İçeriğe geç

Ünite EDB-232-06 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı

Sadi

EDB-232 Fars Edebiyatı

1.991 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 9 dk

  • karışık nesir
  • seci
  • sehl-i mümteni
  • kıssadan hisse
  • şerh
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Çiçekler'e göre Sa'dî 1213-1218 arasında Şiraz'da doğar, Bağdat'ta okur, 1257'de Şiraz'a döner ve 1292'de ölür; hayatına dair bilgiler sınırlıdır ve eserlerinden çıkarılan biyografiler ihtiyatla okunmalıdır.
  2. Bostan manzumdur ve ideal dünyayı anlatır; Gülistan 1258'de yazılmış, şiirle karışık bir düzyazıdır ve önsözden sonra sekiz bölümden oluşur. Yazıcı'ya göre hikâyeler her zaman bölüm konusuyla bağdaşmaz.
  3. Sa'dî secili nesri yumuşatıp sadeleştirir; Çiçekler'e göre dili akıcıdır ve sehl-i mümteni taşır; yaygın kelimeler, Türkçe kelimeler ve atasözü hâline gelmiş sözler kullanır.
  4. Gülistan'daki bazı uzak yolculuklar tarihle örtüşmediği için şairane hayal sayılır; «ben» diye anlatılan her hikâye otobiyografi değildir.
  5. Seyf-i Fergânî Aksaray'da Sa'dî'ye nazireler yazar; Seyf-i Sarâyî 1391'de Gülistan'ı Kıpçak Türkçesine çevirir; Sûdî Bosnevî şerh eder; Kemalpaşazâde Nigâristân'ı onu örnek alarak yazar; Kilisli Rifat ve Hikmet İlaydın gibi çevirmenler geleneği sürdürür.

Kazanımlar

  • Sa'dî-i Şîrâzî'nin hayatını, hayatına dair bilgilerin sınırlarını ve yolculuk hikâyelerinin nasıl okunması gerektiğini açıklayabilir.
  • Bostan ile Gülistan'ı karşılaştırabilir; Gülistan'ın yapısını, karışık nesir ve seci kavramlarıyla anlatabilir.
  • Sa'dî'nin dilini sehl-i mümteni kavramıyla değerlendirebilir ve öğüt ile hikâye arasındaki ilişkiyi tartışabilir.
  • Gülistan'ın Türkçe çevirilerini, şerhlerini ve taklitlerini anlatabilir; Âdemoğulları beytini, Trablus hikâyesini ve eserin kapanış sözünü yakından okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Doğu Akdeniz kıyısında, Trablus'un hendeklerinde, Frenkler bir grup esiri toprak kazmaya zorlamaktadır. Aralarında Şirazlı bir derviş vardır. Şam'daki dostlarına küsüp Kudüs çöllerine çekilmiş, orada esir düşmüştür. Halepli eski bir tanıdığı onu görür, on dinar ödeyerek kurtarır ve kızıyla evlendirir.

Kız huysuz çıkar. Bir gün kocasına sitem eder: sen babamın on dinara esirlikten kurtardığı adam değil misin? Derviş cevap verir: evet, beni on dinara esirlikten kurtardı, yüz dinara da sana esir etti.

Büyük soru

Bu hikâye Sa'dî'nin Gülistan'ındadır ve Sa'dî onu kendi başından geçmiş gibi anlatır. Ama gerçekten geçmiş midir? Bir kitap, kısa hikâyelerle, esprilerle ve beyitlerle nasıl bir hayat dersine dönüşür? Ve bu öğüt kitabı neden yüzyıllar boyunca Türkçe konuşanların elinde de dolaştı?

Bağlam

Mustafa Çiçekler'in hazırladığı ansiklopedi maddesine göre Sa'dî Şiraz'da doğar; en güvenilir hesapla 1213-1218 arasında. Bağdat'ta Nizâmiye Medresesi'nde okur, uzun bir aradan sonra 1257'de Şiraz'a döner ve 1292'de orada ölür. Çiçekler'e göre hayatına dair bilgiler sınırlıdır ve eserlerinden hareketle yazılan biyografiler, anlatılan olaylar tarihle uyuşmadığı için ihtiyatla karşılanmalıdır.

