İçeriğe geç

Ünite EDB-232-05 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı

Mevlana

EDB-232 Fars Edebiyatı

2.058 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • mahlas
  • semâ
  • kâtib-i esrâr
  • bahir
  • şiir bütünlüğü
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Öngören'e göre Mevlânâ 1207'de Belh'te doğar ve Konya'ya gelir; bazı şiir ve mektupları Arapça olsa da eserleri Farsçadır. Yazıcı'ya göre şiirleri Rûdekî'den Hayyam'a, özellikle Senâî ve Attâr'a uzanan Fars geleneğini hatırlatır.
  2. Yazıcı'ya göre divanın şiirlerinin çoğu Şems'le karşılaşmadan sonra, çoğu zaman semâ sırasında söylenir; kâtib-i esrâr denilen kâtipler anında kaydeder ve şiirler aruzun yirmi bir bahrine göre düzenlenir. Güvenilir nüshalar 43.000 beyitten fazladır.
  3. Mevlânâ gazellerinde kendi adını değil, genellikle Şems ya da Şems-i Tebrîzî mahlasını kullanır; Nicholson'a göre divan Şems'e hiç atfedilmemiştir ve Şems adı İlâhî Sevgili'yi temsil eder.
  4. Yazıcı'ya göre Mevlânâ'nın her gazeli bir bütündür ve beyit sayısı serbesttir; Horasan'ın halk Farsçasıyla yazar, Arapça ve Anadolu halk Rumcası parçalar, Türk atasözleri ve deyimleri divanda yer alır; vezinden ve kafiyeden yakınır.
  5. Türkçe çeviriler: Midhat Bahârî'nin seçkisi (1944), Gölpınarlı'nın 282 gazellik seçkisi (1955) ve bütün divan çevirisi (1957-1974); rubaileri Yücel, Âsaf Hâlet Çelebi, Gençosman, Gölpınarlı ve Şefik Can çevirmiştir.

Kazanımlar

  • Mevlânâ'yı Fars şiir geleneği içinde, Senâî ve Attâr'ın izinden giden bir şair olarak konumlandırabilir.
  • Dîvân-ı Kebîr'in nasıl söylendiğini, kaydedildiğini ve düzenlendiğini semâ, kâtib-i esrâr ve bahir kavramlarıyla açıklayabilir.
  • Mevlânâ'nın şiirlerini neden Şems adıyla imzaladığını ve gazeli klasik biçimden nasıl uzaklaştırdığını değerlendirebilir.
  • Dîvân-ı Kebîr'in Türkçe çevirilerini anlatabilir; Mevlânâ'nın şiir üzerine sözünü, Nicholson'ın Şems adı üzerine yorumunu ve bir gazelden bölümü yakından okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Konya, on üçüncü yüzyıl. Bir müderris, öğrencilerine şunu söyler: benim memleketim Horasan'da şiir söylemekten daha ayıp bir iş yoktu. Orada kalsaydım ders verir, kitap yazar, zühd içinde yaşardım. Şiire beni sevenlerin isteğiyle başladım.

Bu sözü söyleyen, bugün elimizde kırk bin beyti aşan bir divanın şairidir. O beyitlerin çoğunu kendi eliyle hiç yazmaz. Semâ ederken söyler; yanındaki kâtipler anında kaydeder. Divanın adı Dîvân-ı Kebîr, yani «Büyük Divan»dır. Ama şairin kendi adı gazellerin sonunda neredeyse hiç geçmez. Orada başka bir adamın adı vardır: Şems.

Büyük soru

Şiiri ayıp sayan bir bilgin, nasıl olup da Fars edebiyatının en büyük lirik şairlerinden biri oldu? Ve kırk bin beyti aşan bir divanı neden kendi adıyla değil de bir dostunun adıyla imzaladı?

Bağlam

Reşat Öngören'in TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki «Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî» maddesine göre Mevlânâ 1207'de Horasan'ın Belh şehrinde doğar ve ailesiyle birlikte Anadolu'ya, Konya'ya gelir. Öngören'e göre şiirlerinin ve mektuplarının bir kısmı Arapça olsa da eserleri Farsçadır.

