilk kez Mukaddem b. Muâfâ'nın ortaya koyduğu görüşünü aktarır.
  5. Aydın'a göre müveşşah İbrânî şiirini etkiledi, Kastilya'da villancico'ya kaynak oldu, İran üzerinden Türk şiirinde müstezadın doğuşuna katkıda bulundu. İbn Hazm'ın Tavku'l-hamâme'si Mahmut Kanık'ın çevirisiyle Güvercin Gerdanlığı adıyla Türkçededir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
MüveşşahMuwashshahUzun beyitlerle kısa bentlerin dönüşümlü geldiği, çalgı eşliğinde söylenen Endülüs şiiri
HarceKharjaMüveşşahın son bölümü; bazen halk Arapçası ve Romans dilinden kelimeler içerir
ZecelZajalDilbilgisi kurallarını bırakıp halk ağzıyla söylenen Endülüs şiiri
Mülûkü't-tavâifTaifa kingsKurtuba halifeliğinin çözülmesinden sonraki küçük emirlikler dönemi
MüstezadMustazadHer dizenin ardına kısa bir ek dize getirilen Divan şiiri nazım şekli

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Endülüs'te Arap şiiri nasıl kuruldu ve Doğu'yla bağını nasıl korudu? Klasik şiire hangi yeni duygular girdi?
  2. (Kazanım 2) Müveşşahın yapısı kasideden nasıl ayrılır? Harce nedir ve neden ilginçtir?
  3. (Kazanım 2) Zecel nedir? İbn Kuzmân'ın şiir anlayışı belâgat geleneğiyle nasıl karşılaştırılabilir?
  4. (Kazanım 3) Müveşşahın kökeni hakkındaki görüşler nelerdir? Endülüs şiirinin etkileri hangi edebiyatlara uzanır?
  5. (Kazanım 4) Hurma şiirini, İbn Zeydûn'un ve İbn Hazm'ın dizelerini yakından okuyun; Türk okurunun bu şiirle bağını anlatın.

Cevaplar

  1. Özdemir'e göre Müslümanlar 711'de İberya'ya geçti ve Endülüs'te I. Abdurrahman'ın kurduğu Emevî devleti gelişti; ilk şairler fetih ordusuyla geldi ve Doğu'nun şekil ve temalarını sürdürdü. Nicholson'a göre Endülüslü âlimler ilim için Doğu'ya gitti, Ziryâb gibi Doğulu sanatçılar Kurtuba'ya geldi ve Doğulu eleştirmenler İbn Zeydûn gibi şairleri Doğu'nun büyük şairleriyle kıyasladı. Özdemir'e göre emirlik döneminin başından itibaren şiire Doğu özlemi ve tabiat tasviri girdi.
  2. Aydın'a göre kaside tek kafiyeyle ilerlerken müveşşahta aynı kafiyeyi taşıyan uzun beyitler ile kafiyesi değişen kısa bentler sırayla gelir ve şiir telli çalgılar eşliğinde söylenir. Harce, müveşşahı özetleyen son bölümdür; harcesi olmayan şiir müveşşah sayılmaz. Çoğu zaman bir kadın, bir genç ya da bir kuşun ağzından söylenir ve bazen halk Arapçası, Latince ve İspanyolca kelimeler içerir; böylece Endülüs'ün iki dili aynı şarkıda buluşur.
  3. Yıldız'a göre zecel, Arapça dilbilgisi kurallarına uymayıp yerel telaffuzu esas alan halk şiiridir; Özdemir'e göre halk Arapçası, Berberî lehçeleri ve Latincenin karışımıyla söylenir. İbn Kuzmân dilbilgisi kurallarının halk şiirinde zorlamaya yol açtığını ve şiirin herkesin anlayacağı halk diliyle yazılması gerektiğini söyler. Belâgat fasih dilin kurallarını yazarken İbn Kuzmân tam karşı yönde bir şiir anlayışı kurar.
  4. Aydın'a göre bazı rivayetler türü İmruülkays ve Ebû Nüvâs gibi Doğulu şairlere bağlar, ama araştırmalar bu rivayetleri çürütmüştür; ağır basan görüş müveşşahın İspanyol halk ozanlarının şarkılarının etkisiyle Endülüs'te doğduğudur. Özdemir'e göre genel kanaat türün ilk kez Endülüs'te Mukaddem b. Muâfâ tarafından ortaya konduğudur; Aydın'a göre bugüne ulaşan örnekler onu ilk kez Ubâde b. Mâüssemâ'nın yazıya geçirdiğini gösterir. Aydın'a göre müveşşah Mısır üzerinden Doğu'ya geçti, İbrânî şiirini etkiledi, Kastilya'da villancico'ya kaynak oldu ve İran üzerinden Türk şiirinde müstezadın doğuşuna katkıda bulundu.
  5. Hurma şiirinde şair ağacı kendine benzetir, ikisi de Doğu'dan Batı'ya taşınmıştır, ama ağaç ağlayamaz; terk edilmiş konak yerinin yerini bir saray bahçesindeki yalnız ağaç, sevgilinin yerini yurt alır. İbn Zeydûn'da parlayan manzara ile yalnız şair karşıtlık kurar; kopan gerdanlık ayrılığın da imgesidir. İbn Hazm'ın dizelerinde yakılan kâğıda karşı bilginin göğüste güvende olduğu söylenir. Türk okuru için müveşşah, müstezad aracılığıyla Divan şiirine uzanır; İbn Hazm'ın Güvercin Gerdanlığı Mahmut Kanık'ın çevirisiyle Türkçededir.