Sa'dî, önceki ünitede gördüğümüz Mevlânâ'nın çağdaşıdır. Ama çok farklı bir dünyada yaşar. Çiçekler'e göre gençliğinin hocası Bağdat'ta vaizlik yapmış ve Gülistan'ın yazıldığı 1258 yılında Moğolların Bağdat'ı istilası sırasında öldürülmüştür. Gülistan, bir medeniyet merkezinin yıkıldığı yıl yazılır.

Ana anlatı — İki kitap, iki bahçe

Çiçekler'e göre Sa'dî'nin en ünlü iki eseri Bostan ve Gülistan'dır. Bostan manzumdur; Sa'dî orada idealize ettiği dünyanın nasıl olması gerektiğini anlatır. Gülistan ise düzyazıdır, ama Farsça ve Arapça şiirlerle karışıktır.

Yazıcı'ya göre Gülistan, Salgurlu atabeg Ebû Bekir b. Sa'd adına 1258'de yazılır. Münacat, naat ve yazılış sebebini anlatan bir önsözden sonra sekiz bölüm gelir: padişahların davranışları, dervişlerin ahlakı, kanaatin fazileti, susmanın faydaları, aşk ve gençlik, güçsüzlük ve ihtiyarlık, terbiyenin etkisi, sohbet adabı.

Yazıcı'ya göre bölümler çoğu zaman gündelik hayatta karşılaşılan olaylardan ahlaki ve edebî sonuçlar çıkarılabilen hikâyeler, nükteler ve beyitlerle süslenir. Ama Yazıcı dürüst bir not da düşer: bu hikâyelerin her zaman bölümün konusuyla bağdaştığı söylenemez. Gülistan bir sistem değil, bir bahçedir; çiçekler yan yana ama her zaman sırayla dikilmemiştir.

Ana anlatı — Kolay görünen, taklit edilemeyen

Yazıcı'ya göre Sa'dî, kendinden önceki yazarların secili, yani uyaklı nesrinden etkilenir; ama onu yumuşatarak ve bir ölçüde sadeleştirerek kendine has bir nesir üslubu kurar.

Çiçekler'e göre Sa'dî'nin şiir ve nesrinin en belirgin özelliği akıcı olması ve sehl-i mümteni niteliği taşımasıdır. Kendinden önceki pek çok şairin aksine bilinen ve yaygın kelimeleri seçer; Arapça tamlamaları onlardan az kullanır. Çiçekler'e göre eserlerinde Farsçada kullanılan Türkçe kelimelere de yer verir. Toplumun düşüncesini dile getiren bazı sözleri zamanla atasözü olur.

Yazıcı'ya göre Gülistan kendi türü içinde ve sanat değeri bakımından taklit edilemeyen bir eserdir. Paradoks buradadır: taklit edilemeyen bu eser, belki de en çok taklit edilen Fars eserlerinden biri olmuştur.

Yaygın yanlış«*Gülistan*'daki yolculuklar Sa'dî'nin hayatının kesin kaydıdır; Kaşgar'a da, Hindistan'a da, Habeşistan'a da gitmiştir.»
Doğrusu

Çiçekler'e göre Sa'dî'nin Hicaz'a, Şam'a, Lübnan'a ve Anadolu'ya gittiği anlaşılır; ama özellikle Gülistan'da Kaşgar'a, Doğu Türkistan'a, Mısır'a, Habeşistan'a, Çin'e gittiğine dair anlatılanlar tarihî olaylarla örtüşmediği için şairane hayal ürünü sayılır. «Ben» diye anlatılan her hikâye bir otobiyografi değildir; bir öğüdü canlı kılmak için seçilmiş bir anlatıcı sesidir.