Önceki ünitede Attâr'ın Mevlânâ'yı hazırladığını görmüştük. Tahsin Yazıcı'nın «Dîvân-ı Kebîr» maddesine göre Mevlânâ İran edebiyatını bütün incelikleriyle bilir: şiirleri arasında Rûdekî'yi, Menûçihrî'yi, hatta Hayyam'ı, özellikle Senâî ile Attâr'ı hatırlatanlar vardır. Yazıcı'nın aktardığına göre oğlu Sultan Veled, babasının şiirini Enverî gibi dünyevi saray şairlerinin şiirinden ayırır ve Senâî ile Attâr'ın yanına koyar.

Mesnevî'yi ve Neyname'yi EDB-206-04'te, Türk tasavvuf edebiyatının içinden okumuştuk. Bu ünitede Mevlânâ'nın öbür büyük eserine, Dîvân-ı Kebîr'e ve onun Fars şiir geleneğindeki yerine bakacağız.

Ana anlatı — Semâda söylenen şiir

Yazıcı'ya göre Mevlânâ'nın şiirlerinin çoğu Şems-i Tebrîzî ile karşılaşmasından sonraki döneme aittir. Oğlu Sultan Veled de babasının Şems'ten sonra kendini şiire verdiğini söyler. Öngören'e göre ilâhî aşkı ve vecdi dile getiren asıl Mevlânâ bu dönemde doğar: önceleri aşkı takvasında gizliyken, artık takvası aşkında gizlenir.

Şiirler nasıl yazıya geçer? Yazıcı'ya göre Mevlânâ'nın çeşitli yer ve zamanlarda, özellikle semâ sırasında söylediği şiirler, «kâtib-i esrâr» denilen özel kâtipler tarafından anında kaydedilir. Mevlânâ şiirlerinin hiçbirini eline kalem alıp kendisi yazmaz. Yazıcı bunu şiir yazma kaygısı taşımadığının bir işareti sayar.

Kayıtlar bir düzene sokulur. Yazıcı'ya göre şiirler söylendikleri aruz bahirlerine göre düzenlenir; aruzun yirmi bir ayrı bahrinde söylenen şiirler, her bahir birer küçük divan oluşturacak biçimde bir araya gelir.

Yazıcı'ya göre divanın yazma nüshaları 30.000 ile 50.000 beyit arasında değişir; asıl güvenilir nüshalar 43.000 beyitten fazladır. Bedîüzzaman Fürûzanfer'in eleştirel neşri 3229 gazel ve terkibibendle 1765 rubai içerir.

Ana anlatı — Kendi adını değil, dostunun adını yazmak

Klasik gazelde şair son beyitte kendi mahlasını, yani şiir adını söyler. Önceki ünitelerde gördüğümüz saray şairleri, kendi adlarıyla ün ve ödül kazanıyordu. Mevlânâ bu kuralı tersine çevirir.

Yazıcı'ya göre gazellerde Selâhaddin ve Hüsâmeddin Çelebi adlarına da rastlanır; Şems'ten önceki şiirlerde görülen «Hâmûş», yani «susan» mahlasının Şems'le ilgisi ise bilinmez. Şair, dostlarının adıyla konuşur ve kendi adıyla susar.

Yaygın yanlış«*Dîvân-ı Şems*'i Şems-i Tebrîzî yazmıştır; Mevlânâ yalnızca onun şiirlerini derlemiştir.»
Doğrusu

Yazıcı'ya göre divanın şiirleri Mevlânâ'nındır; Şems adı bir mahlas olarak kullanılmıştır. Nicholson da divanın hiçbir zaman Şems'e atfedilmediğini, Şems'in muhtemelen divan tamamlanmadan öldüğünü yazar. Ad, bir yazarı değil, şairin sevgilisini ve kendi içindeki dönüşümü gösterir.