Okuma

  • İbn Hazm, Güvercin Gerdanlığı, Arapçadan çev. Mahmut Kanık (İstanbul 1985; sonraki baskılar).
  • Mustafa Aydın, «Müveşşah», ve Musa Yıldız, «Zecel», TDV İslâm Ansiklopedisi.
  • Reynold A. Nicholson'un Arap edebiyatı tarihi (Londra, 1907), İspanya'daki Araplara ayrılan bölüm.
  • Bir Divan şairinin müstezadını bulun ve Nicholson'un müveşşah şemasıyla karşılaştırın: iki şekilde de ana kafiye nasıl dönüyor, ek dize ya da kısa bent şiire ne katıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: Kurtuba'da bir saray bahçesi; tek başına bir hurma ağacı; ağaca bakan bir adamın gölgesi; arkada doğuya uzanan bir ufuk.
  • 1:10–1:40 Büyük soru: Arap harfleriyle yazılmış bir kaside sayfası bir haritada batıya kayar, yolda kenarlarına yeni harfler eklenir.
  • 1:40–3:00 Bağlam: 711'de Cebelitarık'tan geçen bir ordu; Kurtuba, Toledo, Sevilla; Doğu'ya giden âlim kervanları; Kurtuba sarayında bir ud ve Ziryâb'ın gölgesi; sabanın başında şiir okuyan bir köylü.
  • 3:00–5:00 Ana anlatı — Doğu'nun kalıpları, Batı'nın bahçeleri: parçalanan bir halifelik haritası küçük emirliklere bölünür; saray bahçeleri, çeşmeler; bir şair ile bir prensesin karşılıklı dizeleri.
  • 5:00–8:00 Ana anlatı — Kasideden şarkıya: tek kafiyeli bir kaside sütunu kırılır, uzun beyitler ve kısa bentler sırayla dizilir; müzisyenler ve bir koro; son bentte Arap harfleri arasında Latin harfleri belirir; bir meyhanede zecel söyleyen bir kalabalık.
  • 8:00–10:00 Ana anlatı — Kök nerede, kapı nereye?: iki ok, biri Doğu'dan, biri İspanyol ozanlarından Endülüs'e; sonra Endülüs'ten çıkan oklar: bir İbrânî kitap, bir Kastilya şarkısı, İran, bir Osmanlı divanı.
  • 10:00–12:10 Metin anı: yalnız bir hurma ağacı; Zehrâ'da gülen çeşmeler ve saçılan inciler; bir meydanda yakılan kitaplar, alevlerden uçan kâğıtlar ve dizeleri içinde taşıyan bir adam.
  • 12:10–13:00 Cevap ve bağlantı: Endülüs'ten dört yöne dağılan şarkılar; bir müstezad sayfası.
  • 13:00–13:30 Kapanış kancası: bir yatak odasında gece; bir kadın konuşmaya başlar, pencerede sabah yaklaşır.

Telaffuz

  • Endülüs: «en-dü-LÜS»; Kurtuba: «KUR-tu-ba»; I. Abdurrahman: «ab-dur-rah-MAN»; Ziryâb: «zir-YAB»; mülûkü't-tavâif: «mü-lu-küt-ta-VA-if»; İbn Zeydûn: «İBN zey-DUN»; Vellâde: «vel-LA-de»; Zehrâ: «zeh-RA».
  • Müveşşah: «mü-veş-ŞAH»; harce: «HAR-ce»; zecel: «ZE-cel»; İbn Kuzmân: «İBN kuz-MAN»; Mukaddem b. Muâfâ: «mu-KAD-dem bin mu-a-FA»; Ubâde b. Mâüssemâ: «u-BA-de bin ma-üs-se-MA»; villancico: «vi-yan-Sİ-ko»; müstezad: «müs-te-ZAD»; İbn Hazm: «İBN HAZM»; Tavku'l-hamâme: «TAV-kul ha-MA-me».