Ana anlatı — Türkçe bir gül bahçesi

Gülistan'ın Türk okurla ilişkisi erken ve derindir. Çiçekler'e göre Sa'dî hayattayken bile şöhret kazanmıştır; hayatının son yıllarında Aksaray'da yaşayan Seyf-i Fergânî onun bazı şiirlerine nazireler yazar ve onu över.

Yazıcı'ya göre Gülistan ilk kez 1391'de Seyf-i Sarâyî tarafından Kıpçak Türkçesine çevrilir; birkaç yıl sonra Çağatay Türkçesine de bir çevirisi yapılır. Sonra uzun bir çevirmen listesi gelir: Sûdî Bosnevî, Şem'î, Kilisli Rifat, Hikmet İlaydın ve daha niceleri.

Gülistan yalnızca çevrilmez, örnek de alınır. Yazıcı'ya göre Câmî'nin Bahâristân'ı ve Osmanlı âlimi Kemalpaşazâde'nin Nigâristân'ı bu taklitler arasındadır. Farsçanın Osmanlı dünyasındaki yerini düşündüğümüzde, Gülistan'ın çevirmenleri, şârihleri ve taklitçileri arasındaki Osmanlı adları, cevabın bir parçasının saraydan çok medreseden ve okuma odalarından geldiğini gösterir.

Metin anı

Önce birinci bölümden, bir hükümdara verilen öğüdün sonu:

Kulağındaki pamuğu çıkar ve insanlara adalet et; çünkü onlara adaleti esirgersen bir hesap günü vardır. Âdemoğulları birbirinin uzuvlarıdır, çünkü yaratılışta aynı kökten gelirler. Talihin dönüşü bir uzvu acıya uğratırsa öbür uzuvlar da acıyı duyar. Başkalarının derdine kayıtsız olan sen, sana insan derlerse bu ada layık değilsin.

Sonra ikinci bölümden, Trablus hikâyesinin sonu:

«Sen babamın on dinara Frenklerin esaretinden kurtardığı adam değil misin?» Cevap verdim: «Evet, on dinara esaretten kurtaran ve yüz dinara seninle köle eden odur.» Duydum ki yüce ve kudretli bir adam bir koyunu kurdun pençesinden kurtarmış. Aynı gece bıçağı boğazına dayayınca koyunun ruhu sitem etmiş: sen beni kurdun pençesinden kurtardın; ama sonunda senin de bana kurt olduğunu gördüm.

Son olarak kitabın kapanışından:

Bu eserin hiçbir yerinde, önceki yazarlardan ödünç şiirler koyma âdetine uymadım: insanın kendi yamalı ve eski hırkasını giymesi, başka birinin elbisesini ödünç istemesinden daha yakışıklıdır.

Âdemoğulları sözü Gülistan'ın en ünlü parçasıdır ve bağlamı önemlidir: bir hükümdara adalet öğüdü olarak söylenir. Kıssadan hisse, burada bir hikâyenin sonunda değil, bir yöneticinin yüzüne söylenir. Beden benzetmesi soyut bir ilkeyi somutlaştırır: bir uzvun acısı öbürlerine geçer. Son cümle ise insan olmanın bir ad değil, bir sorumluluk olduğunu söyler.

Trablus hikâyesi Sa'dî'nin yöntemini tek sahnede gösterir. Önce bir kişisel anı gibi başlayan anlatı, bir espriyle zirveye çıkar: on dinarlık özgürlük, yüz dinarlık esaret. Sonra Sa'dî hikâyeyi hemen başka bir hikâyeye bağlar: kurttan kurtarılan koyun. Kendi başından geçmiş gibi anlatılan olay, bir benzetmenin kanıtına dönüşür. Çiçekler'in uyarısını hatırlarsak, bu «ben» bir tanıktan çok bir anlatıcıdır.