Ana anlatı — Vezne sığmayan anlam

Yazıcı'ya göre Mevlânâ'nın şiiri biçim bakımından da özgürdür. Klasik gazelde her beyit kendi içinde tamamlanır ve beyitler arasında anlam ilgisi aranmaz; gazelin belli bir beyit sayısı vardır. Mevlânâ'nın her şiiri ise bir bütündür: ilk beyitte hangi düşünceyi ele almışsa son beyte kadar onu işler. Üç dört beyitlik gazellerin yanında doksan beyitlik gazeller de vardır.

Dil de öyle. Yazıcı'ya göre Mevlânâ divanda da Mesnevî'de olduğu gibi Horasan'ın halk Farsçasını kullanır; şiirlerine giren Arapça parçalar halk Arapçası, Rumca şiirleri de on üçüncü yüzyıl Anadolu'sunun halk Rumcasıdır. Yazıcı'ya göre divanın panoramasında Türk atasözleri, gelenekler ve halk deyimleri de yer alır. Konya'da yaşayan Horasanlı bir şairin divanı, Anadolu'nun çok dilli sokaklarını da taşır.

Yazıcı'ya göre Mevlânâ vezni, kafiyeyi, hatta sözü anlamı kısıtlayan unsurlar olarak görür ve pek çok gazelinde vezinden yakınır. Yeniden doğan bir Fars şiir geleneği, burada kendi kurallarını sorgulayan bir şaire ulaşır.

Metin anı

Önce Mevlânâ'nın kendi sözü, Yazıcı'nın aktarımıyla:

Şiir de nedir ki ondan söz edeyim; şairlerin hünerlerinden başka hünerim var benim.

Sonra Nicholson'ın 1898 seçkisine yazdığı girişten, Şems adı üzerine:

Divan hiçbir zaman, muhtemelen divan tamamlanmadan ölmüş olan Şems-i Tebrîzî'ye atfedilmedi. Öyleyse onun adı neden başlık sayfasında ve gazellerin çoğunun sonunda geçiyor? Kimdi o?

Son olarak aynı seçkiden bir gazelin ilk beyitleri:

Gerçek aşkı giysi gibi giymeyen ruh hiç olmasaydı daha iyiydi; varlığı yalnızca utançtır.
Aşkla sarhoş ol, çünkü var olan her şey aşktır; aşkın alışverişi olmadan Sevgili'ye giriş yoktur.
«Aşk nedir?» derler. De ki: «İradeden vazgeçmek.» İradeden kurtulmamış olanın iradesi yoktur.

Mevlânâ'nın cümlesi, kırk bin beyti aşan bir divanın şairinden geldiği için şaşırtıcıdır. Şiiri bir meslek, bir «hüner» olarak küçümser. Önceki ünitelerde gördüğümüz saray şairleri için şiir tam da bir hünerdi: irtical, methiye, ödül. Mevlânâ şiiri bir araç, bir taşıyıcı olarak görür; asıl olan onun taşıdığıdır. Divanın kendi eliyle yazılmamış olması da bu tavırla uyumludur.

Nicholson'ın sorusu bu divanın en büyük tuhaflığını adlandırır. Başka bir yerde Nicholson bu durumu Platon ile Sokrates'in ilişkisine benzetir: öğrenci, kendi sözlerini ustasının ağzından söyler. Ama Mevlânâ'da benzetme daha ileri gider. Nicholson'a göre Mevlânâ için Şems, bütün adların içinde görünüp sonunda eridiği tek varlığın, İlâhî Sevgili'nin temsilidir. Mahlas burada bir imza olmaktan çıkar, bir adanmaya dönüşür.

Gazelin beyitleri Yazıcı'nın sözünü ettiği bütünlüğü gösterir. Üç beyit aynı düşünceyi basamak basamak kurar: aşksız ruh boştur, her şey aşktır, aşk iradeden vazgeçmektir. Beyitler birbirinden bağımsız inciler gibi değil, bir akıl yürütmenin halkaları gibi dizilir. Önceki ünitede Attâr'ın hüdhüdünün bülbüle söylediğini hatırlayalım: bağlılığın yönünü değiştir. Mevlânâ aynı dersi bir tanımla verir: aşk, kendi iradesinden kurtulmaktır.