Kapanış cümlesi Sa'dî'nin kendi estetiği üzerine bir beyandır. Önceki ünitelerde Fars geleneğinin ne kadar çok ödünç, nazire ve taklit ürettiğini gördük. Sa'dî yamalı hırka imgesiyle özgünlüğü savunur. İroni şudur: kendi hırkasını giyen bu kitap, yüzyıllar boyunca başkalarının en çok ödünç aldığı elbiselerden biri olacaktır.

Cevap ve bağlantı

Gülistan'daki hikâyeler gerçekten yaşanmış mıdır? Kaynaklarımıza göre bir kısmı muhtemelen evet, bir kısmı ise şairane hayaldir. Ama bu, kitabı zayıflatmaz. Gülistan bir tarih kitabı değil, bir öğüt kitabıdır; yaşanmış gibi anlatılan hikâye, öğüdü akılda tutulur kılar. Espri, beyit ve kısa hikâye birlikte çalışır.

Bir kitap nasıl yaşamayı öğretir? Sa'dî'nin cevabı sadeliktir: yaygın kelimeler, kısa hikâyeler, akılda kalan beyitler. Bu sadelik, eseri Seyf-i Sarâyî'nin Kıpçakçasından Sûdî'nin şerhine, Kemalpaşazâde'nin taklidinden Kilisli Rifat'ın çevirisine uzanan bir Türkçe gelenek hâline getirdi. Osmanlı okuru Farsçayı biraz da bu bahçede okudu.

Kapanış kancası

Sa'dî'nin öldüğü Şiraz'da, birkaç on yıl sonra başka bir şair doğdu. Onun gazelleri o kadar çok anlamlı bulundu ki insanlar kitabını rastgele açıp ilk gördükleri beyitle fal baktı. Osmanlı'da da üzerine şerhler yazıldı. Bir beyit nasıl oluyor da hem bir meyhane şarkısı, hem bir dua, hem de bir kehanet olarak okunabiliyor?

Özet kartı

  1. Çiçekler'e göre Sa'dî 1213-1218 arasında Şiraz'da doğar, Bağdat'ta okur, 1257'de Şiraz'a döner ve 1292'de ölür; hayatına dair bilgiler sınırlıdır ve eserlerinden çıkarılan biyografiler ihtiyatla okunmalıdır.
  2. Bostan manzumdur ve ideal dünyayı anlatır; Gülistan 1258'de yazılmış, şiirle karışık bir düzyazıdır ve önsözden sonra sekiz bölümden oluşur. Yazıcı'ya göre hikâyeler her zaman bölüm konusuyla bağdaşmaz.
  3. Sa'dî secili nesri yumuşatıp sadeleştirir; Çiçekler'e göre dili akıcıdır ve sehl-i mümteni taşır; yaygın kelimeler, Türkçe kelimeler ve atasözü hâline gelmiş sözler kullanır.
  4. Gülistan'daki bazı uzak yolculuklar tarihle örtüşmediği için şairane hayal sayılır; «ben» diye anlatılan her hikâye otobiyografi değildir.
  5. Seyf-i Fergânî Aksaray'da Sa'dî'ye nazireler yazar; Seyf-i Sarâyî 1391'de Gülistan'ı Kıpçak Türkçesine çevirir; Sûdî Bosnevî şerh eder; Kemalpaşazâde Nigâristân'ı onu örnek alarak yazar; Kilisli Rifat ve Hikmet İlaydın gibi çevirmenler geleneği sürdürür.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Karışık nesirProsimetrumDüzyazı ile şiirin iç içe kullanıldığı anlatım
SeciRhymed proseDüzyazıda cümle sonlarının kafiye gibi ses bakımından uyuşması
Sehl-i mümteniInimitable simplicitySöylemesi kolay görünen ama benzeri söylenemeyen sade ifade
Kıssadan hisseMoral of the storyBir hikâyeden çıkarılan ahlaki ders
ŞerhCommentaryBir eserin kelime ve anlamlarını açıklayan yorum kitabı

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Sa'dî'nin hayatı hakkında neler biliyoruz? Çiçekler bu bilgilerin sınırları hakkında ne söyler?
  2. (Kazanım 2) Bostan ile Gülistan'ı karşılaştırın. Gülistan'ın yapısı nasıldır?
  3. (Kazanım 3) Sa'dî'nin dili ve üslubu nasıl tanımlanır? Sehl-i mümteni ve seci kavramlarıyla açıklayın.
  4. (Kazanım 3) «Gülistan'daki yolculuklar Sa'dî'nin hayatının kesin kaydıdır» yargısını kaynaklarla tartışın.
  5. (Kazanım 4) Gülistan'ın Türkçedeki yolculuğunu anlatın. Âdemoğulları sözünü, Trablus hikâyesini ve kapanış cümlesini yakından okuyun.

Cevaplar

  1. Çiçekler'e göre Sa'dî Şiraz'da, en güvenilir hesapla 1213-1218 arasında doğar; Bağdat'ta Nizâmiye Medresesi'nde okur, 1257'de Şiraz'a döner, Salgurlu atabeglerin çevresine girer ve 1292'de Şiraz'da ölür. Gençliğinin hocası 1258'de Moğolların Bağdat istilasında öldürülür. Çiçekler'e göre hayatına dair bilgiler sınırlıdır ve eserlerinden hareketle yazılan biyografiler, anlatılan olaylar tarihle uyuşmadığı için ihtiyatla karşılanmalıdır.
  2. Çiçekler'e göre Bostan manzumdur ve Sa'dî'nin idealize ettiği dünyanın nasıl olması gerektiğini anlatır; Gülistan ise Farsça ve Arapça şiirlerle karışık bir düzyazıdır. Yazıcı'ya göre Gülistan 1258'de Salgurlu atabeg Ebû Bekir b. Sa'd adına yazılır; bir önsözden sonra padişahlar, dervişler, kanaat, susmak, aşk ve gençlik, ihtiyarlık, terbiye ve sohbet adabı üzerine sekiz bölümden oluşur; bölümler hikâyeler, nükteler ve beyitlerle süslenir, ama hikâyeler her zaman bölüm konusuyla bağdaşmaz.
  3. Yazıcı'ya göre Sa'dî önceki yazarların secili nesrinden etkilenir ama onu yumuşatıp sadeleştirerek kendine has bir üslup kurar. Çiçekler'e göre dili akıcıdır ve sehl-i mümteni taşır: söylemesi kolay görünen ama benzeri söylenemeyen bir sadelik. Yaygın kelimeleri seçer, Arapça tamlamaları az kullanır, Farsçada kullanılan Türkçe kelimelere yer verir; bazı sözleri atasözü olur.
  4. Yargı yanlıştır. Çiçekler'e göre Sa'dî'nin Hicaz'a, Şam'a, Lübnan'a ve Anadolu'ya gittiği anlaşılır; ama özellikle Gülistan'da Kaşgar, Doğu Türkistan, Mısır, Habeşistan ve Çin gibi yerlere gittiğine dair hikâyeler tarihî olaylarla örtüşmediği için şairane hayal ürünü sayılır. 1900 tarihli İngilizce derlemenin girişi bu hikâyeleri biyografi gibi okur, ama «ben» diye anlatılan her hikâye bir öğüdü canlı kılmak için seçilmiş bir anlatıcı sesidir.
  5. Çiçekler'e göre Seyf-i Fergânî Aksaray'da Sa'dî'ye nazireler yazar; Yazıcı'ya göre Gülistan 1391'de Seyf-i Sarâyî tarafından Kıpçak Türkçesine, birkaç yıl sonra Çağatay Türkçesine çevrilir, Sûdî Bosnevî ve başkaları tarafından çevrilip şerh edilir, Kemalpaşazâde onu örnek alarak Nigâristân'ı yazar; Kilisli Rifat ve Hikmet İlaydın gibi çevirmenler geleneği sürdürür. Âdemoğulları sözü bir hükümdara adalet öğüdüdür ve beden benzetmesiyle ortak acıyı somutlaştırır. Trablus hikâyesi kişisel anı gibi başlar, bir espriyle zirveye çıkar ve kurt ile koyun benzetmesine bağlanır. Kapanış cümlesi yamalı hırka imgesiyle özgünlüğü savunur; ironik olarak eser, en çok ödünç alınan kitaplardan biri olur.