Cevap ve bağlantı

Şiiri ayıp sayan bir bilgin nasıl büyük bir lirik şair oldu? Kaynaklarımıza göre bir karşılaşmayla ve bir yöntemle. Karşılaşma Şems'tir: şiirlerin çoğu ondan sonra doğar. Yöntem semâ ve kâtiplerdir: şiir yazılmaz, söylenir ve kayda geçer. Mevlânâ'nın şiirle mesafesi, onun şiirini saray şiirinin hünerinden ayıran şeyin ta kendisidir.

Neden bir dostunun adıyla imzaladı? Çünkü bu divanda şair kendini değil, sevgilisini görünür kılmak ister; Nicholson'a göre Şems, bütün adların eridiği tek varlığın adıdır. Türk okur bu divana önce seçkilerle, sonra bütünüyle ulaştı: Yazıcı'ya göre Midhat Bahârî 1944'te bir seçkiyi, Gölpınarlı 1955'te 282 gazeli, 1957-1974 arasında ise divanın tamamını Türkçeye çevirdi; rubailer de Hasan Âli Yücel'den Şefik Can'a pek çok çevirmenin elinden geçti. Bu kursun büyük sorusunun en yakın cevabı belki burada: Osmanlı okurunun okuduğu en büyük Farsça şairlerden biri, Konya'da yaşamış ve Anadolu'nun dillerini şiirine katmıştı.

Kapanış kancası

Mevlânâ Konya'da gazellerini söylerken, İran'ın güneyinde, Şiraz'da başka bir şair uzun yolculuklarından dönmüştü. Gördüklerini kısa hikâyelere, öğütlere ve beyitlere dönüştürdü; kitaplarından birine Bostan, öbürüne Gülistan adını verdi. Bir gül bahçesi, bir insanın nasıl yaşaması gerektiğini nasıl öğretir?

Özet kartı

  1. Öngören'e göre Mevlânâ 1207'de Belh'te doğar ve Konya'ya gelir; bazı şiir ve mektupları Arapça olsa da eserleri Farsçadır. Yazıcı'ya göre şiirleri Rûdekî'den Hayyam'a, özellikle Senâî ve Attâr'a uzanan Fars geleneğini hatırlatır.
  2. Yazıcı'ya göre divanın şiirlerinin çoğu Şems'le karşılaşmadan sonra, çoğu zaman semâ sırasında söylenir; kâtib-i esrâr denilen kâtipler anında kaydeder ve şiirler aruzun yirmi bir bahrine göre düzenlenir. Güvenilir nüshalar 43.000 beyitten fazladır.
  3. Mevlânâ gazellerinde kendi adını değil, genellikle Şems ya da Şems-i Tebrîzî mahlasını kullanır; Nicholson'a göre divan Şems'e hiç atfedilmemiştir ve Şems adı İlâhî Sevgili'yi temsil eder.
  4. Yazıcı'ya göre Mevlânâ'nın her gazeli bir bütündür ve beyit sayısı serbesttir; Horasan'ın halk Farsçasıyla yazar, Arapça ve Anadolu halk Rumcası parçalar, Türk atasözleri ve deyimleri divanda yer alır; vezinden ve kafiyeden yakınır.
  5. Türkçe çeviriler: Midhat Bahârî'nin seçkisi (1944), Gölpınarlı'nın 282 gazellik seçkisi (1955) ve bütün divan çevirisi (1957-1974); rubaileri Yücel, Âsaf Hâlet Çelebi, Gençosman, Gölpınarlı ve Şefik Can çevirmiştir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
MahlasPen nameKlasik şairin gazelin son beytinde andığı şiir adı
SemâSamaMüzik eşliğinde dönerek yapılan zikir ve vecd hâli
Kâtib-i esrârSecretary of mysteriesMevlânâ'nın söylediği şiirleri anında kaydeden özel kâtipler
BahirMeter familyAruzda birbirine benzeyen kalıpların oluşturduğu aile
Şiir bütünlüğüUnity of the poemBeyitlerin tek bir düşünceyi baştan sona geliştirdiği şiir yapısı