Okuma

  • Sa'dî-i Şîrâzî, Gülistan, Farsçadan çev. Kilisli Rifat ya da Hikmet İlaydın (İstanbul 1946, 1974).
  • Seyf-i Sarâyî, Gülistan Tercümesi, haz. A. Fehmi Karamanlıoğlu.
  • Tahsin Yazıcı, «Gülistân», TDV İslâm Ansiklopedisi.
  • Gülistan'ın bir bölümünden üç kısa hikâye seçin. Her birinin sonundaki beyti ya da sözü bulun ve hikâyeyle ilişkisini inceleyin. Hisse hikâyeden mi doğuyor, yoksa hikâye hisseyi süslemek için mi anlatılıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: kıyıda hendek kazan zincirli esirler; bir süvari durur ve bir esiri tanır; bir evde tartışan bir karı koca; on ve yüz dinar yazan iki kese.
  • 1:10–1:50 Büyük soru: bir hikâye kitabının sayfası; bir sütunda «yaşandı», öbüründe «anlatıldı» yazar; bir çizgi arada gidip gelir.
  • 1:50–3:20 Bağlam: Şiraz'dan Bağdat'a bir yol; bir medrese; 1258'de yanan bir kent silüeti.
  • 3:20–5:40 Ana anlatı — İki kitap, iki bahçe: iki bahçe kapısı, birinin üzerinde «Bostan», öbüründe «Gülistan»; sekiz yolu olan bir gül bahçesi; yolların bazıları birbirine karışır.
  • 5:40–8:00 Ana anlatı — Kolay görünen, taklit edilemeyen: süslü, uyaklı bir cümle sadeleşerek kısalır; bir tüy kaleminin kolayca yazdığı bir satırı başka eller kopyalamaya çalışır ve bozar.
  • 8:00–10:10 Ana anlatı — Türkçe bir gül bahçesi: Aksaray'da bir şair; bir Kıpçak yazması; bir şârihin sayfa kenarlarına yazdığı notlar; bir kitapçı rafında Türkçe Gülistan kapakları.
  • 10:10–12:20 Metin anı: birbirine bağlı uzuvlardan oluşan bir insan figürü, bir uzvu kızarınca hepsi titrer; kurttan kurtarılan bir koyun ve arkasında bir bıçak; yamalı bir hırka ile parlak ödünç bir elbise.
  • 12:20–13:00 Cevap ve bağlantı: bir gül bahçesinin kapısından çıkan yollar farklı dillerde yazılmış tabelalara ulaşır.
  • 13:00–13:30 Kapanış kancası: gece, bir divan rastgele açılır; parmak bir beyitte durur.

Telaffuz

  • Sa'dî-i Şîrâzî: «sa-Dİ-yi şi-ra-Zİ» (uzun i ve a); Şiraz: «şi-RAZ»; Bostan: «bos-TAN»; Gülistan: «gü-lis-TAN»; Trablus: «trab-LUS»; Salgurlu: «sal-gur-LU»; Ebû Bekir b. Sa'd: «e-BU be-KİR bin SA'D».
  • sehl-i mümteni: «seh-Lİ müm-te-Nİ»; seci: «SEC-i»; şerh: «ŞERH»; Seyf-i Fergânî: «sey-Fİ fer-ga-Nİ»; Seyf-i Sarâyî: «sey-Fİ sa-ra-Yİ»; Sûdî Bosnevî: «su-Dİ bos-ne-Vİ»; Kemalpaşazâde: «ke-mal-pa-şa-za-DE»; Nigâristân: «ni-ga-ris-TAN»; Mustafa Çiçekler: «mus-ta-FA çi-çek-LER».