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Mevlânâ'yı Fars şiir geleneği içinde nasıl konumlandırırsınız? Sultan Veled babasının şiirini hangi şairlerin yanına koyar?
  2. (Kazanım 2) Dîvân-ı Kebîr'in şiirleri nasıl söylendi, kaydedildi ve düzenlendi?
  3. (Kazanım 3) Mevlânâ gazellerinde neden kendi adını değil Şems'in adını kullanır? «Dîvân-ı Şems'i Şems yazmıştır» yargısını tartışın.
  4. (Kazanım 3) Mevlânâ'nın gazelleri klasik gazelden biçim ve dil bakımından nasıl ayrılır?
  5. (Kazanım 4) Dîvân-ı Kebîr'in Türkçe çevirilerini anlatın. Mevlânâ'nın şiir üzerine sözünü, Nicholson'ın sorusunu ve gazelden seçilen beyitleri yakından okuyun.

Cevaplar

  1. Öngören'e göre Mevlânâ 1207'de Belh'te doğar, Konya'da yaşar ve eserlerini Farsça yazar. Yazıcı'ya göre İran edebiyatını bütün incelikleriyle bilir; şiirleri Rûdekî, Menûçihrî, Hayyam ve özellikle Senâî ile Attâr'ı hatırlatır. Sultan Veled babasının şiirini Enverî gibi dünyevi saray şairlerinden ayırır ve Senâî ile Attâr gibi tasavvuf şairlerinin yanına koyar.
  2. Yazıcı'ya göre şiirlerin çoğu Şems'le karşılaşmadan sonra, çeşitli yer ve zamanlarda, özellikle semâ sırasında o anda söylenir. Kâtib-i esrâr denilen özel kâtipler şiirleri anında kaydeder; Mevlânâ hiçbir şiirini kendi eliyle yazmaz. Şiirler söylendikleri aruz bahirlerine göre düzenlenir ve yirmi bir bahrin her biri küçük bir divan oluşturur; nüshalar 30.000-50.000 beyit arasındadır, güvenilir nüshalar 43.000 beyti aşar.
  3. Yazıcı'ya göre Mevlânâ gazellerinde genellikle Şems ya da Şems-i Tebrîzî mahlasını, bazen Selâhaddin ve Hüsâmeddin Çelebi adlarını kullanır. Nicholson'a göre Şems, bütün adların eridiği tek varlığın, İlâhî Sevgili'nin temsilidir; mahlas bir imza olmaktan çıkıp adanmaya dönüşür. Yargı yanlıştır: şiirler Mevlânâ'nındır; Nicholson'a göre divan hiçbir zaman Şems'e atfedilmemiştir ve Şems muhtemelen divan tamamlanmadan ölmüştür.
  4. Klasik gazelde her beyit kendi içinde tamamlanır ve beyit sayısı bellidir; Yazıcı'ya göre Mevlânâ'nın her gazeli ise ilk beyitteki düşünceyi son beyte kadar geliştiren bir bütündür ve üç beyitten doksan beyte kadar uzayabilir. Horasan'ın halk Farsçasıyla yazar; halk Arapçası ve Anadolu'nun halk Rumcasıyla parçalar, Türk atasözleri ve deyimleri divanda yer alır; vezni ve kafiyeyi anlamı kısıtlayan unsurlar sayar ve vezinden yakınır.
  5. Yazıcı'ya göre Midhat Bahârî 1944'te bir seçkiyi, Gölpınarlı 1955'te 282 gazeli ve 1957-1974 arasında bütün divanı Türkçeye çevirir; rubailer Hasan Âli Yücel, Âsaf Hâlet Çelebi, Gençosman, Gölpınarlı ve Şefik Can tarafından çevrilir. Mevlânâ'nın sözü şiiri bir hüner olarak küçümser ve saray şiirinden farkını gösterir. Nicholson'ın sorusu divanın en büyük tuhaflığını, şairin kendi adı yerine dostunun adını kullanmasını adlandırır. Gazelin üç beyti aynı düşünceyi basamak basamak kurar ve aşkı iradeden vazgeçmek olarak tanımlar; bu, şiir bütünlüğünün bir örneğidir.

Okuma

  • Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr, Farsçadan çev. Abdülbaki Gölpınarlı (I-VII, İstanbul 1957-1974) ya da Dîvân-ı Kebîr: Gül-deste (İstanbul 1955).
  • Mevlânâ, Rubâîler, çev. Abdülbaki Gölpınarlı (İstanbul 1964).
  • Tahsin Yazıcı, «Dîvân-ı Kebîr», TDV İslâm Ansiklopedisi.
  • Gölpınarlı çevirisinden bir gazel seçin ve beyitlerin sırasını değiştirmeyi deneyin. Anlam bozuluyor mu? Aynı denemeyi klasik bir divan şairinin gazeliyle yapın ve sonucu karşılaştırın.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: Konya'da bir medrese odası; bir müderris konuşur; sonra bir semâhanede dönen figürler, köşede hızla yazan kâtipler; bir gazelin sonunda başka bir adın belirmesi.
  • 1:10–1:50 Büyük soru: iki ad yan yana: «Celâleddin» soluklaşır, «Şems» parlar.
  • 1:50–3:20 Bağlam: Belh'ten Konya'ya uzanan bir yol; bir raf üzerinde Rûdekî, Senâî, Attâr adları ve yanlarına eklenen yeni bir cilt.
  • 3:20–5:40 Ana anlatı — Semâda söylenen şiir: dönen bir semazen; havada beliren beyitler kâtiplerin kâğıtlarına düşer; kâğıtlar yirmi bir renkli deftere ayrılır.
  • 5:40–7:40 Ana anlatı — Kendi adını değil, dostunun adını yazmak: bir gazelin son beytinde imza yerine başka bir ad; bir aynada iki yüz üst üste biner.
  • 7:40–9:50 Ana anlatı — Vezne sığmayan anlam: bir beyit zinciri; kısa ve uzun gazeller; Konya sokaklarında Farsça, Rumca, Türkçe konuşan insanlar; bir kalıbın kenarlarından taşan su.
  • 9:50–12:10 Metin anı: bir kalem yere bırakılır; 1898 tarihli bir kitap sayfası ve bir soru işareti; üç beyit basamak basamak yükselir.
  • 12:10–12:50 Cevap ve bağlantı: Gölpınarlı'nın ciltleri bir rafa dizilir.
  • 12:50–13:20 Kapanış kancası: Şiraz'da bir gül bahçesi; bir gezgin elindeki defteri açar.

Telaffuz

  • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: «mev-la-NA ce-la-led-Dİ-ni ru-Mİ»; Belh: «BELH»; Şems-i Tebrîzî: «şem-Sİ teb-ri-Zİ»; Sultan Veled: «sul-TAN ve-LED»; Selâhaddin: «se-la-had-DİN»; Hüsâmeddin Çelebi: «hü-sa-med-DİN çe-le-Bİ»; Hâmûş: «ha-MUŞ» (uzun a, u).
  • Dîvân-ı Kebîr: «di-va-NI ke-BİR»; Fîhi Mâ Fîh: «fi-Hİ MA FİH»; kâtib-i esrâr: «ka-ti-Bİ es-RAR»; semâ: «se-MA»; Fürûzanfer: «fü-ru-zan-FER»; Reynold A. Nicholson: «RE-nıld Nİ-kıl-sın»; Midhat Bahârî: «mid-HAT ba-ha-Rİ»; Reşat Öngören: «re-ŞAT ön-gö-REN»; Tahsin Yazıcı: «tah-SİN ya-zı-CI».